İçindekiler
Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu Nedir? (TCK 114)
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, bir kişiyi siyasi haklarını kullanmaya veya kullanmamaya cebir ya da tehditle zorlamak; ya da bir siyasi partinin faaliyetlerini engellemektir. Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) 114. maddesinde düzenlenen bu suç, demokratik düzenin temel taşı olan bireyin özgür siyasi iradesini koruma altına alır. Bir partiye üye olmaya zorlamaktan, seçilmiş bir görevden ayrılmaya mecbur bırakmaya kadar geniş bir alanı kapsar. Hakkınızda siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan bir soruşturma yürütülüyorsa veya bu durumdan mağdursanız, eylemin gerçekten bu suçu mu yoksa başka bir suçu mu (örneğin seçim mevzuatına ilişkin bir suçu) oluşturduğu büyük önem taşır; bu nedenle bir ceza avukatından destek almanız yerinde olur. Bu yazıda suçun unsurlarını, cezasını ve nitelikli hâllerini sade bir dille ele alıyoruz.
Bu suç, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Bölümün tamamına ilişkin genel bir bakış için Hürriyete Karşı Suçlar (TCK 106-124) rehberimize göz atabilirsiniz.
Yasal Düzenleme ve Korunan Değer
TCK 114 suçu iki ayrı fıkrada düzenler:
Birinci fıkra (TCK 114/1): Bir kimseyi; bir siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, partiden ya da parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla cebir veya tehdit kullanan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
İkinci fıkra (TCK 114/2): Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde ceza iki yıldan beş yıla kadar hapistir.
Korunan değer, Anayasa’nın 68. maddesinde güvence altına alınan parti kurma, partiye girme, partiden ayrılma ve siyasi partilerin faaliyetlerini sürdürme haklarıdır.
Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Unsurları
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Mağdur bakımından ise iki fıkrayı ayrı değerlendirmek gerekir. Birinci fıkranın mağduru “herkes” değildir: Siyasi hakları kullanma ehliyetine sahip kişi olması gerekir; yani genel olarak on sekiz yaşını doldurmuş, Türk vatandaşı olan ve siyasi hakları kullanmaktan yasaklı bulunmayan kişi mağdur olabilir. İkinci fıkranın mağduru ise tüzel kişiliğe sahip siyasi partilerdir.
Maddi Unsur (Fiil)
Birinci fıkra seçimlik hareketli bir suçtur ve maddede sayılan seçeneklerden birine yönelik cebir veya tehdit kullanılmasını gerektirir. Bu fıkrada bir netice aranmaz; yani mağdurun gerçekten partiden ayrılması ya da adaylıktan vazgeçmesi şart değildir. Zorlama amacıyla cebir veya tehdidin kullanılması, suçun tamamlanması için yeterlidir. Buna karşılık ikinci fıkrada netice aranır: Siyasi partinin faaliyetinin fiilen engellenmiş olması gerekir.
Manevi Unsur (Kast ve Özel Amaç)
Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ayrıca birinci fıkra bakımından failin yalnızca bilerek ve isteyerek hareket etmesi yetmez; cebir veya tehdidi, kişiyi siyasi hakkını kullanmaya ya da kullanmamaya zorlama amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir.
Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Cezası (2026)
Suçun cezası, birinci fıkrada bir yıldan üç yıla kadar, ikinci fıkrada iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Birinci fıkrada alt sınır bir yıl olduğundan, alt sınırdan ceza verilen hâllerde hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gündeme gelebilir. Ayrıca hükmolunan ceza iki yıl veya altında ise, koşulların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkündür. Bu kurumların somut dosyanızda uygulanıp uygulanmayacağı cezanın miktarına ve diğer şartlara bağlıdır.
Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Nitelikli Halleri (TCK 119 Ortak Hüküm)
TCK 114’te ayrı bir nitelikli hâl düzenlenmemiştir; cezayı artıran hâller, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünün ortak hükmü olan TCK 119’da yer alır. Buna göre suçun;
- silahla,
- kişinin kendisini tanınmayacak hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
- birden fazla kişi tarafından birlikte,
- var olan veya var sayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak,
- kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle
işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Kamu görevlisi açısından önemli ayrıntı şudur: Failin yalnızca kamu görevlisi olması yetmez; kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmış olması aranır. Ayrıca TCK 119/2 uyarınca, suç sırasında kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri gerçekleşirse, ayrıca kasten yaralama hükümleri de uygulanır. Kapsamlı savunma için İstanbul Ceza Avukatından destek alabilirsiniz.
Seçim Suçlarından (298 Sayılı Kanun) Farkı
Uygulamada sık yapılan bir hata, seçim dönemindeki bazı eylemlerin yanlışlıkla TCK 114 kapsamında değerlendirilmesidir. Oysa oy verme, oy sayımı, propaganda gibi doğrudan seçim sürecine ilişkin engellemeler büyük ölçüde 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle olayın niteliğine göre doğru kanunun uygulanması gerekir; aksi hâlde hatalı bir nitelendirme ve hak kaybı riski doğar.
Şikâyet, Uzlaştırma, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme
Şikâyet: Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Bu nedenle şikâyet süresi söz konusu değildir ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.
Uzlaştırma: Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Zamanaşımı: Dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır.
Görevli Mahkeme: Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme, hem temel hem de nitelikli hâllerde Asliye Ceza Mahkemesidir.
Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Siyasi Parti Bayrağını İndirmek “Siyasi Hakların Engellenmesi” Suçunu Oluşturmaz
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/426 E. – 2023/16499 K., 27.03.2023 T.
Kararın Özeti
Sanıklar, olay günü bir siyasi partiye ait sokaktaki veya bina önündeki bayrak ve flamaları elleriyle ve sopa yardımıyla çekerek yere düşürmüşlerdir. Asliye Ceza Mahkemesi, bu eylemi “Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi” suçu kapsamında değerlendirmiş, üstelik eylemin birden fazla kişiyle birlikte işlenmesini ağırlaştırıcı neden sayarak (TCK m.119/1-c) sanıklara 3 yıl 4 ay hapis cezası vermiştir. Karar, sanıklar ve bölge Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi; bayrak indirmenin “aktif bir siyasi parti faaliyeti” kesintisi yaratmadığı, dolayısıyla suçun maddi unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, TCK m.114’ün koruduğu hukuki yararı iki alt başlığa ayırarak somut olaydaki hukuki nitelendirme hatasını şu şekilde açıklamıştır:
- Bireysel vs. Kurumsal Siyasi Haklar: Maddenin birinci fıkrası, bireyin bir partiye üye olma, ayrılma veya aday olma gibi kişisel haklarını korur. İkinci fıkra ise siyasi partilerin kurumsal “faaliyet özgürlüğünü” koruma altına alır. Başka bir deyişle, cezalandırılabilen eylem, partinin tüzük ve mevzuata uygun olarak yürüttüğü somut bir çalışmanın engellenmesidir.
- Siyasi Parti Faaliyeti Kavramı: Siyasi partinin faaliyetinden kasıt; parti mitingleri, kongreleri, üye kayıt standı açılması, basın açıklamaları veya seçim propagandası gibi canlı, yürütülmekte olan aktif çalışmalardır.
- Maddi Unsurun Yokluğu: Sokakta veya sabit bir noktada asılı duran bayrak/flamaların indirilmesi eylemi gerçekleştirilirken, o esnada partililerce yürütülen aktif bir siyasi program ya da hakkın kullanımı mevcut değildir. Ortada engellenen canlı bir süreç bulunmadığı için TCK m.114/2 maddesindeki suçun yasal unsurları (tipiklik) oluşmamıştır.
Hukuki Değerlendirme & Pratik Sonuç
Bu karar, ceza hukukunda “Suç Vasfında Yanılgı” (Eylemin hangi suça uyduğunun yanlış belirlenmesi) durumuna harika bir örnektir. Sanıkların bir partinin bayrağını indirmesi/yırtması kuşkusuz hukuka aykırıdır ve sanıkların da temyiz dilekçesinde kabul ettiği üzere “Mala Zarar Verme” (TCK m.151) suçunu oluşturur. Mala zarar verme suçu takibi şikayete bağlı, uzlaşma kapsamında ve cezası çok daha hafif bir suçtur. Ancak yerel mahkeme, eylemi TCK m.114/2 ve m.119/1-c (Nitelikli siyasi hak engelleme) kapsamına sokarak sanıklara doğrudan 3 yılın üzerinde hapis cezası vermiştir. Yargıtay bu kararla, siyasi sembollere yönelik her vandalizm eyleminin, “siyasi hak ihlali” gibi çok ağır ve demokrasiyi doğrudan tehdit eden suç kategorisinde değerlendirilemeyeceğini netleştirmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/426 E. – 2023/16499 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibariyle 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ( 1412 sayılı kanun ) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanıklar hakkında siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası, aynı Kanun’un 119 uncu maddesinin birinci fıkrasının c bendi ve 62 inci maddesi uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanıkların temyiz isteğinin, siyasi faaliyetin engellenmesinin söz konusu olmadığına, eylemin mala zarar verme suçunu oluşturacağına, atılı suçun işlendiğine dair delil olmadığına, kararın bozulması gerektiğine vesaire ilişkin olduğu belirlenmiştir.
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin, olayda sanıkların gerçekleştirdikleri eylemin siyasi partiye ait bayrağın indirilmesi şeklinde gerçekleşmesi sebebiyle uygulanan madde kapsamında siyasi parti faaliyetlerinden olmadığı gözetilmeksizin kurulan hükümlerin sanıklar lehine bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay günü sanıkların … Partisi isimli partiye ait bayrak ve flamaları sopa yardımı ile ve elleri ile çekmek suretiyle yere düşürdükleri, böylece üzerine atılı suçu işledikleri Yerel Mahkemece kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanıkların ve O yer Cumhuriyet savcısının bozma sebebi dışındaki temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, Türk Ceza Kanunun’un 114 üncü maddesinde,
“(1) Bir kimseye karşı;
a)Bir siyasî partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasî partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasî partiden veya siyasî parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya,
b)Seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya, zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu ile korunmak istenen hukuki değer, birinci fıkra açısından, bir kimsenin bireysel olarak bir siyasi partiye girme veya girmeme, faaliyete katılma veya katılmama, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olma ve o görevden ayrılma iradesidir. Yani bireysel siyasi hakların kullanılması özgürlüğüdür. İkinci fıkra açısından ise, Anayasayla güvence altına alınan siyasi partilerin faaliyet özgürlüğüdür.
Suçun maddenin ikinci fıkrasındaki halinin maddi unsuru cebir veya tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, mevzuata uygun olarak kurulmuş bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesidir. Bu suçun oluşumu için birinci fıkradan farklı olarak hakkın kullanılmasının engellenmiş olması gerekir. Siyasi partinin faaliyetinden maksat, siyasi partilerin mevzuata ve tüzüklere uygun olarak gerçekleştirdikleri her türlü faaliyettir.
Suçun manevi unsuru, birinci fıkra açısından, bir kimseyi siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasi parti faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasi partiden veya siyasi parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla bilerek ve isteyerek cebir-tehdit icrasıdır. İkinci fıkra açısından ise failin belli bir saikle hareket etmesi gerekmez; fiilin bilerek ve isteyerek icrası yeterlidir.
Somut olayda, siyasi hakların kullanıldığı bir siyasi parti faaliyeti mevcut olmadığından sanıkların beraati yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıklar ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
27.03.2023 tarihinde karar verildi.
Miting Bittikten Sonra Gerçekleştirilen Taşlı Saldırı “Siyasi Hakların Engellenmesi” Suçunu Oluşturmaz
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/4691 E. – 2023/16751 K., 03.04.2023 T.
Kararın Özeti
Somut olayda, bir siyasi partinin düzenlediği mitingin yapıldığı gün sanık, miting alanı ve çevresine elinde taş ve sopalarla girmiş, mitinge giden/dönen kişi ve araçlara taş fırlatmıştır. Yerel mahkeme, eylemi “Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesine teşebbüs” (TCK m.114/2, 35) olarak nitelendirmiş ve sanığı 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırarak hakkında “ikinci kez mükerrirlere özgü” ağırlaştırılmış infaz rejimi uygulamıştır. Sanığın temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesi; eylemin miting bittikten sonra gerçekleştiğini, dolayısıyla o esnada engellenecek aktif bir siyasi parti faaliyeti kalmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle bozmuştur. Yargıtay ayrıca, sanık hakkında uygulanan tekerrür hükmünün de infaz hukuku yönünden hatalı olduğunu (kabule göre bozma) not etmiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, kararda TCK m.114/2 maddesinin sınırlarını zamansal (kronolojik) açıdan şu gerekçelerle çizmiştir:
- Siyasi Faaliyetin Zaman Sınırı: Siyasi partilerin faaliyet özgürlüğü Anayasal güvence altındadır ve TCK m.114/2 bu faaliyetlerin engellenmesini cezalandırır. Ancak bir faaliyetin “engellenmesi” veya “akamete uğratılması” için, o faaliyetin henüz başlamış, devam ediyor veya başlamak üzere olması gerekir.
- Kronolojik Uyumsuzluk (Tipiklik Eksikliği): Somut dosyada incelenen deliller ve tutanaklar, sanığın taşlama eylemini “miting bittikten sonra” gerçekleştirdiğini göstermektedir. Siyasi organizasyon (miting) resmi olarak nihayete erdiği için, hukuken korunan “aktif siyasi faaliyet” de o an için son bulmuştur. Biten bir faaliyete yönelik engelleme eylemi hukuken imkansızdır; suçun maddi unsuru oluşmamıştır.
- İnfaz Hukuku Hatası (İkinci Kez Tekerrür): Yargıtay, esastan bozma yapmakla birlikte yerel mahkemenin önemli bir usul hatasına daha değinmiştir. Bir sanık hakkında 5275 sayılı Kanun m.108/3 uyarınca “ikinci kez mükerrir” (koşullu salıverilmeden yararlanamayacak şekilde en ağır infaz rejimi) uygulanabilmesi için, tekerrüre esas alınan önceki sabıka ilamında da sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmış olması şarttır. İlk sabıkada tekerrür uygulanmadığı halde, bu dosyada sanığın ikinci kez mükerrir sayılması kanuna aykırıdır.
Hukuki Değerlendirme & Pratik Sonuç
Bu karar, ceza yargılamalarında “Olay Saat Tutanağı” ve “Kronolojik Haritalandırma” işlemlerinin ne kadar hayati olduğunu gösteren ders niteliğinde bir emsaldir. Sanığın miting dağılımında araçları taşlaması cezasız kalacak bir eylem değildir; bu eylem “Mala Zarar Verme (TCK m.151)”, “Kasten Yaralamaya Teşebbüs (TCK m.86/2, 35)” veya “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet” suçlarını pekala oluşturabilir. Ancak yerel mahkeme eylemin vecdine kapılarak sanığı en üst perdeden (Siyasi Hakların Engellenmesi) cezalandırmıştır. Yargıtay ise “Miting bittiyse, siyasi hak kullanımı bitmiştir; sonraki kavgalar genel suçlar kapsamında değerlendirilmelidir” diyerek sınır çekmiştir.
