Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu (TCK-114)

Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu

İçindekiler

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu Nedir? (TCK 114)

Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, bir kişiyi siyasi haklarını kullanmaya veya kullanmamaya cebir ya da tehditle zorlamak; ya da bir siyasi partinin faaliyetlerini engellemektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (yürürlük tarihi: 01.06.2005) 114. maddesinde düzenlenen bu suç, kişiyi zorlama şeklinde işlendiğinde bir yıldan üç yıla, siyasi partinin faaliyetlerini engelleme şeklinde işlendiğinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir ve demokratik düzenin temel taşı olan bireyin özgür siyasi iradesini koruma altına alır. Bir partiye üye olmaya zorlamaktan, seçilmiş bir görevden ayrılmaya mecbur bırakmaya kadar geniş bir alanı kapsar.

Bu suç, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Bölümün tamamına ilişkin genel bir bakış için Hürriyete Karşı Suçlar (TCK 106-124) rehberimize göz atabilirsiniz.

Yasal Düzenleme, Korunan Değer ve Tarihsel Arka Plan

TCK 114 suçu iki ayrı fıkrada düzenler:

Birinci fıkra (TCK 114/1): Bir kimseyi; bir siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, partiden ya da parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla cebir veya tehdit kullanan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

İkinci fıkra (TCK 114/2): Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde ceza iki yıldan beş yıla kadar hapistir.

Korunan değer, Türk Ceza Kanunu‘nun dayanağını oluşturan Anayasa’nın 68. maddesinde güvence altına alınan parti kurma, partiye girme, partiden ayrılma ve siyasi partilerin faaliyetlerini sürdürme haklarıdır.

Düzenlemenin tarihsel arka planı da güncel yargı kararlarında ayrıca vurgulanmıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/474 Esas, 2021/18678 Karar sayılı kararında, 5237 sayılı Kanun’un 114. maddesinin, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 174. maddesinden farklı olarak hangi hakların siyasi hak olarak nitelendirileceğini açıkça belirttiği, önceki düzenlemede “siyasi haklar” ibaresinin açıklanmadan bırakılması nedeniyle oluşan belirsizliğin bu şekilde ortadan kaldırıldığı belirtilmiştir. Aynı kararda, birinci fıkra açısından korunan değerin bireyin parti üyeliği, faaliyete katılım ve seçilmiş görevle ilgili bireysel iradesi; ikinci fıkra açısından ise Anayasa’yla güvence altına alınmış olan siyasi partilerin faaliyet özgürlüğü olduğu tekrar teyit edilmiştir.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Unsurları

Fail ve Mağdur

Suçun faili herkes olabilir; bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Mağdur bakımından ise iki fıkrayı ayrı değerlendirmek gerekir.

Birinci fıkranın mağduru “herkes” değildir: Siyasi hakları kullanma ehliyetine sahip kişi olması gerekir; yani genel olarak on sekiz yaşını doldurmuş, Türk vatandaşı olan, aktif kamu görevlisi olmayan (kamu görevlilerinin bazı siyasi hak kısıtlamaları bulunduğundan) ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet nedeniyle TCK m.53 kapsamında ya da 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu m.11’de sayılan suçlardan mahkûmiyet nedeniyle siyasi haklardan yasaklı bulunmayan kişi mağdur olabilir.

İkinci fıkranın mağduru ise tüzel kişiliğe sahip siyasi partilerdir; siyasi parti, 2820 sayılı Kanun m.8 uyarınca kuruluş bildiriminin İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzel kişilik kazanır ve TCK 114/2 bakımından mağdur sıfatını bu andan itibaren taşır — henüz seçime katılma yeterliliğini kazanmış olması şart değildir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2014/792 Esas, 2016/9880 Karar sayılı ve 12.05.2016 tarihli kararında, birinci fıkradaki mağdurun; on sekiz yaşını doldurmuş bir Türk vatandaşı olması, aktif kamu görevlisi olmaması ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet nedeniyle TCK m.53 kapsamında siyasi hakları kullanmaktan yasaklı olmaması gerektiği ders niteliğinde bir netlikle ortaya konulmuştur.

Maddi Unsur (Fiil)

Birinci fıkra seçimlik hareketli bir suçtur ve maddede sayılan seçeneklerden birine yönelik yalnızca cebir veya tehdit kullanılmasını gerektirir; bu yönüyle birinci fıkra bağlı hareketli bir suçtur. Bu fıkrada bir netice aranmaz; yani mağdurun gerçekten partiden ayrılması ya da adaylıktan vazgeçmesi şart değildir. Zorlama amacıyla cebir veya tehdidin kullanılması, suçun tamamlanması için yeterlidir. Buna karşılık ikinci fıkrada netice aranır: Siyasi partinin faaliyetinin fiilen engellenmiş olması gerekir. İkinci fıkra ayrıca cebir ve tehdidin yanında “hukuka aykırı başka bir davranışla” da işlenebilir; ancak bu ibare ceza hukukunun dar yorum ilkesine tabidir ve her rahatsız edici veya hoş karşılanmayan söz bu kapsama girmez.

Bu sınırın nerede çizildiği, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/4353 Esas, 2023/15730 Karar sayılı ve 07.03.2023 tarihli kararında somut biçimde açıklanmıştır. Kararda, pazar yerinde seçim broşürü dağıtan bir siyasi parti yöneticisine sanıkların yalnızca “burada broşür dağıtmak yasaktır” demesinin, içinde bir tehdit veya fiziki engelleme unsuru barındırmadığı sürece TCK 114/2 anlamında “hukuka aykırı bir davranış” sayılamayacağı; bu nedenle yerel mahkemenin CMK m.223/2-e (delil yetersizliği) gerekçesiyle verdiği beraat kararının, CMK m.223/2-a (yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması) gerekçesiyle düzeltilerek onanması gerektiği belirtilmiştir.

Maddi unsurun ikinci fıkra bakımından sınırlarını gösteren bir diğer nokta da “aktif faaliyet” şartıdır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/426 Esas, 2023/16499 Karar sayılı ve 27.03.2023 tarihli kararında, bir siyasi partiye ait sokaktaki bayrak ve flamaların indirilmesinin, o esnada yürütülmekte olan canlı bir siyasi parti faaliyetini (miting, kongre, üye kaydı, basın açıklaması gibi) kesintiye uğratmadığı sürece TCK 114/2 kapsamında değerlendirilemeyeceği; bu tür bir eylemin ancak koşulları varsa mala zarar verme suçunu oluşturabileceği vurgulanmıştır.

Aynı doğrultuda, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/4691 Esas, 2023/16751 Karar sayılı ve 03.04.2023 tarihli kararında da bir mitingin resmî olarak sona ermesinden sonra gerçekleştirilen taşlı saldırının, artık “engellenecek aktif bir siyasi faaliyet” kalmadığı için TCK 114/2’nin maddi unsurunu oluşturmadığına hükmedilmiştir; kararda ayrıca, sanık hakkında ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanabilmesi için tekerrüre esas alınan önceki mahkûmiyette de tekerrür hükümlerinin uygulanmış olması gerektiği, bu şart sağlanmadan ikinci kez mükerrir sayılmanın infaz hukuku yönünden hatalı olduğu ayrıca belirtilmiştir.

Bu iki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan pratik sonuç şudur: hem faaliyetin “biten” değil “devam eden veya başlamak üzere olan” bir faaliyet olması hem de failin davranışının bu faaliyeti bizzat kesintiye uğratması gerekir; aksi hâlde eylem, mala zarar verme (TCK m.151) veya kasten yaralamaya teşebbüs gibi başka bir suç tipine kayar.

Manevi Unsur (Kast ve Özel Amaç)

Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ayrıca birinci fıkra bakımından failin yalnızca bilerek ve isteyerek hareket etmesi yetmez; cebir veya tehdidi, kişiyi siyasi hakkını kullanmaya ya da kullanmamaya zorlama amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir (özel kast/saik). İkinci fıkra açısından ise failin belli bir saikle hareket etmesi aranmaz; fiilin bilerek ve isteyerek icrası yeterlidir.

Fıkralar arasındaki bu ayrım, aynı zamanda bir “sırf hareket suçu – neticeli suç” ayrımıdır ve aşağıdaki tabloda özetlenebilir:

KriterTCK 114/1TCK 114/2
Suç tipiSırf hareket suçu (tehlike suçu)Neticeli suç
Netice aranır mıHayır — cebir/tehdidin icrası yeterliEvet — faaliyetin fiilen engellenmesi şart
Hareket şekliYalnızca cebir veya tehditCebir, tehdit veya hukuka aykırı başka davranış
Manevi unsurGenel kast + özel amaç (zorlama saiki)Genel kast yeterli
MağdurGerçek kişi (siyasi hak ehliyeti olan)Tüzel kişi (siyasi parti)

Teşebbüs, İştirak ve Zincirleme Suç

TCK 114/1 esasen kendi içinde bir “zorlama” hareketini cezalandırdığından bilfiil bir teşebbüs suçu görünümündedir; buna rağmen fiilin kendisi de ayrıca teşebbüse elverişlidir. Örneğin bir tehdit mektubunun mağdura ulaşmadan ele geçirilmesi hâlinde, TCK m.35 uyarınca teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.

Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2018/1179 Esas, 2021/12046 Karar sayılı kararına konu olayda, iddianamede yağma suçundan TCK m.149/1-c’nin uygulanması talep edilmesine rağmen, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasında sanık için TCK’nın 114/2, 119/1-c ve 35. maddelerinin uygulanmasının istendiği; Yargıtayın da bu nitelendirmeyi (114/2, 119/1-c, 35. madde birlikte) hukuka uygun bularak mahkûmiyet hükmünü onadığı görülmektedir.

Bu karar aynı zamanda, bir olayın iddianame aşamasında yanlış suç tipiyle (yağma) nitelendirilse dahi yargılama sürecinde doğru suç tipine (siyasi hakların engellenmesi, teşebbüs aşamasında kalan hâliyle) dönülebildiğinin somut bir örneğidir.

İştirak bakımından TCK 114’te özel bir sınırlama yoktur; suça iştirak eden herkes, TCK m.37-41 hükümleri çerçevesinde fail veya şerik (azmettiren, yardım eden) olarak sorumlu tutulabilir. Bu husus, TCK m.119/1-c’nin “birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme” ağırlaştırıcı nedeniyle de doğrudan bağlantılıdır; ancak fiilin birden fazla kişi tarafından işlendiğinin kabulü için failler arasında fikir ve eylem birliği bulunduğunun somut delillerle ortaya konması gerekir — aksi hâlde, sanıklardan bir kısmının beraatinin kesinleşmesi diğer sanık hakkında TCK m.119/1-c uygulamasını hukuka aykırı hâle getirebilir.

Failin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, kısa aralıklarla birden fazla mağdura karşı fiili tekrarlaması hâlinde ise TCK m.43 (zincirleme suç) hükümleri devreye girer. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2014/792 Esas, 2016/9880 Karar sayılı ve 12.05.2016 tarihli kararında, bir yerel seçim adayını telefonla arayarak adaylıktan çekilmesi için tehdit eden failin, bundan yalnızca altı dakika sonra bir başka adayın yakınlarını arayıp aynı içerikte tehditte bulunmasının, tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği; bu nedenle sanığa iki ayrı ceza verilmeyip TCK m.43 uyarınca tek cezadan artırım yapılmasının isabetli olduğu kabul edilmiştir.

Aynı kararda, tehdidin mağdura ulaşıp adaylıktan vazgeçme sonucunu doğurup doğurmadığına bakılmaksızın suçun tamamlanmış sayılacağı da bir kez daha vurgulanmış; eylemin hedefinde doğrudan adayın kendisi değil de akrabalarının bulunmasının da suçun adaya karşı işlenmiş sayılmasına engel olmadığı kabul edilmiştir.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Cezası (2026)

Suçun cezası, birinci fıkrada bir yıldan üç yıla kadar, ikinci fıkrada iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Birinci fıkrada alt sınır bir yıl olduğundan, alt sınırdan ceza verilen hâllerde TCK m.50/1-a uyarınca hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gündeme gelebilir. Ayrıca hükmolunan ceza iki yıl veya altında ise, koşulların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkündür.

HAGB’de sanık, beş yıllık denetim süresini ihlal etmediği takdirde hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmayacak şekilde düşme kararı alırken; erteleme durumunda mahkûmiyet hükmü infaz edilmeden hukuki sonuçlarıyla birlikte varlığını sürdürür ve yalnızca cezanın infazı ertelenir. Bu kurumların somut dosyanızda uygulanıp uygulanmayacağı cezanın miktarına, sanığın geçmişine ve diğer şartlara bağlıdır.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Nitelikli Halleri (TCK 119 Ortak Hüküm)

TCK 114’te ayrı bir nitelikli hâl düzenlenmemiştir; cezayı artıran hâller, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünün ortak hükmü olan TCK 119’da yer alır. Buna göre suçun;

  1. silahla,
  2. kişinin kendisini tanınmayacak hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
  3. birden fazla kişi tarafından birlikte,
  4. var olan veya var sayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak,
  5. kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle

işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Bu nedenlerden birden fazlasının aynı olayda birlikte gerçekleşmesi (örneğin hem silahla hem de birden fazla kişi tarafından işlenme), tek başına cezanın ikinci kez artırılmasını gerektirmese de, TCK m.61 uyarınca temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde etkili bir ölçüt olarak dikkate alınır. Kamu görevlisi açısından önemli ayrıntı şudur: Failin yalnızca kamu görevlisi olması yetmez; kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmış olması aranır — bu durum, mağdurun kamu görevlisi olması nedeniyle TCK m.53 kapsamında birinci fıkranın mağduru olamaması ihtimaliyle karıştırılmamalıdır; biri failin sıfatına, diğeri mağdurun sıfatına ilişkindir.

Ayrıca TCK 119/2 uyarınca, suç sırasında kasten yaralamanın temel hâli bu suça bileşik suç olarak dahil olsa da, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri (örneğin bir duyu organı veya işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi) gerçekleşirse, ayrıca TCK m.87 hükümleri de uygulanır. Kapsamlı savunma için siyasi suçlar konusunda uzman bir İstanbul Ceza Avukatından destek alabilirsiniz.

Fiilin NiteliğiMaddeCeza
Kişiyi siyasi hakkını kullanmaya/kullanmamaya cebir veya tehditle zorlamaTCK 114/11 yıldan 3 yıla kadar hapis
Siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesiTCK 114/22 yıldan 5 yıla kadar hapis
Silahla, tanınmayacak hâle koyarak, birden fazla kişiyle, suç örgütü korkutuculuğundan yararlanarak veya kamu görevi nüfuzu kötüye kullanılarak işlenmesiTCK 119 (ortak hüküm)Ceza bir kat artırılır
Suç sırasında kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesiTCK 119/2 – TCK 87Ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır

Diğer Suçlarla İçtima ve Bileşik Suç İlişkisi

TCK 114’ün maddi unsurunu oluşturan cebir veya tehdit, suçun kurucu unsuru hâline geldiğinden, TCK m.42 uyarınca fail ayrıca ve bağımsız olarak tehdit (TCK m.106) veya basit kasten yaralama suçundan cezalandırılmaz; bu suçlar TCK 114’e bileşik suç olarak dahil olur. Ancak yukarıda belirtildiği gibi, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri bu bileşikliğin dışında kalır ve ayrıca cezalandırılır.

Buna karşılık, failin davranışı TCK 114’ün aradığı “aktif siyasi faaliyeti engelleme” niteliğini taşımıyorsa, olay tamamen başka bir suç tipine kayabilir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/426 Esas, 2023/16499 Karar sayılı kararında, sanıkların bir siyasi partiye ait bayrak ve flamaları indirmesi eyleminin, aktif bir faaliyeti kesintiye uğratmadığı için TCK 114/2’yi değil, sanıkların temyiz dilekçesinde de kabul ettiği üzere mala zarar verme suçunu (TCK m.151) oluşturabileceği; yerel mahkemenin bu “suç vasfında yanılgı” nedeniyle sanıklara doğrudan üç yılın üzerinde hapis cezası verdiği, oysa mala zarar verme suçunun takibinin şikâyete bağlı, uzlaşma kapsamında ve çok daha hafif cezalı bir suç olduğu vurgulanmıştır.

Benzer şekilde, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/4691 Esas, 2023/16751 Karar sayılı kararında da miting sonrası taşlama eyleminin “Mala Zarar Verme (TCK m.151)”, “Kasten Yaralamaya Teşebbüs (TCK m.86/2, 35)” veya 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlarını oluşturabileceği, ancak TCK 114/2 kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.

Doktrinde, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m.28-34 ile 298 sayılı Seçim Kanunu’nun bazı hükümlerinin, seçim veya toplantı/gösteri sürecine özgü engellemeler bakımından TCK 114’e göre özel norm sayılması gerektiği, bu ihtimalde fikri içtima kurallarının değil özel norm-genel norm ilişkisinin uygulanması gerektiği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Yargıtay uygulaması ise genellikle, olayın hem TCK 114 hem de özel kanun kapsamına girebildiği sınır durumlarda fikri içtima kuralları çerçevesinde daha ağır cezayı gerektiren hükmün uygulanması yönündedir.

Seçim Suçlarından (298 Sayılı Kanun) Farkı

Uygulamada sık yapılan bir hata, seçim dönemindeki bazı eylemlerin yanlışlıkla TCK 114 kapsamında değerlendirilmesidir. Oysa oy verme, oy sayımı, propaganda gibi doğrudan seçim sürecine ilişkin engellemeler büyük ölçüde 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da, özellikle propagandaya engel olmayı düzenleyen m.149 ve cebir ya da tehditle seçim hürriyetinin ihlalini düzenleyen m.151-152 hükümlerinde ayrıca düzenlenmiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2014/792 Esas, 2016/9880 Karar sayılı kararında da bu ilişki açıkça ortaya konmuş; siyasi hakların engellenmesi eylemi seçim dönemine denk gelirse 298 sayılı Kanun’daki özel suçların da gündeme gelebileceği, bu durumda fikri içtima kuralları uygulanarak hangi maddedeki ceza daha ağır ise sanığın o maddeden cezalandırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle olayın niteliğine göre doğru kanunun uygulanması gerekir; aksi hâlde hatalı bir nitelendirme ve hak kaybı riski doğar.

Şikâyet, Uzlaştırma, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

Şikâyet: Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Bu nedenle şikâyet süresi söz konusu değildir ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.

Uzlaştırma: Bu suç kural olarak uzlaştırma kapsamında değildir. Ancak fail, suç tarihinde çocuk (suça sürüklenen çocuk) ise bu kuralın istisnası devreye girer: CMK m.253/1-c uyarınca, suça sürüklenen çocuklar bakımından üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis cezasını gerektiren suçlar uzlaştırma kapsamındadır; TCK 114/1’in üst sınırı üç yıl olduğundan, fail suça sürüklenen çocuksa temel hâl uzlaştırmaya tabi olabilir.

Bu ayrımın önemi, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/474 Esas, 2021/18678 Karar sayılı kanun yararına bozma kararına konu olayda da görülmektedir; kararda, suça sürüklenen bir çocuğun TCK 114/2, 119/1-c, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca mahkûm edildiği, ancak kendisiyle birlikte aynı eylemi işlediği iddia edilen yaşı büyük sanıklar ile bir diğer suça sürüklenen çocuk hakkında verilen beraat kararlarının kesinleşmesi karşısında, TCK m.119/1-c’nin (“birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme”) tek başına kalan suça sürüklenen çocuğa uygulanmasının hukuka aykırı olduğu; bu nedenle kararın 5271 sayılı CMK m.309 uyarınca kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Zamanaşımı: Dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır. Bu süre, soruşturma veya kovuşturma başlatılmadan geçen süreyi ifade eder; hükmün kesinleşmesinden sonra cezanın infaz edilmesi gereken ceza zamanaşımı süresi ise TCK m.68 uyarınca ayrıca ve daha uzun olarak belirlenir, dolayısıyla dava zamanaşımı ile ceza (infaz) zamanaşımı birbirine karıştırılmamalıdır.

Görevli Mahkeme: Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme, hem temel hem de nitelikli hâllerde Asliye Ceza Mahkemesidir.

İspat, Kanun Yararına Bozma ve Yargılama Süreci

Soruşturma resen başlasa da, mağdurun elindeki somut deliller (tanık beyanı, olay yerini gösteren kamera kaydı, ses/görüntü kaydı, mesaj veya arama kayıtları) dosyanın seyrini doğrudan etkiler. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/474 Esas, 2021/18678 Karar sayılı kararında da mahkûmiyet, kamera görüntü tespit tutanağı ve bilirkişi raporuna dayandırılmış; sanığın seçim aracının önüne geçerek slogan attığı ve aracın geçişine engel olduğu bu somut delillerle ortaya konmuştur.

Kesinleşmiş hükümlerde hukuka aykırılığın ciddi boyutlara ulaşması hâlinde başvurulabilecek olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma (CMK m.309), Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2/29-56 Esas ve Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere yalnızca bariz hukuka aykırılık hâllerinde işletilebilir; hâkimin takdir alanına giren hususlar veya delil değerlendirmesindeki takdir yanılgıları bu yolla denetlenemez.

Yukarıda anılan 2021/474 Esas, 2021/18678 Karar sayılı kararda tam olarak böyle bir ayrım yapılmış; mahkemenin suçun oluştuğuna dair delil takdirinin kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı, ancak TCK m.119/1-c’nin hatalı uygulanmasının açık bir hukuka aykırılık olarak bozma konusu yapılabileceği kabul edilmiştir.

Doğru suç tipinin belirlenmesi de yargılamanın en kritik aşamasıdır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2018/1179 Esas, 2021/12046 Karar sayılı kararında, iddianamede yağma suçu (TCK m.149/1-c) isnadıyla açılan bir davada, yargılama ilerledikçe olayın aslında TCK 114/2, 119/1-c ve 35. maddeleri kapsamında siyasi hakların engellenmesi suçunu oluşturduğunun anlaşıldığı, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasını bu doğrultuda değiştirdiği ve sanık müdafiine mütalaaya karşı diyeceklerinin sorulduğu; bu usule uygun nitelendirme değişikliği sonrası verilen mahkûmiyet hükmünün Yargıtay tarafından onandığı görülmektedir. Güncel kararlar ve emsal içtihat, Yargıtay’ın kendi karar arama sisteminden (Yargıtay Kararları) takip edilebilir.

Anayasal Çerçeve ve Madde Başlığının Kapsamı

TCK 114’ün koruduğu haklar, Anayasa’nın ilgili maddeleriyle doğrudan bağlantılıdır: 114/1-a’daki parti üyeliği/faaliyete katılım/ayrılma özgürlüğü Anayasa m.68’de düzenlenen parti kurma ve partilere üye olma hakkına; 114/1-b’deki seçilmiş görevle ilgili irade Anayasa m.70’te düzenlenen kamu hizmetine girme hakkına; 114/2’deki partinin faaliyet özgürlüğü ise yine Anayasa m.68/3’te güvence altına alınan partilerin faaliyetlerini serbestçe sürdürmesi ilkesine dayanır.

Maddenin “siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi” şeklindeki genel başlığı ile madde metninin kapsamı arasında dikkat edilmesi gereken bir fark bulunmaktadır: madde metni yalnızca parti üyeliği/faaliyeti ve seçilmiş görevle ilgili hakları korumaktadır; dilekçe hakkı gibi diğer siyasi haklara yönelik engellemeler ise TCK’nın ayrı maddelerinde (örneğin dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi) düzenlenmiştir. Bu nedenle “siyasi hak” ibaresi geçen her olayda otomatik olarak TCK 114’ün uygulanacağı varsayılmamalı, önce hangi somut hakkın ihlal edildiği tespit edilmelidir.

Memuriyete ve Diğer Kamusal Haklara Etkisi

TCK 114’ten mahkûmiyet, hükmedilen cezanın miktarına göre memuriyet ve benzeri kamusal statüleri de etkileyebilir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.48 uyarınca, kasten işlenen bir suçtan bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olunması, devlet memuru olabilme şartlarından birinin kaybedilmesi anlamına gelir ve mevcut memurlar bakımından memuriyetin sona ermesi sonucunu doğurabilir; aday memurlar bakımından ise adaylığın sona erdirilmesi gündeme gelebilir. TCK 114/2’nin alt sınırının iki yıl olması nedeniyle bu fıkradan verilecek mahkûmiyetlerde bu risk özellikle güncelliğini korur.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu Değerlendirme

Görüldüğü üzere siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu (TCK 114), iki fıkrasının farklı yapısı, mağdur bakımından aradığı özel koşullar, teşebbüs-iştirak-içtima ilişkileri ve seçim mevzuatıyla sınırı nedeniyle teknik bir alandır. Eylemin birinci fıkra mı yoksa ikinci fıkra kapsamında mı değerlendirileceği, hatta bu suçu mu yoksa mala zarar verme, kasten yaralama ya da seçim mevzuatındaki bir suçu mu oluşturduğu, karşılaşacağınız sonucu kökten değiştirebilir.

Sık Sorulan Sorular

Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçunun cezası nedir?

Bir kişiyi siyasi hakkını kullanmaya veya kullanmamaya cebir ya da tehditle zorlamak 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasını (TCK 114/1); bir siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi ise 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını (TCK 114/2) gerektirir. Silahla, birden fazla kişiyle veya kamu görevi nüfuzu kötüye kullanılarak işlenmesi hâlinde (TCK 119) ceza bir kat artırılır.

Bu suç şikâyete tabi midir?

Hayır, şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.

Bu suçta zamanaşımı süresi ne kadardır?

Dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır.

TCK 114 ile seçim suçları (298 sayılı Kanun) arasındaki fark nedir?

Oy verme, oy sayımı, propaganda gibi doğrudan seçim sürecine ilişkin engellemeler büyük ölçüde 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da ayrıca düzenlenmiştir. TCK 114 ise parti üyeliği, parti faaliyetine katılma veya seçilmiş bir görevden ayrılmaya zorlama gibi siyasi hakların genel kullanımına yönelik engellemeleri kapsar; olayın niteliğine göre doğru kanunun uygulanması gerekir.

TCK 114/1’in mağduru herkes olabilir mi?

Hayır. Birinci fıkranın mağduru, siyasi hakları kullanma ehliyetine sahip kişidir; genel olarak on sekiz yaşını doldurmuş, Türk vatandaşı olan ve siyasi haklardan yasaklı bulunmayan kişi mağdur olabilir. İkinci fıkranın mağduru ise tüzel kişiliğe sahip siyasi partilerdir.

TCK 114/1’in oluşması için mağdurun gerçekten zorlanan davranışı yapması gerekir mi?

Hayır. Birinci fıkrada netice aranmaz; mağdurun gerçekten partiden ayrılması veya adaylıktan vazgeçmesi şart değildir, zorlama amacıyla cebir veya tehdidin kullanılması suçun tamamlanması için yeterlidir. İkinci fıkrada ise partinin faaliyetinin fiilen engellenmiş olması gerekir.

Bu suçta uzlaştırma uygulanır mı?

Hayır, bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.

Bu suçta görevli mahkeme hangisidir?

Hem temel hem de nitelikli hâllerde görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.

Bu suçta HAGB veya cezanın ertelenmesi mümkün müdür?

Hükmolunan ceza iki yıl veya altında ise, koşulların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) veya cezanın ertelenmesine karar verilebilir; birinci fıkranın alt sınırı bir yıl olduğundan bu imkân özellikle temel hâlde daha kolay gündeme gelebilir.

TCK 114/1’de hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir mi?

Birinci fıkrada alt sınır bir yıl olduğundan, alt sınırdan ceza verilen hâllerde hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gündeme gelebilir. Bu, somut dosyadaki ceza miktarına ve diğer şartlara bağlıdır.

Bu suça teşebbüs mümkün müdür?

Evet. TCK 114/1 esasen bir zorlama hareketini cezalandırsa da, bu hareketin kendisi ayrıca teşebbüse elverişlidir; failin icra hareketlerine başlayıp elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması hâlinde TCK m.35 uygulanabilir.

Bu suça iştirak halinde herkes fail sayılır mı?

Suça iştirak eden kişiler, TCK m.37-41 hükümleri çerçevesinde somut katkılarına göre fail veya şerik (azmettiren, yardım eden) olarak sorumlu tutulur; ancak “birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme” ağırlaştırıcı nedeninin (TCK 119/1-c) uygulanabilmesi için failler arasındaki fikir ve eylem birliğinin somut delillerle kanıtlanmış olması gerekir.

TCK 114 mahkûmiyeti memuriyeti etkiler mi?

Evet, etkileyebilir. 657 sayılı Kanun m.48 uyarınca, bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûmiyet devlet memuru olma şartlarından birinin kaybedilmesi sonucunu doğurabilir; TCK 114/2’nin alt sınırının iki yıl olması nedeniyle bu risk özellikle ikinci fıkra mahkûmiyetlerinde güncelliğini korur.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

2 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir