Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi (TCK m.83)

kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi bağcılar avukat sinan karabacak

Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi nedir? Hayata karşı suçlar bölümü altında yer alan TCK m.83, kişinin yükümlü olduğu bir davranışı hiç yapmaması sonucunda bir kişinin ölmesi hâlini, tıpkı elle öldürme gibi kasten öldürme olarak cezalandırır: mahkeme, somut olayın ağırlığına göre 10 yıldan 25 yıla kadar hapis cezasına hükmedebilir, cezada indirim yapıp yapmamak ise mahkemenin takdirindedir.

Ancak bu sorumluluk herkes için değil, yalnızca “garantör” sıfatını taşıyan — yani kanun, sözleşme veya önceden yarattığı tehlike nedeniyle bir başkasının hayatını koruma yükümlülüğü altında olan — kişiler için söz konusudur. Bu yazıda suçun unsurlarını, garantörlük yükümlülüğünün kaynaklarını, cezasını, uygulamanın en tartışmalı noktası olan olası kast–bilinçli taksir ayrımını, teşebbüs ve iştirak meselelerini ve konuya ilişkin çok sayıda Yargıtay kararını ele alıyoruz.

Madde Metni (TCK 83)

(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.

(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekir.

(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on beş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hâllerde ise on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.

Maddenin ilk fıkrası, failin ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün varlığını ve bu yükümlülüğe aykırı davranılmasını şart koşar. İkinci fıkra, ihmalin hangi durumlarda icrai davranışa eşdeğer sayılacağını sınırlı olarak gösterir: salt ahlaki bir yükümlülük yeterli değildir, hukuki bir yükümlülük gerekir. Üçüncü fıkra ise ihmal nedeniyle cezada indirim yapma konusunda mahkemeye takdir yetkisi tanır.

Suçun Unsurları

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesinin kabul edilebilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  1. Failin, mağdurun hayatını koruma konusunda hukuki bir yükümlülük altında olması (garantörlük sıfatı).
  2. Bu yükümlülüğe aykırı biçimde, yapması gereken icrai davranışı hiç veya gereği gibi yerine getirmemesi.
  3. Yükümlülük ihmali ile ölüm neticesi arasında nedensellik bağının bulunması.
  4. İhmalin, doğrudan icrai davranışla öldürmeye eşdeğer ağırlıkta olması (eşdeğerlik/denklik testi).
  5. Failin, en azından olası kastla, ölüm neticesini öngörüp kabullenmiş olması.

Korunan Hukuki Değer

Bu suçta korunan hukuki değer, kasten öldürmede olduğu gibi bireyin yaşam hakkıdır.

Fail ve Mağdur

Bu suçun faili herkes olamaz. Fail, icrai davranışta bulunma yükümlülüğü altında olan kişi, yani garantördür. Bu özellik, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesini bir özgü suç hâline getirir; garantör olmayan bir kimsenin ihmaliyle ölüm gerçekleşse bile bu kişi fail olarak sorumlu tutulamaz. Mağdur ise, garantörün korumakla yükümlü olduğu kişidir.

Fiil, Nedensellik Bağı ve Netice

Suçun fiil unsuru, yükümlülük ihlali yani ihmaldir; madde gerekçesinde ihmal, “kişiye belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün yüklendiği hâllerde bu yükümlülüğe uygun davranılmaması” olarak tanımlanır. Garantörün yapmakla yükümlü olduğu davranışı gerçekleştirmemesi sonucu ölüm meydana geliyorsa — yani “bu hareket yapılsaydı netice gerçekleşmezdi” çıkarımı yapılabiliyorsa — nedensellik bağı bulunur. Netice, ölümdür; failin sorumlu tutulabilmesi için yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması aranır.

Nedensellik bağının somutlaştığı ve failin sorumluluğunun sınırlarını gösteren bir örnek, mağdurun tek bir darbeyle yaralandığı bir olayda ortaya çıkmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2018/4306 Esas, 2019/506 Karar sayılı ilamında, mağdurun tek darbeyle yaralanıp öldüğü ve zamanında tıbbi müdahale yapılsaydı dahi kurtulmasının kesin olmadığı bir olayda, failin TCK m.83’ten değil, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamadan sorumlu tutulması gerektiğine hükmedilmiştir; çünkü tıbbi yardım sağlansaydı dahi ölümün önlenip önlenemeyeceği kesin olmayan hâllerde, ihmal ile netice arasındaki nedensellik bağı “kuşkuya yer bırakmayacak” kesinlikte kurulamamaktadır.

Eşdeğerlik (Denklik) Testi: İhmal Ne Zaman İcraya Eşittir?

TCK 83/1’in aradığı “eşdeğerlik”, uygulamada en çok atlanan unsurdur. Kanun, her yükümlülük ihmalini değil, yalnızca icrai davranışla öldürmeye ağırlık bakımından denk sayılabilecek ihmalleri cezalandırır. Öğreti ve uygulama, bu denkliği belirlerken şu ölçütlere bakar:

  • Failin mağdur üzerindeki fiilî egemenlik derecesi — mağdur, failin müdahalesi olmadan kendini koruyabilecek durumda mı, yoksa tamamen faile mi bağımlı?
  • İhmalin süresi ve yoğunluğu — tek seferlik bir gecikme mi, yoksa sürekli ve bilinçli bir kayıtsızlık mı?
  • Failin alternatif imkânları — yardım çağırmak, üçüncü kişiyi bilgilendirmek gibi daha az riskli seçenekler varken bunların da terk edilmiş olması.
  • Ölüm riskinin failin ihmali anında ne derece somut ve öngörülebilir olduğu.

Bu ölçütler tek tek değil, olayın bütünü içinde değerlendirilir; salt yükümlülüğün varlığı, otomatik olarak eşdeğerliği doğurmaz — mahkeme, ihmalin somut olayda icrai bir öldürme kadar ağır bir tehlike yarattığını ayrıca gerekçelendirmek zorundadır.

Garantörlük: Yükümlülüğün Kaynağı

İhmali davranışla öldürmeden söz edebilmek için failin, ölümü önleme konusunda hukuki bir koruma ve gözetim yükümlülüğü taşıması gerekir. Madde gerekçesine göre bu yükümlülüğün üç kaynağı vardır:

Kanun: Örneğin velayet ilişkisi gereği ana ve babanın çocukları üzerindeki koruma ve gözetim yükümlülüğü; çocukların ana-babalarına bakma yükümlülüğü. Bu kaynağın ilk kapsamlı içtihadı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/1-1570 Esas, 2013/339 Karar sayılı 05.07.2013 tarihli ilamıdır: Evde doğurduğu bebeği beze sararak boş bir arsaya bırakan ve bebeğin çürümüş hâlde bulunduğu olayda Kurul, annenin çocuk üzerinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 335-348. maddelerinden doğan kanuni koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunduğunu, dolayısıyla garantörlük sıfatının kanundan kaynaklandığını tespit etmiştir; kararda ayrıca gerçek ihmali suç ile garantörlük esasına dayanan gerçek olmayan ihmali suç ayrımı da netleştirilmiştir.

Kanundan doğan garantörlük, yalnızca aile içi ilişkilerle sınırlı değildir: kamu görevlilerinin mevzuattan doğan koruma yükümlülükleri de bu kapsama girebilir. Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2013/14549 Esas, 2015/17244 Karar sayılı ilamında, devriye sırasında yerde baygın yatan bir çocuğa Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu m.1’deki yükümlülüğünü ihmal ederek yardım etmeyen ve sağlık ekibi çağırmayan polis memurlarının eylemi, ölümün bu ihmale bağlı olduğunun kanıtlanması hâlinde TCK m.83 kapsamında değerlendirilebileceği ve davaya bakma görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu vurgulanmıştır.

Sözleşme: Koruma ve gözetim yükümlülüğünün iradi olarak üstlenilmesi (örneğin bir bakıcının, hemşirenin veya özel güvenlik görevlisinin sözleşmeyle yüklendiği yükümlülük). Sözleşmesel garantörlükte belirleyici olan, resmî bir sözleşmenin varlığı değil, failin fiilen koruma taahhüdünü üstlenmiş olmasıdır.

Öngelen tehlikeli fiil: Örneğin taksirle bir trafik kazasına yol açan kişinin, yaralananların tedavi edilmesini sağlama yükümlülüğü altına girmesi. Bu kaynağın sınırları, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2012/3814 Esas, 2014/3754 Karar sayılı ilamında çizilmiştir: Trafik kazasında hiçbir kusuru bulunmayan sürücü, öngelen tehlikeli bir davranışı olmadığından TCK m.83 garantörü sayılmaz; eylemi yalnızca yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunu (TCK m.98) oluşturur.

Buna karşılık, öngelen tehlikeli davranış bizzat failden kaynaklanıyorsa garantörlük doğar: Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2014/8603 Esas, 2014/14675 Karar sayılı ilamında, savunmasız bir yolcuyu güvenli biçimde taşımayarak düşmesine neden olan ve ardından ona yardım etmeyen şoförün, öngelen tehlikeli davranışı nedeniyle ölümü önleme yükümlülüğünü kasten yerine getirmediği ve TCK m.83 garantörü sayıldığı kabul edilmiştir.

Uygulamada garantörlük sıfatının hangi kaynaktan doğduğunun tespiti, çoğu zaman “failin somut olayda mağduru fiilen kontrol edip edemediği” sorusuyla iç içe geçer: örneğin bir bakım evi personeli sözleşmeden, bir hücre arkadaşının diğerine yönelik müdahalesi ise çoğunlukla öngelen tehlikeli fiilden doğan bir yükümlülük tartışmasına konu olur. Garantörlük sıfatının bulunup bulunmadığı, bu suçta sorumluluğun kapsamını belirleyen ilk ve en kritik tespittir.

Cezası (TCK 83/3)

Kısa cevap: İhmali davranışla kasten öldürmede ceza, kasten öldürmenin cezasından hareketle belirlenir; ancak ihmal nedeniyle indirilebilir.

  • Ağırlaştırılmış müebbet yerine 20-25 yıl hapis cezası,
  • Müebbet yerine 15-20 yıl hapis cezası,
  • Diğer hâllerde 10-15 yıl hapis cezası,

verilebileceği gibi, mahkeme indirim yapmayabilir de.

Cezada indirim bir zorunluluk değil, mahkemenin takdirine bırakılmış bir imkândır. Bu takdir yetkisinin nasıl kullanıldığını gösteren yakın tarihli bir örnek, göbek kordonu bağlanmadan bırakılan ve hipotermiden hayatını kaybeden bir bebek olayına ilişkindir:

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2023/2442 Esas, 2023/2428 Karar sayılı 05.07.2023 tarihli ilamında, göbek kordonunu kestikten sonra bağlamama ve bebeği beslememe biçimindeki ihmalin taksir değil kasten ihmali öldürme oluşturduğu kabul edilmiş; ihmalin ağırlığı ve garantörlük ilişkisinin yakınlığı (anne-çocuk) gerekçe gösterilerek, mahkemenin temel cezada alt sınırdan uzaklaşıp 20 yıl hapis cezası vermesi isabetli bulunmuştur. Bu karar, somut olayın koşullarının — ihmalin süresi, garantörlük ilişkisinin niteliği, mağdurun savunmasızlık derecesi — verilecek cezayı doğrudan etkilediğini göstermektedir.

Olası Kast, Bilinçli Taksir ve İhmali Davranış Ayrımı

Uygulamada en çok tartışılan mesele, ölümle sonuçlanan bir ihmalin kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi mi (TCK 83), olası kastla öldürme mi, yoksa taksirle öldürme mi (TCK 85) sayılacağıdır. Ayrım, failin manevi durumunda gizlidir:

  • Doğrudan kast: Failin ölüm sonucunu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi.
  • Olası kast: Failin ölümün gerçekleşebileceğini öngörmesi ve “olursa olsun” diyerek bu sonucu kabullenmesi. Netice muhakkak değil muhtemeldir; fail neticeyi engellemek için çaba göstermez.
  • Bilinçli taksir: Failin ölümü öngörmesi, ancak gerçekleşmeyeceğine güvenmesi. Olası kasttaki “kabullenme” yerine burada “olmaz” beklentisi vardır.

Bu ayrım, ihmali öldürmenin hangi maddeye gireceğini belirler. Madde gerekçesine göre, garantör ihmaliyle bir insanın ölebileceğini öngörmüşse olası kastla işlenmiş öldürme (TCK 83 kapsamında kasten öldürme) söz konusudur. Buna karşılık garantör, yükümlülüğe aykırı davrandığının bilincinde olduğu hâlde ölüm sonucunu objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak öngörmemişse, fiil artık TCK 83 değil, taksirle öldürme (TCK 85) sayılır. Dolayısıyla TCK 83 kapsamındaki ihmali öldürme, doğrudan veya olası kastla işlenebilen bir suçtur; salt özen ihlali hâlinde nitelendirme taksire kayar.

Bu ayrımın somut bir olayda nasıl yapıldığını gösteren önemli bir Ceza Genel Kurulu kararı şu olaya ilişkindir: Akli dengesi yerinde olmayan, bakıma muhtaç yaşlı bir kadın, oğlu (sanık) tarafından aralarındaki tartışmanın ardından gece saatlerinde ıssız bir taş ocağı bölgesine “ölmesi için” yalnız bırakılmış; kadın daha sonra yakındaki baraj gölünde suda boğularak ölü bulunmuştur.

Aynı olay üç farklı biçimde nitelendirilmiştir: yerel mahkeme taksirle öldürme (TCK 85) uygulamış; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ölüm neticesini doğuran hareket bizzat sanıktan sadır olmadığı gerekçesiyle kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesini (TCK 83) savunmuş; Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2020/265 Esas, 2022/503 Karar sayılı ilamında, anneyi ölümün muhtemel olduğu bir ortama “ölmesi için” bırakmayı pasif bir ihmal değil, ölüm sonucunu kabullenerek gerçekleştirilen aktif bir risk yaratma (icrai) davranışı olarak değerlendirip olası kastla öldürmeye hükmetmiştir.

Çıkarılacak ilke: İhmali ile icrai davranış ayrımı yalnızca hareketin türüne göre değil, failin neticeyle kurduğu ilişkiye göre yapılır. Bir kişiyi ölüm tehlikesi bulunan bir ortama bırakmak, koşullara göre icrai bir davranış sayılabilir; olası kast ile bilinçli taksir arasındaki sınırda ise belirleyici olan, failin neticeyi kabullenip kabullenmediğidir.

“Muhakkak” ve “muhtemel” netice arasındaki bu sınır, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/161 Esas, 2015/493 Karar sayılı 08.12.2015 tarihli ilamında ayrıntılı biçimde tartışılmıştır. Olayda, doğuştan akciğer iltihabı bulunan bir bebek, göbek kordonu bağlanmadan annesi tarafından bir çalılığa bırakılmış; bebek canlı bulunup hastaneye götürülmesine rağmen ertesi gün ölmüş, adli tıp raporuna göre ölümde hem hastalığın hem terkin payı bulunduğu tespit edilmiştir.

Kurul çoğunluğu, ölümün “muhakkak” değil “muhtemel” olduğu ve bebeğin bulunma ihtimalinin gerçekten var olduğu gerekçesiyle olayı olası kastla öldürme (TCK 21/2) olarak nitelendirmiş; kararda çok sayıda karşı oy yazılmıştır — bir grup üye eylemin terk ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç (TCK 97/2) sayılması gerektiğini, geniş bir üye grubu ise ihmali davranışla kasten öldürme (TCK 83) hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunmuştur. Bu karar, “netice muhakkak mı muhtemel mi” testinin, TCK 82, 83 ve 97/2 arasındaki sınırı çizen en belirleyici ölçüt olduğunu göstermektedir.

Buna karşılık, failin garantörlük yükümlülüğünü bilerek ve kasten ihmal ettiği, ancak bunu taksir olarak nitelendiren yerel mahkeme kararlarının bozulduğu örnekler de vardır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2019/3783 Esas, 2021/511 Karar sayılı 21.01.2021 tarihli ilamında, altı aylık bir bebeğin beslenme yetersizliği nedeniyle kaşeksi ve dehidratasyon sonucu ölmesine neden olan anne ve birlikte yaşadığı kişi hakkında yerel mahkemenin taksirle öldürme hükmü kurması, garantörlük yükümlülüğünün bilerek ihmal edildiği gerekçesiyle bozulmuş ve TCK 83’ün uygulanması gerektiğine hükmedilmiştir.

Son olarak, bir eylemin ihmali değil doğrudan icrai bir öldürme sayılabileceği sınır durumlarına da dikkat çekmek gerekir. Yeni doğan bebeğin terkiyle ilgili olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2020/164 Esas, 2020/239 Karar sayılı ilamında, garantör annenin hiçbir ihtiyacını karşılayamayan yeni doğmuş bebeği ıssız bir yere ölüme terk etmesinin ihmali değil, doğrudan kasıtla ve icrai bir davranışla işlenmiş kasten öldürme sayılacağı kabul edilmiştir.

Benzer biçimde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2020/466 Esas, 2022/709 Karar sayılı 09.11.2022 tarihli ilamında, iki günlük bebeğini ıssız ve ağaçlık bir bölgede bırakan ve cesedin hiç bulunamadığı bir olayda Kurul, bebekten kurtulma amacıyla onu ıssız bir yere götürüp ölüme terk etme eyleminin ihmali bir hareket olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığına, eylemin doğrudan kasıtla icrai bir öldürme oluşturduğuna hükmetmiştir; kararda iki üye ise cesedin bulunamaması nedeniyle şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği yalnızca teşebbüsten sorumluluk kurulabileceği yönünde karşı oy kullanmıştır.

Bu iki karar birlikte okunduğunda, “taşıyıp bırakma” fiilinin ne zaman ihmali (TCK 83), ne zaman doğrudan icrai (TCK 81/82) sayılacağının, failin bebeği tamamen çaresiz ve ölüme mahkûm bir konuma bilerek ve isteyerek getirip getirmediğine bağlı olduğu görülmektedir. Bir ceza soruşturmasıyla karşılaştığınızda hayata karşı suçlarda İstanbul’da ceza avukatı desteğinin neden önemli olduğunu sayfamızda açıkladık.

İhmali Öldürme ile Terk Suçu (TCK 97) Arasındaki Sınır

TCK 83 ile karıştırılan bir diğer hüküm, çocuğu veya bedeni ya da ruhi hastalık, hâlde acizlik nedeniyle kendini idare edemeyecek durumdaki kişiyi terk eden failin sorumluluğunu düzenleyen ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli ölümle sonuçlanabilen TCK 97’dir. Bu iki hüküm arasındaki sınır, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/986 Esas, 2018/102 Karar sayılı 20.03.2018 tarihli ilamında somutlaştırılmıştır.

Olayda anne, göbek kordonu kesilmemiş, çıplak ve kış gecesinde bir çöp konteynerine bıraktığı bebeği; bebek, temizlik işçileri tarafından son anda kurtarılmış ve on iki gün süren yoğun bakım tedavisi sonunda hayatta kalmıştır. Kurul, savunma sistemi son derece zayıf olan yeni doğmuş bir bebeği bu koşullarda çöp konteynerine bırakan sanığın asıl amacının terk olmadığını, ölüm neticesinin neredeyse muhakkak gerçekleşeceği bir ortam yaratıldığını belirterek olayı TCK 97 (terk) değil, kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirmiştir; kararda bir üye aynı sonuca farklı gerekçeyle katılırken, bir başka üye eylemin ihmali davranışla öldürmeye teşebbüs (TCK 83 ve TCK 35 birlikte) sayılması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.

Buradan çıkan pratik ölçüt şudur: Fail, mağduru yalnızca korumasız bırakıyor ancak ölüm riskini kabullenmiyorsa TCK 97 uygulanır; mağduru, ölümün neredeyse kaçınılmaz olacağı bir ortama bilerek ve isteyerek yerleştiriyorsa, nitelendirme kasten öldürmeye (teşebbüs dahil) kayar.

Nitelikli Haller

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, kasten öldürmenin bir görünüş biçimi olduğundan, kasten öldürmenin nitelikli hallerini düzenleyen TCK m.82’nin bu suç bakımından da uygulanabileceği kabul edilir. Örneğin mağdurun çocuk ya da kendini savunamayacak durumda bir kişi olması, cezayı ağırlaştırır. Bu durumda mahkeme, hem TCK 82’deki nitelikli hâlin ağırlaştırıcı etkisini hem de TCK 83/3’ün tanıdığı indirim imkânını birlikte değerlendirerek somut cezayı belirler.

Özel Görünüş Biçimleri: Teşebbüs ve İştirak

Teşebbüs

İhmali suçlarda teşebbüsün mümkün olup olmadığı, öğretide uzun süredir tartışmalıdır; çünkü TCK m.35 teşebbüs için “icraya başlama” ifadesini kullanır ve bir “yapmama”nın nasıl “başlanmış” sayılacağı tartışmaya açıktır. Bu tartışma, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2020/382 Esas, 2022/345 Karar sayılı 11.05.2022 tarihli ilamında geniş biçimde ele alınmıştır. Olayda sanık, internetten tanıştığı bir kadını ve altı yaşındaki oğlunu ormanlık bir alana götürmüş, kadını öldürüp eşyalarını gasp ettikten sonra çocuğu, kış şartlarında ıssız ormanda baygın hâldeki annesinin yanında bırakmış; çocuk, saatler sonra avcılar tarafından donmak üzereyken kurtarılmıştır.

Kurul, kararında ihmal suretiyle icra suçlarına teşebbüsün mümkün olup olmadığına ilişkin öğretideki görüşleri kapsamlı biçimde aktarmış ve sonuç olarak, sanığın çocuğa karşı önceden garantörlük yükümlülüğü doğuracak biçimde ispatlanmış bir “öngelen tehlikeli davranışı” bulunmadığı gerekçesiyle olayı TCK 83’e teşebbüs değil, ihmali davranışla neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu olarak nitelendirmiştir; bir üye ise ihmal suretiyle öldürmeye teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.

Bu karardan çıkan sonuç şudur: İhmali suçlara teşebbüsün mümkün olup olmadığı sorusundan önce, failin somut olayda gerçekten garantör sıfatını taşıyıp taşımadığının kanıtlanması gerekir; garantörlük ispatlanamıyorsa teşebbüs tartışması dahi gündeme gelmez.

Bu genel çerçevenin yanı sıra, teşebbüs ile daha hafif bir suç arasındaki sınırın nasıl çizildiğini gösteren bir başka karar da Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2019/2477 Esas, 2020/258 Karar sayılı ilamıdır; kararda, yasal unsurları oluşmayan bir olayda ihmali davranışla öldürmeye teşebbüs yerine, somut olay koşullarına uygun düşen ihmali davranışla yaralama hükümlerinin uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.

İştirak

Garantör sıfatındaki birden çok kişinin (örneğin anne ve babanın) yükümlü oldukları davranıştan kaçınması hâlinde bu kişiler müşterek fail olur. Ayrıca bu suça azmettiren veya yardım eden olarak da iştirak mümkündür. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2014/1428 Esas, 2014/3654 Karar sayılı ilamında, ihmali davranışla öldürmeye şerik olarak katılmanın mümkün olduğu ve şeriklerin — garantör olan asıl faile göre daha hafif konumda olsa da — ayrıca neticeyi önleme yükümlülüğü taşımasının gerekmediği kabul edilmiştir.

Uygulamada bu durum sıklıkla, bir ebeveynin ihmalini bilen ve buna göz yuman diğer ebeveynin veya aile büyüklerinin durumunda karşımıza çıkar; bu kişilerin ayrıca kendi başlarına bir garantörlük yükümlülüğü taşımaları koşuluyla müşterek faillik, taşımıyor ancak fiilden haberdar olup engellemedikleri durumlarda ise şeriklik gündeme gelebilir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Seçenek Yaptırımlar

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık tarafından re’sen soruşturulur ve herhangi bir şikâyet süresi yoktur. Suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Cezanın ağırlığı nedeniyle adli para cezası, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ve cezanın ertelenmesi gibi seçenek yaptırımların bu suç bakımından uygulanmayacağı kabul edilir.

Görevli Mahkeme

Kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleştirilmesi suçunda görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesidir.

TCK 83’ün Benzer Hükümlerle Karşılaştırılması

Uygulamada TCK 83, birbirine yakın görünen dört farklı hükümle sıklıkla karıştırılır. Aşağıdaki tablo, temel ayrım noktalarını özetlemektedir:

HükümDavranış TürüFailManevi Unsur
TCK 81/82 – Kasten öldürmeİcrai (doğrudan bir hareketle öldürme)HerkesDoğrudan veya olası kast
TCK 83 – İhmali davranışla öldürmeİhmali, ancak icraya eşdeğer ağırlıktaYalnızca garantörDoğrudan veya olası kast
TCK 85 – Taksirle öldürmeİcrai veya ihmaliHerkes (garantör olması şart değil)Taksir (öngörememe veya öngörüp güvenme)
TCK 98 – Yardım/bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemeİhmaliHerkes (garantörlük aranmaz)Kast, ancak ölüm neticesi aranmaz

Sık Sorulan Sorular

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunun cezası nedir?

TCK 83/3 uyarınca, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 20-25 yıl, müebbet hapis cezası yerine 15-20 yıl, diğer hâllerde 10-15 yıl hapis cezasına hükmedilebilir; mahkeme cezada indirim yapmama yetkisine de sahiptir.

TCK 83 kapsamında kim “garantör” sayılır?

Garantör, mağdurun hayatını koruma konusunda kanundan (örneğin velayet), sözleşmeden (örneğin bakıcılık sözleşmesi) veya kendi önceden gerçekleştirdiği tehlikeli bir davranıştan (örneğin kusurlu bir kazaya sebep olmak) doğan hukuki bir yükümlülük altında olan kişidir.

Her ihmal, kasten öldürme sayılır mı?

Hayır. İhmalin, icrai bir öldürme davranışına ağırlık bakımından eşdeğer (denk) olması gerekir; ayrıca failin en azından olası kastla ölüm neticesini öngörüp kabullenmiş olması aranır. Salt dikkatsizlik veya özensizlikten kaynaklanan ihmaller taksirle öldürme (TCK 85) kapsamında kalır.

Trafik kazasına kusursuz karışan sürücü, yaralıya yardım etmezse TCK 83’ten mi sorumlu olur?

Hayır. Kusursuz sürücünün öngelen tehlikeli bir davranışı bulunmadığından garantörlük sıfatı doğmaz; sorumluluğu, yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçu (TCK 98) ile sınırlı kalır.

Kaza yapan ve kusuru bulunan sürücü, yaralıyı bırakıp giderse ne olur?

Kusuruyla tehlikeli bir durum yaratan sürücü, bu öngelen tehlikeli fiil nedeniyle garantör sayılabilir; yaralıya yardım etmeyip ölüme neden olması hâlinde TCK 83 kapsamında sorumluluğu gündeme gelebilir.

Yeni doğan bebeğini ıssız bir yere bırakıp giden anne, TCK 83’ten mi sorumlu olur?

Genellikle hayır. Yargıtay içtihadına göre, hiçbir ihtiyacını karşılayamayan bir bebeği bilerek ve isteyerek ölümün neredeyse kaçınılmaz olacağı bir ortama bırakmak, ihmali değil doğrudan icrai bir kasten öldürme (TCK 81/82) veya koşullarına göre teşebbüs olarak nitelendirilir.

TCK 83 ile terk suçu (TCK 97) arasındaki fark nedir?

Terk suçunda fail, mağduru korumasız bırakır ancak ölüm riskini kabullenmemiştir; ölüm neticesinin neredeyse kaçınılmaz olacağı bir ortam bilerek yaratılmışsa nitelendirme kasten öldürmeye (TCK 83 veya teşebbüsüne) kayar.

İhmali davranışla öldürmeye teşebbüs mümkün müdür?

Öğretide tartışmalı olmakla birlikte, bu suç neticeli bir suç olduğundan teşebbüsün mümkün olduğu kabul edilmektedir; ancak Yargıtay uygulamasında, teşebbüsten söz edilebilmesi için failin garantörlük sıfatının önce kesin biçimde ispatlanması aranır.

Birden fazla garantörün aynı anda ihmalde bulunması hâlinde sorumluluk nasıl paylaşılır?

Örneğin anne ve babanın birlikte ihmali hâlinde her ikisi de müşterek fail sayılır. Garantör olmayan ancak fiilden haberdar olup engellemeyen kişiler ise şerik (azmettiren veya yardım eden) olarak sorumlu tutulabilir; şeriklerin ayrıca kendi başlarına bir önleme yükümlülüğü taşıması gerekmez.

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunda uzlaşma veya erteleme uygulanabilir mi?

Hayır. Suç şikâyete ve uzlaştırmaya tabi değildir; cezanın ağırlığı nedeniyle adli para cezası, HAGB ve cezanın ertelenmesi gibi seçenek yaptırımlar da uygulanmaz.

Bu suçta görevli mahkeme hangisidir?

Ağır Ceza Mahkemesi görevlidir.

Failin ölümü öngörmesi ama gerçekleşmeyeceğine güvenmesi durumunda nitelendirme ne olur?

Bu durum bilinçli taksir olarak değerlendirilir ve fiil TCK 83 değil, taksirle öldürme (TCK 85) kapsamında incelenir; TCK 83’ün uygulanabilmesi için failin neticeyi öngörüp kabullenmiş olması (en az olası kast) gerekir.

Bu tablodan çıkan en kritik sonuç, TCK 83 ile TCK 98 arasındaki farkın garantörlük sıfatında düğümlenmesidir: garantör olmayan bir kişi, yardıma muhtaç birine yardım etmez ve o kişi ölürse, sorumluluğu TCK 98’de kalır; garantör olan kişi aynı şekilde davranırsa sorumluluğu TCK 83’e taşınabilir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

4 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir