İçindekiler
Güveni Kötüye Kullanma Suçu (TCK 155) ve Cezası
Güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere kendisine rızayla teslim edilmiş bir malı, teslim amacının dışında kullanan veya bu teslimi inkâr eden kişiyi cezalandıran ve Türk Ceza Kanunu‘nun 155. maddesinde düzenlenen, malvarlığına karşı suçlar kategorisinde yer alan bir suçtur.
Suçun temel hâli altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasını gerektirirken; failin, malı meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi ya da başkasının mallarını idare etme yetkisi nedeniyle teslim almış olması hâlinde ceza bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasına çıkmaktadır. Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması durumunda ise 7571 sayılı Kanun ile 24.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme gereğince bu cezalar bir kat artırılarak uygulanır. Bu yazıda suçun unsurları, hırsızlık ve dolandırıcılıktan farkı, nitelikli hâlleri, zamanaşımı süresi, etkin pişmanlık ve şikâyet/uzlaştırma koşulları, faillik-iştirak sorunları ile emsal Yargıtay kararları ışığında ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.
Korunan Hukuki Değer
Güveni kötüye kullanma suçunda korunan temel değer kişinin mülkiyet hakkı ve malvarlığıdır. Bununla birlikte suçun temelinde, malı teslim eden kişi ile malı teslim alan kişi (fail) arasındaki güven ilişkisi yatar. Mal, faile rızayla ve belirli bir hukuki ilişki (sözleşme) çerçevesinde teslim edilmiştir; kanun koyucu, bu güvenin kötüye kullanılarak mal üzerinde haksız tasarrufta bulunulmasını cezalandırmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/1074 E., 2020/96 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, güveni kötüye kullanma suçunun temelini oluşturan zilyetlik devri; kira, ariyet, karz, vedia, istisna, vekâlet, kefalet, hizmet veya rehin sözleşmesi gibi çok çeşitli hukuki ilişkilerden doğabilir.
Suçun Unsurları
Fail
Bu suçun faili, malın zilyetliğini (fiilî hâkimiyetini) muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere kendisine devredilmiş olan kişidir. Herkes bu suçu işleyemez; suç, failin önceden mal ile arasında özel bir hukuki ilişki (sözleşme) bulunmasını gerektirdiğinden özgü suç niteliğindedir.
Mağdur
Suçun mağduru, malın maliki ya da zilyetliği faile devreden kişidir. Zilyetliği devreden kişi ile malın maliki farklı kişiler olabilir; önemli olan zilyetliğin fer’i zilyet sıfatıyla faile geçmiş olmasıdır.
Suçun Konusu
Suçun konusu, başkasına ait olup muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği faile devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz maldır. En kritik nokta, malın faile rızayla ve tam olarak teslim edilmiş olmasıdır; bu unsur, güveni kötüye kullanmayı hırsızlıktan ayıran temel özelliktir.
Ancak her elden ele geçiş, “zilyetlik devri” sayılmaz. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2015/7374 E., 2018/3929 K. sayılı kararında, katılanın cep telefonunu yalnızca 3G uygulaması yüklenmesi amacıyla kısa süreliğine tamirci sanığa vermesi olayında, taraflar arasında zilyetliğin tesisine dair geçerli bir sözleşme bulunmadığı ve katılanın zilyetliği devretme iradesi taşımadığı gerekçesiyle güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığına hükmedilmiştir. Karar, suçun oluşabilmesi için iki koşulun birlikte arandığını ortaya koymaktadır: mülkiyet sahibi ile fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunması ve zilyetliğin faile tam olarak devredilmiş olması. Bir eşyanın kısa süreli, gözetim altında veya yalnızca belirli bir teknik işlem için elden verilmesi, bu anlamda “tevdi ve teslim” sayılmaz.
Maddi Unsur (Hareket)
Suçun maddi unsuru seçimlik hareketli olarak düzenlenmiştir. Fail şu hareketlerden birini gerçekleştirdiğinde suç oluşur:
- Kendisine teslim edilen mal üzerinde, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunma (emanet edilen malı satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi, bozması veya benzer şekillerde malikmiş gibi davranması)
- Malın kendisine teslim edildiği olgusunu inkâr etme
Manevi Unsur (Kast)
Güveni kötüye kullanma suçu yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, teslim amacı dışında tasarrufta bulunma veya teslimi inkâr etme bilinciyle ve kendisi ya da başkası lehine yarar sağlama amacıyla hareket etmesi aranır.
Güveni Kötüye Kullanma ile Hırsızlık ve Dolandırıcılığın Farkı
Hırsızlıktan Farkı
Hırsızlık suçunda mal, zilyedin rızası olmadan, gizlice alınır. Güveni kötüye kullanmada ise mal, faile zaten rızayla ve bir güven ilişkisi çerçevesinde teslim edilmiştir; fail bu teslimden sonra haksız tasarrufta bulunur. Yani hırsızlıkta zilyetliğin ele geçirilmesi hukuka aykırıyken, güveni kötüye kullanmada zilyetliğin ele geçirilmesi hukuka uygundur, hukuka aykırılık sonradan ortaya çıkar.
Dolandırıcılıktan Farkı
Dolandırıcılık suçu ile güveni kötüye kullanma arasındaki ayrım, uygulamada en sık karıştırılan konulardan biridir ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/753 E., 2017/468 K. sayılı kararında ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Kararda, bir şirket yöneticisinin şirketle arasındaki ilişkinin vekâlet veya hizmet sözleşmesine dayandığı; yöneticinin kendisine emanet edilen şirket malvarlığı üzerinde tevdi amacına aykırı tasarrufta bulunduktan sonra bunun ortaya çıkmaması için hileli işlemlere başvurmasının dolandırıcılık suçunu değil, güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı vurgulanmıştır. Ayırımın üç temel ölçütü şöyledir:
- İradenin sakatlanması bakımından: Dolandırıcılıkta malın teslimi hileyle sakatlanmış bir iradeye dayanırken, güveni kötüye kullanmada teslim özgür iradeyle gerçekleşir.
- Kastın zamanı bakımından: Dolandırıcılıkta fail baştan itibaren aldatma kastıyla hareket ederken, güveni kötüye kullanmada haksız yararlanma kastı teslimden sonra doğar.
- Suçun tamamlanma anı bakımından: Dolandırıcılık, hileli davranışla çıkarın sağlandığı anda tamamlanırken; güveni kötüye kullanma, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunma veya inkâr anında tamamlanır.
TCK 155, TCK 156 ve TCK 158 Karşılaştırması
Güveni kötüye kullanma suçu, malvarlığına karşı işlenen ve mal üzerindeki tasarruf yetkisinin kötüye kullanılmasına dayanan diğer suç tipleriyle sıklıkla karıştırılmaktadır. Aşağıdaki tablo, uygulamada en çok karışan üç maddeyi ayırt etmeye yardımcı olur:
| Madde | Suç | Malın ele geçiriliş biçimi | Ayırt edici unsur |
|---|---|---|---|
| TCK 155 | Güveni kötüye kullanma | Sözleşmeye dayalı, rızayla ve tam zilyetlik devriyle | Teslimden sonra amaç dışı tasarruf veya inkâr |
| TCK 156 | Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde tasarruf | Rıza ve sözleşme olmaksızın, kaybolma veya hata sonucu | Mal sahibiyle hiçbir sözleşme ilişkisi yoktur |
| TCK 158 | Nitelikli dolandırıcılık | Hileli davranışla, baştan itibaren aldatma kastıyla | Teslimden önce hile ve aldatılmış irade |
Suçun Cezası ve Nitelikli Halleri
Temel Hal
Başkasına ait olup da muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır (TCK m.155/1).
Meslek, Sanat, Ticaret veya Hizmet İlişkisi Nedeniyle Nitelikli Hal
Suçun; meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, fail bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (TCK m.155/2). Bu, suçun nitelikli halleri kapsamında değerlendirilen ve temel hâlden farklı olarak şikâyete bağlı olmayıp re’sen soruşturulan bir hâldir. Nitelikli hâl kanunda tek bir cümlede toplanmış olsa da uygulamada dört ayrı ilişki türüne dayanmaktadır:
- Meslek ve sanat ilişkisi: Tamirci, kuyumcu, terzi gibi bir meslek veya sanat icra eden kişiye, bu meslek/sanat faaliyeti nedeniyle teslim edilen eşyanın kötüye kullanılması. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2017/4244 E., 2019/1097 K. sayılı kararında, katılanın minibüsünü kasa ve motor kısımlarının sökülmesi amacıyla tamirciye teslim etmesi, tamircinin ise motor kısmını habersizce satması olayında; eylemin basit güveni kötüye kullanma değil, meslek ve sanat ilişkisinden kaynaklanan hizmet nedeniyle nitelikli güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna hükmedilmiştir.
- Ticaret ilişkisi: Ticari faaliyet çerçevesinde teslim edilen malın (örneğin komisyonculuk, konsinye satış ilişkisinde) amaç dışı kullanılması.
- Hizmet ilişkisi: İşçi-işveren ilişkisi çerçevesinde teslim edilen para veya malın kötüye kullanılması. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2021/13074 E., 2022/8544 K. sayılı kararında, satış parasını tahsil edip işverenine teslim etmek üzere kendisine tevdi edilen malı/parayı kaçıran işçinin eyleminin nitelikli hırsızlık değil, TCK’nın 37/1. maddesi delaletiyle 155/2. maddesinde düzenlenen hizmet ilişkisi nedeniyle nitelikli güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu; ayrıca bu suça iştirak edenlerin özel faillik sıfatını taşımadıklarından ancak yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilecekleri belirtilmiştir.
- Başkasının mallarını idare etme yetkisi: Vekâlet, kayyımlık, yöneticilik gibi bir yetkiye dayanarak başkasının malvarlığını idare eden kişinin bu yetkiyi kötüye kullanması. Avukatın müvekkilinden aldığı parayı iade etmemesi bu kapsamda değerlendirilebilir; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2017/1245 E., 2017/2562 K. sayılı kararında, avukatın icra takibi için müvekkilinden aldığı teminat bedelini geri çekip iade etmemesi ve masraf kalemlerinde fazla tahsilat yapması eyleminin, avukatlık kamu görevi sayılmadığından görevi kötüye kullanma değil, TCK’nın 155/2 ve 43/1. maddelerinde düzenlenen zincirleme biçimde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Buna karşılık salt bir kira sözleşmesinin varlığı, hizmet ilişkisi anlamına gelmez. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2015/2901 E., 2018/914 K. sayılı kararında, kamyonunu bir yıllığına kiraya veren katılanın kira bedelinin ödenmemesi ve aracın iade edilmemesi olayında, taraflar arasında noterden düzenlenmiş bir kira sözleşmesi bulunması nedeniyle bu ilişkinin hizmet ilişkisi sayılamayacağı, dolayısıyla eylemin TCK’nın 155/2. değil 155/1. maddesi kapsamında basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı belirtilmiştir.
Motorlu Taşıt Hakkında İşlenmesi
7571 sayılı Kanun ile 24.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeye göre, suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır. Bu düzenleme, özellikle araç kiralama, filo yönetimi veya araç emaneti gibi ilişkilerde teslim edilen taşıtların kötüye kullanılmasını daha ağır biçimde yaptırıma bağlamaktadır. Bu durumda nitelikli hâlin üst sınırı on dört yıla kadar çıkabildiğinden, dava Ağır Ceza Mahkemesi’nin görev alanına girebilir.
Şirket Ortaklıkları, Vekâlet ve Yöneticilik İlişkilerinde Güveni Kötüye Kullanma
Şirket yöneticileri, ortakları veya vekilleri arasındaki uyuşmazlıklarda güveni kötüye kullanma suçunun oluşup oluşmadığı, zilyetliğin gerçekten devredilip devredilmediğine bağlıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/1176 E., 2020/437 K. sayılı kararında, TMSF tarafından kayyım olarak atanan yönetim kurulunca göreve getirilen bir şirket genel müdürünün kamu görevlisi sayılamayacağı, dolayısıyla zimmet suçunun oluşamayacağı; hileli hareket bulunmadığından dolandırıcılık suçunun da oluşmayacağı, buna karşılık şirketin alacaklarını korumakla yükümlü yöneticilerin bu yükümlülüğü ihlal ederek şirketi zarara uğratmalarının hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Aynı kararda, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun görünüşte özgü suç niteliğinde olduğu, malın zilyetliği kendisine devredilmemiş kişilerin bu suçun faili olamayacağı, ancak TCK’nın 40/2. maddesi uyarınca azmettiren ya da yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilecekleri vurgulanmıştır.
Ortaklık ilişkilerinde ise zilyetliğin gerçekten devredilip devredilmediği belirleyicidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/1074 E., 2020/96 K. sayılı kararında, adi ortaklık mallarının başından itibaren fiilen yönetici ortakta bulunması ve diğer ortaklarca ayrıca bir zilyetlik devri yapılmamış olması hâlinde, iştirak hâlinde malik olan ortakların birbirlerine karşı güveni kötüye kullanma suçunu işleyemeyecekleri, bu durumun hukuki ihtilaf niteliğinde kalacağı kabul edilmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2014/22085 E., 2017/9709 K. sayılı kararında, limited şirket ortakları arasında zilyetliğin tam olarak devredilmediği ve taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunduğu hâllerde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmayacağı, bu tür eylemlerin hileli hareket varsa dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/753 E., 2017/468 K. sayılı kararında, ticaret siciline tescilli bir şirketin ortaklarından bağımsız ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması nedeniyle, şirket yöneticilerinin şirkete yönelik haksız tasarruflarının hissedar sayısınca ayrı ayrı değil, TCK’nın 43/1. maddesi kapsamında zincirleme şekilde tek bir suç oluşturacağı; ayrıca zarar görenin tüzel kişi olduğu hâllerde TCK’nın 167. maddesinde düzenlenen akrabalar arası şahsi cezasızlık sebebinin uygulanamayacağı, çünkü bir tüzel kişiyle akrabalık ilişkisinin hukuken mümkün olmadığı kabul edilmiştir.
Zamanaşımı
Güveni kötüye kullanma suçunda dava zamanaşımı süresi, uygulanacak fıkraya göre değişir. Temel hâlde (TCK m.155/1) öngörülen cezanın üst sınırı iki yıl olduğundan, TCK m.66/1-e uyarınca dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi nedeniyle nitelikli hâlde (TCK m.155/2) öngörülen cezanın üst sınırı yedi yıl olduğundan, dava zamanaşımı süresi TCK m.66/1-d uyarınca on beş yıldır. Motorlu taşıt nedeniyle ceza bir kat artırılsa da üst sınır yirmi yılı aşmadığından zamanaşımı süresi yine on beş yıl olarak uygulanır. Zamanaşımı süresi, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Etkin Pişmanlık (TCK 168)
Güveni kötüye kullanma suçunda etkin pişmanlık uygulanabilir ve sonucu doğrudan etkileyebilir. Failin, mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi hâlinde cezada indirim yapılır:
- Kovuşturma başlamadan önce giderilmesi hâlinde: verilecek cezanın üçte ikisine kadar indirim
- Kovuşturma başladıktan sonra, ancak hüküm verilmeden önce giderilmesi hâlinde: yarısına kadar indirim
Zararın kısmen giderilmesi hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/1176 E., 2020/437 K. sayılı kararında, TCK’nın 168/4. maddesi uyarınca kısmi geri verme veya tazmin hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun ayrıca rızasının arandığı; icra takibi yoluyla yapılan kısmi tahsilatın veya kayyımlık değişikliğinin bu kapsamda “kısmen geri verme” sayılamayacağı belirtilmiştir.
Akrabalar Arası Güveni Kötüye Kullanma: Şahsi Cezasızlık Sebebi (TCK 167)
Suçun; hakkında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyun, evlat edinen veya evlatlığın ya da aynı konutta yaşayan kardeşlerden birinin zararına işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmedilmez. Daha uzak akrabalar arasında işlenmesi hâlinde ise şikâyet üzerine verilecek ceza yarı oranında indirilir. Ancak bu istisna yalnızca gerçek kişi mağdurlar için geçerlidir; yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu, zarar görenin bir tüzel kişi (örneğin şirket) olduğu hâllerde TCK 167’nin uygulanamayacağını, çünkü tüzel kişiyle akrabalık ilişkisinin hukuken mümkün olmadığını kabul etmiştir.
Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri (TCK 169)
Güveni kötüye kullanma suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Şikâyet ve Uzlaştırma
Şikâyet Süresi
Güveni kötüye kullanma suçunun temel hâli (TCK m.155/1) şikâyete bağlıdır. Soruşturma ve kovuşturmanın başlayabilmesi için mağdurun, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyette bulunması gerekir. Buna karşılık meslek, hizmet veya idare ilişkisine dayanan nitelikli hâl (TCK m.155/2) re’sen soruşturulur; yani şikâyet aranmaz.
Uzlaştırma
7188 sayılı Kanun ile Ceza Muhakemesinde uzlaştırma kurumunu düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde yapılan değişiklikle, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu da (5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesindeki lehe kanun ilkesi çerçevesinde) uzlaştırma kapsamına alınmıştır. Şikâyete bağlı temel hâl zaten uzlaştırma kapsamındadır; nitelikli hâlin uzlaştırma kapsamına girip girmediği ise işlendiği tarihe ve somut olaya göre değerlendirilmelidir. Uzlaştırmanın sağlanması hâlinde kamu davasının açılmaması ya da düşmesi mümkündür.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin davalar, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülür. Ancak nitelikli hâlin, motorlu taşıt nedeniyle cezası bir kat artırılan durumlarında öngörülen cezanın üst sınırı on dört yıla çıkabileceğinden, bu gibi hâllerde Ağır Ceza Mahkemesi görevli olabilir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Suça Teşebbüs ve Zincirleme Suç
Teşebbüs
Güveni kötüye kullanma, çoğunlukla failin teslim amacı dışında tasarrufta bulunmasıyla ya da inkârıyla tamamlanır. Ancak somut olayın özelliğine göre teşebbüs hükümlerinin uygulanması da mümkündür; bu durumda ceza, tamamlanmış suça göre indirilir. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2011/18745 E., 2013/2793 K. sayılı kararında, kamyon şoförü sanığın işvereninin yedek deposundaki mazotu satmaya kalkışması hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmaya teşebbüs olarak nitelendirilmiş; benzer şekilde aynı Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2013/5858 E., 2014/7499 K. sayılı kararında, taşımakla görevlendirildiği yaklaşık 800.000 TL değerindeki içkiyi teslim yerine götürmeyip satmaya kalkışan nakliyecinin eylemi de hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmaya teşebbüs sayılmıştır. Bu ikinci kararda ayrıca, alıcı bulan diğer sanıkların TCK’nın 39/2-c maddesi uyarınca yardım eden değil, asli fail sayılmasının hatalı olduğu vurgulanmıştır.
Zincirleme Suç
Failin aynı suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda aynı kişiye karşı birden fazla kez güveni kötüye kullanması hâlinde zincirleme suç hükümleri (TCK m.43/1) gündeme gelir; bu durumda faile tek ceza verilir, ancak bu ceza belirli oranda artırılır. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2012/20831 E., 2014/13948 K. sayılı kararında, mağaza kasiyeri ve müdür yardımcısının müşterilerden tahsil ettikleri kredi kartı ödemelerini kasaya yansıtmayıp POS üzerinden sahte tahsilat göstermeleri olayında, aynı suç işleme kararıyla değişik zamanlarda birden fazla kez kredi kartı tahsilatının kasaya yansıtılmaması eyleminin TCK’nın 43/1. maddesi kapsamında zincirleme suç oluşturduğu ve TCK’nın 155/2. maddesinin hem hapis hem adli para cezası öngördüğü hatırlatılmıştır.
HAGB, Adli Para Cezası ve Cezanın Ertelenmesi
Bu suçta hapis cezasının yanında adli para cezası da öngörülmüştür. Verilen hapis cezası iki yıl veya altında ise ve diğer koşullar sağlanıyorsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ya da cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir. Özellikle temel hâl bakımından bu imkânların uygulanma ihtimali daha yüksektir; bu imkânların somut olayda mümkün olup olmadığı, verilecek cezanın miktarına ve dosyanın özelliklerine bağlıdır.
Güveni Kötüye Kullanma Nedeniyle Tazminat (Hukuk Davası) Hakkı
Güveni kötüye kullanma suçu, ceza yargılamasının yanında ayrı bir hukuk davasının da konusu olabilir. Fail, işlediği fiil nedeniyle mağdurun malvarlığında bir zarara yol açtığından, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu gereği tazminatla yükümlü olur. Mağdur, ceza davasında şikâyetçi/katılan sıfatıyla yer almasının yanı sıra, uğradığı maddi zararın (bazı hâllerde manevi zararın) tazmini için ceza davasından bağımsız olarak hukuk mahkemesinde tazminat davası açabilir veya ceza yargılaması sırasında şartları varsa kamu davasına katılabilir. Ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı, hukuk hâkimini bağlayan kesin hüküm niteliği taşıdığından (HMK m.74), tazminat davasında failin kusuru yeniden tartışılmaz; yalnızca zararın miktarı belirlenir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Analizleri
Güveni Kötüye Kullanma İçin Geçerli Bir Sözleşme İlişkisi ve Tam Zilyetlik Devri Gerekir; Geçici Kullanım İçin Verilen Eşyada Suç Oluşmaz
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2015/7374 E. – 2018/3929 K., 28.05.2018 T.
Kararın Özeti
Katılan, telefonuna 3G uygulaması yüklenmesi amacıyla cihazını, telefon tamiri ve alım satımı işiyle uğraşan sanığa kısa süreli ve belirli bir işlem için teslim etmiştir. Sanığın, telefondaki özel görüntüleri kendi bilgisayarına kopyalayıp katılandan para talep ettiği iddiasıyla hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan dava açılmıştır. Yerel mahkeme beraat kararı vermiş; Yargıtay, taraflar arasında zilyetliğin devrine dair geçerli bir sözleşme bulunmadığını ve tam bir zilyetlik devri gerçekleşmediğini belirleyerek beraat hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşması için; malın iade edilmek veya belirli şekilde kullanılmak üzere rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin bu malı veriliş amacının dışında, malikmiş gibi tasarrufta bulunarak yarar sağlaması gerekir. Bu suçun temelinde, mülkiyet hakkı sahibi ile lehine zilyetlik kurulan fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi ve bu ilişkiden doğan güven vardır. Geçerli bir sözleşme ilişkisi ve usulüne uygun bir teslim yoksa suç oluşmaz; ayrıca mağdur tarafından zilyetliğin faile tam olarak devredilmesi aranır. Somut olayda, sanık ile katılan arasında zilyetliğin tesisine dair bir sözleşme bulunmamakta; katılan, zilyetliği devretme iradesi olmaksızın yalnızca geçici bir süre işlem yapmak üzere kullanma yetkisi vermiştir. Bu nedenle güveni kötüye kullanma suçunun unsurları oluşmamıştır.
“…zilyetliğinin tesisi iradesi olmaksızın geçici bir süre uygulama yapmak üzere kullanma yetkisinin verilmiş olması…”
Değerlendirme
Bu karar, güveni kötüye kullanma suçunun ayırt edici unsurunu — zilyetliğin geçerli bir hukuki ilişkiye dayanarak tam olarak devredilmesi — netleştirmesi bakımından önemlidir. Suçun çekirdeği, failin kendisine tevdi edilen (emanet edilen) bir mal üzerinde, teslim amacının dışına çıkarak malikmiş gibi tasarruf etmesidir. Bu nedenle iki ön koşul birlikte aranır:
- Geçerli sözleşme ilişkisi: Saklama, kullandırma, kira, ariyet, vekâlet gibi, aldatılmamış özgür iradeye dayanan bir hukuki ilişki bulunmalıdır.
- Tam zilyetlik devri: Mal, fer’i zilyet sıfatıyla failin fiilî hâkimiyetine bırakılmalıdır (MK m.973-974).
Belirleyici ayrım şudur:
| Durum | Sonuç |
|---|---|
| Mal, belirli amaçla saklanmak/kullanılmak üzere zilyetliği devredilerek emanet edilir | Amaç dışı tasarruf → güveni kötüye kullanma |
| Mal, kısa süreli ve sınırlı bir işlem için, zilyetlik devri iradesi olmaksızın elden verilir | Zilyetlik devri yok → güveni kötüye kullanma oluşmaz |
Pratik sonuç olarak, bir eşyanın (telefon, araç, belge vb.) kısa süreli, gözetim altında veya belirli bir teknik işlem için verilmesi, güveni kötüye kullanma anlamında “tevdi ve teslim” sayılmaz; çünkü sahibi zilyetliği bırakma iradesi taşımamaktadır. Bu durumda suçun temel unsuru gerçekleşmez. Bununla birlikte, failin bu sırada gerçekleştirdiği diğer eylemler (örneğin kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi/yayılması veya tehditle çıkar sağlama gibi) somut koşullara göre başka suç tiplerini oluşturabilir; ancak bu, güveni kötüye kullanma suçunun varlığını sağlamaz. Vekil açısından çıkarım, isnatta öncelikle zilyetliğin geçerli bir ilişkiyle ve tam olarak devredilip devredilmediğinin saptanması; devir yoksa bu suçtan beraat, eylemin başka bir suç oluşturup oluşturmadığının ise ayrıca değerlendirilmesi gerektiğidir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2015/7374 E. – 2018/3929 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Beraat
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan … vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan … vekilinin temyiz dilekçesinin içeriğinden, sanık … hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan beraat hükmüne yönelik olduğu anlaşılmakla, bu hükümle sınırlı temyiz talebinin incelenmesinde;
Katılanların … ile …’nun duygusal birliktelik yaşadıkları, katılan …’ün diğer katılan …’nun müstehcen görüntülerini cep telefonuna video şeklinde kaydettiği, katılan …’ün bu olaydan bir kaç ay sonra görüntülerin kayıtlı olduğu cep telefonuna 3G uygulaması yükletmek amacıyla telefon tamiri ve alım satımı işiyle uğraşan sanık …’nın işyerine gittiği ve bu amaçla söz konusu cep telefonunu verdiği, sanık …’nın müştekinin cep telefonunu işyerinde kullandığı bilgisayarına bağlayarak katılan …’nun müstehcen görüntülerini içeren video kaydını kendi bilgisayarına yükleyerek, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilen … adına kayıtlı olan … numaralı GSM hattından katılan …’den 200,000 TL para talep ettiği, bu şekilde sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. TCK’nın 155. maddesinin gerekçesinde, bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır. Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir, açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere yasa koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması veya bu devir olgusunun inkâr edilmesiyle oluşmaktadır. TCK’nın 155. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Medeni Kanun’un 973. maddesinde; “bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” şeklinde açıklanmış, asli ve fer’i zilyetlik ise Kanun’un 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer’î zilyettir” biçiminde tanımlanmıştır. Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olmalı ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Bu amaçla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar ve devir olgusunu inkâr yasa koyucu tarafından cezai yaptırım altına alınmıştır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Zira, hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir. Ayrıca bu suçun oluşabilmesi için mağdur tarafından zilyetliğin sanığa tam bir şekilde devredilmesi gerekmektedir.
Bu hukuksal olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanık ile katılan … arasında zilyetliğin tesisine dair herhangi bir sözleşmenin bulunmaması, katılan … tarafından sanığa zilyetliğinin tesisi iradesi olmaksızın geçici bir süre uygulama yapmak üzere kullanma yetkisinin verilmiş olması karşısında; tebliğnamadeki bozma yönündeki düşünceye iştirak etmeksizin, mahkemenin sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair sanığın cezalandırılması için her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılama sonunda, sanığın cezalandırılması için her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan … vekilinin, beraat hükmünün kanuna aykırı olduğuna ve eylemin suç teşkil ettiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 28/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Tamirciye İş İçin Bırakılan Aracın Amaç Dışı Satılması, Basit Değil Hizmet Nedeniyle (Nitelikli) Güveni Kötüye Kullanmadır
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2017/4244 E. – 2019/1097 K., 21.02.2019 T.
Kararın Özeti
Katılan, minibüsünü kasa ve motor kısımlarının parçalanması (sökülmesi) amacıyla tamirci olan sanığa teslim etmiştir. Sanık, aracın motor kısmını katılandan habersiz başka bir kişiye satmıştır. Yerel mahkeme, eylemi basit güveni kötüye kullanma (TCK m.155/1) sayarak mahkûmiyet kararı vermiş; Yargıtay, eylemin meslek ve sanat ilişkisinden kaynaklanan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK m.155/2) suçunu oluşturduğunu belirterek suç vasfı yönünden hükmü bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Aracın sanığa teslimi, sıradan bir emanet ilişkisinden değil, sanığın tamircilik (meslek ve sanat) faaliyeti nedeniyle kurulan bir ilişkiden kaynaklanmaktadır. TCK m.155/2, suçun meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesini nitelikli (ağırlaştırıcı) hal olarak düzenler. Bu nedenle eylem basit güveni kötüye kullanma değil, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmadır; suç vasfının yanlış belirlenmesi bozmayı gerektirir.
“…meslek ve sanat ilişkisinden kaynaklanan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden…”
Değerlendirme
Bu karar, güveni kötüye kullanma suçunda basit hal ile nitelikli hal arasındaki ayrımı ve doğru vasfın belirlenmesinin önemini ortaya koyar. TCK m.155, suçu iki kademede düzenler:
| Hal | Koşul | Sonuç |
|---|---|---|
| Basit (m.155/1) | Sıradan bir güven ilişkisiyle (örn. kişisel emanet) tevdi edilen mal | Temel ceza |
| Nitelikli (m.155/2) | Meslek/sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi gereği ya da malları idare yetkisi gereği tevdi edilen mal | Artırılmış ceza |
Nitelikli halin dayandığı düşünce şudur: Belirli meslek ve hizmet ilişkilerinde (tamirci, kuyumcu, depocu, kargo görevlisi, mali müşavir vb.) kişiler, eşyalarını bu kişilere mesleğin güvenilirliğine duydukları itimat nedeniyle bırakırlar. Bu güvenin ihlali, sıradan bir emanet ilişkisinin ihlaline göre daha ağır sayılır ve daha yüksek cezayı gerektirir. Somut olayda araç, tamircilik hizmeti için bırakıldığından, ilişki doğrudan m.155/2 kapsamındadır.
Pratik sonuç olarak, güveni kötüye kullanma isnatlarında, eşyanın hangi ilişki çerçevesinde teslim edildiği titizlikle belirlenmelidir: Teslim, failin mesleği/sanatı/ticari faaliyeti veya bir hizmet ilişkisi nedeniyle yapılmışsa, eylem nitelikli halden cezalandırılır; basit halden mahkûmiyet kurulması bozmayı gerektirir. Bu ayrım yalnızca ceza miktarını değil, suçun soruşturulma usulünü de etkileyebileceğinden, vasıf tayini baştan doğru yapılmalıdır.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/4244 E. – 2019/1097 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : TCK 155/1, 62, 51,52/2 maddeleri gereğince mahkumiyet
Güveni kötüye kullanma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, katılan ve sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Katılanın, kasa ve motor kısımlarının parçalanması amacıyla 44 EN 932 plakalı minibüsü tamirci olan sanık …’e bıraktığı, sanığın motor kısmını katılandan habersiz başka bir kişiye satmak suretiyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilen somut olayda, eylemin, TCK.nun 155/2. maddesinde düzenlenen meslek ve sanat ilişkisinden kaynaklanan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, güveni kötüye kullanma suçu kabul edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılanın ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA, 21/02/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sık Sorulan Sorular
Emanet ettiğim eşyamı geri vermeyen kişi hangi suçu işler?
Muhafaza etmek üzere teslim edilen bir malın geri verilmemesi veya bu teslimin inkâr edilmesi, TCK m.155 kapsamında güveni kötüye kullanma suçunu oluşturabilir. Temel hâl şikâyete bağlıdır ve şikâyet süresi, fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır.
Güveni kötüye kullanma ile dolandırıcılık arasındaki fark nedir?
Dolandırıcılıkta fail, baştan itibaren hile kullanarak malı elde eder ve mağdurun iradesi hile ile sakatlanmıştır. Güveni kötüye kullanmada ise mal rızayla ve sakatlanmamış bir iradeyle teslim edilmiştir; haksız niyet teslimden sonra ortaya çıkar.
Kiraladığım aracı iade etmezsem ne olur?
Kiralanan bir aracın iade edilmemesi, koşullarına göre güveni kötüye kullanma suçunu oluşturabilir. Ancak Yargıtay içtihadına göre yalnızca noterden düzenlenmiş bir kira sözleşmesinin varlığı, ilişkiyi “hizmet ilişkisi” hâline getirmez; bu durumda eylem nitelikli hâl değil basit hâl (TCK m.155/1) kapsamında değerlendirilir. Suçun konusunun motorlu taşıt olması hâlinde ise ceza bir kat artırılır.
Zararı ödersem ceza indirimi alır mıyım?
Evet. Etkin pişmanlık hükümleri gereği (TCK m.168), mağdurun zararını gidermeniz hâlinde cezada önemli oranda indirim yapılır. İndirim oranı, ödemenin kovuşturma öncesinde mi (üçte ikiye kadar) yoksa kovuşturma başladıktan sonra hüküm verilmeden önce mi (yarısına kadar) yapıldığına göre değişir. Zararın kısmen giderilmesi hâlinde ayrıca mağdurun rızası aranır.
Nitelikli hâl şikâyete tabi midir?
Hayır. Meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi ya da başkasının mallarını idare etme yetkisi nedeniyle işlenen güveni kötüye kullanma suçu (TCK m.155/2) şikâyete bağlı değildir; savcılık tarafından re’sen soruşturulur.
Güveni kötüye kullanma suçunda zamanaşımı süresi kaç yıldır?
Temel hâlde (TCK m.155/1) dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, meslek/hizmet ilişkisi nedeniyle nitelikli hâlde (TCK m.155/2) ise on beş yıldır. Motorlu taşıt nedeniyle ceza bir kat artırılsa da zamanaşımı süresi yine on beş yıl olarak uygulanır.
İşyerinde çalışanın kasadan para alması hangi suçu oluşturur?
İşveren tarafından tahsilat yapmak veya teslim almak üzere görevlendirilen bir çalışanın, tahsil ettiği parayı kasaya yansıtmayıp kendi menfaatine kullanması, hizmet ilişkisi nedeniyle nitelikli güveni kötüye kullanma suçunu (TCK m.155/2) oluşturur; bu eylem hırsızlık suçu ile karıştırılmamalıdır.
Şirket ortağı, diğer ortağın parasını/malını kendine ayırırsa güveni kötüye kullanma suçu oluşur mu?
Genellikle hayır. Yargıtay içtihadına göre, adi ortaklık veya şirket ortaklığında mal zaten başından beri ortaklardan birinin fiilî yönetiminde bulunuyor ve ayrıca bir zilyetlik devri yapılmamışsa, ortaklar arasında güveni kötüye kullanma suçu oluşmaz; bu durum hukuki ihtilaf olarak değerlendirilir. Hileli bir davranış varsa dolandırıcılık suçu gündeme gelebilir.
Motorlu taşıt hakkında işlenen güveni kötüye kullanma suçunun cezası nedir?
7571 sayılı Kanun ile 24.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme gereğince, suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâlinde, temel veya nitelikli hâle göre belirlenecek ceza bir kat artırılarak uygulanır.
Avukatın müvekkilinden aldığı parayı iade etmemesi hangi suçu oluşturur?
Avukat kamu görevlisi sayılmadığından bu eylem görevi kötüye kullanma suçunu değil, vekâlet ilişkisi nedeniyle hizmet ilişkisi kapsamında nitelikli güveni kötüye kullanma suçunu (TCK m.155/2) oluşturur. Aynı fiil birden çok kez tekrarlanmışsa zincirleme suç hükümleri de uygulanabilir.
Güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle tazminat davası açabilir miyim?
Evet. Ceza davasından bağımsız olarak, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesindeki haksız fiil sorumluluğu hükümlerine dayanarak hukuk mahkemesinde tazminat davası açılabilir. Ceza mahkemesinin kesinleşen mahkûmiyet kararı, hukuk hâkimini failin kusuru bakımından bağlar.
Uzlaştırma sağlanırsa dava düşer mi?
Evet, uzlaştırma kapsamındaki hâllerde taraflar arasında uzlaşma sağlanması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebilir ya da açılmış olan kamu davası düşer. 7188 sayılı Kanun ile hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu da uzlaştırma kapsamına alınmıştır.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Güveni kötüye kullanma suçu, kişiler arasındaki güven ilişkisine dayanan ve kendisine rızayla teslim edilen malın kötüye kullanılmasını cezalandıran, uygulamada özellikle işçi-işveren, tamirci-müşteri, avukat-müvekkil ve şirket ortaklığı ilişkilerinde sık karşılaşılan bir malvarlığı suçudur. Basit bir emanetin iade edilmemesinden, meslek veya idare ilişkisi çerçevesinde teslim edilen malların kötüye kullanılmasına kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkan bu suç, koşullara göre altı aydan yedi yıla kadar, motorlu taşıt söz konusu olduğunda ise on dört yıla kadar çıkabilen hapis cezalarını gerektirebilir.
Bu suçla ilgili süreçte; malın faile gerçekten rızayla ve tam olarak teslim edilip edilmediği, fiilin temel hâl mi nitelikli hâl mi olduğu, ilişkinin bir sözleşmeye mi yoksa ortaklığa mı dayandığı, şikâyet süresi, uzlaştırma imkânı ve etkin pişmanlık koşulları somut olayın sonucunu doğrudan belirleyen unsurlardır. Yargıtay içtihadının gösterdiği gibi, doğru suç vasfının tespiti (güveni kötüye kullanma mı, hırsızlık mı, dolandırıcılık mı, yoksa hukuki bir ihtilaf mı) uzmanlık gerektiren bir değerlendirmedir; bu nedenle sürecin başında bir İstanbul ceza avukatından hukuki destek alınması önemlidir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar