İçindekiler
İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama, Türk Ceza Kanunu’nun 176. maddesinde düzenlenen ve üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektiren bir genel tehlike suçudur. Suç, inşaat ya da yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmamasını cezalandırır; bir kaza yaşanması şart değildir, tedbirsizliğin somut bir tehlike doğurmuş olması yeterlidir. İnşaat ve yıkım işleri, doğası gereği ciddi tehlikeler barındırdığından, bu faaliyetleri yürütenlerin gerekli güvenlik önlemlerini alması hem yasal hem de cezai bir yükümlülüktür.
Bu yazı, Genel Tehlike Yaratan Suçlar (TCK 170-180) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır. Bölümdeki diğer suç tiplerine de bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve Suçun Niteliği
Bu maddeyle korunan hukuki değer, kişilerin hayatı ve beden bütünlüğü ile bunun uzantısı olan genel güvenliktir. Suç, belirli bir kişiyi değil, inşaat veya yıkım faaliyetinin doğurabileceği tehlikeden etkilenebilecek herkesi korur. Bu kapsam, sahada çalışan işçileri, faaliyetin yürütüldüğü alana yakın olan kişileri ve gelip geçenleri içine alacak biçimde geniştir.
Suç, öğretide bir somut tehlike suçu olarak nitelendirilir. Yani cezalandırma için mutlaka bir kazanın yaşanması, bir kişinin yaralanması ya da ölmesi gerekmez; gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından somut, gerçek bir tehlikenin doğması yeterlidir. Ancak bu, soyut bir kural ihlaliyle de yetinilmediği anlamına gelir: mahkeme, tehlikenin gerçekten var olup olmadığını -aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağımız üzere- teknik bilirkişi incelemesiyle somut olarak tespit etmek zorundadır.
Bu yönüyle madde, önleyici bir koruma sağlar: amaç, bir zarar meydana gelmeden önce güvenlik tedbirlerinin alınmasını teşvik etmek ve tedbirsizlikle ortaya çıkan tehlikeyi yaptırım altına almaktır. Elbette bir zarar meydana geldiğinde, aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağımız üzere, ayrıca başka suçlar da gündeme gelebilir.
Bu suçun genel tehlike yaratan suçlar arasında düzenlenmesi, korunan menfaatin bireysel değil toplumsal nitelik taşıdığını gösterir. İnşaat ve yıkım faaliyetleri, çoğu zaman yoğun yerleşim alanlarında, cadde ve sokak kenarlarında ya da çok sayıda işçinin bir arada çalıştığı şantiyelerde yürütülür. Bu ortamlarda alınmayan bir güvenlik tedbiri, aynı anda çok sayıda kişiyi tehlikeye atabilir.
Kanun koyucu, bu geniş çaplı tehlike potansiyelini gözeterek, güvenlik tedbirlerinin alınmamasını bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir. Böylece koruma, yalnızca somut bir mağdurun ortaya çıkmasıyla değil, tehlikenin doğduğu anda devreye girer. İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama, özellikle bir iş kazasıyla birleştiğinde ciddi sonuçlar doğurabilen bir suçtur. Böyle bir isnat veya soruşturmayla karşılaşmanız halinde, sürecin başından itibaren inşaat yapımından kaynaklı ceza davalarında hukuki destek almanız büyük önem taşır.
Korunan hukuki değerin “kamu güvenliği” olması, uygulamada önemli bir usul sonucu da doğurur: suçtan doğrudan zarar görmeyen kurumların (örneğin ilgili belediyenin) yargılamaya katılan sıfatıyla dahil olamayacağı, Yargıtay içtihadıyla açıkça ortaya konmuştur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2012/35736 – Karar: 2013/26130 sayılı kararında, ilk derece mahkemesinin beraat kararı verdiği bir TCK 176 davasında, ilgili Belediye Başkanlığının katılan olarak kabul edilip temyiz talebinde bulunmasını usul yönünden incelemiş ve maddenin koruduğu hukuki yararın “kamunun soyut güvenliği” olduğunu, bu suçun idari denetim yetkisine sahip belediyeye doğrudan zarar görme sıfatı kazandırmayacağını, dolayısıyla hatalı verilen katılma kararının da temyiz hakkı doğurmayacağını belirterek temyiz isteminin usulden reddine karar vermiştir:
“TCK.nun 176. maddesinde düzenlenen inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçundan açılan davada, suçtan doğrudan zarar görmeyen Belediye Başkanlığının davaya katılma hakkı bulunmadığı ve mahkeme tarafından katılma kararı verilmiş olmasının da hükmü temyiz hakkı vermeyeceği cihetle…”
Bu karar, ceza yargılamasında idari kurumların denetim yetkisi ile ceza usul hukukundaki “suçtan zarar görme” kavramının birbirine karıştırılmaması gerektiğini net biçimde ortaya koyar; uygulamada ilk derece mahkemeleri, inşaat ve yıkım gibi denetim yetkisi belediyelerde olan alanlarda bu tür müdahillik taleplerini refleks olarak kabul edebilmekte, ancak Yargıtay bu yaklaşımı istikrarlı biçimde sınırlamaktadır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2012/35736 – Karar: 2013/26130, Tarih: 01.11.2013).
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunun Faili Kim Olabilir?
Suçun faili, inşaat veya yıkım faaliyeti bakımından gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğü bulunan kişidir. Bu yükümlülük, faaliyetteki rol ve sorumluluğa göre farklı kişilere ait olabilir. Failin belirlenmesinde belirleyici olan, kişinin unvanından çok, somut olayda gerekli tedbiri alma konusunda fiilen yükümlü ve yetkili olup olmadığıdır. Aşağıdaki tablo, uygulamada en sık karşılaşılan aktörleri ve tipik sorumluluk alanlarını özetlemektedir:
| Aktör | Tipik Yükümlülük Alanı | Sorumluluğun Belirleyici Ölçütü |
|---|---|---|
| İşveren / işveren vekili | İSG tedbirlerinin genel organizasyonu, kaynak ayrılması, eğitim | Tedbiri alma konusunda nihai karar ve kaynak tahsis yetkisinin kendisinde olup olmadığı |
| Müteahhit / yüklenici | İşin fiilen yürütülmesi, saha güvenliğinin sağlanması | İşi fiilen üstlenip yönettiği alan ve sözleşmeyle devraldığı yükümlülükler |
| Şantiye şefi | Sahadaki günlük denetim, ekipman ve personel kontrolü | Fiili saha yönetimi ve anlık müdahale olanağı |
| İş güvenliği uzmanı | Risklerin tespiti, tedbir önerisi, denetim raporu | Önerdiği tedbirin işveren tarafından uygulanıp uygulanmadığı; salt öneri sunmak, uygulamayı denetleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz |
| Proje/uygulama mühendisi | Statik/teknik yeterlilik, yıkım/kazı planının güvenliği | Teknik planın kendisinin güvenlik açığı barındırıp barındırmadığı |
Bir inşaat veya yıkım faaliyetinde birden fazla kişi farklı ölçülerde sorumluluk taşıyabilir; bu durumda her birinin sorumluluğu, kendi görev ve yetki alanı çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilir. Sorumluluğun kimde olduğunun doğru saptanması, hem suçun failinin belirlenmesi hem de savunma açısından kritik önemdedir.
Uygulamada sorumluluğun paylaşımı çoğu zaman tartışmalı bir konudur. Bir inşaat projesinde işveren, alt yükleniciler, şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı ve yapı denetim görevlileri gibi farklı kişiler, farklı aşamalarda ve farklı konularda sorumluluk taşıyabilir. Bu nedenle, bir güvenlik tedbirinin alınmamasından kimin sorumlu olduğu, o tedbirin alınması görevinin hangi kişiye ait olduğuna göre belirlenir.
Görevlerin sözleşmelerle veya iş bölümüyle nasıl dağıtıldığı, kimin fiilen yetki ve olanak sahibi olduğu ve tedbirin alınmasının kimin sorumluluk alanına girdiği, somut olayda ayrıntılı olarak incelenir. Bu değerlendirme, hem gereksiz yere sorumlu tutulmayı önlemek hem de gerçek sorumluyu belirlemek açısından önem taşır. Özellikle iş güvenliği uzmanının sorumluluğu, uygulamada sık tartışılan bir noktadır: uzmanın yalnızca tespit ve öneri sunma görevi bulunduğu, tedbirin fiilen uygulanmasının işverenin yetki ve kaynağına bağlı olduğu savunmaları, somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda Fiil: Gerekli Tedbirleri Almama
Suçun maddi unsuru, inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmamasıdır. Bu, ihmali bir davranışla, yani yapılması gereken bir şeyin yapılmamasıyla işlenen bir suçtur. Fail, gerekli güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğü altında olmasına rağmen bu önlemleri almamış ve bunun sonucunda insanlar için bir tehlike doğmuştur.
Burada suçun oluşması için, tedbirsizliğin gerçekten somut bir tehlikeye yol açmış olması aranır. Yalnızca soyut bir kural ihlali değil, insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından gerçek bir tehlikenin doğması gerekir. Örneğin yüksekte yapılan bir çalışmada gerekli koruma ve düşme önleme sistemlerinin kurulmaması, bir yıkım faaliyetinde çevre güvenliğinin sağlanmaması ya da iş makinelerinin güvenlik önlemleri alınmadan çalıştırılması gibi durumlar, somut tehlike koşulunu karşılayabilir. Tehlikenin varlığı, faaliyetin niteliğine ve alınmayan tedbirin önemine göre her olayda ayrıca değerlendirilir.
Bu değerlendirmenin ne kadar titiz yapılması gerektiğini, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2019/14489 – Karar: 2020/15066, Tarih: 02.07.2020 sayılı kararı açıkça ortaya koymaktadır. Kararda, bir yıkım faaliyeti sırasında bitişik nizamdaki komşu binada maddi hasar meydana geldiği sabit olmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin bu maddi hasara dayanarak doğrudan mahkûmiyet ya da beraat kararı vermesi yeterli görülmemiş; Yargıtay, mala zarar gelmiş olmasının bu suçun oluşması için tek başına yeterli bir ölçüt olmadığını, çünkü normun mülkiyet hakkını değil doğrudan “insan hayatı ve beden bütünlüğünü” koruduğunu vurgulayarak bozma kararı vermiştir:
“Sanıklar tarafından gerçekleştirilen inşaatın yıkım faaliyeti sırasında, bitişik nizamda bulunan katılanın konutunda bir kısım yerlerin zarar gördüğü sabit ise de TCK’nın 176/1. maddesi kapsamında yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından tedbir alınıp almadığı, tedbir alınmaması halinde bunun insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından tehlike yaratıp yaratmadığı hususunda bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2019/14489 – Karar: 2020/15066, Tarih: 02.07.2020).
Bu karar, komşu binaya verilen zararın tek başına bir “haksız fiil/tazminat” ya da “mala zarar verme” meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini, insan hayatının tehlikeye girip girmediğinin ayrıca ve teknik biçimde araştırılması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Suçun ihmali yapısı, sorumluluğun belirlenmesinde özel bir yaklaşımı gerektirir. Burada fail, aktif bir davranışla değil, üzerine düşen bir yükümlülüğü yerine getirmeyerek tehlikeye yol açar. Bu nedenle önce failin gerçekten gerekli tedbiri alma yükümlülüğü altında olup olmadığı, sonra bu yükümlülüğün gereğini yerine getirip getirmediği ve nihayet bu ihmalin somut bir tehlike doğurup doğurmadığı sırayla değerlendirilir. Yükümlülük altında olmayan ya da tedbiri almak için fiilen olanağı bulunmayan bir kişinin bu suçtan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu üç aşamalı değerlendirme, ihmali suçların temel mantığını oluşturur.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda “Gerekli Tedbir” Kavramı ve İSG Mevzuatı
Maddenin uygulanmasında en önemli değerlendirme noktalarından biri, “gerekli tedbir” kavramının içeriğinin belirlenmesidir. Hangi tedbirlerin alınması gerektiği, soyut biçimde değil, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelikler tarafından somut olarak belirlenir. Uygulamada TCK 176 kapsamındaki bilirkişi değerlendirmelerinin en sık dayandığı düzenlemeler şunlardır:
- 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu: İşverene, çalışma ortamındaki riskleri önleme, risk değerlendirmesi yapma, gerekli koruyucu ekipmanı sağlama ve çalışanları eğitme yükümlülüğü getiren temel kanundur.
- Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği: İnşaat ve yıkım faaliyetlerine özgü olarak; iskele kurulumu, kazı çalışmaları, yüksekte çalışma, göçük önleme ve yıkım planlaması gibi konularda somut teknik yükümlülükler öngörür.
- İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği: İş makineleri, vinç, iskele ve benzeri ekipmanların periyodik kontrolü ve güvenli kullanımına ilişkin şartları düzenler.
- Kişisel Koruyucu Donanımların İşyerlerinde Kullanılması Hakkında Yönetmelik: Baret, emniyet kemeri, koruyucu ayakkabı gibi ekipmanların temini ve kullandırılması yükümlülüğünü ortaya koyar.
TCK 176 ile bu mevzuat arasındaki ilişki tek yönlü değildir: bu düzenlemelerin ihlali, kural olarak önce idari yaptırımlara (idari para cezası, faaliyetin durdurulması gibi) yol açar. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, her idari kural ihlalinin otomatik olarak TCK 176’yı oluşturmadığıdır. Suçun oluşması için, alınmayan tedbirin insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından somut bir tehlike doğurmuş olması gerekir.
Uygulamada bu değerlendirme, çoğu zaman inşaat mühendisi ve iş güvenliği uzmanından oluşan bir bilirkişi heyetinin ortak raporuna dayanılarak yapılır; heyet, hangi tedbirlerin alınması gerektiğini, bu tedbirlerin alınıp alınmadığını ve alınmayan tedbir ile ortaya çıkan tehlike arasındaki ilişkiyi teknik olarak ortaya koyar. Bu raporlar, hem suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesinde hem de sorumluluğun kime ait olduğunun saptanmasında belirleyici bir rol oynar.
Gerekli tedbir kavramının içeriği, faaliyetin türüne göre de değişir. Bir yüksek yapı inşaatında öne çıkan tedbirler ile bir yıkım faaliyetinde ya da bir altyapı çalışmasında öne çıkan tedbirler farklı olabilir. Örneğin yüksekte çalışmada düşmeye karşı koruma sistemleri, yıkım faaliyetinde çevrenin ve gelip geçenlerin korunması, kazı çalışmalarında ise göçük ve toprak kaymasına karşı önlemler ön plana çıkar. Bu nedenle “gerekli tedbir”in ne olduğu, soyut bir liste üzerinden değil, somut faaliyetin niteliği ve barındırdığı tehlikeler ile yukarıda sayılan mevzuatın ilgili hükümleri birlikte değerlendirilerek belirlenir.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda Manevi Unsur: Kast
İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçu, kasten işlenen bir suçtur. Failin, gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünü ve bu tedbirleri almamanın insanlar için tehlike doğurabileceğini bilerek hareket etmesi gerekir. Burada da olası kast söz konusu olabilir; fail, tedbirleri almaması halinde bir tehlikenin doğabileceğini öngörüp bu neticeyi göze almışsa kastla hareket etmiş sayılır.
Failin kastının belirlenmesinde, kendisine yüklenen yükümlülüğün açıklığı, tehlikenin öngörülebilirliği ve failin bu konudaki bilgi ve deneyimi göz önünde tutulur. İnşaat ve yıkım işlerinde çalışan ve bu alanda sorumluluk taşıyan kişilerin, temel güvenlik gerekliliklerini bilmesi beklenir. Bu nedenle temel güvenlik tedbirlerinin göz ardı edilmesi, çoğu zaman kastın varlığına işaret eden bir gösterge olarak değerlendirilir. Bununla birlikte, somut olayın koşulları her zaman ayrıca incelenir.
İş Kazası Sonucu Ölüm veya Yaralanma
Uygulamada bu suç, en çok bir iş kazası yaşandıktan sonra gündeme gelir. Gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu bir işçinin veya üçüncü bir kişinin yaralanması ya da ölmesi halinde, ortaya yalnızca bir tehlike değil, gerçekleşmiş bir zarar çıkar. Bu durumda TCK 176’daki tehlike suçunun yanı sıra, koşulları varsa taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçları da gündeme gelir.
Bu iki farklı suç grubunun bir arada bulunması, ceza hukukunda gerçek içtima kuralına göre değerlendirilir: TCK 176, kamunun soyut güvenliğini korurken; taksirle öldürme (TCK 85) veya taksirle yaralama (TCK 89), somut olarak zarar gören kişinin hayatını ve beden bütünlüğünü korur. Korunan hukuki değerler farklı olduğundan, aynı olayda her iki suçun unsurları da gerçekleşmişse, fail bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu tutulur; TCK 176’nın uygulanması, taksirle öldürme veya yaralama suçundan ayrıca cezalandırılmaya engel değildir. Uygulamada bu iki suçun bir arada değerlendirilmesi, dosyanın hem tehlike unsuru hem de nedensellik/kusur unsuru bakımından ayrı ayrı incelenmesini gerektirir.
Bu noktada belirleyici olan, güvenlik tedbirlerinin alınmamasıyla ortaya çıkan sonuç arasındaki nedensellik bağı ve failin kusurudur. Eğer alınmayan tedbir ile meydana gelen ölüm veya yaralanma arasında nedensellik bağı kurulabiliyorsa, sorumlu kişi taksirle öldürme veya yaralama suçundan da sorumlu tutulabilir. Bu değerlendirmede, kusurun kimde ve ne oranda bulunduğu, birden fazla kişinin kusurunun bir araya gelip gelmediği ve varsa mağdurun kendi kusurunun etkisi ayrı ayrı incelenir.
Bu tür dosyalarda genellikle ayrıntılı kusur bilirkişi raporları düzenlenir ve sorumluluk bu raporlar ışığında paylaştırılır. Ayrıca birden fazla kişinin yaralanması veya ölmesi halinde, her bir mağdur bakımından ayrı değerlendirme yapılması gündeme gelebilir. Bu nedenle iş kazalarına ilişkin dosyalar, hem teknik hem de hukuki açıdan çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirir.
İş kazalarına ilişkin dosyalarda kusurun paylaşımı, sonucun belirlenmesinde merkezi bir rol oynar. Bir kazada işverenin, şantiye şefinin, iş güvenliği uzmanının ve hatta bazen işçinin kendisinin kusuru farklı oranlarda bir araya gelebilir. Her bir kişinin kusuru, kendisine düşen yükümlülüğü yerine getirip getirmediğine göre ayrı ayrı değerlendirilir.
Örneğin gerekli güvenlik ekipmanını sağlamayan işveren ile bu ekipmanı kullanması gerekirken kullanmayan işçinin durumu farklı biçimde ele alınır. Kusur oranlarının doğru belirlenmesi, hem cezai sorumluluğun kapsamını hem de tazminat gibi hukuki sonuçları etkileyebilir. Bu nedenle iş kazası dosyalarında kusur bilirkişi raporlarının titizlikle incelenmesi ve gerektiğinde bunlara itiraz edilmesi büyük önem taşır.
İmar Kanunu ile İlişkisi
İnşaat ve yıkım faaliyetleri, yalnızca iş sağlığı ve güvenliği mevzuatıyla değil, 3194 sayılı İmar Kanunu ile de yakından ilişkilidir. İmar Kanunu ve ilgili düzenlemeler, yapıların ruhsata bağlanması, projeye uygun inşa edilmesi ve yapı denetimi gibi konularda ayrıntılı kurallar içerir. Özellikle İmar Kanunu’nun 42. maddesi, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapılan işler için idari para cezası öngörür. Ancak bu idari yaptırım ile TCK 176’daki ceza sorumluluğu, farklı amaç ve kapsamlara sahiptir; aradaki temel ayrım aşağıdaki gibidir:
| Ölçüt | İmar Kanunu m.42 (idari para cezası) | TCK m.176 (ceza sorumluluğu) |
|---|---|---|
| Korunan değer | Yapılaşma düzeni, ruhsat/proje uygunluğu | İnsan hayatı ve beden bütünlüğü |
| Yaptırımın türü | İdari para cezası, inşaatın mühürlenmesi/durdurulması | Hapis veya adli para cezası (ceza yargılaması) |
| Uygulayan makam | Belediye / il özel idaresi (idari işlem) | Cumhuriyet savcılığı ve mahkeme (ceza yargılaması) |
| Tetikleyici unsur | Ruhsatsızlık veya projeye aykırılık, tek başına yeterli | Somut tehlikenin doğmuş olması; ruhsatsızlık tek başına yeterli değil |
| Bir arada uygulanması | Aynı olayda ikisi birden uygulanabilir; biri diğerini dışlamaz | Aynı olayda ikisi birden uygulanabilir; biri diğerini dışlamaz |
TCK 176 bakımından önemli olan, imar mevzuatına aykırılığın kendisi değil, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmamış olmasıdır. Bir yapı ruhsatlı ve projeye tam uygun olsa dahi, güvenlik tedbirleri ihmal edilmişse TCK 176 uygulanabilir; tersine, ruhsatsız yürütülen bir faaliyette güvenlik tedbirleri eksiksiz alınmışsa, yalnızca İmar Kanunu m.42 kapsamında idari yaptırım gündeme gelir, TCK 176 oluşmaz.
Bununla birlikte, uygulamada ruhsatsız veya projeye aykırı yürütülen faaliyetlerde güvenlik tedbirlerinin de ihmal edilmesi sık rastlanan bir durumdur; bu durumda her iki düzenleme de kendi hükümleri çerçevesinde ayrı ayrı ve bir arada değerlendirilir, biri diğerinin uygulanmasına engel oluşturmaz.
Bu ilişki, inşaat ve yıkım faaliyetlerinin çok katmanlı bir hukuki düzenlemeye tabi olduğunu gösterir. Bir yapı; imar mevzuatı bakımından ruhsat ve projeye uygunluk, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı bakımından çalışanların korunması ve ceza hukuku bakımından ise genel güvenliğin sağlanması gibi farklı açılardan değerlendirilir. Somut bir olayda hangi hükümlerin uygulanacağı, fiilin niteliğine ve ihlal edilen yükümlülüğün türüne göre belirlenir. Bu çok boyutlu yapı, inşaat ve yıkıma ilişkin dosyaların dikkatli ve bütünsel bir değerlendirmeyi gerektirmesinin başlıca nedenidir.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs: Suç, ihmali davranışla ve somut bir tehlikenin doğmasıyla tamamlandığından, teşebbüsün uygulama alanı sınırlıdır. Tehlikenin henüz doğmadığı, yalnızca bir kural ihlalinin bulunduğu durumlarda bu suçun oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilir. Teşebbüsün genel kuralları için suça teşebbüs konusuna bakabilirsiniz.
İştirak: İnşaat ve yıkım faaliyetlerinde birden fazla kişi farklı sorumluluklar taşıyabilir. Gerekli tedbirlerin alınmamasında birden fazla kişinin katkısı bulunuyorsa, her birinin sorumluluğu kendi yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilir. Katılma biçimleri için suça iştirak (şeriklik) yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima: Yukarıda açıklandığı üzere, gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu bir zarar da doğmuşsa, tehlike suçunun yanında taksirle öldürme veya yaralama gibi suçlar da gündeme gelir ve gerçek içtima kuralları çerçevesinde ayrı ayrı cezalandırılır; bu değerlendirme suçların içtimaı yazımızda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda Yaptırım, Soruşturma ve Kovuşturma
Suçun cezası, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Cezanın seçimlik olarak öngörülmesi ve üst sınırının görece düşük tutulması, bu tehlike suçunun tek başına ele alındığında hafif bir yaptırıma bağlandığını gösterir. Ancak bir iş kazasında ölüm veya yaralanma meydana geldiğinde, tabloya taksirle öldürme veya yaralama suçlarının da eklenmesiyle sorumluluk önemli ölçüde ağırlaşabilir. Hükmedilen kısa süreli hapis cezasının koşulların bulunması halinde adli para cezasına çevrilmesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gündeme gelebilir.
Suçun dava zamanaşımı süresi de cezasının üst sınırına göre belirlenir. TCK 176’nın öngördüğü hapis cezasının üst sınırı beş yılı geçmediğinden, TCK 66/1-e hükmü uyarınca bu suç sekiz yıllık dava zamanaşımına tabidir. Bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar; süre içinde kamu davası açılıp kesinleşmiş bir hükümle sonuçlanmazsa, dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilir.
İş kazası sonucu ölüm veya yaralamanın da gündeme geldiği dosyalarda, TCK 176 bakımından sekiz yıllık süre işlerken, taksirle öldürme veya yaralama suçları kendi cezalarının üst sınırına göre ayrı bir zamanaşımı süresine tabi olabilir; bu nedenle içtima halindeki dosyalarda her suç bakımından zamanaşımının ayrı ayrı hesaplanması gerekir.
Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma yürütür. Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Suçun kanuni metni için Türk Ceza Kanunu metnine başvurabilirsiniz. İş kazalarına ilişkin dosyalarda soruşturma genellikle olay yeri incelemesi, iş güvenliği bilirkişi raporları ve tanık beyanları üzerinden yürütülür.
Soruşturma sürecinde olay yerinin durumu, kullanılan ekipmanlar, iş sağlığı ve güvenliği kayıtları, eğitim belgeleri ve denetim tutanakları gibi çok sayıda delil incelenir. Bu deliller, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını ve sorumluluğun kimde olduğunu ortaya koyar. Toplanan delillere göre savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir ya da iddianame düzenleyerek kamu davası açar. Kovuşturma aşamasında mahkeme, hem tehlike suçunun oluşup oluşmadığını hem de bir zarar doğmuşsa buna ilişkin suçların koşullarının bulunup bulunmadığını değerlendirir. Bu süreçte savunmanın, sorumluluğun sınırlarına ve kusur paylaşımına ilişkin argümanları zamanında ve doğru biçimde ileri sürmesi, sonucu önemli ölçüde etkileyebilir.
Bu tür dosyalarda sorumluluğun kimde olduğunun, alınması gereken tedbirlerin neler olduğunun ve kusurun nasıl paylaştırılacağının doğru değerlendirilmesi, sürecin sonucunu doğrudan etkiler. Bu nedenle inşaat veya yıkım faaliyetlerine ilişkin bir suç isnadıyla ya da iş kazası soruşturmasıyla karşılaşmanız halinde, dosyanızı bir ceza avukatıyla birlikte değerlendirmeniz büyük önem taşır.
Sıkça Sorulan Sorular
İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçunun cezası nedir?
Bu suçun cezası, TCK 176 uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Ceza seçimlik olarak öngörülmüştür. Ancak gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu bir iş kazasında ölüm veya yaralanma meydana gelmişse, ayrıca taksirle öldürme veya yaralama suçları da gündeme gelir ve sorumluluk ağırlaşır.
Bu suçun oluşması için bir kazanın yaşanması gerekir mi?
Hayır. Suç bir tehlike suçudur; cezalandırma için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından somut bir tehlikenin doğması yeterlidir. Bir kaza yaşanması şart değildir. Kaza yaşanır ve zarar doğarsa, ayrıca başka suçlar da gündeme gelebilir.
Bu suçtan kim sorumlu tutulur?
Fail, inşaat veya yıkım faaliyetinde gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğü bulunan kişidir. Bu; işveren, müteahhit, şantiye şefi veya iş güvenliği uzmanı gibi kişiler olabilir. Belirleyici olan, somut olayda kimin gerekli tedbiri alma konusunda fiilen yükümlü ve yetkili olduğudur; sorumluluk her birinin görev alanına göre değerlendirilir.
İş kazasında işçi ölürse ne olur?
Gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu bir işçi ölürse, TCK 176’daki tehlike suçunun yanında taksirle öldürme suçu da gündeme gelir. Sorumluluk, alınmayan tedbir ile ölüm arasındaki nedensellik bağına ve kusurun paylaşımına göre belirlenir; bu değerlendirme genellikle kusur bilirkişi raporlarına dayanır.
Bu suçtan kim sorumlu tutulur?
Fail, inşaat veya yıkım faaliyetinde gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğü bulunan kişidir. Bu; işveren, müteahhit, şantiye şefi veya iş güvenliği uzmanı gibi kişiler olabilir. Belirleyici olan, somut olayda kimin gerekli tedbiri alma konusunda fiilen yükümlü ve yetkili olduğudur; sorumluluk her birinin görev alanına göre değerlendirilir.
İş kazasında işçi ölürse ne olur?
Gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu bir işçi ölürse, TCK 176’daki tehlike suçunun yanında taksirle öldürme suçu da gündeme gelir. Bu iki suç, farklı hukuki değerleri koruduğundan gerçek içtima kuralına göre ayrı ayrı değerlendirilir. Sorumluluk, alınmayan tedbir ile ölüm arasındaki nedensellik bağına ve kusurun paylaşımına göre belirlenir; bu değerlendirme genellikle kusur bilirkişi raporlarına dayanır.
TCK 176 ile İmar Kanunu’na aykırılık aynı anda uygulanabilir mi?
Evet. İmar Kanunu m.42 kapsamındaki idari para cezası, ruhsatsız veya projeye aykırı yapılaşmayı; TCK 176 ise insan hayatı ve beden bütünlüğüne yönelik somut tehlikeyi cezalandırır. Bu iki düzenleme farklı hukuki değerleri korur ve biri diğerinin uygulanmasına engel oluşturmaz; aynı olayda hem idari yaptırım hem de ceza sorumluluğu bir arada gündeme gelebilir.
Ruhsatlı ve projeye tam uygun bir yapıda da bu suç oluşabilir mi?
Evet. TCK 176 bakımından belirleyici olan ruhsat veya proje uygunluğu değil, güvenlik tedbirlerinin alınıp alınmadığıdır. Ruhsatlı ve projeye tam uygun bir inşaat veya yıkım faaliyetinde dahi, insan hayatı veya beden bütünlüğüne yönelik gerekli tedbirler alınmamışsa suç oluşabilir.
Suçun dava zamanaşımı süresi ne kadardır?
TCK 176’nın öngördüğü hapis cezasının üst sınırı bir yıl olduğundan, bu suç TCK 66/1-e hükmü uyarınca sekiz yıllık dava zamanaşımına tabidir. Bu süre içinde kamu davası kesinleşmiş bir hükümle sonuçlanmazsa dava düşer.
“Gerekli tedbir” kavramı nasıl belirlenir?
Hangi tedbirlerin alınması gerektiği, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile bu kanuna dayanılarak çıkarılan Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği, İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği gibi düzenlemeler tarafından somut olarak ortaya konur. Alınmayan tedbirin gerçekten insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından tehlike doğurup doğurmadığı ise genellikle bilirkişi raporuyla tespit edilir.
İş güvenliği uzmanı bu suçtan sorumlu tutulabilir mi?
Evet, ancak bu, somut olayın koşullarına bağlıdır. İş güvenliği uzmanının görevi genellikle riskleri tespit etmek ve tedbir önermektir; önerilen tedbirin fiilen uygulanması çoğu zaman işverenin yetki ve kaynak tahsisine bağlıdır. Bu nedenle uzmanın sorumluluğu, kendisine ait somut yükümlülüğü yerine getirip getirmediğine göre ayrıca değerlendirilir.
Şikâyet süresi geçtiği için bu suç soruşturulamaz mı denilebilir mi?
Hayır. Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık, suçu öğrendiği andan itibaren şikâyet süresi beklemeksizin re’sen soruşturma başlatır. Şikâyete bağlı olmayan bu tür suçlarda mağdurun ya da üçüncü bir kişinin şikâyette bulunmaması, soruşturmanın yürütülmesine engel değildir.
Bu suçtan mahkûm olunması sicile işler mi ve mesleki sonuçları olur mu?
Mahkûmiyet, adli sicil kaydına işlenir ve koşullarına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması ya da erteleme gibi kurumlardan yararlanılabilir. Ayrıca müteahhitlik, taahhüt işleri veya kamu ihalelerine katılım gibi alanlarda mahkûmiyetin idari ve mesleki sonuçları da ayrıca değerlendirilmelidir.
Bilirkişi raporuna itiraz etmek mümkün müdür?
Evet. Taraflar, bilirkişi raporunun eksik, hatalı veya yetersiz olduğunu düşünüyorsa rapora itiraz edebilir; mahkeme gerekli görürse ek rapor alabilir veya yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirebilir. Özellikle sorumluluğun paylaşımı ve tehlikenin somut olarak var olup olmadığı konusundaki teknik değerlendirmelerde, rapora zamanında ve gerekçeli itiraz edilmesi büyük önem taşır.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, ceza hukuku alanında dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

