İçindekiler
İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama, Türk Ceza Kanunu’nun 176. maddesinde düzenlenen ve inşaat ya da yıkım faaliyetleri sırasında insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmamasını cezalandıran bir genel tehlike suçudur. İnşaat ve yıkım işleri, doğası gereği ciddi tehlikeler barındırdığından, bu faaliyetleri yürütenlerin gerekli güvenlik önlemlerini alması hem yasal hem de cezai bir yükümlülüktür. Bu yazıda inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçunun unsurlarını, kimlerin fail olabileceğini, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatıyla kesişimini, bir iş kazasında ölüm veya yaralanma meydana geldiğinde ortaya çıkan hukuki tabloyu, cezasını ve yargılama usulünü ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.
Bu yazı, Genel Tehlike Yaratan Suçlar (TCK 170-180) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır. Bölümdeki diğer suç tiplerine de bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Nedir?
Bu suç, TCK’nın “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünde yer alır. Maddeye göre; inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirleri almayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Suçun temelinde, inşaat veya yıkım gibi tehlikeli bir faaliyet yürütülürken, bu faaliyetin gerektirdiği güvenlik önlemlerinin alınmaması ve bunun sonucunda insanlar için bir tehlikenin ortaya çıkması vardır.
İnşaat ve yıkım faaliyetleri; yüksekte çalışma, ağır malzeme kullanımı, iş makineleri, elektrik tesisatı ve yapısal riskler gibi çok sayıda tehlike unsurunu bir arada barındırır. Bu tehlikeler yalnızca sahada çalışan işçileri değil, çevredeki üçüncü kişileri de etkileyebilir. Kanun koyucu, bu nedenle inşaat ve yıkım faaliyetlerinde alınması gereken güvenlik tedbirlerini yalnızca idari bir yükümlülük olarak değil, ihlali halinde ceza sorumluluğu doğuran bir yükümlülük olarak da düzenlemiştir. Böylece, henüz bir kaza yaşanmadan, güvenlik tedbirlerinin alınmamasıyla ortaya çıkan tehlike aşamasında dahi ceza hukuku devreye girebilir.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve Suçun Niteliği
Bu maddeyle korunan hukuki değer, kişilerin hayatı ve beden bütünlüğü ile bunun uzantısı olan genel güvenliktir. Suç, belirli bir kişiyi değil, inşaat veya yıkım faaliyetinin doğurabileceği tehlikeden etkilenebilecek herkesi korur. Bu kapsam, sahada çalışan işçileri, faaliyetin yürütüldüğü alana yakın olan kişileri ve gelip geçenleri içine alacak biçimde geniştir.
Suç, öğretide bir tehlike suçu olarak nitelendirilir. Yani cezalandırma için mutlaka bir kazanın yaşanması, bir kişinin yaralanması ya da ölmesi gerekmez; gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından bir tehlikenin doğması yeterlidir. Bu yönüyle madde, önleyici bir koruma sağlar: amaç, bir zarar meydana gelmeden önce güvenlik tedbirlerinin alınmasını teşvik etmek ve tedbirsizlikle ortaya çıkan tehlikeyi yaptırım altına almaktır. Elbette bir zarar meydana geldiğinde, aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağımız üzere, ayrıca başka suçlar da gündeme gelebilir.
Bu suçun genel tehlike yaratan suçlar arasında düzenlenmesi, korunan menfaatin bireysel değil toplumsal nitelik taşıdığını gösterir. İnşaat ve yıkım faaliyetleri, çoğu zaman yoğun yerleşim alanlarında, cadde ve sokak kenarlarında ya da çok sayıda işçinin bir arada çalıştığı şantiyelerde yürütülür. Bu ortamlarda alınmayan bir güvenlik tedbiri, aynı anda çok sayıda kişiyi tehlikeye atabilir. Kanun koyucu, bu geniş çaplı tehlike potansiyelini gözeterek, güvenlik tedbirlerinin alınmamasını bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir. Böylece koruma, yalnızca somut bir mağdurun ortaya çıkmasıyla değil, tehlikenin doğduğu anda devreye girer. İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama, özellikle bir iş kazasıyla birleştiğinde ciddi sonuçlar doğurabilen bir suçtur. Böyle bir isnat veya soruşturmayla karşılaşmanız halinde, sürecin başından itibaren bu konuda hukuki destek almanız büyük önem taşır.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunun Faili Kim Olabilir?
Suçun faili, inşaat veya yıkım faaliyeti bakımından gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğü bulunan kişidir. Bu yükümlülük, faaliyetteki rol ve sorumluluğa göre farklı kişilere ait olabilir. Uygulamada fail olabilecek kişiler arasında şunlar sayılabilir:
- İşveren veya işveren vekili: İş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmasından birinci derecede sorumlu olan kişi.
- Müteahhit veya yüklenici: İnşaat veya yıkım işini üstlenen ve yürüten kişi.
- Şantiye şefi: Sahadaki çalışmaların yürütülmesinden ve denetiminden sorumlu kişi.
- İş güvenliği uzmanı: Güvenlik tedbirlerinin belirlenmesi ve denetlenmesinde görev alan kişi.
Failin belirlenmesinde belirleyici olan, kişinin unvanından çok, somut olayda gerekli tedbiri alma konusunda fiilen yükümlü ve yetkili olup olmadığıdır. Bir inşaat veya yıkım faaliyetinde birden fazla kişi farklı ölçülerde sorumluluk taşıyabilir; bu durumda her birinin sorumluluğu, kendi görev ve yetki alanı çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilir. Sorumluluğun kimde olduğunun doğru saptanması, hem suçun failinin belirlenmesi hem de savunma açısından kritik önemdedir.
Uygulamada sorumluluğun paylaşımı çoğu zaman tartışmalı bir konudur. Bir inşaat projesinde işveren, alt yükleniciler, şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı ve yapı denetim görevlileri gibi farklı kişiler, farklı aşamalarda ve farklı konularda sorumluluk taşıyabilir. Bu nedenle, bir güvenlik tedbirinin alınmamasından kimin sorumlu olduğu, o tedbirin alınması görevinin hangi kişiye ait olduğuna göre belirlenir. Görevlerin sözleşmelerle veya iş bölümüyle nasıl dağıtıldığı, kimin fiilen yetki ve olanak sahibi olduğu ve tedbirin alınmasının kimin sorumluluk alanına girdiği, somut olayda ayrıntılı olarak incelenir. Bu değerlendirme, hem gereksiz yere sorumlu tutulmayı önlemek hem de gerçek sorumluyu belirlemek açısından önem taşır.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda Fiil: Gerekli Tedbirleri Almama
Suçun maddi unsuru, inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmamasıdır. Bu, ihmali bir davranışla, yani yapılması gereken bir şeyin yapılmamasıyla işlenen bir suçtur. Fail, gerekli güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğü altında olmasına rağmen bu önlemleri almamış ve bunun sonucunda insanlar için bir tehlike doğmuştur.
Burada suçun oluşması için, tedbirsizliğin gerçekten somut bir tehlikeye yol açmış olması aranır. Yalnızca soyut bir kural ihlali değil, insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından gerçek bir tehlikenin doğması gerekir. Örneğin yüksekte yapılan bir çalışmada gerekli koruma ve düşme önleme sistemlerinin kurulmaması, bir yıkım faaliyetinde çevre güvenliğinin sağlanmaması ya da iş makinelerinin güvenlik önlemleri alınmadan çalıştırılması gibi durumlar, somut tehlike koşulunu karşılayabilir. Tehlikenin varlığı, faaliyetin niteliğine ve alınmayan tedbirin önemine göre her olayda ayrıca değerlendirilir.
Suçun ihmali yapısı, sorumluluğun belirlenmesinde özel bir yaklaşımı gerektirir. Burada fail, aktif bir davranışla değil, üzerine düşen bir yükümlülüğü yerine getirmeyerek tehlikeye yol açar. Bu nedenle önce failin gerçekten gerekli tedbiri alma yükümlülüğü altında olup olmadığı, sonra bu yükümlülüğün gereğini yerine getirip getirmediği ve nihayet bu ihmalin somut bir tehlike doğurup doğurmadığı sırayla değerlendirilir. Yükümlülük altında olmayan ya da tedbiri almak için fiilen olanağı bulunmayan bir kişinin bu suçtan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu üç aşamalı değerlendirme, ihmali suçların temel mantığını oluşturur.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda “Gerekli Tedbir” Kavramı ve İSG Mevzuatı
Maddenin uygulanmasında en önemli değerlendirme noktalarından biri, “gerekli tedbir” kavramının içeriğinin belirlenmesidir. Hangi tedbirlerin alınması gerektiği, büyük ölçüde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı ile teknik standartlar tarafından belirlenir. Bu çerçevede, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemeler, ilgili yönetmelikler ve teknik şartnameler, inşaat ve yıkım faaliyetlerinde alınması gereken önlemleri ayrıntılı biçimde ortaya koyar.
Bu nedenle TCK 176 ile iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı arasında yakın bir bağ vardır. İş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri, işverenlere ve ilgili kişilere çok sayıda somut yükümlülük getirir; bu yükümlülüklerin ihlali, hem idari yaptırımlara hem de koşulları varsa bu ceza hükmünün uygulanmasına yol açabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, her idari kural ihlalinin otomatik olarak bu suçu oluşturmadığıdır. Suçun oluşması için, alınmayan tedbirin insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından somut bir tehlike doğurmuş olması gerekir. Uygulamada bu değerlendirme, çoğu zaman iş güvenliği alanında uzman bilirkişilerin raporlarına dayanılarak yapılır.
Bilirkişi incelemesi, hangi tedbirlerin alınması gerektiğini, bu tedbirlerin alınıp alınmadığını ve alınmayan tedbir ile ortaya çıkan tehlike arasındaki ilişkiyi ortaya koyar. Bu raporlar, hem suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesinde hem de sorumluluğun kime ait olduğunun saptanmasında belirleyici bir rol oynar. Bu nedenle bu tür dosyalarda teknik değerlendirmenin doğru okunması büyük önem taşır.
Gerekli tedbir kavramının içeriği, faaliyetin türüne göre de değişir. Bir yüksek yapı inşaatında öne çıkan tedbirler ile bir yıkım faaliyetinde ya da bir altyapı çalışmasında öne çıkan tedbirler farklı olabilir. Örneğin yüksekte çalışmada düşmeye karşı koruma sistemleri, yıkım faaliyetinde çevrenin ve gelip geçenlerin korunması, kazı çalışmalarında ise göçük ve toprak kaymasına karşı önlemler ön plana çıkar. Bu nedenle “gerekli tedbir”in ne olduğu, soyut bir liste üzerinden değil, somut faaliyetin niteliği ve barındırdığı tehlikeler dikkate alınarak belirlenir. Alınmayan tedbirin, o faaliyet bakımından gerçekten gerekli ve tehlikeyi önlemeye elverişli bir tedbir olup olmadığı ayrıca değerlendirilir.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda Manevi Unsur: Kast
İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçu, kasten işlenen bir suçtur. Failin, gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünü ve bu tedbirleri almamanın insanlar için tehlike doğurabileceğini bilerek hareket etmesi gerekir. Burada da olası kast söz konusu olabilir; fail, tedbirleri almaması halinde bir tehlikenin doğabileceğini öngörüp bu neticeyi göze almışsa kastla hareket etmiş sayılır.
Failin kastının belirlenmesinde, kendisine yüklenen yükümlülüğün açıklığı, tehlikenin öngörülebilirliği ve failin bu konudaki bilgi ve deneyimi göz önünde tutulur. İnşaat ve yıkım işlerinde çalışan ve bu alanda sorumluluk taşıyan kişilerin, temel güvenlik gerekliliklerini bilmesi beklenir. Bu nedenle temel güvenlik tedbirlerinin göz ardı edilmesi, çoğu zaman kastın varlığına işaret eden bir gösterge olarak değerlendirilir. Bununla birlikte, somut olayın koşulları her zaman ayrıca incelenir.
İş Kazası Sonucu Ölüm veya Yaralanma
Uygulamada bu suç, en çok bir iş kazası yaşandıktan sonra gündeme gelir. Gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu bir işçinin veya üçüncü bir kişinin yaralanması ya da ölmesi halinde, ortaya yalnızca bir tehlike değil, gerçekleşmiş bir zarar çıkar. Bu durumda TCK 176’daki tehlike suçunun yanı sıra, koşulları varsa taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçları da gündeme gelir.
Bu noktada belirleyici olan, güvenlik tedbirlerinin alınmamasıyla ortaya çıkan sonuç arasındaki nedensellik bağı ve failin kusurudur. Eğer alınmayan tedbir ile meydana gelen ölüm veya yaralanma arasında nedensellik bağı kurulabiliyorsa, sorumlu kişi taksirle öldürme veya yaralama suçundan da sorumlu tutulabilir. Bu değerlendirmede, kusurun kimde ve ne oranda bulunduğu, birden fazla kişinin kusurunun bir araya gelip gelmediği ve varsa mağdurun kendi kusurunun etkisi ayrı ayrı incelenir. Bu tür dosyalarda genellikle ayrıntılı kusur bilirkişi raporları düzenlenir ve sorumluluk bu raporlar ışığında paylaştırılır.
Bir olayda hem tehlike suçunun hem de gerçekleşen zarara ilişkin suçun bulunması halinde, bunların ne şekilde değerlendirileceği suçların içtimaı kurallarına göre belirlenir. Ayrıca birden fazla kişinin yaralanması veya ölmesi halinde, her bir mağdur bakımından ayrı değerlendirme yapılması gündeme gelebilir. Bu nedenle iş kazalarına ilişkin dosyalar, hem teknik hem de hukuki açıdan çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirir.
İş kazalarına ilişkin dosyalarda kusurun paylaşımı, sonucun belirlenmesinde merkezi bir rol oynar. Bir kazada işverenin, şantiye şefinin, iş güvenliği uzmanının ve hatta bazen işçinin kendisinin kusuru farklı oranlarda bir araya gelebilir. Her bir kişinin kusuru, kendisine düşen yükümlülüğü yerine getirip getirmediğine göre ayrı ayrı değerlendirilir. Örneğin gerekli güvenlik ekipmanını sağlamayan işveren ile bu ekipmanı kullanması gerekirken kullanmayan işçinin durumu farklı biçimde ele alınır. Kusur oranlarının doğru belirlenmesi, hem cezai sorumluluğun kapsamını hem de tazminat gibi hukuki sonuçları etkileyebilir. Bu nedenle iş kazası dosyalarında kusur bilirkişi raporlarının titizlikle incelenmesi ve gerektiğinde bunlara itiraz edilmesi büyük önem taşır.
İmar Kanunu ile İlişkisi
İnşaat ve yıkım faaliyetleri, yalnızca iş sağlığı ve güvenliği mevzuatıyla değil, imar mevzuatıyla da yakından ilişkilidir. İmar Kanunu ve ilgili düzenlemeler, yapıların ruhsata bağlanması, projeye uygun inşa edilmesi ve yapı denetimi gibi konularda ayrıntılı kurallar içerir. Bu kurallara aykırılık, kendi başına idari yaptırımlara ve kimi durumlarda ayrı ceza sorumluluğuna yol açabilir.
TCK 176 bakımından önemli olan, imar mevzuatına aykırılığın değil, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmamasının cezalandırılmasıdır. Bununla birlikte, ruhsatsız veya projeye aykırı yürütülen faaliyetlerde güvenlik tedbirlerinin de ihmal edilmesi sık rastlanan bir durumdur. Bu nedenle bir olayda hem imar mevzuatına aykırılık hem de güvenlik tedbirlerinin ihmali bir arada bulunabilir ve bunların her biri kendi hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Olayın hangi mevzuat kapsamında ele alınacağının doğru belirlenmesi, sorumluluğun kapsamını da etkiler.
Bu ilişki, inşaat ve yıkım faaliyetlerinin çok katmanlı bir hukuki düzenlemeye tabi olduğunu gösterir. Bir yapı; imar mevzuatı bakımından ruhsat ve projeye uygunluk, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı bakımından çalışanların korunması ve ceza hukuku bakımından ise genel güvenliğin sağlanması gibi farklı açılardan değerlendirilir. Bu düzenlemeler birbirini tamamlar niteliktedir ve çoğu zaman aynı olayda birlikte gündeme gelir. Somut bir olayda hangi hükümlerin uygulanacağı, fiilin niteliğine ve ihlal edilen yükümlülüğün türüne göre belirlenir. Bu çok boyutlu yapı, inşaat ve yıkıma ilişkin dosyaların dikkatli ve bütünsel bir değerlendirmeyi gerektirmesinin başlıca nedenidir.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs: Suç, ihmali davranışla ve somut bir tehlikenin doğmasıyla tamamlandığından, teşebbüsün uygulama alanı sınırlıdır. Tehlikenin henüz doğmadığı, yalnızca bir kural ihlalinin bulunduğu durumlarda bu suçun oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilir. Teşebbüsün genel kuralları için suça teşebbüs konusuna bakabilirsiniz.
İştirak: İnşaat ve yıkım faaliyetlerinde birden fazla kişi farklı sorumluluklar taşıyabilir. Gerekli tedbirlerin alınmamasında birden fazla kişinin katkısı bulunuyorsa, her birinin sorumluluğu kendi yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilir. Katılma biçimleri için suça iştirak (şeriklik) yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima: Yukarıda açıklandığı üzere, gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu bir zarar da doğmuşsa, tehlike suçunun yanında taksirle öldürme veya yaralama gibi suçlar da gündeme gelir ve bunlar suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirilir.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda Yaptırım, Soruşturma ve Kovuşturma
Suçun cezası, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Cezanın seçimlik olarak öngörülmesi ve üst sınırının görece düşük tutulması, bu tehlike suçunun tek başına ele alındığında hafif bir yaptırıma bağlandığını gösterir. Ancak bir iş kazasında ölüm veya yaralanma meydana geldiğinde, tabloya taksirle öldürme veya yaralama suçlarının da eklenmesiyle sorumluluk önemli ölçüde ağırlaşabilir. Hükmedilen kısa süreli hapis cezasının koşulların bulunması halinde adli para cezasına çevrilmesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gündeme gelebilir.
Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma yürütür. Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Suçun kanuni metni için mevzuat.gov.tr üzerindeki Türk Ceza Kanunu metnine başvurabilirsiniz. İş kazalarına ilişkin dosyalarda soruşturma genellikle olay yeri incelemesi, iş güvenliği bilirkişi raporları ve tanık beyanları üzerinden yürütülür.
Soruşturma sürecinde olay yerinin durumu, kullanılan ekipmanlar, iş sağlığı ve güvenliği kayıtları, eğitim belgeleri ve denetim tutanakları gibi çok sayıda delil incelenir. Bu deliller, gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını ve sorumluluğun kimde olduğunu ortaya koyar. Toplanan delillere göre savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir ya da iddianame düzenleyerek kamu davası açar. Kovuşturma aşamasında mahkeme, hem tehlike suçunun oluşup oluşmadığını hem de bir zarar doğmuşsa buna ilişkin suçların koşullarının bulunup bulunmadığını değerlendirir. Bu süreçte savunmanın, sorumluluğun sınırlarına ve kusur paylaşımına ilişkin argümanları zamanında ve doğru biçimde ileri sürmesi, sonucu önemli ölçüde etkileyebilir.
Bu tür dosyalarda sorumluluğun kimde olduğunun, alınması gereken tedbirlerin neler olduğunun ve kusurun nasıl paylaştırılacağının doğru değerlendirilmesi, sürecin sonucunu doğrudan etkiler. Bu nedenle inşaat veya yıkım faaliyetlerine ilişkin bir suç isnadıyla ya da iş kazası soruşturmasıyla karşılaşmanız halinde, dosyanızı bir ceza avukatıyla birlikte değerlendirmeniz büyük önem taşır.
İnşaat veya Yıkımla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Analizleri
İnşaat Kurallarına Uymama Suçunda Belediyenin Katılma ve Temyiz Yetkisinin Bulunmadığına Dair Usul Hükmü
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2012/35736 – Karar: 2013/26130, Tarih: 01.11.2013
Kararın Özeti
İlk derece mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) tarafından, “inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama” suçundan sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. Yargılama aşamasında ilgili Belediye Başkanlığı davaya katılan olarak kabul edilmiştir. Beraat hükmünün Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi dosyayı usul yönünden incelemiştir. Daire, söz konusu suçun niteliği gereği Belediye Başkanlığının doğrudan zarar gören sıfatına sahip olmadığını, bu nedenle davaya katılma hakkının bulunmadığını ve yerel mahkemenin hatalı katılma kararı vermesinin de belediyeye temyiz hakkı kazandırmayacağını belirterek temyiz isteminin usulden reddine oy birliğiyle karar vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın ret gerekçesi, ceza muhakemesinde kamu davasına katılma (müdahillik) ve buna bağlı olarak kanun yollarına başvurma yetkisinin yasal sınırlarına dayanmaktadır. TCK’nın 176. maddesinde düzenlenen “inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama” suçu, ceza kanununun “Topluma Karşı Suçlar” genel başlığı altındaki “Kamu Güvenliğine Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Bu suçun koruduğu hukuki yarar, inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında alınması gereken önlemlerin ihmal edilmesiyle ortaya çıkabilecek kazaların önlenmesi, yani kamunun soyut güvenliğidir. Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca bir tüzel kişinin veya kurumun davaya katılması, suçtan “doğrudan doğruya zarar görmüş olması” şartına bağlıdır. İdari bir merci olan belediye, imar mevzuatını yürütmekle görevli olsa dahi, bu suçun doğrudan mağduru ya da suçtan doğrudan zarar göreni sayılamaz. Yargıtay, ilk derece mahkemesi tarafından usule aykırı şekilde verilen “katılan” sıfatının, temyiz aşamasında yasal hakkı doğurmayacağını ve hukuken geçersiz kalacağını vurgulayarak CMUK’un 317. maddesi uyarınca başvuruyu esasa girmeden reddetmiştir.
“TCK.nun 176. maddesinde düzenlenen inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçundan açılan davada, suçtan doğrudan zarar görmeyen Belediye Başkanlığının davaya katılma hakkı bulunmadığı ve mahkeme tarafından katılma kararı verilmiş olmasının da hükmü temyiz hakkı vermeyeceği cihetle…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza yargılamasında idari kurumların görev alanları ile ceza usul hukukundaki “suçtan zarar görme” kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyan teknik bir sınır çizgisidir. Uygulamada ilk derece mahkemeleri, inşaat ve yıkım gibi doğrudan belediyelerin denetim ve ruhsat yetkisinde olan alanlardaki suçlarda, ilgili belediyelerin müdahillik taleplerini refleks olarak kabul edebilmektedir. Ancak Yargıtay, idari denetim yetkisinin suçtan doğrudan zarar görme sıfatı doğurmayacağını hatırlatarak ceza muhakemesinin süjelerini kanunun çizdiği dar çerçevede tutmuştur. Mahkemenin yaptığı usul hatasının (hatalı katılma kararının) üst mahkemede kazanılmış hak oluşturmayacağı yönündeki istikrarlı yaklaşım bu kararda da korunmuştur. Bu durum, usul ekonomisi ve yetkisiz kurumların ceza davalarını uzatmasının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2012/35736 – Karar: 2013/26130, Tarih: 01.11.2013 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : İnşaat ve yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama
HÜKÜM : Beraat
Gereği görüşülüp düşünüldü:
TCK.nun 176. maddesinde düzenlenen inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçundan açılan davada, suçtan doğrudan zarar görmeyen Belediye Başkanlığının davaya katılma hakkı bulunmadığı ve mahkeme tarafından katılma kararı verilmiş olmasının da hükmü temyiz hakkı vermeyeceği cihetle, Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz isteminin CMUK.nun 317. maddesi gereğince (REDDİNE), 01.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İnşaat/Yıkım Emniyet Kurallarına Uymama Suçunda Somut Tehlike Unsurunun Tespiti ve Eksik Araştırma Nedeniyle Bozma Kararı
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2019/14489 – Karar: 2020/15066, Tarih: 02.07.2020
Kararın Özeti
İlk derece mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) tarafından yapılan yargılamada, bir sanık hakkında kasten yaralama suçundan mahkûmiyet, üç sanık hakkında ise inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçundan beraat kararı verilmiştir. Hükümler katılan ve sanık müdafileri tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, kasten yaralama suçundan verilen cezanın miktar ve nev’i itibarıyla kesin nitelikte olduğunu belirterek bu suça yönelik temyiz istemini reddetmiştir. Ancak üç sanık hakkında “inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama” suçundan kurulan hükmü mercek altına alan Daire, yıkım esnasında komşu binaya zarar verildiği sabit olsa da eylemin insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından somut bir tehlike doğurup doğurmadığına dair bilirkişi raporu alınmamasını “eksik araştırma” sayarak hükmün oy birliğiyle bozulmasına karar vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın bozma gerekçesi, TCK’nın 176/1. maddesinde düzenlenen suçun “somut tehlike suçu” olma niteliğine ve ceza muhakemesindeki maddi gerçeğe ulaşma ilkesine dayanmaktadır. Söz konusu maddede, inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli emniyet tedbirlerini almayan kişinin cezalandırılacağı öngörülmüştür. Olayda sanıkların yürüttüğü yıkım faaliyeti nedeniyle bitişik nizamdaki katılanın konutunda maddi hasar meydana geldiği sabittir. Ancak ceza hukuku dogmatiği açısından, mala zarar gelmiş olması bu suçun oluşması için tek başına yeterli bir ölçüt değildir. Kanun koyucu bu normla mülkiyet hakkını değil, doğrudan “insan hayatı ve beden bütünlüğünü” korumayı amaçlamıştır. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin sadece mevcut duruma bakarak hüküm kurmasını yetersiz bulmuş; teknik bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak, yıkım sırasında gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığının ve bu eksikliğin “insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından somut bir tehlike yaratıp yaratmadığının” şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
“Sanıklar tarafından gerçekleştirilen inşaatın yıkım faaliyeti sırasında, bitişik nizamda bulunan katılanın konutunda bir kısım yerlerin zarar gördüğü sabit ise de TCK’nın 176/1. maddesi kapsamında yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından tedbir alınıp almadığı, tedbir alınmaması halinde bunun insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından tehlike yaratıp yaratmadığı hususunda bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza hukukunda “zarar” ile “tehlike” kavramları arasındaki ince çizginin ve suç tiplerinin koruduğu hukuki yararın doğru analiz edilmesinin önemini gösteren nitelikli bir içtihattır. İnşaat veya yıkım süreçlerinde komşu binalara zarar verilmesi, sıklıkla sadece hukuk mahkemelerinin konusu olan bir “haksız fiil ve tazminat” meselesi ya da ceza hukukunda “mala zarar verme” suçu olarak algılanabilmektedir. Oysa yasa koyucu TCK m. 176 ile kamu güvenliğini koruma altına almıştır. Yargıtay, komşu konutun zarar görmesini, insan hayatının da tehlikeye atılmış olabileceğine dair ciddi bir karine olarak görmüş ve mahkemenin bu ihtimalin üzerine gitmemesini eksiklik saymıştır. Karar, somut tehlike suçlarında tehlikenin varlığının ya da yokluğunun hakim tarafından soyut bir tahminle değil, teknik uzmanlığı olan bilirkişilerin objektif kriterlere dayalı raporlarıyla ortaya konulması zorunluluğunu teyit etmektedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2019/14489 – Karar: 2020/15066, Tarih: 02.07.2020 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama, kasten yaralama
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1. Sanık … hakkında kasten yaralama suçu yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Hükmün tarihi, tayin olunan cezaların miktar ve nev’i dikkate alındığında, hüküm kesin nitelikte olup temyiz kabiliyeti bulunmadığından, katılan ve sanık müdafinin temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2. Sanıklar …, …, … hakkında inşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçu yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Sanıklar tarafından gerçekleştirilen inşaatın yıkım faaliyeti sırasında, bitişik nizamda bulunan katılanın konutunda bir kısım yerlerin zarar gördüğü sabit ise de TCK’nın 176/1. maddesi kapsamında yıkım faaliyeti sırasında insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından tedbir alınıp almadığı, tedbir alınmaması halinde bunun insan hayatı ve beden bütünlüğü açısından tehlike yaratıp yaratmadığı hususunda bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama suçunun cezası nedir?
Bu suçun cezası, TCK 176 uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Ceza seçimlik olarak öngörülmüştür. Ancak gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu bir iş kazasında ölüm veya yaralanma meydana gelmişse, ayrıca taksirle öldürme veya yaralama suçları da gündeme gelir ve sorumluluk ağırlaşır.
Bu suçun oluşması için bir kazanın yaşanması gerekir mi?
Hayır. Suç bir tehlike suçudur; cezalandırma için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu insan hayatı veya beden bütünlüğü bakımından somut bir tehlikenin doğması yeterlidir. Bir kaza yaşanması şart değildir. Kaza yaşanır ve zarar doğarsa, ayrıca başka suçlar da gündeme gelebilir.
Bu suçtan kim sorumlu tutulur?
Fail, inşaat veya yıkım faaliyetinde gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğü bulunan kişidir. Bu; işveren, müteahhit, şantiye şefi veya iş güvenliği uzmanı gibi kişiler olabilir. Belirleyici olan, somut olayda kimin gerekli tedbiri alma konusunda fiilen yükümlü ve yetkili olduğudur; sorumluluk her birinin görev alanına göre değerlendirilir.
İş kazasında işçi ölürse ne olur?
Gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu bir işçi ölürse, TCK 176’daki tehlike suçunun yanında taksirle öldürme suçu da gündeme gelir. Sorumluluk, alınmayan tedbir ile ölüm arasındaki nedensellik bağına ve kusurun paylaşımına göre belirlenir; bu değerlendirme genellikle kusur bilirkişi raporlarına dayanır.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, ceza hukuku alanında dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
