|

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçu (TCK-186)

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti

İçindekiler

Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaç ticareti, Türk Ceza Kanunu’nun 186. maddesinde düzenlenen ve kamunun sağlığına karşı suçlar arasında yer alan bir suçtur. Kişilerin hayat ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş veya değiştirilmiş her tür yiyecek, içecek ya da ilacın satılması, tedarik edilmesi veya bulundurulması bu suçu oluşturur. Uygulamada halk arasında “bozuk gıda satma” olarak bilinen fiiller, hukuki karşılığını büyük ölçüde bu maddede bulur. Bu suç, hem gıda hem de ilaç sektöründe faaliyet gösterenleri yakından ilgilendirdiğinden, mesleki sorumluluk açısından da önem taşır.

Bu yazıda, TCK 186 suçunun unsurlarını, seçimlik hareketlerini, cezasını, resmî izne dayalı bir meslek kapsamında işlenmesi halinde uygulanan artırımı ve bu suçun zehirli madde katma (TCK 185) suçundan farkını ele alacağız. Ayrıca, gıda güvenliği mevzuatı kapsamındaki idari yaptırımlar ile ceza yargılaması arasındaki sık karıştırılan farkı da açıklayacağız. Bölümün bütününe genel bir bakış için Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar rehberimizden yararlanabilirsiniz. Yazıdaki bilgiler genel niteliktedir; somut olayınız için mutlaka bir avukata danışmanızı öneririz.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçu (TCK 186) Nedir?

TCK 186, insanların tüketimine sunulan gıda ve ilaçların güvenliğini korur. Suç, bir ürünün bozulmuş veya değiştirilmiş olması ve bu haliyle kişilerin hayat ve sağlığını tehlikeye sokabilecek nitelikte bulunması durumunda gündeme gelir. Burada cezalandırılan, ürünün bizzat bozulması değil; zaten bozulmuş veya değiştirilmiş olan ürünün ticaret hayatına sokulmasıdır. Yani suçun odağında, tehlikeli ürünün tüketiciye ulaşma riskini doğuran ticari hareketler yer alır.

Korunan hukuki değer kamu sağlığıdır. Bu nedenle suç, belirli bir tüketicinin zarar görmesini gerektirmez ve herhangi bir kişinin şikâyetine bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Suç, tıpkı bölümdeki diğer suçlar gibi, toplumun genel sağlığını tehlikeye düşüren fiilleri hedef aldığından, bireysel bir mağdura karşı işlenen suçlardan farklı bir mantıkla değerlendirilir.

Suçun Bölümdeki Yeri

TCK 186, gıda ve ilaç güvenliği suçları grubunda yer alır ve hemen kendinden önceki TCK 185 (zehirli madde katma) ile yakından ilişkilidir. TCK 185 ürünü bozan aktif fiili cezalandırırken, TCK 186 bozulmuş ürünün ticaretine odaklanır. Ayrıca, yalnızca ilaca özgü ve doğrudan tehlikeli ilaç üretimi/satışını düzenleyen tehlikeli ilaç yapma veya satma (TCK 187) suçu ile de kapsam bakımından ilişki içindedir.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçunun Unsurları

Fail

Suçun faili herhangi bir kişi olabilir; TCK 186 bakımından failin belirli bir sıfat taşıması aranmaz. Uygulamada fail çoğunlukla; gıda üreticileri, toptancılar, market ve bakkal işletmecileri, lokanta sahipleri veya eczacılar gibi ürünün ticaretiyle uğraşan kişilerdir. Ancak failin bu sıfatlardan birini taşıması suçun oluşması için şart değildir; bozulmuş ürünü satan, tedarik eden veya bulunduran herkes fail olabilir. Failin resmî izne dayalı bir meslek icra etmesi ise, aşağıda göreceğimiz gibi cezanın artırılmasını gerektiren ayrı bir husustur.

Mağdur

Korunan değer kamu sağlığı olduğundan, suçun mağduru toplumun bütünüdür. Bozulmuş ürünün ticarete sokulması, belirsiz sayıda tüketicinin sağlığını riske attığından, suç bireysel bir mağdura değil, geneli koruma amacına yöneliktir. Bu nedenle, ürünü satın alan belirli bir kişinin zarar görmesi veya şikâyetçi olması, suçun oluşması için gerekli değildir.

Suçun Konusu

Suçun konusu, kişilerin hayat ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş veya değiştirilmiş her tür yenilecek, içilecek şey ya da ilaçtır. “Bozulmuş” ifadesi, ürünün doğal niteliğini yitirerek sağlığa zararlı hale gelmesini; “değiştirilmiş” ifadesi ise ürünün içeriğinin veya niteliğinin sağlığı tehlikeye düşürecek biçimde değiştirilmesini kapsar. Önemli olan, ürünün bu haliyle hayat ve sağlık bakımından somut bir tehlike taşımasıdır.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım vardır: her mevzuata aykırılık veya her kalite kusuru, otomatik olarak TCK 186 kapsamında suç oluşturmaz. Suçun oluşması için ürünün, kişilerin hayat ve sağlığını tehlikeye sokacak nitelikte bozulmuş veya değiştirilmiş olması gerekir. Örneğin yalnızca son kullanma tarihinin geçmiş olması gibi durumların bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, ürünün gerçekten sağlığı tehlikeye sokacak nitelikte olup olmadığına göre, somut olayda ve çoğu zaman bilirkişi incelemesiyle belirlenir. Bu değerlendirme, etiket veya ambalaj kusuru gibi tehlike doğurmayan idari nitelikteki aykırılıklar ile ceza hukuku anlamında tehlikeli olan durumların ayırt edilmesini gerektirir.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçunda Manevi Unsur: Bozukluğun Bilinmesi

TCK 186, kasten işlenebilen bir suçtur. Bu, failin; sattığı, tedarik ettiği veya bulundurduğu ürünün bozulmuş ya da değiştirilmiş olduğunu ve bu haliyle kişilerin sağlığını tehlikeye sokabileceğini bilmesi gerektiği anlamına gelir. Kast ve taksir ayrımı bu noktada belirleyicidir: ürünün bozuk olduğunu bilmeyen ve durumu bilebilecek konumda da olmayan bir kişi bakımından bu suçun manevi unsuru tartışmalı hale gelir.

Uygulamada, failin bozukluğu bilip bilmediği çoğu zaman doğrudan itirafla değil, olayın koşullarından çıkarılan sonuçlarla değerlendirilir. Ürünün saklama koşulları, görünür bozulma belirtileri, failin faaliyet alanı ve tecrübesi, ürünün temin edildiği kaynak gibi unsurlar, bu değerlendirmede rol oynar. Örneğin gözle görülür biçimde bozulmuş bir ürünü satışa sunmak ile, dışarıdan anlaşılamayacak gizli bir kusuru bilmeden satmak farklı sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, failin bilgisinin ve kastının doğru ortaya konması, savunmanın merkezinde yer alır.

Özellikle bir ticaret zincirinin sonunda yer alan satıcılar bakımından bu husus önemlidir. Ürünü kapalı ambalajında, güvenilir bir tedarikçiden temin eden ve bozukluğu bilebilecek bir emare bulunmayan bir satıcının durumu ile, ürünün bozulduğunu bildiği halde satışa devam eden bir kişinin durumu, kast bakımından farklı değerlendirilir. Failin, ürünün güvenliğini sağlamak için makul özeni gösterip göstermediği de bu değerlendirmede dikkate alınabilir. Bu nedenle, isnat edilen fiilde kastın gerçekten bulunup bulunmadığı, her olayda ayrıca ve dikkatle incelenmelidir.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçunda Seçimlik Hareketler: Satma, Tedarik ve Bulundurma

TCK 186, üç ayrı hareketi bağımsız olarak cezalandıran bir seçimlik hareketli suçtur. Bu hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi, suçun oluşması için yeterlidir:

  • Satma: Bozulmuş veya değiştirilmiş ürünün bedel karşılığı devredilmesi.
  • Tedarik etme: Ürünün başkalarına ulaştırılmak üzere sağlanması, temin edilmesi.
  • Bulundurma: Ürünün, ticaret amacıyla elde veya işletmede tutulması.

Bu üç hareketin bağımsız olarak sayılmasının en önemli sonucu şudur: fiilen bir satış gerçekleşmese dahi, bozulmuş ürünün ticaret amacıyla bulundurulması tek başına suçu oluşturabilir. Yani bir işletmede satışa hazır biçimde bulundurulan bozuk ürünler, henüz kimseye satılmamış olsa bile suç kapsamına girebilir. Bu, suçun tehlike suçu niteliğinin doğal bir sonucudur; kanun, tehlikeli ürünün tüketiciye ulaşmasını beklemeden, ticaret zincirine sokulması aşamasında müdahale eder.

Bununla birlikte, “bulundurma” hareketinin suç oluşturabilmesi için ürünün ticaret amacıyla bulundurulması gerekir. Bir işletmede tüketim veya satış dışı bir amaçla (örneğin ayrılmış, imha edilmek üzere bekletilen ve satıştan çekilmiş ürünler) bulundurulan mallar bakımından, ticaret amacının bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir. Bu ayrım, özellikle çok sayıda ürünün bulunduğu işletmelerde, hangi malların gerçekten satışa yönelik olduğunun somut biçimde ortaya konmasını gerektirir.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçunun (TCK-186) Cezası

Suçun temel şekli (TCK 186/1) bakımından öngörülen ceza, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve bin beş yüz güne kadar adli para cezasıdır. Hapis cezası ile adli para cezası birlikte hükmedilir; yani bu suçta hem hapis hem de adli para cezası birlikte öngörülmüş olup, bunlardan yalnızca birine hükmedilmesi söz konusu değildir.

Mahkeme, cezayı belirlerken; ürünün taşıdığı tehlikenin ağırlığını, ne kadar geniş bir tüketici kitlesine ulaşma riski bulunduğunu, failin faaliyetinin niteliğini ve kusurunun yoğunluğunu dikkate alır. Koşulları uygunsa, hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi veya diğer seçenek yaptırımlara başvurulması gündeme gelebilir. Ancak bu suçta zaten adli para cezasının hapisle birlikte öngörülmüş olması, cezanın belirlenmesinde ayrı bir özellik oluşturur.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçunda Nitelikli Hal: Resmî İzne Dayalı Meslek (TCK 186/2)

TCK 186/2’ye göre, suçun resmî izne dayalı bir meslek ve sanatın icrası kapsamında işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. Bu nitelikli hal, faaliyetini resmî bir ruhsat veya izne dayanarak yürüten kişileri kapsar: gıda üretim ve satış ruhsatına sahip işletmeler, eczaneler ve benzeri izne bağlı faaliyetler bu kapsamda değerlendirilebilir.

Bu ağırlaştırmanın gerekçesi açıktır: resmî izne dayanan bir faaliyet yürüten kişiden, kamu sağlığını koruma yönünde daha yüksek bir özen ve sorumluluk beklenir. Bu kişiler, hem faaliyetlerinin niteliği hem de topluma verdikleri güven nedeniyle, bozulmuş ürünü ticarete sokmaları halinde daha ağır bir yaptırımla karşılaşır. Somut olayda failin faaliyetinin bu kapsama girip girmediği, sahip olunan ruhsat ve iznin niteliğine göre belirlenir.

Bu nitelikli hal, benzer bir düzenlemenin yer aldığı TCK 187 (tehlikeli ilaç yapma veya satma) ile de karşılaştırılabilir. TCK 187’de artırım için ayrıca ve özellikle “tabip veya eczacı” sayılmışken, TCK 186/2’de daha genel bir ifadeyle “resmî izne dayalı meslek” esas alınmıştır. Bu fark, gıda ve ilaç sektöründe faaliyet gösterenlerin sorumluluğunun kapsamını belirlerken önem taşır ve somut olayda hangi maddenin uygulanacağının doğru saptanmasını gerektirir.

TCK 185 ile TCK 186 Arasındaki Fark

Bu iki madde sık karıştırılır; ancak aralarındaki fark, failin fiilin hangi aşamasında yer aldığına dayanır.

ÖlçütTCK 185 (Zehirli Madde Katma)TCK 186 (Bozuk Gıda/İlaç Ticareti)
FiilÜrüne zehir katma veya onu bozmaZaten bozulmuş ürünün ticareti
Failin rolüBozma fiilini bizzat yaparBozuk ürünü satar/tedarik eder/bulundurur
Ceza (kasten)İki yıldan on beş yıla kadar hapisBir yıldan beş yıla kadar hapis + adli para

Kısaca, TCK 185’te fail ürünü bizzat bozan kişiyken; TCK 186’da fail, zaten bozulmuş olan ürünü ticarete sokan kişidir. Aynı kişinin hem ürünü bozup hem de sattığı durumlarda, iki fiil arasındaki ilişki ve hangi hükümlerin uygulanacağı suçların içtimaı kuralları çerçevesinde değerlendirilir. Bu ayrımın doğru yapılması, hem uygulanacak ceza hem de görevli mahkeme bakımından sonucu etkiler.

İki madde arasındaki ceza farkı da dikkat çekicidir: TCK 185’te kasten işlenen halde ceza on beş yıla kadar çıkabilirken, TCK 186’da üst sınır beş yıldır. Bu fark, ürünü bizzat zehirleyen veya bozan kişinin fiilinin, zaten bozulmuş ürünü ticarete sokan kişinin fiiline göre daha ağır kabul edilmesinden kaynaklanır. Dolayısıyla bir olayın hangi madde kapsamında değerlendirildiği, kişinin karşılaşacağı ceza bakımından belirleyicidir ve bu nitelendirme, delillerle desteklenerek yapılmalıdır.

İdari Yaptırım ile Ceza Yargılaması Farkı

Gıda güvenliğiyle ilgili olaylarda sık karıştırılan bir konu, idari yaptırımlar ile ceza yargılaması arasındaki farktır. Gıda güvenliği mevzuatı kapsamında, bozuk veya mevzuata aykırı ürün satan işletmelere idari para cezaları, ürün toplatma veya işletme faaliyetinin durdurulması gibi idari yaptırımlar uygulanabilir. Bu yaptırımlar, idari makamlar tarafından ve idari usullerle verilir; bunlara karşı itiraz da idari yargı yolundan yürür.

Bu iki süreç arasındaki en önemli fark, sonuçları bakımındandır: idari yaptırım kural olarak para cezası veya faaliyete ilişkin tedbirlerle sınırlıyken, TCK 186 kapsamındaki ceza yargılaması hapis cezasına kadar varabilen sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, her mevzuata aykırılık ceza hukuku anlamında suç oluşturmaz; ceza sorumluluğu için ürünün sağlığı tehlikeye sokacak nitelikte bozulmuş olması ve failin kastı aranır. Bu nedenle, bir işletme sahibi olarak hem idari hem de cezai boyutu bulunan bir olayla karşılaştığınızda, iki süreci birbirine karıştırmadan, ayrı ayrı ele almak gerekir.

Buna karşılık TCK 186, bir ceza hukuku düzenlemesidir ve hapis cezası ile adli para cezasını gerektirir; bu suçun yargılaması ceza mahkemelerinde yapılır. Bir olay, aynı anda hem idari yaptırıma hem de ceza soruşturmasına konu olabilir; bu iki süreç birbirinden bağımsız yürür. Dolayısıyla, bir işletmeye idari para cezası verilmiş olması, ayrıca bir ceza soruşturması yürütülmesine engel değildir. Bu ikili yapının doğru anlaşılması, özellikle gıda ve ilaç sektöründe faaliyet gösterenler için önemlidir; sürecin her iki boyutunu birlikte değerlendirmek üzere ceza hukuku alanında hukuki destek almak yerinde olur.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs

TCK 186 seçimlik hareketli bir suç olduğundan ve özellikle “bulundurma” gibi bir hareketin gerçekleşmesiyle tamamlandığından, suça teşebbüs (TCK 35) alanı sınırlıdır. Bununla birlikte, satma fiiline yönelik icra hareketlerinin, failin elinde olmayan bir nedenle yarıda kalması gibi durumlarda teşebbüs gündeme gelebilir. Bulundurma esaslı hallerde ise suç çoğu zaman tamamlanmış sayılır.

İştirak ve İçtima

Suça birden fazla kişinin katılması halinde şeriklik (iştirak) kuralları uygulanır. Özellikle üretimden dağıtıma ve satışa uzanan bir ticaret zincirinde, her bir kişinin (üretici, toptancı, satıcı) bozukluğu bilip bilmediği ve fiile katkısı ayrı ayrı değerlendirilir; herkesin aynı ölçüde sorumlu tutulması gerekmez. İçtima bakımından ise, aynı fiille birden fazla suçun oluşması veya bozuk ürünün tüketilmesi sonucu bir kişinin yaralanması/ölmesi halinde, TCK 186 ile diğer suçlar arasındaki ilişki suçların içtimaı kurallarına göre ele alınır. Böyle bir durumda, yalnızca TCK 186 değil, sonucun ağırlığına göre yaralama veya öldürme suçları da gündeme gelebilir ve failin nasıl cezalandırılacağı bu kurallar çerçevesinde belirlenir.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçunda Yaptırım, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

TCK 186 suçunun cezası hapis ve adli para cezasıdır. Suça konu bozulmuş ürünler hakkında müsadere hükümleri uygulanabilir. Suçun temel şekli bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası gerektirdiğinden, bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Soruşturmalar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülür; ceza yargılamasının genel işleyişi için ceza mahkemeleri sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Cezanın üst sınırı dikkate alınarak belirlenen dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır; mahkûmiyetin kesinleşmesinden sonra ise ceza zamanaşımı süreleri devreye girer. Bu suçlarda soruşturma çoğu zaman numune alımı, laboratuvar analizi ve bilirkişi incelemesi gibi teknik adımlara dayanır; bu delillerin usulüne uygun toplanması ve doğru değerlendirilmesi, sonucun geçerliliği açısından belirleyicidir. Numunenin usulüne uygun alınıp alınmadığı, analiz sonuçlarının ürünün gerçekten sağlığı tehlikeye sokacak nitelikte olduğunu ortaya koyup koymadığı ve zincirin hangi halkasında kusur bulunduğu gibi hususlar, savunmanın üzerinde durması gereken teknik başlıklardır.

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Gıda Zehirlenmesinin Kaynağı Somut Olarak İspatlanamadığında Mahkûmiyet Hükmü Kurulamaz

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2013/12916 E. – 2019/1399 K., 05.03.2019 T.

Kararın Özeti

Bir okulda meydana gelen toplu gıda zehirlenmesi vakasının ardından, yemek hizmetini sağlayan firmanın yetkilileri ve çalışanları hakkında “bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti” ile “taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma” suçlarından dava açılmıştır. İlk derece mahkemesi, sanıklardan bir kısmı hakkında beraat kararı verirken, sanık … ve sanık …’in kusurlu olduğuna hükmederek mahkûmiyet kararı vermiştir. Hükmün temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 10. Ceza Dairesi, zehirlenmenin yaşandığı gün okulda tüketilen fiili yemeklerden numune alınamadığını, üretim tesisinden alınan kontrol numunelerinin ise mikrobiyolojik ve pestisit kriterlerine yasal olarak uygun çıktığını saptamıştır. Zehirlenmenin kesin nedeninin ve kaynağının somut delillerle ortaya konulamaması karşısında şüpheden sanık yararlanır ilkesinin gözetilmesi gerektiğini belirten Daire, mahkûmiyet hükümlerini oy birliğiyle bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 10. Ceza Dairesi bozma gerekçesinde, ceza yargılamasının en temel gayesi olan maddi gerçeğe ulaşma ilkesini somut olayın teknik yetersizlikleri üzerinden ele almıştır. Olay günü öğrencilerin tükettiği asıl yemek kalıntılarından örnek toplanamamış, buna karşılık fabrikanın denetim ve kontrolü esnasında elde edilen numuneler üzerinde laboratuvar incelemeleri yapılmıştır. Bu incelemeler neticesinde; örneklerin Türk Gıda Kodeksi Mikrobiyolojik Kriterler Tebliği ile Gıda Maddelerinde Bulunmasına İzin Verilen Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Tebliği’ne yasal olarak tamamen uygun olduğu raporlanmıştır. Gıda zehirlenmesine yol açan patojen veya kimyasal etkenin somut olarak hangi gıdadan ya da üretim hatasından kaynaklandığı kesin bir biçimde belirlenememiştir. Bu durum, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair şüphe sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığını gösterdiğinden, mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

“Zehirlenme olayının gerçekleştiği okulda yenilen yemeklerden bulunmadığı için numune alınamadığından, öğrencilerin yediği yemeklerin hazırlandığı yemek fabrikasında yapılan denetim ve kontrol esnasında alınan numuneler üzerinde yapılan inceleme sonucunda; alınan örneklerin… mevzuata uygun olduğunun tespit edilmesi ve gıda zehirlenmesinin sebebinin hangi maddelerden kaynaklandığının somut olarak ortaya çıkarılamaması karşısında sanıkların atılı suçları işlediklerine ilişkin şüphe sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza hukukunun evrensel ilkelerinden olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) prensibinin tıbbi ve teknik illiyet bağı gerektiren suçlarda nasıl titizlikle uygulanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Toplu gıda zehirlenmesi gibi kamuoyunda infial yaratan veya mağdur sayısı yüksek olan vakalarda, mahkemeler bazen illiyet bağını derinlemesine incelemeden, sadece “sonuç” üzerinden faillere ceza verme eğilimi gösterebilmektedir. Ancak Yargıtay, kusursuz ceza olmaz ilkesinin bir gereği olarak, meydana gelen zararlı sonuç ile sanıkların fiilleri arasındaki nedensellik bağının şüpheye yer bırakmayacak netlikte ispatlanmasını şart koşmuştur.

Olayda öğrencilerin zehirlenmiş olması maddi bir gerçektir; fakat bu zehirlenmenin sanıkların ürettiği yemekten mi, okul kantininden mi, şebeke suyundan mı yoksa saklama koşullarındaki bir aksamadan mı kaynaklandığı teknik olarak ispatlanamamıştır. Üstelik fabrikadan alınan resmi numunelerin yasal mevzuata uygun çıkması, sanıkların kusurlu eylemini ispatsız bırakmaktadır. Yargıtay’ın, varsayımlara veya salt sonuca dayanarak mahkûmiyet kurulmasını reddedip, teknik illiyet bağının somut yokluğu karşısında bozma kararı vermesi ceza genel teorisine son derece uygundur.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2013/12916 E. – 2019/1399 K., 05.03.2019 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkeme : SEYDİŞEHİR Asliye Ceza Mahkemesi

Suçlar : 1- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti

2- Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma

Hükümler : 1- Mahkûmiyet (Sanık … hakkında her iki suçtan, sanık … hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan)

2- Beraat (Sanık … hakkında her iki suçtan, sanık … hakkında bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan)

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Suçtan zarar gören şikayetçi …’ın vekilinin davaya katılmak isteyip istemediği sorulduğunda, daha sonra beyanda bulunacağını belirttiği, ancak daha sonra katılma isteği tekrar sorulmamış ve katılma konusunda bir karar verilmemişse de; şikayetçi … vekilinin hükmü temyiz ederek katılma iradesini açıkça ortaya koyması nedeniyle, 5271 sayılı Kanunun 237/2. maddesi uyarınca davaya katılmasına karar verilmiştir.

A) Müşteki … vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde:

Duruşmada hazır bulunması için davetiye gönderilen müştekinin ve kanuni temsilcisinin usulüne uygun yapılan tebligatlara rağmen duruşmaya gelmediği ve katılma talepleri de olmadığından katılan sıfatını kazanmayan müştekinin hükmü temyiz etmeye hakkı bulunmadığından vekilinin CMUK’nın 317. maddesi uyarınca temyiz isteminin REDDİNE,

B) Sanık … hakkında bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan ve taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan, sanık … hakkında bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçundan verilen beraat hükümlerinin incelenmesinde:

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, katılanlar vekillerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,

C) Sanık … hakkında bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti ve taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçlarından, sanık … hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde:

Zehirlenme olayının gerçekleştiği okulda yenilen yemeklerden bulunmadığı için numune alınamadığından, öğrencilerin yediği yemeklerin hazırlandığı yemek fabrikasında yapılan denetim ve kontrol esnasında alınan numuneler üzerinde yapılan inceleme sonucunda; alınan örneklerin … Mikrobiyolojik Kriterler Tebliği ile Gıda Maddelerinde Bulunmasına İzin Verilen Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Tebliği’ne uygun olduğunun tespit edilmesi ve gıda zehirlenmesinin sebebinin hangi maddelerden kaynaklandığının somut olarak ortaya çıkarılamaması karşısında sanıkların atılı suçları işlediklerine ilişkin şüphe sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, atılı suçlardan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA,05/03/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Gıdanın Sağlığa Zararlı Olduğu Uzman Raporuyla Kanıtlanmadan Hüküm Kurulamaz

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2021/12554 E. – 2022/1469 K., 15.02.2022 T.

Kararın Özeti

Yapılan bir denetimde ezme salatadan alınan numunenin analizi neticesinde, sanık hakkında bozulmuş veya değiştirilmiş gıda ticareti suçundan kamu davası açılmış ve ilk derece mahkemesince beraat kararı verilmiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, TCK’nın 186/1. maddesindeki suçun oluşması için gıdanın “kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde” bozulmuş veya değiştirilmiş olması gerektiğini anımsatmıştır. Dava konusu ezme salatanın bu nitelikte olup olmadığına dair Adli Tıp Kurumundan veya uzman bir kuruluştan rapor alınmadığını saptayan Daire, eksik araştırma ile karar verilmesini hukuka aykırı bulmuştur. İnsan sağlığına zararın ispatlanması halinde ceza hükmü kurulması, aksi takdirde eylemin idari para cezasını gerektiren 5996 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanarak beraat hükmü bozulmuştur. Ayrıca, şikâyetçi İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün bu suç yönünden doğrudan zarar gören sıfatı bulunmadığından temyiz istemi reddedilmiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 10. Ceza Dairesi bozma gerekçesinde, ceza normunun kurucu unsurları ile idari yaptırım gerektiren mevzuat arasındaki ince sınırı belirlemiştir. TCK’nın 186/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurunun tamamlanabilmesi, suça konu gıdanın sadece bozulmuş olmasıyla yetinmeyip, bu bozulmanın “insan hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak nitelikte” bulunmasına bağlıdır. Somut olayda analizi yapılan ezme salatanın insan biyolojisi üzerindeki bu tehlike boyutunu somutlaştıracak tıbbi veya bilimsel bir uzman mütalaası (Adli Tıp Kurumu raporu vb.) dosyaya kazandırılmamıştır. Yargıtay, gıdanın sağlığa zararlı olduğu bilimsel olarak kanıtlandığı takdirde ceza sorumluluğunun doğacağını; zararın bulunmayıp sadece kalite/mevzuat standartlarına aykırılık tespit edilmesi halinde ise konunun Kabahatler hukuku çerçevesinde, 5996 sayılı Kanun’un idari yaptırım maddeleri uyarınca çözülmesi gerektiğini belirterek yerel mahkemenin eksik incelemesini bozma nedeni yapmıştır.

“…suça konu ezme salatanın sağlığına zararı olmadığının tespit edilmesi durumunda 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 21/5 ve 40/1-d maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, Yasaya aykırı…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza hukukunun “son çare olması” (ultima ratio) ilkesi ile idari ceza hukuku arasındaki ayrımı net bir şekilde ortaya koyan teknik bir rehber niteliğindedir. Gıda güvenliğine ilişkin denetimlerde tespit edilen her uygunsuzluk veya hijyen eksikliği otomatik olarak bir ceza davasının konusunu oluşturmaz. Kanun koyucu, bireylerin hürriyetini bağlayıcı ceza yaptırımını (TCK 186), gıdanın insan sağlığı yönünden doğrudan ve somut bir tehlike yaratması şartına bağlamıştır.

Yargıtay’ın bu içtihadı, mahkemelerin ezbere beraat ya da mahkûmiyet kararı vermesinin önüne geçmektedir. Teknik bir konu olan gıda bozulmasının insan sağlığına etkisi, hakimlik mesleğinin genel bilgisiyle çözülebilecek bir husus değildir ve mutlaka Adli Tıp gibi kurumsal uzmanlıkla sabitleştirilmelidir. Rapor sonucuna göre, eğer salatadaki bozulma sağlığı tehdit etmiyorsa ortada bir “suç” değil, sadece idari para cezasını gerektiren bir “kabahat” mevcuttur. Dairenin ceza mahkemesini bu ayrımı yapabilmek için uzman raporu almaya zorlaması, hem hukuki öngörülebilirliği korumakta hem de ceza yargılamasının gereksiz yere meşgul edilmesini engellemektedir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2021/12554 E. – 2022/1469 K., 15.02.2022 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi

Suç : Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti

Hüküm : Beraat

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti suçunun 5237 sayılı TCK’nın ikinci kitabının “topluma karşı suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “kamunun sağlığına karşı suçlar” başlığını taşıyan üçüncü bölümünde düzenlenmiş olması; belirtilen özelliği gereğince, şikayetçi Kemer İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün CMK’nın 237. maddesi uyarınca mağdur veya suçtan zarar gören sıfatıyla bu suçlarla ilgili davalara katılma ve hükmü temyiz etme hakkının olmadığından, şikâyetçi vekilinin temyiz inceleme isteğinin reddi ile Cumhuriyet savcısının temyiz isteğine hasren yapılan incelenmede;

TCK’nın 186/1. maddesinde “kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş, değiştirilmiş her tür yenilecek veya içilecek şeyleri veya ilâçları satan, tedarik eden, bulunduran kimseye ceza verilmesi” düzenlenmiş olup, 19.08.2015 tarihinde numune alınrak analizi yapılan ezme salataya ilişkin olarak TCK’nın 186/1. maddesi uyarınca “kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş, değiştirilmiş olup olmadığına” ilişkin Adli Tıp Kurumu veya bu konuda uzman bir kurum ya da kuruluştan rapor alınması gerektiği, insan sağlığına zararlı olduğu tespit edildiği takdirde sanığın eyleminin TCK’nın 186/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi, eğer suça konu ezme salatanın sağlığına zararı olmadığının tespit edilmesi durumunda 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 21/5 ve 40/1-d maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan CMUK’un 321. maddesi gereğince hükümlerin BOZULMASINA, 15.02.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi. 

Sıkça Sorulan Sorular

Bozuk gıda satmanın cezası nedir?

Kişilerin hayat ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş veya değiştirilmiş gıdanın satılması, tedarik edilmesi veya bulundurulması (TCK 186) bir yıldan beş yıla kadar hapis ve bin beş yüz güne kadar adli para cezasını gerektirir. Fiilin resmî izne dayalı bir meslek kapsamında işlenmesi halinde ceza üçte bir oranında artırılır.

Satmasam, sadece bulundursam suç oluşur mu?

Evet. TCK 186’daki üç seçimlik hareket (satma, tedarik etme, bulundurma) bağımsızdır. Bu nedenle fiilen bir satış gerçekleşmese dahi, bozulmuş ürünün ticaret amacıyla bulundurulması tek başına suçu oluşturabilir.

Ürünün bozuk olduğunu bilmiyordum, yine de ceza alır mıyım?

TCK 186 kasten işlenebilen bir suçtur; failin ürünün bozulmuş olduğunu ve sağlığı tehlikeye sokabileceğini bilmesi aranır. Bozukluğu bilmeyen ve bilebilecek konumda da olmayan kişi bakımından suçun manevi unsuru tartışmalı hale gelir. Ancak bu, olayın koşullarına göre değerlendirilir; kesin sonuç için avukatınıza danışmanız gerekir.

TCK 185 ile TCK 186 arasındaki fark nedir?

TCK 185’te fail ürünü bizzat zehir katarak veya bozarak tehlikeli hale getirir. TCK 186’da ise zaten bozulmuş veya değiştirilmiş olan ürünün satılması, tedarik edilmesi veya bulundurulması, yani ticareti cezalandırılır.

İdari para cezası aldım, ayrıca ceza davası da açılır mı?

Evet, açılabilir. Gıda güvenliği mevzuatı kapsamındaki idari yaptırımlar ile TCK 186 kapsamındaki ceza yargılaması birbirinden bağımsız süreçlerdir. Bir işletmeye idari para cezası verilmiş olması, ayrıca bir ceza soruşturması yürütülmesine engel değildir.

Eczacı veya gıda üreticisi için ceza artar mı?

Evet. Suçun resmî izne dayalı bir meslek ve sanatın icrası kapsamında işlenmesi halinde (örneğin ruhsatlı bir gıda işletmesi veya eczane) ceza üçte bir oranında artırılır (TCK 186/2).

Bozulmuş Veya Değiştirilmiş Gıda Veya İlaçların Ticareti Suçu Bakımından Sonuç

Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda ve ilaç ticareti (TCK 186), tehlikeli ürünlerin ticaret zincirine sokulmasını cezalandıran, kamu sağlığını koruyucu bir suçtur. Satma, tedarik etme ve bulundurma fiillerinin her birinin bağımsız olarak suçu oluşturması, salt bulundurmanın dahi yeterli olabilmesi ve resmî izne dayalı mesleklerde cezanın artırılması, bu suçun öne çıkan özellikleridir. Ayrıca, idari yaptırımlar ile ceza yargılamasının birbirinden bağımsız olarak yürüdüğünü ve her iki sürecin ayrı ayrı takip edilmesi gerektiğini akılda tutmak önemlidir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir