İçindekiler
Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma, Türk Ceza Kanunu’nun 195. maddesinde düzenlenen ve kamunun sağlığına karşı suçlar arasında yer alan bir suçtur; bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıktan ölmüş kişinin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uyulmaması, iki aydan bir yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Uygulamada bu suç, halk arasında çoğu zaman karantina ihlali cezası olarak anılır ve özellikle COVID-19 pandemisi döneminde daha görünür hale gelmiştir.
Konu, hem bir salgın döneminde karantina tedbirine muhatap olan sıradan vatandaşları hem de bu tedbirlerin hukuki çerçevesini merak eden okuyucuları ilgilendirir. Aşağıda, TCK 195’in yalnızca hukuki çerçevesine (tanım, unsur, ceza ve usul) odaklanacak; belirli bir kişiye, olaya veya dönemin idari uygulamalarına ilişkin siyasi bir değerlendirme yapmayacağız. Bölümün bütününe genel bir bakış için Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar rehberimizden yararlanabilirsiniz. Yazıdaki bilgiler genel niteliktedir; somut olayınız için mutlaka bir avukata danışmanızı öneririz.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçu (TCK 195) Nedir?
TCK 195, bulaşıcı bir hastalığın toplum içinde yayılmasını önlemek amacıyla getirilen karantina tedbirlerine uyulmamasını suç olarak tanımlar. Maddenin koruduğu temel çıkar, tek tek bireylerin değil, toplumun genel sağlığıdır. Bulaşıcı hastalıklar, doğaları gereği hızla ve kontrolsüz biçimde yayılabildiğinden, bu tür hastalıklara karşı alınan karantina tedbirleri, hastalığın taşıyıcısı olan veya olabilecek kişilerin belirli bir süre boyunca çevreyle temasının sınırlanmasını amaçlar.
Kanun koyucu, bu tedbirlerin etkili olabilmesi için ihlallere ceza yaptırımı bağlamış ve böylece karantina düzenini ceza hukuku araçlarıyla da desteklemiştir. Bu yönüyle suç, kamu sağlığını korumaya yönelik önleyici bir işleve sahiptir.
Suçun temelinde, henüz somut bir zarar (örneğin bir başkasına hastalık bulaştırılması) doğmasa bile, karantina tedbirine aykırı davranmanın kendisinin cezalandırılması yatar. Yani suç, hastalığın fiilen başkasına bulaşmasını değil, bu ihtimali doğuran davranışı yaptırım altına alır. Bu nedenle TCK 195, bir tehlike suçu olarak kabul edilir: yetkili makamlarca konulan tedbire aykırı hareket edilmesiyle suç tamamlanır; ayrıca bir zararın gerçekleşmesi aranmaz. Bu yapı, karantina tedbirlerinin caydırıcılığını artırmayı ve tedbire uymayı toplumsal bir yükümlülük haline getirmeyi amaçlar. Böylece salgının kontrol altına alınması için gereken davranış standardı, ceza normuyla da pekiştirilmiş olur.
TCK 195 kapsamında bir eylemin cezalandırılabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Mevcut bir bulaşıcı hastalık bulunmalıdır: Hastalığın fenni ve tıbbi olarak tespit edilmiş olması gerekir.
- Hastalığa yakalanmış veya bu hastalıktan ölmüş bir kişi bulunmalıdır: Sadece temaslı olma şüphesi, tek başına bu şartı karşılamaz.
- Yetkili makamlarca alınmış bir karantina kararı bulunmalıdır: Tedbir, sağlık idaresi veya mülki amir gibi yetkili bir merciden sadır olmalıdır.
- Karantina, bir “yere” ilişkin olarak alınmış olmalıdır: Tedbirin muhatabı kişi değil, hastalığın bulunduğu belirli bir yerdir (konut, bina, bölge).
- Fail, bu tedbire kasten aykırı davranmalıdır: Failin tedbirin varlığından haberdar olması ve buna rağmen ihlal etmesi gerekir.
Suçun Bölümdeki Yeri
TCK 195, kamunun sağlığına karşı suçlar bölümünün son kısmında, “kamu sağlığı düzenine aykırılık” olarak nitelendirebileceğimiz suçlar arasında yer alır. Bu grup, uyuşturucu suçları veya gıda-ilaç güvenliği suçlarından farklı olarak, doğrudan bir maddenin (uyuşturucu, zehir, bozuk gıda gibi) değil; kamu sağlığını korumaya yönelik idari düzenin ihlalini konu alır. Aynı grupta yer alan usulsüz ölü gömülmesi (TCK 196) suçu gibi, TCK 195 de esas olarak kamu sağlığına ilişkin kuralların korunmasına hizmet eder. Bu iki madde, cezalarının görece hafif olması ve büyük ölçüde idari mevzuata atıf yapan çerçeve normlar niteliği taşıması bakımından benzerlik gösterir.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçunun Unsurları
Fail
Suçun faili herhangi bir kişi olabilir; TCK 195 bakımından failin belirli bir sıfat taşıması aranmaz. Bununla birlikte, suçun tipik faili, karantina tedbirinin muhatabı olan kişidir: yani bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olduğu için veya böyle bir hastalıktan ölen bir kişinin bulunduğu yerde olduğu için karantina kapsamına alınan kişi. Karantina tedbiri bir yere (konut, bina, bölge gibi) ilişkin olarak konulduğunda, o yerde bulunan ve tedbire uyması gereken kişiler de failin çevresini oluşturabilir. Önemli olan, kişinin yetkili makamlarca konulan karantina tedbirine uyma yükümlülüğü altında olması ve bu yükümlülüğe aykırı davranmasıdır.
Failin, tedbire aykırı davranırken hastalığı fiilen taşıyıp taşımadığı suçun oluşması bakımından belirleyici değildir. Karantina tedbiri, çoğu zaman hastalığın kesin olarak saptanmasından önce, temaslı olma veya hastalık şüphesi taşıma gibi gerekçelerle de konulabilir. Bu durumda, kişinin sonradan sağlıklı çıkması, tedbir yürürlükteyken buna aykırı davranmış olması gerçeğini değiştirmez. Çünkü suç, hastalığın taşınmasını değil, konulan tedbire uyulmamasını cezalandırır. Bu nedenle, tedbir hukuka uygun biçimde yürürlükte olduğu sürece, ona aykırı hareket eden kişi fail olabilir.
Fiil: Tedbire Uymama
Suçun maddi unsuru, yetkili makamlarca alınan karantina tedbirlerine uymamaktır. Bu, çoğunlukla bir hareketle (örneğin karantina altına alınmış bir yerden ayrılmak, tedbirin çizdiği sınırı aşmak) gerçekleşir; ancak tedbirin gerektirdiği bir davranışta bulunmama (ihmal) biçiminde de ortaya çıkabilir. Önemli olan, konulan tedbirin öngördüğü davranış kuralının çiğnenmesidir. Karantina tedbiri kişiye belirli bir yerde kalma, o yerden ayrılmama veya belirli temaslardan kaçınma yükümlülüğü yüklüyorsa, bu yükümlülüğe aykırı her davranış suçun konusunu oluşturabilir. Suç, tedbire aykırı davranışın gerçekleşmesiyle tamamlanır; ayrıca bir zararın (örneğin hastalığın bir başkasına bulaşmasının) meydana gelmesi gerekmez.
Fiilin ceza hukuku anlamında suç oluşturabilmesi için, ihlal edilen tedbirin gerçekten “karantina” niteliğinde ve yetkili makam tarafından hukuka uygun biçimde alınmış olması gerekir. Bu noktada, tedbirin dayanağı ve kapsamı büyük önem taşır; çünkü kanun metni, tedbirin kişiye değil, hastalığın bulunduğu “yere” ilişkin olarak alınmış olmasını şart koşar.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2024/776 esas ve 2025/9091 karar sayılı ve 30.09.2025 tarihli kararında tam da bu ayrıma dikkat çekmiştir: Covid-19 pandemisi sürecinde temaslı olması nedeniyle evinde 14 günlük bireysel izolasyon altında bulunması gereken sanığın, kolluk denetiminde ikametgâhı dışında yakalanması üzerine ilk derece mahkemesi TCK’nın 195/1. maddesi uyarınca mahkûmiyetine hükmetmiş, ancak Yargıtay 10. Ceza Dairesi bu kararı kanun yararına bozarak sanığın doğrudan beraatine karar vermiştir; Dairenin gerekçesine göre “karantina tedbirlerinin kişiye değil hastalığın bulunduğu yere ilişkin olarak alınmış olması” gerektiğinden, dosyada ihlal edildiği öne sürülen mekâna ilişkin alınmış genel bir karantina kararı bulunmadıkça fiil TCK 195 kapsamında suç oluşturmaz.
Bu karar, kişisel temaslı takibi veya bireysel evde izolasyon talimatlarının, kanun metninin aradığı “yerin karantina altına alınması” ölçütünü kendiliğinden karşılamadığını; dolayısıyla her izolasyon ihlalinin otomatik olarak TCK 195 suçuna vücut vermeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle somut olayda, kişiye yüklenen yükümlülüğün gerçekten bu kapsamda bir karantina tedbiri olup olmadığı dikkatle incelenmelidir; bu inceleme, hem suçun oluşup oluşmadığını hem de olayın idari yaptırım mı yoksa ceza yargılaması mı gerektirdiğini belirlemede kritik rol oynar.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçunun Konusu
Suçun konusu, bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıktan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlerdir. Görüldüğü gibi kanun, tedbirin iki tipik dayanağını göstermektedir: bir kişinin bulaşıcı hastalığa yakalanmış olması veya bu hastalıktan ölmüş olması. Her iki durumda da, hastalığın yayılma riskini sınırlamak amacıyla ilgili yerin karantina altına alınması söz konusudur. Suçun konusunu oluşturan tedbir, bu karantinaya ilişkin olmalı ve yetkili makamdan sadır olmalıdır. Böylece madde, herhangi bir sağlık önerisine değil; hukuki bağlayıcılığı olan, resmi bir karantina düzenine aykırılığı yaptırım altına almış olur.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve Mağdur
TCK 195’in koruduğu hukuki değer, toplumun genel sağlığıdır. Bulaşıcı hastalıklar bireysel bir sağlık sorunu olmanın ötesinde, hızla yayılarak geniş kesimleri etkileyebildiğinden, bu tür hastalıklara karşı alınan tedbirler doğrudan kamu sağlığını hedef alır. Dolayısıyla suçun mağduru, belirli bir kişi değil; toplumun bütünüdür. Bu özellik, suçun neden şikâyetine bağlı olmadığını da açıklar: korunan değer kamusal nitelikte olduğundan, savcılık suçu öğrendiği anda kendiliğinden (resen) soruşturma başlatır. Bu yönüyle TCK 195, bireysel bir mağdurun rızasına veya şikâyetine bağlı olmayan, kamu adına takip edilen bir suçtur.
Korunan değerin kamu sağlığı olması, suçun bir tehlike suçu olarak düzenlenmesini de anlaşılır kılar. Kanun koyucu, hastalığın fiilen yayılmasını beklemeden, bu yayılmayı önlemeye yönelik tedbirlerin ihlalini cezalandırarak, korumayı mümkün olan en erken aşamaya taşımıştır. Böylece, karantina tedbirine uymayan kişi, herhangi bir kişiye hastalık bulaştırmamış olsa dahi, toplum sağlığını riske atan davranışı nedeniyle sorumlu tutulabilir. Bu yaklaşım, salgın hastalıklarla mücadelede tedbirlerin etkinliğini korumaya ve toplumsal düzeyde bir davranış standardı oluşturmaya yöneliktir. Ancak bu genişliğin, aşağıda ele alacağımız gibi, her ihlalin mutlaka ceza yargılamasına konu olacağı anlamına gelmediğini de belirtmek gerekir.
“Karantina Tedbiri” ve Yetkili Makam Kavramı
TCK 195’in uygulanabilmesi için, ihlal edilen tedbirin “yetkili makamlarca alınan” bir karantina tedbiri olması gerekir. Bu ifade, maddenin bir çerçeve norm niteliği taşıdığını gösterir: kanun, hangi tedbirin ne zaman ve nasıl alınacağını tek tek düzenlemez; bunun yerine, bulaşıcı hastalıklarla ilgili idari mevzuat ve yetkili sağlık makamlarının kararlarına atıf yapar. Türk hukukunda bulaşıcı hastalıklara karşı tedbir alma yetkisi, umumi hıfzıssıhha alanındaki mevzuat başta olmak üzere çeşitli düzenlemelerle sağlık idaresine ve ilgili mülki amirlere tanınmıştır. Bu nedenle, somut olayda hangi makamın hangi dayanakla tedbir aldığı, suçun oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde önemli bir başlangıç noktasıdır.
Buradaki kritik nokta, tedbirin hukuka uygun biçimde ve yetkili makam tarafından alınmış olmasıdır. Yetkisiz bir merci tarafından veya hukuki dayanaktan yoksun biçimde konulan bir “tedbir”e aykırılık, TCK 195 kapsamında değerlendirilirken bu yönüyle de incelenmelidir. Aynı şekilde, tedbirin kapsamı ve muhatabı da açık olmalıdır: kişiye tam olarak hangi yükümlülüğün yüklendiği, hangi yer bakımından ve hangi süreyle karantina uygulandığı belirli olmalıdır. Bu belirlilik, hem kişinin tedbire uyup uymadığının saptanabilmesi hem de savunma hakkının kullanılabilmesi bakımından gereklidir. Dolayısıyla, tedbirin niteliğine ve dayanağına ilişkin bu değerlendirme, dosyanın en temel konularından biridir.
Çerçeve norm niteliği, TCK 195’i uygulamada dönemin sağlık mevzuatına ve idari kararlarına bağlı kılar. Bir salgın döneminde yürürlüğe konan karantina ve izolasyon kuralları değiştikçe, maddenin somut uygulama alanı da buna göre şekillenir. Bu nedenle, belirli bir olayda TCK 195’in uygulanıp uygulanmayacağı, o dönemde yürürlükte olan tedbirin içeriğine ve niteliğine göre değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmede, tedbirin gerçekten bir karantina tedbiri mi yoksa daha genel nitelikte bir sağlık önlemi mi olduğu; ceza yaptırımına mı yoksa idari yaptırıma mı tabi olduğu ayrıca önem kazanır.
İdari Para Cezası ile Ceza Yargılaması Arasındaki Fark
Uygulamada en çok karıştırılan ve okuyucunun en çok merak ettiği konu, karantina veya izolasyon ihlallerinin ne zaman idari para cezasına, ne zaman ceza yargılamasına (yani TCK 195 kapsamında hapis cezasına) konu olacağıdır. Bu ayrım, tıpkı önceki bölümde ele aldığımız gürültüye neden olma suçundaki idari yaptırım–ceza yargılaması ayrımı gibi, sonucu doğrudan etkileyen bir konudur ve netleştirilmesi gerekir. Zira aynı görünen bir “karantina ihlali”, dayandığı hukuki çerçeveye göre bambaşka sonuçlar doğurabilir.
Bir salgın döneminde alınan sağlık tedbirlerine aykırılıkların önemli bir kısmı, umumi hıfzıssıhha mevzuatı gibi idari düzenlemeler uyarınca idari para cezasıyla yaptırıma bağlanır. Bu tür yaptırımlar, bir ceza mahkemesi kararıyla değil, idari makamların kararıyla uygulanır ve bunlara karşı sulh ceza hâkimliği veya idari yargı yoluna başvurulabilir; ancak bunlar teknik anlamda bir “hapis cezası” ya da adli sicile işleyen bir mahkûmiyet değildir. Buna karşılık TCK 195, idari değil adli bir yaptırımdır: bulaşıcı hastalık nedeniyle bir yerin karantina altına alınmasına dair tedbire aykırılık halinde, olay bir ceza yargılamasına konu olabilir ve sonucunda hapis cezasına hükmedilebilir.
Bu iki rejim arasındaki sınırın ne kadar dar yorumlanması gerektiğini, Anayasa Mahkemesinin 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na dayanan idari para cezalarına ilişkin içtihadı çarpıcı biçimde göstermektedir.
Anayasa Mahkemesi Umut Mahmut Taner başvurusunda, 2020/20939 başvuru numarasıyla ve 19/10/2023 tarihinde verdiği kararında, bir grupla birlikte afiş asma eylemi nedeniyle 1593 sayılı Kanun’un 282. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasını suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden incelemiş; Genel Kurulun daha önce Mustafa Karakuş kararında, 2020/34781 başvuru numarasıyla ve 17/1/2023 tarihinde ortaya koyduğu ilkeleri teyit etmiştir.
Anayasa Mahkemesine göre 1593 sayılı Kanun’un 282. maddesindeki “bu Kanunda yazılı olan yasaklara aykırı hareket etmek veya zorunluluklara uymamak” ifadesi, ancak Kanun’un kendisinde açıkça yazılı olan yasak ve zorunluluklara aykırılığı kapsar; il veya ilçe umumi hıfzıssıhha meclislerinin aldığı ve Kanun’da sayılmayan bir tedbire (örneğin sokağa çıkma kısıtlamasına veya bu başvuruda olduğu gibi afiş asma yasağına) aykırılık, idarenin ve yargı mercilerinin öngörülmesi mümkün olmayan bir yorumla 282. madde kapsamına dâhil edilerek cezalandırılamaz; aksi hâlde kapsamı kanun koyucu tarafından bilinçli olarak dar tutulan bir ceza normu, kamu otoritelerinin düzenleyici işlemleriyle sınırları öngörülemeyecek şekilde genişletilmiş ve keyfî cezalandırmaya kapı aralanmış olur.
Bu gerekçeyle Anayasa Mahkemesi, başvurucuya uygulanan idari para cezasının Anayasa’nın 38. maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesini ve 26. maddesindeki ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir.
Bu içtihat, TCK 195 bakımından da yol gösterici bir paralellik taşır: Yukarıda ele aldığımız Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2024/776 esas ve 2025/9091 karar sayılı kararı da aynı katı kanunilik mantığıyla hareket ederek, TCK 195’in “yerin karantina altına alınması” ibaresini kelime anlamıyla sınırlı tutmuş ve bireysel izolasyon yükümlülüklerinin bu tanımın dışında kaldığına hükmetmiştir.
Gerek Anayasa Mahkemesinin idari para cezası rejimine, gerek Yargıtayın TCK 195’e ilişkin bu yaklaşımı, salgın dönemlerinde idarenin aldığı fiili tedbirlerin, ancak kanun metninin açıkça öngördüğü ölçüde ceza veya idari yaptırıma konu olabileceğini; kıyas veya genişletici yorum yoluyla yeni bir kabahat ya da suç ihdas edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bir “karantina ihlali” isnadıyla karşılaşan kişinin, öncelikle olayın hangi hukuki çerçevede ele alındığını (idari yaptırım mı, TCK 195 kapsamında ceza yargılaması mı) ve ihlal edildiği iddia edilen tedbirin kanunun veya maddenin aradığı şartları gerçekten karşılayıp karşılamadığını netleştirmesi büyük önem taşır. Bu ayrımın doğru yapılması, sürecin sonucunu doğrudan etkiler.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçunda Manevi Unsur: Kast
TCK 195 kasten işlenebilen bir suçtur. Failin; kendisine yönelik bir karantina tedbirinin bulunduğunu bilerek ve bu tedbire aykırı davranmayı isteyerek hareket etmesi gerekir. Kast ve taksir ayrımı bu noktada önem taşır: kişinin, hakkında hukuka uygun biçimde konulmuş bir karantina tedbirinin varlığından haberdar olması ve buna rağmen tedbiri ihlal etmesi, kastın varlığına işaret eder. Buna karşılık, kendisine usulüne uygun biçimde tebliğ edilmemiş, varlığından bilgisi olmayan bir tedbire “aykırı” davranan kişi bakımından kastın bulunup bulunmadığı ayrıca tartışılmalıdır.
Uygulamada, failin tedbirden haberdar olup olmadığı, olayın koşullarından çıkarılan sonuçlarla değerlendirilir. Tedbirin kişiye bildirilmiş olması, karantina kararının usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesi, kişinin bulunduğu yerin açıkça karantina altına alındığının duyurulmuş olması gibi hususlar, kastın belirlenmesinde rol oynar. Bu nedenle, isnat edilen fiilde kastın gerçekten bulunup bulunmadığının somut delillerle ortaya konması, savunma açısından önemlidir. Kişinin tedbirden haberdar olmadığı veya tedbire uymanın kendisinden fiilen beklenemeyeceği koşulların varlığı gibi durumlar, kastın veya kusurun değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçunun Cezası
Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma suçunun cezası iki aydan bir yıla kadar hapistir. Bu, kamunun sağlığına karşı suçlar bölümündeki en hafif cezalı maddelerden biridir. Cezanın görece hafif olması, suçun somut bir zarar değil, kamu sağlığının tehlikeye atılması esasına dayanmasıyla ilgilidir. Ancak cezanın hafifliği, suçun önemsiz olduğu anlamına gelmez; bir salgın döneminde karantina tedbirlerinin etkinliği, toplumun bütününün sağlığı bakımından hayati önem taşır. Kanun koyucu, bu dengeyi gözeterek, hem caydırıcı bir yaptırım öngörmüş hem de cezayı görece ölçülü bir aralıkta tutmuştur.
Cezanın görece hafif olması, bazı bireyselleştirme kurumlarının uygulanma imkânını da beraberinde getirir. Koşulları uygunsa, hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, ertelenmesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi kurumlar somut olayda gündeme gelebilir. Bu değerlendirme, olayın koşullarına ve sanığın durumuna göre yapılır. Özellikle bu tür hafif cezalı suçlarda, sanığın kişisel durumu ve fiilin işleniş biçimi, cezanın bireyselleştirilmesinde belirleyici olur. Buna karşılık TCK 195, kamu sağlığına karşı işlenen ve kamu adına resen takip edilen bir suç olduğundan, uzlaştırma kapsamına girmez; taraflar arasında bir uzlaşma yoluyla dosyanın kapatılması mümkün değildir. Bununla birlikte, aşağıda ele alacağımız gibi, ihlalin sonucunda başka bir kişiye hastalık bulaştırılması söz konusuysa, olayın hukuki niteliği ve karşılaşılabilecek yaptırım tamamen değişebilir.
COVID-19 Dönemi ve Uygulamadaki Yeri
TCK 195, uzun süre uygulamada nadiren gündeme gelen bir madde olmuşken, 2020-2022 yılları arasındaki COVID-19 pandemisi döneminde daha görünür hale gelmiştir. Bu dönemde bulaşıcı hastalıkla mücadele kapsamında çeşitli izolasyon ve karantina uygulamaları hayata geçirilmiş; buna bağlı olarak karantina tedbirlerine aykırılık iddiaları daha sık dile getirilir olmuştur. Bu yazıda, dönemin kamu politikalarına ilişkin herhangi bir siyasi değerlendirme yapmaksızın, yalnızca hukuki çerçeveye ve maddenin uygulama alanına değiniyoruz.
Pandemi döneminde en çok tartışılan hukuki konulardan biri, yukarıda ele aldığımız idari yaptırım–ceza yargılaması ayrımı olmuştur. Alınan tedbirlerin bir kısmı idari para cezasına, bir kısmı ise koşullarına göre ceza yargılamasına konu edilebildiğinden, aynı türden görünen ihlaller farklı hukuki süreçlerle karşılaşmıştır. Bu durum, somut olayda hangi tedbire, hangi dayanakla ve hangi yaptırımla aykırı davranıldığının dikkatle belirlenmesini gerektirmiştir.
Nitekim kanun koyucu da bu ayrımı sonradan kendisi netleştirmiştir: 09.11.2022 tarihinde yürürlüğe giren 7420 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesiyle, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında COVID-19 salgınının yayılmasını önlemek amacıyla 11/3/2020 tarihinden bu maddenin yürürlük tarihine kadar verilen ve henüz ilgilisine tebliğ edilmemiş idari para cezalarının tebliğ edilmeyeceği, tebliğ edilmiş olanların ise tahsilinden vazgeçileceği düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesi 05.04.2023 tarihli ve 2023/44 esas, 2023/71 karar sayılı kararıyla bu düzenlemedeki “tahsil edilmiş olan idari para cezaları iade edilmez” ibaresini iptal edince, kanun koyucu 15.07.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7456 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle, bu tarihten önce tahsil edilen idari para cezalarının 31/12/2024 tarihine kadar yapılacak başvuru üzerine iade edileceğini hükme bağlamıştır.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2022/2265 esas ve 2024/2000 karar sayılı ve 28.02.2024 tarihli kararında, bu düzenlemeler karşısında pandemi döneminde 1593 ve 5326 sayılı Kanunlar uyarınca verilen idari para cezalarına ilişkin uyuşmazlıklarda artık kanun yararına bozma yoluna başvurulmasında hukuki yarar kalmadığına hükmetmiştir. Ancak bu affın kapsamının yalnızca 1593 sayılı Kanun ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca kesilen idari para cezalarıyla sınırlı olduğu; TCK 195 kapsamında bulaşıcı hastalığın bulunduğu bir yerin karantina altına alınmasına dair tedbire aykırılık nedeniyle açılan ceza davalarını ve verilen mahkûmiyetleri kapsamadığı özellikle vurgulanmalıdır. Dolayısıyla pandemi döneminde idari para cezası alan bir kişi ile TCK 195 kapsamında yargılanan bir kişinin hukuki durumu, bu af düzenlemeleri karşısında birbirinden tamamen farklıdır.
Pandemi sonrası dönemde bu tür ihlallerin sayısı doğal olarak azalmış olsa da, TCK 195 yürürlükteki bir düzenleme olarak varlığını korumaktadır. Gelecekte yaşanabilecek herhangi bir bulaşıcı hastalık salgınında, yetkili makamlarca karantina tedbirleri alındığında bu maddenin yeniden gündeme gelmesi mümkündür. Bu nedenle, maddenin hukuki çerçevesinin doğru anlaşılması, yalnızca geçmiş dönem uyuşmazlıkları bakımından değil, olası gelecek durumlar bakımından da önem taşır. Her hâlükârda, somut bir olayın değerlendirilmesinde, o dönemde yürürlükte olan tedbirin içeriği ve niteliği esas alınmalıdır.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs
TCK 195’te suça teşebbüsün (TCK 35) mümkün olup olmadığı, fiilin işleniş biçimine göre değerlendirilir. Suç çoğunlukla, karantina tedbirine aykırı bir hareketin gerçekleşmesiyle (örneğin karantina altındaki yerden ayrılmakla) tamamlanır; bu tür ani gelişen ihlallerde teşebbüs aşamasının ayrıca ortaya çıkması güç olabilir. Bununla birlikte, tedbire aykırılığa yönelik icra hareketlerinin failin elinde olmayan bir nedenle yarıda kaldığı hallerde teşebbüs gündeme gelebilir. Teşebbüsün mümkün olup olmadığı, her somut olayda fiilin niteliğine göre ayrıca incelenmelidir.
İçtima: Hastalığın Bulaştırılması
TCK 195 bakımından en önemli özel görünüş meselelerinden biri, karantina tedbirine aykırı davranış sonucunda bir başkasına hastalık bulaştırılması halidir. Bu durumda, olay yalnızca tedbire aykırılıkla sınırlı kalmaz; kişinin sağlığında meydana gelen zarara göre yaralama gibi suçlar da gündeme gelebilir. Böyle bir durumda, TCK 195 ile ortaya çıkan diğer suç arasındaki ilişki, suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirilir. Yani karantina ihlalinin yanı sıra somut bir zarar da doğmuşsa, olayın hukuki niteliği ve karşılaşılabilecek yaptırım önemli ölçüde ağırlaşabilir. Bu nedenle, ihlalin sonuçlarının somut olarak ne olduğu, dosyanın seyrini belirleyen kritik bir husustur.
İştirak
Suça birden fazla kişinin katılması halinde şeriklik (iştirak) kuralları uygulanır ve her bir kişinin fiile katkısı ayrı ayrı belirlenir. Örneğin, karantina altındaki bir kişinin tedbire aykırı biçimde bulunduğu yerden ayrılmasına bilerek yardım eden bir kişi, katkısının niteliğine göre suça iştirak eden konumunda değerlendirilebilir. Her bir kişinin sorumluluğu, fiile yaptığı katkının niteliği ve kastı çerçevesinde ayrıca ele alınır.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçunda Yaptırım, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
TCK 195 suçunun cezası iki aydan bir yıla kadar hapistir. Cezanın görece hafif olması nedeniyle, bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Soruşturmalar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülür; ceza yargılamasının genel işleyişi için ceza mahkemeleri sayfamızı inceleyebilirsiniz. Suç, kamu sağlığını koruduğundan resen soruşturulur; herhangi bir kişinin şikâyetine bağlı değildir ve bu nedenle şikâyetten vazgeçme gibi kurumlar suçun takibini sona erdirmez.
Bu resen takip ilkesinin doğal bir sonucu, kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karara kimlerin itiraz edebileceği sorusunda da kendini gösterir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2024/8861 esas ve 2024/26348 karar sayılı ve 23.12.2024 tarihli kararında, bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma ve mühür bozma suçlarından verilen bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karara, olaydan doğrudan zarar görmeyen bir kamu kurumunun (somut olayda bir il sağlık müdürlüğünün) itiraz hakkı bulunmadığına hükmetmiştir.
Dairenin gerekçesine göre Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173/1. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ancak “suçtan zarar gören” itiraz edebilir ve TCK 195’in mağduru toplumun bütünü olduğundan, bu suça ilişkin bir ihbarda bulunan idari kurumun kendisi doğrudan zarar gören sıfatını taşımaz. Bu karar, yukarıda açıkladığımız “mağdur toplumun bütünüdür” ilkesinin usul hukukundaki yansımasını göstermesi bakımından da önemlidir: suçun mağdurunun belirsiz ve kamusal nitelikte olması, yalnızca soruşturmanın resen başlatılmasını değil, aynı zamanda kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara itiraz hakkının kimlere ait olduğunu da doğrudan etkilemektedir.
Cezanın üst sınırı dikkate alınarak belirlenen dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır; mahkûmiyetin kesinleşmesinden sonra ise ceza zamanaşımı süreleri devreye girer. Bu tür dosyalarda, ihlal edildiği ileri sürülen tedbirin gerçekten yetkili makamca ve hukuka uygun biçimde alınmış bir karantina tedbiri olup olmadığı, kişiye usulüne uygun bildirilip bildirilmediği ve kastın bulunup bulunmadığı, sonucu belirleyen kritik hususlardır. Ayrıca, olayın idari yaptırım mı yoksa TCK 195 kapsamında ceza yargılaması mı gerektirdiğinin doğru saptanması, sürecin en başından itibaren büyük önem taşır. Böyle bir süreçle karşı karşıyaysanız, en başından itibaren ceza hukuku alanında hukuki destek almanız yerinde olur.
Sıkça Sorulan Sorular
Karantina ihlali cezası nedir?
Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıktan ölmüş kişinin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uyulmaması (TCK 195) iki aydan bir yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Bu, kamunun sağlığına karşı suçlar bölümündeki en hafif cezalı maddelerden biridir.
Karantina ihlalinde idari para cezası mı yoksa hapis cezası mı verilir?
Bu, olayın hangi hukuki çerçevede ele alındığına bağlıdır. Salgın dönemi sağlık tedbirlerine aykırılıkların önemli bir kısmı umumi hıfzıssıhha mevzuatı uyarınca idari para cezasına konu olur. Bulaşıcı hastalık nedeniyle bir yerin karantina altına alınmasına dair tedbire aykırılık ise TCK 195 kapsamında ceza yargılamasına ve hapis cezasına konu olabilir. Somut olayda tedbirin niteliği ve dayanağı belirleyicidir.
Bu suç şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Korunan değer kamu sağlığı olduğundan bu suç şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme soruşturmayı sona erdirmez.
Karantina kararı olmadan izolasyon tedbirini ihlal etmek bu suça girer mi?
TCK 195, özellikle bulaşıcı hastalık nedeniyle bir yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere aykırılığı düzenler. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2024/776 esas ve 2025/9091 karar sayılı kararında, bireysel temaslı takibi veya evde izolasyon talimatının, bu kapsamda bir “yerin karantina altına alınması” niteliği taşımadığını, dolayısıyla bu tür bireysel yükümlülüklerin ihlalinin tek başına TCK 195 suçunu oluşturmayacağını açıkça ortaya koymuştur. Somut olayda ihlal edilen yükümlülüğün gerçekten bir yere ilişkin karantina tedbiri olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.
Karantina ihlali sonucu bir başkasına hastalık bulaştırılırsa ne olur?
Bu durumda olay yalnızca tedbire aykırılıkla sınırlı kalmaz; kişinin sağlığında meydana gelen zarara göre yaralama gibi suçlar da gündeme gelebilir. TCK 195 ile ortaya çıkan diğer suç arasındaki ilişki suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirilir ve olayın hukuki niteliği önemli ölçüde ağırlaşabilir.
Bu suça hangi mahkeme bakar?
Cezanın görece hafif olması nedeniyle bu suça asliye ceza mahkemesi bakar. Soruşturma Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülür.
TCK 195 kapsamında olmayan bir tedbire aykırılık idari para cezasını da ortadan kaldırır mı?
Hayır, bu ayrı bir değerlendirmedir. Anayasa Mahkemesi, Umut Mahmut Taner başvurusunda 2020/20939 başvuru numarasıyla verdiği 19/10/2023 tarihli kararında, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282. maddesindeki idari para cezasının da ancak Kanun’da açıkça yazılı bir yasak veya zorunluluğa aykırılık halinde uygulanabileceğine, aksi takdirde suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edileceğine hükmetmiştir. Yani hem TCK 195 hem de 1593 sayılı Kanun’daki idari yaptırım, kanunun açıkça öngördüğü sınırların dışına genişletilerek uygulanamaz.
Pandemi döneminde kesilen idari para cezaları hâlâ geçerli midir?
09.11.2022 tarihli 7420 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesiyle, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca 11/3/2020 tarihinden itibaren verilen ve o tarihe kadar tebliğ edilmemiş idari para cezaları tebliğ edilmeyecek, tebliğ edilmiş olanların tahsilinden vazgeçilecek şekilde düzenlenmiştir. 15.07.2023 tarihli 7456 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle de daha önce tahsil edilmiş idari para cezalarının 31/12/2024 tarihine kadar başvuru üzerine iade edileceği hükme bağlanmıştır. Ancak bu düzenlemeler yalnızca söz konusu idari para cezalarını kapsar; TCK 195 kapsamında verilmiş ceza mahkûmiyetlerini etkilemez.
TCK 195 suçunda uzlaşma veya etkin pişmanlık mümkün müdür?
Hayır. TCK 195, kamu sağlığına karşı işlenen ve kamu adına resen takip edilen bir suç olduğundan uzlaştırma kapsamına girmez. Kanunda bu suça özgü bir etkin pişmanlık hükmü de bulunmamaktadır; ancak koşulları oluştuğunda hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, ertelenmesi veya HAGB gibi genel bireyselleştirme kurumları uygulanabilir.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara kimler itiraz edebilir?
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173/1. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ancak suçtan zarar gören itiraz edebilir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2024/8861 esas ve 2024/26348 karar sayılı kararında, TCK 195’in mağdurunun toplumun bütünü olması nedeniyle, olaydan doğrudan zarar görmeyen bir kamu kurumunun bu tür bir karara itiraz hakkı bulunmadığına hükmetmiştir.
Karantina tedbirinden haberi olmayan kişi cezalandırılır mı?
TCK 195 kasten işlenebilen bir suçtur. Kişinin, hakkında konulmuş bir karantina tedbirinin varlığından gerçekten haberdar olmaması ve bunun somut delillerle ortaya konması halinde, kastın bulunmadığı gerekçesiyle cezai sorumluluk gündeme gelmeyebilir. Tedbirin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği bu değerlendirmede belirleyicidir.
TCK 195 kapsamında dava zamanaşımı ne kadardır?
Cezanın üst sınırı bir yıl hapis olduğundan, dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır. Bu süre içinde dava açılmaz veya sonuçlandırılmazsa dava zamanaşımı nedeniyle düşer.
Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçu Değerlendirme
Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma (TCK 195), toplumun genel sağlığını korumak amacıyla getirilen karantina tedbirlerine uyulmamasını cezalandıran, kamu sağlığı düzenine ilişkin bir suçtur. Suç, bir tehlike suçu olarak düzenlendiğinden, hastalığın fiilen başkasına bulaşması aranmaz; yetkili makamca konulan tedbire aykırı davranmakla suç tamamlanır. Uygulamada en kritik nokta, karantina ihlali cezası bağlamında olayın idari yaptırım mı yoksa TCK 195 kapsamında ceza yargılaması mı gerektirdiğinin doğru saptanması ve ihlal edilen tedbirin gerçekten yetkili makamca alınmış hukuka uygun bir karantina tedbiri olup olmadığının incelenmesidir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


Bir Yorum