İçindekiler
Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 228. maddesinde düzenlenmiştir ve kumar oynayanı değil, kumar oynanmasına zemin hazırlayan kişiyi hedef alır. Suçun temel hâli bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasını; fiilin bilişim sistemleri üzerinden işlenmesi hâlinde ise üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adli para cezasını gerektirir.
Suç, 2026 yılında kamuoyunun yoğun ilgisini çeken yasa dışı bahis ve kumar tartışmaları nedeniyle güncelliğini korumaktadır. Ancak bu haberlerin önemli bir kısmı, aslında TCK 228’in değil, ayrı bir özel kanun olan 7258 sayılı Kanun’un kapsamına girmektedir. Bu yazıda içerik tamamen soyut ve madde düzeyinde tutulmuş; hiçbir gerçek kişi, kuruluş, sosyal medya hesabı veya devam eden dosya anılmamıştır. Amaç, iki düzenleme arasındaki hukuki farkı netleştirmektir.
Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama Suçu Nedir? (TCK 228)
Suçun temel hâli, birinci fıkrada düzenlenmiştir: kumar oynanması için yer ve imkân sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden aşağı olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır. Burada cezalandırılan davranış, kumarın oynanabileceği bir mekânı veya ortamı hazırlamak, temin etmek ya da kumar oynanmasını mümkün kılan imkânları sağlamaktır. Suçun konusu, kumar oynama fiili değil, bu fiile zemin hazırlayan organizasyondur.
“Yer sağlama”, kumar oynanmasına elverişli bir mekânın tahsis edilmesini; “imkân sağlama” ise kumar oynanmasını kolaylaştıran araç, gereç veya koşulların temin edilmesini ifade eder. Bu iki ifade birlikte, kumar faaliyetinin arkasındaki organizasyonu hedef alır. Failin, bu yer veya imkânı bizzat işletmesi şart değildir; kumar oynanmasına elverişli ortamı sağlaması yeterlidir.
Suçun failinin, yer veya imkân sağlayan kişi olması, maddenin en ayırt edici özelliğidir. Kumar oynayanlar bu maddenin faili değildir; onların durumu ayrı bir yaptırım rejimine (kabahat) tabidir. Bu nedenle bir olayda kimin fail, kimin ise yalnızca oyuncu (kabahat işleyen) olduğunun doğru ayrıştırılması, sürecin ilk ve en kritik aşamasıdır. Fail bakımından aranan husus, kumar oynanmasına yönelik bir yer veya imkânın bilerek ve isteyerek sağlanmış olmasıdır.
Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama Suçu ile Korunan Hukuki Değer
Kumar oynatma suçuyla korunan hukuki değer, toplumun genel ahlakı ve ekonomik düzenidir. Kanun koyucu, kumarın bireyleri ve aileleri ekonomik yıkıma sürükleyebilen, emek karşılığı olmayan kazanç arayışını körükleyen ve toplumsal düzeni bozan bir faaliyet olduğu değerlendirmesinden hareketle, bu faaliyete zemin hazırlayan organizasyonu cezalandırmayı tercih etmiştir. Bu yönüyle madde, hem ahlaki hem de ekonomik bir koruma amacı taşır.
Suç, bir soyut tehlike suçu niteliğindedir; yani kumar oynatma için yer ve imkân sağlanması, sonucunda somut bir zarar doğmasa dahi cezalandırma için yeterlidir. Kanun, kumar organizasyonunun kendisini, taşıdığı genel tehlike nedeniyle yaptırıma bağlamıştır. Bu nedenle, sağlanan yer veya imkânda fiilen kumar oynanmış olması ayrıca aranmakla birlikte, bu oyundan belirli bir zararın doğması suçun oluşması için gerekli değildir.
Temel Ayrım: Kumar Oynamak Kabahat, Oynatmak Suç
Bu maddenin doğru anlaşılması için en kritik nokta şudur: kumar oynamak, TCK anlamında bir suç değildir. Bizzat kumar oynayan kişi, Kabahatler Kanunu’nun 34. maddesi kapsamında yalnızca idari para cezasına tabi bir kabahat işlemiş olur; TCK anlamında suç oluşturan bir fiil işlemiş sayılmaz. Suç oluşturan davranış, başkalarının kumar oynamasına yer ve imkân sağlamaktır.
Bu “bizzat yapmak kabahat, başkasına imkân sağlamak suç” yapısı, aynı bölümdeki iki başka maddeyle paralellik gösterir: fuhuş (TCK 227) maddesinde fuhuş yapmak suç değilken fuhşa aracılık suçtur; dilencilik (TCK 229) maddesinde ise bizzat dilenmek kabahatken savunmasız bir kişiyi dilencilikte araç olarak kullanmak suçtur. Bu üç maddenin ortak sistematiği, kanun koyucunun bu alanlarda asıl haksızlığı bireyin kendi tercihinde değil, başkalarının sömürülmesinde ve organize edilmesinde gördüğünü ortaya koyar. Bu ortak yapının bütünsel değerlendirmesi için genel ahlaka karşı suçlar rehberimize bakabilirsiniz.
Nitekim uygulamada sıkça karşılaşılan bir usul kuralı da bu ayrımın bir uzantısıdır: kumar oynatma fiili resen kovuşturulan, şikâyete tabi olmayan bir suç olduğundan, olay yerinde kumar oynarken yakalanan kişilerin idari yaptırımla cezalandırılıp serbest bırakılması, yer veya imkân sağlayan fail hakkındaki soruşturmanın yürütülmesine engel değildir; kolluk bu iki yaptırım rejimini aynı olay tutanağı içinde ayrı ayrı uygulayabilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.12.2021 tarihli, 2021/69 Esas, 2021/606 Karar sayılı kararı).
Kumarın Kanuni Tanımı ve Unsurları
Maddenin altıncı fıkrası, kumarın ne olduğunu doğrudan tanımlar: Ceza Kanununun uygulanmasında kumar, kazanç amacıyla icra edilen ve kâr ve zararın talihe bağlı olduğu oyunlardır.
Yargıtay içtihatları, bu tanımdaki iki unsurun somut olayda birlikte bulunması gerektiğini istikrarlı biçimde vurgular:
- Kazanç amacı bulunmalıdır. Kazanç amacı taşımayan, salt eğlence için oynanan oyunlarda suç oluşmaz. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, masada para bulunmadığı ve sanık ile tanıkların olayı eğlence amaçlı tombala oyunu olarak açıkladığı bir dosyada, kazanç kastını gösteren kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından mahkûmiyet yerine beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2015/4381 E., 2016/1825 K.).
- Kâr ve zarar talihe (şansa) bağlı olmalıdır. Sonucu tamamen oyuncunun becerisine, bilgisine veya ustalığına bağlı oyunlar kumar sayılmaz. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, dolu şişeleri tek atışta devirebilene ödül verilen bir oyunda kazanmanın talihe değil beceriye bağlı olduğunu tespit ederek, suçun unsurlarının oluşmadığına ve beraat kararı verilmesi gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2018/1877 E., 2020/14096 K.).
Bunun bir sonucu olarak, olay yerinde ele geçirilen paranın niteliği de belirleyicidir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir horoz dövüşü organizasyonuna ilişkin dosyada, arena şeklinde düzenlenmiş bir alanda çok sayıda kişinin toplandığı ve dövüştürme aletlerinin ele geçirildiği sabit olmakla birlikte, olay yerinde herhangi bir para veya menfaat alışverişine dair delil bulunmadığından kumarın kazanç unsurunun kanıtlanamadığını, bu durumda eylemin TCK 228 anlamında değil, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında idari yaptırımı gerektiren bir fiil olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek mahkûmiyet kararını bozmuştur (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 30.05.2023 tarihli, 2023/1468 Esas, 2023/7409 Karar sayılı kararı).
Bu karar, bir toplantı veya organizasyonun görünüşte kumara benzemesinin tek başına yeterli olmadığını, kazanç amacının somut delille (ele geçirilen para, çizelge, bahis kaydı gibi) desteklenmesi gerektiğini açıkça ortaya koyması bakımından önemlidir.
Bu iki unsurdan biri eksikse, ortada TCK 228 anlamında bir kumar oyunu yoktur; olayın niteliğine göre ceza hukuku dışı kalabilir ya da — aşağıda ayrıca ele alındığı üzere — başka bir suç tipine (dolandırıcılık gibi) girebilir.
Yer Sağlama ile İmkân Sağlama Arasındaki Fark
Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçu, birden fazla hareketli bir suçtur; failin kumar oynanması amacıyla hem yer hem de imkân sağlaması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu noktada kanunilik ilkesine dayanan önemli bir açıklama yapmıştır: madde gerekçesinde “yer veya başka surette imkân sağlanması” ifadesi geçse de, TCK m. 2’deki kıyas ve genişletici yorum yasağı gereği madde metnine kıyasla unsur eklenip çıkarılamayacağından, suçun oluşması için failin hem yer hem imkânı birlikte sağlamış olması aranır; yalnızca birinin sağlanması suçu oluşturmaz (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.12.2021 tarihli, 2021/69 Esas, 2021/606 Karar sayılı kararı).
Aynı kararın gerekçesinde bu iki kavram şöyle ayrıştırılır:
- Yer sağlama: Kumar oynanacak yerin tahsis edilmesidir. Sağlanan yerin mutlaka kumarhane olması gerekmez; ev, dernek binası, kulüp binası gibi yerler de bu kapsama girer. Yerin sahibi olmak da zorunlu değildir — bir mekânı elinde bulunduran kişi (örneğin geceleri bir depoda bekçilik yapan kişi) o yeri kumar için açtığında da yer sağlamış sayılır.
- İmkân sağlama: Yer sağlama dışında kalan ve kumar oynanmasını kolaylaştıran her türlü davranıştır. Oyun için gerekli masa, sandalye, oyun kâğıdı gibi araç gerecin temini; kumar oynayacak kişilerin ulaşımının sağlanması; mekânın polis baskınına karşı gözetlenmesi; oyunun nasıl oynanacağının öğretilmesi; oyunculara borç para verilmesi de imkân sağlama olarak değerlendirilir.
Bu ayrımın pratikte ne kadar belirleyici olduğu, kiralanan bir işyerinin fiilen kimin tarafından işletildiğinin tartışıldığı bir dosyada da görülür. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir daireyi kiralayıp kumar organizasyonu için hazırlayan ancak işletmeyi üç ay önce başka bir kişiye devrettiğini savunan sanığın, devrettiği tarihten sonraki olay için sorumlu tutulup tutulamayacağının; kiracının hâlâ o yerin gözetiminde bulunup bulunmadığının ve kumar oynatıldığını bilip bilmediğinin somut delillerle (tanık beyanları, sanığın olay günü mekânda görülüp görülmediği) tespit edilmesi gerektiğini vurgulayarak, mevcut delillerle sanığın kumar oynatıldığını bildiği adreste yer ve imkân sağladığının anlaşıldığı gerekçesiyle mahkûmiyeti onamıştır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.02.2024 tarihli, 2023/5142 Esas, 2024/1697 Karar sayılı kararı). Bu karar, yer sağlamanın devredilmiş görünse dahi fiili gözetimin sürdüğü hâllerde failin sorumluluğunun devam edebileceğini göstermektedir.
Bu ayrım pratikte önemlidir: bir dosyada sanığın eyleminin yalnızca “yer” ya da yalnızca “imkân” kategorisine girip girmediği, savunmanın ilk odaklanması gereken noktalardan biridir.
Fıkralar ve Ceza Kademelenmesi
Madde, suçun işleniş biçimine ve failine göre cezayı kademelendirir. Aşağıdaki tablo, maddenin fıkralarını ve öngördüğü yaptırımları özetlemektedir.
| Fıkra | Konu | Yaptırım |
|---|---|---|
| 1. fıkra | Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (temel hâl) | 1 – 3 yıl hapis + 200 günden az olmamak üzere adli para cezası |
| 2. fıkra | Çocukların kumar oynaması için yer ve imkân sağlanması | Ceza bir kat artırılır |
| 3. fıkra | Suçun bilişim sistemleri kullanılarak işlenmesi | 3 – 5 yıl hapis + 1.000 – 10.000 gün adli para cezası |
| 4. fıkra | Suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi | Ceza yarı oranında artırılır |
| 5. fıkra | Tüzel kişilere güvenlik tedbiri | Güvenlik tedbiri |
Burada bir noktanın altını özellikle çizmek gerekir: üçüncü fıkra, bilişim sistemi hâli için birinci fıkradaki cezanın belirli bir oranda artırılmasını değil, bağımsız ve sabit bir ceza aralığını (3–5 yıl hapis, 1.000–10.000 gün adli para) öngörür. Cezanın oransal olarak artırılması yalnızca dördüncü fıkradaki örgüt hâli için geçerlidir. Bu ayrım, doğru madde uygulaması bakımından belirleyicidir.
İkinci fıkra, çocukların kumar oynaması için yer ve imkân sağlanmasını, cezanın bir kat artırılmasını gerektiren bir nitelikli hâl olarak düzenler. Dördüncü fıkra ise suçun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde cezayı yarı oranında artırır. Beşinci fıkra, suçtan dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını öngörür.
Bilişim Sistemleri Yoluyla Kumar (Üçüncü Fıkra)
2017-2018 döneminde eklenen üçüncü fıkra, suçun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinde cezayı önemli ölçüde artırır: üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adli para cezası. Bu fıkra, kumar organizasyonunun fiziksel mekânlardan dijital ortamlara taşınmasına kanun koyucunun verdiği yanıttır. Fiziksel mekân üzerinden (birinci fıkra) işlenen suça göre çok daha ağır bir ceza öngörülmesi, dijital yolla ulaşılan kitlenin genişliğinin ve denetiminin zorluğunun bir sonucudur.
Bilişim sistemi kavramı, yargısal uygulamada, verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işleme tabi tutan sistemler olarak tanımlanır. Bu geniş tanım, internet üzerinden kumar oynatılmasına imkân sağlayan çeşitli dijital ortamları kapsar. Somut olaylarda bu tespit genellikle bir bilirkişi incelemesiyle netleştirilir: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir dosyada, bilişim suçları uzman biriminin hazırladığı teknik analiz ve hard disk inceleme raporunda, ele geçirilen bilgisayarların işletim sistemi görünümünün kısıtlanmış olduğu, bu bilgisayarların internet kafe gibi genel amaçlı kullanıma uygun olmadığı ve özel olarak sanal kumar oyunu oynatmak üzere tasarlandığının tespit edildiği bir olayda, bu teknik bulguların bilgisayar üzerinden kumar oynanması için yer ve imkân sağlandığını ispatlamaya yeterli olduğuna hükmetmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 06.12.2023 tarihli, 2023/3242 Esas, 2023/9683 Karar sayılı kararı). Bu karar, dijital delillerin (hard disk imajı, kurulu yazılımların işlevi, ekran kısıtlamaları) sübut bakımından fiziksel tutanaklar kadar belirleyici olabildiğini göstermektedir.
Birinci fıkra (fiziksel mekân) ile üçüncü fıkra (bilişim sistemi) arasındaki bu ceza farkı, somut olayda kumar organizasyonunun hangi yolla gerçekleştirildiğinin doğru tespit edilmesini kritik hâle getirir.
Bu fıkra bakımından da vurgulanması gereken temel ilke değişmez: cezalandırılan, bilişim sistemi üzerinden kumar oynayan kişi değil, bu sistemi kumar oynatmak için kullanan, yani dijital ortamda kumar oynanmasına imkân sağlayan kişidir. İnternet ortamının sağladığı geniş erişim ve denetim güçlüğü, kanun koyucuyu bu hâlde daha ağır bir ceza öngörmeye yöneltmiştir. Somut bir olayda kişinin bu dijital organizasyonun neresinde yer aldığı, isnadın niteliğini belirleyen esas unsurdur.
TCK 228 ile 1072 Sayılı Kanun Arasındaki İçtima Sorunu
TCK 228’in uygulamada en çok tartışılan yönlerinden biri, umuma açık yerlerde rulet, tilt, langırt, tombala makinesi gibi baht ve talihe bağlı oyun alet veya makineleriyle kumar oynatıldığında failin yalnızca TCK 228’den mi, yoksa ayrıca 1072 sayılı Rulet, Tilt ve Benzeri Oyun Aletleri ve Makineleri Hakkında Kanun’dan mı sorumlu tutulacağıdır. Bu iki düzenleme arasındaki sınırın doğru çizilmesi, hem ceza miktarını hem de kaç ayrı suçtan hüküm kurulacağını doğrudan etkiler.
1072 sayılı Kanun’un 1. maddesi, TCK 228’in kapsamı dışında kalsa bile, umuma mahsus veya umuma açık yerlerde kazanç kastıyla oynanmasa dahi rulet, tilt ve benzeri baht ve talihe bağlı veya maharet isteyen otomatik, yarı otomatik oyun alet veya makinelerinin bulundurulmasını, çalıştırılmasını, yurda sokulmasını veya imal edilmesini yasaklar; bu Kanun’a aykırılık ayrıca ve bağımsız olarak cezalandırılır. Konuya ilişkin Yargıtay 8. Ceza Dairesi içtihadında bir dönem, bu iki suçun TCK’nın 44/1. maddesindeki farklı nevi’den fikri içtima kuralı çerçevesinde tek fiil sayılması gerektiği, dolayısıyla failin yalnızca daha ağır cezayı gerektiren 1072 sayılı Kanun’dan cezalandırılıp TCK 228’den ayrıca hüküm kurulamayacağı yönünde kararlar verilmiştir; nitekim bir dosyada Daire, tombala makinesini “çalıştırmak” suretiyle tombala oynatılması eyleminde, sanığın hem 1072 sayılı Kanun’a aykırılıktan hem de TCK 228’den ayrı ayrı cezalandırılmasını, özel norm niteliğindeki 1072 sayılı Kanun’un öncelikli uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozmuştur (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 07.07.2020 tarihli, 2018/9355 Esas, 2020/15081 Karar sayılı kararı).
Bu içtihat farklılığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kurulu önüne taşınmış ve konu kökten çözülmüştür. Ceza Genel Kurulu, 1072 sayılı Kanun’daki fiillerin (oyun alet veya makinesini bulundurmak, çalıştırmak, yurda sokmak, imal etmek) sırf hareket suçu niteliğinde olup bu seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesi anında tamamlandığını, buna karşılık TCK 228’in birden fazla hareketli bir suç olarak hem yer hem imkân sağlanmasını aradığını; bu iki suçun unsurunu oluşturan fiillerin birbirinden bağımsız ve ayrı fiiller olduğunu, çoğu zaman 1072 sayılı Kanun kapsamındaki fiillerin TCK 228 açısından yalnızca bir hazırlık hareketi niteliği taşıdığını, dolayısıyla failin gerçek içtima hükümleri uyarınca her iki suçtan da ayrı ayrı cezalandırılması gerektiğini, TCK’nın 44/1. maddesindeki fikri içtima kuralının bu olayda uygulanma imkânı bulunmadığını kabul etmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.12.2021 tarihli, 2021/69 Esas, 2021/606 Karar sayılı kararı). Aynı gün karara bağlanan ikiz bir dosyada Ceza Genel Kurulu, tombala makinesiyle tombala oynatılan başka bir olayda da aynı ilkeyi teyit ederek özel daire bozma kararını kaldırmıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.12.2021 tarihli, 2020/416 Esas, 2021/605 Karar sayılı kararı).
Bu içtihadın pratik sonucu şudur: umuma açık bir yerde 1072 sayılı Kanun kapsamına giren bir alet veya makineyle (örneğin tombala makinesi, rulet çarkı) kumar oynatıldığı tespit edildiğinde, savcılık makamı iki ayrı suçtan (TCK 228 ve 1072 sayılı Kanun’a aykırılık) dava açmak durumundadır; yalnızca TCK 228’den açılan bir davada mahkeme, iddianamede yer almayan 1072 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan re’sen hüküm kuramaz — bu, “davasız yargılama olmaz” ilkesinin doğal bir sonucudur.
Nitekim Ceza Genel Kurulu, incelediği dosyada iddianamenin yalnızca TCK 228’i sevk maddesi olarak gösterdiğini, 1072 sayılı Kanun kapsamındaki fiillere ilişkin bir anlatıma yer verilmediğini tespit ederek, sanık hakkında bu ikinci suçtan açılmış bir kamu davası bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu ilke, sonraki kararlarda da istikrarla uygulanmıştır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, kanun yararına bozma yoluyla incelediği bir dosyada, iddianamenin her iki suçu da kapsadığı ancak mahkemenin yalnızca TCK 228’den hüküm kurup 1072 sayılı Kanun’a aykırılıktan hüküm kurmadığı bir olayda, bu eksikliğin zamanaşımı süresi içinde ayrıca giderilebileceğini, TCK 228 yönünden verilen mahkûmiyette bir isabetsizlik bulunmadığını belirterek kanun yararına bozma istemini reddetmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 20.09.2022 tarihli, 2021/9155 Esas, 2022/12397 Karar sayılı kararı). Benzer şekilde bir başka dosyada Daire, iki suçun birlikte işlenmiş olmasının, kumar oynatma suçunu 5271 sayılı CMK’nın 251/8. maddesi anlamında basit yargılama usulünün kapsamı dışına çıkardığını da ayrıca vurgulamıştır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/15781 E., 2022/10315 K.).
Bu içtima tartışması, yalnızca akademik bir mesele değildir: iki suçtan ayrı ayrı hüküm kurulması hem toplam ceza miktarını hem de her iki suça özgü zamanaşımı ve usul kurallarının (seri muhakeme, basit yargılama gibi) ayrı ayrı uygulanıp uygulanmayacağını doğrudan etkiler. Bu nedenle bir olayda kumar oynatılan alet veya makinenin 1072 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi, savunma stratejisinin kurulmasında ilk adımlardan biri olmalıdır.
Kumar Oynatma ile Dolandırıcılık Arasındaki Sınır
Uygulamada sıkça karşılaşılan ve büyük çoğunlukla gözden kaçan bir ayrım, kumar oynatma ile dolandırıcılık suçu arasındadır. Kumarın tanımı gereği kâr ve zararın gerçekten talihe bağlı olması şarttır; eğer görünürde talihe bağlıymış gibi sunulan bir oyunda aslında oyunu düzenleyen kişi hileli bir yöntemle sonucu önceden belirliyorsa, ortada kumar değil dolandırıcılık vardır.
Yargıtay’ın “bul karayı al parayı” adıyla bilinen oyuna ilişkin yerleşik içtihadı bu ayrımı somut biçimde ortaya koyar. Bir kararda, sanıkların bu oyunu hileli yöntemlerle oynatarak mağdurdan parasını aldığı olayda, eylemin kumar oynatma değil, TCK 157’de düzenlenen basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu; mahkemenin bu ayrımı gözetmeden hırsızlık suçundan hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2015/6683 E., 2018/4309 K.).
Benzer bir başka dosyada da aynı oyun türü üzerinden yürütülen yargılamada, sanık hakkında yalnızca kumar oynatma suçundan iddianame düzenlenmişken mahkemenin iddianamede yer almayan dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kuramayacağı; zira CMK m. 225 uyarınca hükmün konusunun iddianamede gösterilen fiille sınırlı olduğu belirtilmiştir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2021/13578 E., 2021/8557 K.).
Bu iki karardan çıkan pratik sonuç nettir: bir olayda kaybın önceden hileyle belirlendiği tespit edilirse, isnat kumar oynatma değil dolandırıcılık olmalıdır; ancak mahkeme, iddianamede gösterilmeyen bu suçtan re’sen mahkûmiyet kuramaz. Savunma açısından bu, isnadın doğru suç tipine oturup oturmadığının her dosyada ayrıca sorgulanması gerektiği anlamına gelir.
Bu iki suç tipi arasındaki ayrımı somut bir dosyada test etmek için üç ölçüt birlikte incelenmelidir:
(i) sonucu belirleyen mekanizmanın gerçekten talihe mi bağlı olduğu, yoksa oyunu düzenleyenin elinde önceden ayarlanmış hileli bir düzenek mi bulunduğu (örneğin işaretli kartlar, gizli mekanizmalı çark, önceden bilinen sonuç);
(ii) mağdurun oyuna, gerçek bir kazanma ihtimali bulunduğuna inanarak mı katıldığı, yoksa kaybın en baştan kaçınılmaz olduğu bir tuzağa mı düşürüldüğü;
(iii) failin elde ettiği menfaatin, oyunun doğal işleyişinden mi, yoksa doğrudan hileli davranıştan mı kaynaklandığı. İlk ölçütte talih hâlâ belirleyiciyse ve yalnızca organizasyon yapılmışsa TCK 228, hile sonucu belirliyorsa dolandırıcılık gündeme gelir.
Fiilin Teşebbüs Aşamasında Kalması
Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçu, yer veya imkânın fiilen kumar oynatılmadan önce dahi tamamlanabilen bir suç olsa da, hazırlık hareketlerinin fiilen oynatmaya dönüşmeden kesintiye uğradığı durumlarda teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, “bul karayı al parayı” oyununu oynatmak amacıyla belirlenen bir noktaya giden ancak oyunu henüz oynatmaya başlamadan polis tarafından yakalanan sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığını, bu hususun gözetilmeden tamamlanmış suçtan hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2017/7443 E., 2018/5551 K.). Bu içtihat, kolluk müdahalesinin zamanlamasının somut olayda cezanın belirlenmesi bakımından doğrudan etkili olabileceğini göstermektedir.
TCK 228 ile Yasa Dışı Bahis (7258 Sayılı Kanun) Arasındaki Fark
Kamuoyunda TCK 228, sıklıkla “yasa dışı bahis” ile karıştırılır. Oysa bu ikisi farklı düzenlemelerdir. Spor müsabakalarına dayalı bahis faaliyetleri, TCK’da değil; 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesinde, ayrı ve özel bir rejimle düzenlenmiştir. Bu, TCK’nın bir parçası değil, bağımsız bir özel kanundur.
İki düzenleme arasındaki fark, korunan değer bakımından da belirgindir. TCK 228 yalnızca genel ahlakı korurken, 7258 sayılı Kanun’un 5. maddesi buna ek olarak kamunun mali çıkarlarını ve kara para aklamanın önlenmesini de korur. Bu nedenle, spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis faaliyetleri, çoğu zaman TCK 228’in değil, 7258 sayılı Kanun’un kapsamına girer; bazı dosyalarda ayrıca örgüt ve aklama suçlarıyla birlikte değerlendirilir.
Bu ayrımın 2026 yılında yüksek bir güncel önemi vardır; ancak kamuoyunda görülen birçok “bahis” haberinin esasen TCK 228’in değil, 7258 sayılı Kanun’un kapsamında olduğu göz ardı edilmemelidir. TCK 228, daha dar bir alanı — fiziksel kumar mekânları, umuma açık yerlerdeki oyun alet ve makineleri ile bilişim sistemi üzerinden kumar oynatma gibi hâlleri — kapsar. 7258 sayılı Kanun’un ayrıntıları bu yazının kapsamı dışında olup, yalnızca karşılaştırma amacıyla burada kısaca değinilmiştir.
Devlet İzinli Şans Oyunları ile Kumar Ayrımı
Kumar ile devlet izniyle yürütülen şans oyunları arasında da önemli bir hukuki ayrım vardır. Millî piyango, spor toto gibi devletin izniyle ve denetiminde yürütülen şans oyunları, hukuka uygun faaliyetlerdir ve TCK 228 kapsamında kumar sayılmaz. Bu oyunlar, kanunla belirlenmiş bir çerçevede, yetkili merciin izni ve denetimi altında yürütülür.
Buradaki ayrım, faaliyetin izinli ve denetimli olup olmadığına dayanır. Devletin izni ve denetimi dışında, kazanç amacıyla ve sonucu talihe bağlı biçimde organize edilen oyunlar kumar niteliği taşırken; kanuni çerçevede yürütülen şans oyunları bu kapsamın dışındadır. Bu nedenle bir faaliyetin hukuka uygun bir şans oyunu mu yoksa kumar mı olduğu, izin ve denetim ölçütüyle belirlenir.
Bu ayrım, uygulamada karışıklığa açık bir alandır. Kazanç amacı ve talih unsuru taşıyan bir oyun, devletin izni ve denetimi altında yürütüldüğünde hukuka uygundur; aynı unsurlar izin ve denetim olmaksızın bir araya geldiğinde ise kumar niteliği kazanır. Dolayısıyla belirleyici olan oyunun türü değil, faaliyetin hukuki çerçevesidir. Bu nedenle somut bir olayda, faaliyetin yetkili merciin izniyle ve denetiminde yürütülüp yürütülmediği titizlikle incelenmelidir.
Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama Suçunda Manevi Unsur ve İçtima
Kumar oynatma suçu yalnızca kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, sağladığı yer veya imkânın kumar oynanmasına yönelik olduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Maddede ayrıca özel bir amaç veya saik aranmamıştır; genel kast yeterlidir.
İçtima bakımından, kumar oynatma fiilinin başka suçlarla birlikte işlendiği hâllerde suçların içtimaı kuralları uygulanır — yukarıda ayrıntılı olarak ele alınan 1072 sayılı Kanun ile TCK 228 arasındaki gerçek içtima ilişkisi bunun en somut örneğidir. Örneğin suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği hâllerde, olayın niteliğine göre örgüt suçlarının da ayrıca gündeme gelip gelmeyeceği değerlendirilir.
Aynı şekilde, bilişim sistemi üzerinden kumar oynatma faaliyetinin süreklilik göstermesi hâlinde, fiillerin tek suç mu yoksa zincirleme suç mu oluşturduğu somut olayın özelliklerine göre belirlenir; kesintisiz (mütemadi) görünen bir faaliyette dahi kolluğun müdahalesi, ifade alınması ve suç eşyasına el konulması gibi olgular fiili bir kesinti oluşturabileceğinden, sonrasında yeniden başlayan eylemlerin ayrı bir suç işleme kararına dayanıp dayanmadığı ayrıca değerlendirilmelidir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.01.2026 tarihli, 2025/8654 Esas, 2026/1078 Karar sayılı kararı).
Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Kumar oynatma suçu resen soruşturulur; soruşturmanın başlaması için şikâyet aranmaz ve suç uzlaştırma kapsamında değildir. Bunun bir uzantısı olarak suç, 5271 sayılı CMK’nın 250. maddesi uyarınca seri muhakeme usulü kapsamındadır. Yargıtay, bu usulün uygulanması bakımından önemli bir açıklama yapmıştır: kanun, seri muhakeme usulünün uygulanacağı failler arasında fail, azmettiren ve yardım eden ayrımı yapmamaktadır; bu nedenle suça iştirak eden bir kişi hakkında da, koşulları varsa, seri muhakeme usulü uygulanmalıdır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/6493 E., 2022/11437 K.).
Bu usule ilişkin bir başka önemli nokta, sanığın seri muhakeme teklifini kabul etmemesinin sonuçlarıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, dosyanın seri muhakeme usulü uygulanmak üzere ilgili büroya gönderilmesine rağmen sanığın usulüne uygun yapılan davete icabet etmemesi hâlinde, bu usulün uygulanma imkânının ortadan kalktığını ve yargılamaya genel hükümlere göre devam edilmesinin hukuka uygun olduğunu; bu durumda kolluktaki ilk beyanların, olay yeri tutanağının ve masada ele geçirilen para ile oyun kâğıtları gibi fiziki delillerin bir bütün olarak değerlendirilerek sübuta karar verilebileceğini, sanık ve tanıkların yargılamanın ilerleyen aşamalarında ifadelerini değiştirmesinin tek başına ilk beyanların geçersizliği sonucunu doğurmayacağını vurgulamıştır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 25.01.2024 tarihli, 2023/3881 Esas, 2024/812 Karar sayılı kararı).
Seri muhakeme usulüne ilişkin bir diğer kritik mesele de, bu usule dair sonradan verilen Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının kesinleşmiş hükümlere etkisidir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, seri muhakeme usulüyle verilip kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının, usule ilişkin bir Anayasa Mahkemesi iptal kararı gerekçe gösterilerek yeniden seri muhakeme bürosuna gönderilemeyeceğini; Anayasa’nın 153/5. maddesi uyarınca iptal kararlarının geriye yürümeyeceğini, kesinleşmiş bir hükme rağmen aynı fiil için ikinci kez mahkûmiyet kurulmasının CMK’nın 223/7. maddesindeki mükerrer yargılama yasağına (ne bis in idem) açıkça aykırılık oluşturduğunu belirterek, bu şekilde kurulan ikinci mahkûmiyet hükmünü kanun yararına bozmuştur (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.01.2026 tarihli, 2025/8654 Esas, 2026/1078 Karar sayılı kararı). Bu karar, kesin hüküm gücünün ve mükerrer yargılama yasağının, usule ilişkin sonraki değişikliklerden bağımsız olarak korunması gerektiğini ortaya koyması bakımından önemlidir.
Görevli mahkeme, asliye ceza mahkemesidir. Dava zamanaşımı, öngörülen ceza üst sınırları dikkate alındığında genel kurallara göre sekiz yıldır; bu süre hem temel hâl hem de bilişim sistemi yoluyla işlenen nitelikli hâl için geçerlidir. Bu sekiz yıllık süre, suçun tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlayan olağan (kesintisiz) zamanaşımı süresidir. Ancak soruşturma veya kovuşturma sırasında şüpheli/sanık hakkında yakalama, ifade alma, iddianame düzenlenmesi veya hükmün kurulması gibi TCK’nın 67. maddesinde sayılan kesen (kesintiye uğratan) işlemler yapıldığında süre yeniden işlemeye başlar; kesinti hâlinde dahi toplam süre, sekiz yıllık olağan sürenin en fazla yarısı kadar (dört yıl) uzayabilir. Kumar oynatma dosyalarında sıklıkla bozma-yeniden yargılama süreçlerinin uzaması nedeniyle bu kesinti kurallarının doğru hesaplanması, davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespitinde belirleyici olabilir.
Temel hâlin (birinci fıkra) ceza aralığı görece düşük olduğundan, koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi gibi kurumlar gündeme gelebilir; buna karşılık bilişim sistemi yoluyla işlenen hâlde ceza aralığı yükseldiğinden bu imkânlar daralır.
Kabahatler Kanunu ile İlişki ve Müsadere
Yukarıda belirtildiği gibi, kumar oynamak Kabahatler Kanunu’nun 34. maddesi kapsamında idari para cezasını gerektiren bir kabahattir; TCK anlamında suç değildir. Bu, kumar oynatma (TCK 228 kapsamında suç) ile kumar oynama (kabahat) arasındaki temel ayrımı oluşturur. İki farklı yaptırım rejimi, iki farklı fiili hedef alır: biri organizasyonu yapan faili, diğeri bizzat oynayan kişiyi.
Kumar oynatma faaliyetinde kullanılan araç ve gereçler ile bu faaliyetten elde edilen kazançlar, koşulları varsa müsadereye konu olabilir. Eşya ve kazanç müsaderesi, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçtan elde edilen değerlerin devlete geçirilmesini sağlayan bir güvenlik tedbiridir. Ancak müsaderenin kapsamı da denetime tabidir: Yargıtay, bir dosyada suçta kullanılmış ve doğrudan bu suça tahsis edilmiş rulet, rulet masası, oyun pulu ve oyun kâğıdı gibi eşyanın müsaderesi gerektiğini, bunların dışında kalan ve doğrudan suça tahsis edilmemiş diğer eşyanın ise sahibine iadesi gerektiğini belirterek, mahkemenin ayrım gözetmeksizin tüm eşyanın müsaderesine hükmetmesini bu noktada bozma nedeni saymıştır (Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 07.12.2015 tarihli, 2015/5380 Esas, 2015/8139 Karar sayılı kararı — Ceza Genel Kurulu’nun 2021/69-606 sayılı kararında da atıfla anılmıştır).
Bu tedbirin uygulanıp uygulanmayacağı ve kapsamı, her somut olayda deliller ve olayın özellikleri ışığında ayrıca değerlendirilir. Böylece kumar oynatma suçunda öngörülen yaptırım, yalnızca hapis ve adli para cezasından ibaret olmayıp, suçun ekonomik kazancını hedef alan müsadere tedbirini de kapsayabilir; ancak bu tedbir yalnızca suça tahsis edilmiş eşya ile sınırlıdır.
Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama Suçunda Deliller ve Savunma Bakımından Öne Çıkan Hususlar
Kumar oynatma suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda savunmanın odaklanabileceği birkaç temel nokta bulunur:
- İsnat edilen fiilin gerçekten “hem yer hem imkân sağlama” niteliği taşıyıp taşımadığı; kişinin konumunun (organizasyonu yapan fail mi, yalnızca oynayan kişi mi) doğru belirlenmesi.
- Oyunun kanuni anlamda kumar tanımına (kazanç amacı ve sonucun gerçekten talihe bağlı olması) girip girmediği; hileli bir yöntem varsa isnadın dolandırıcılığa kayıp kaymadığı.
- Fiilin fiziksel mekân üzerinden mi, bilişim sistemi üzerinden mi, yoksa 1072 sayılı Kanun kapsamındaki bir oyun alet veya makinesiyle mi işlendiği; bu ayrım hem ceza aralığını hem de kaç ayrı suçtan dava açılması gerektiğini doğrudan belirler.
- Delillerin — özellikle olay yeri tutanaklarının, tanık beyanlarının, bilirkişi/teknik analiz raporlarının ve el konulan eşyaların — hukuka uygun biçimde toplanıp toplanmadığı.
Delillerin değerlendirilmesinde soruşturma aşamasındaki ilk beyanların ağırlığı ayrıca önemlidir. Yargıtay, masa üzerinde kumar oynanırken kullanılan pulların bulunması, sanığın tevilli savunması ve mekânda bulunan kişilerin kolluktaki uyuşan beyanları birlikte değerlendirildiğinde, suçun ayrıca bir araştırmaya gerek kalmaksızın sabit olduğuna hükmetmiştir (Yargıtay [Kapatılan] 14. Ceza Dairesi, 2012/13200 E., 2012/10324 K.). Benzer biçimde, bir kahvehanede yapılan denetimde kumar oynayan kişilerin işletmeciye belirli bir oranda pay (“mano”) verdiklerine dair kolluk beyanları, işletmecinin salt seyirci değil bizzat organizasyonu yürüten fail olduğunun tespitinde belirleyici kabul edilmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 30.09.2025 tarihli, 2024/23120 Esas, 2025/7080 Karar sayılı kararı).
Buna karşılık, kumar oynadığı iddia edilen kişilerin tanık olarak dinlenmeden ve tutanaktaki tespitler yeterince araştırılmadan hüküm kurulması da bozma nedenidir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2017/25408 E., 2020/12329 K.). Bu kararlar birlikte okunduğunda, mahkemenin hem ilk tutanak ve beyanlara hem de tanıkların usulüne uygun dinlenmesine aynı anda önem vermesi gerektiği görülür. Nitekim somut bir nedene dayanmayan, yani dosyadaki delillere yönelik özel bir itiraz içermeyen temyiz başvuruları da bu istikrarlı denetim çerçevesinde reddedilmektedir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 16.04.2024 tarihli, 2024/231 Esas, 2024/3138 Karar sayılı kararı).
Bu değerlendirmelerin tümü teknik hukuki bilgi gerektirdiğinden, kumar oynatma veya yasa dışı bahis isnadıyla karşılaşan kişilerin sürecin başından itibaren kumar suçlarında deneyimli bir ceza avukatıyla birlikte hareket etmesi önem taşır.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da kumara ilişkin hükümler bulunuyordu; ancak yürürlükteki 5237 sayılı TCK, bu alanı dijital çağın gereksinimlerini de kapsayacak biçimde güncellemiştir. Özellikle üçüncü fıkradaki bilişim sistemleri yoluyla kumar oynatma hükmü, eski düzenlemede bulunmayan ve 2017-2018 döneminde eklenen çağdaş bir düzenlemedir.
Bu gelişim, kumar organizasyonunun zaman içinde fiziksel mekânlardan dijital ortamlara kayması karşısında kanun koyucunun verdiği yanıtı yansıtır. Eski tarihli olaylarda hangi kanunun uygulanacağı lehe kanun değerlendirmesi bakımından önem taşıyabilirse de, günümüzde işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm yürürlükteki 228. maddedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Kumar oynamak suç mudur?
Kumar oynamak, TCK anlamında bir suç değildir. Bizzat kumar oynayan kişi, Kabahatler Kanunu’nun 34. maddesi kapsamında yalnızca idari para cezasına tabi bir kabahat işlemiş olur. TCK 228, kumar oynayan kişiyi değil, kumar oynanması için yer ve imkân sağlayan kişiyi cezalandırır.
Kumar oynatmanın cezası nedir?
Kumar oynanması için yer ve imkân sağlamanın temel cezası, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıdır. Çocukların kumar oynaması için imkân sağlanması hâlinde ceza bir kat; suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde yarı oranında artırılır. Bilişim sistemi kullanılarak işlenmesi hâlinde ise ceza üç yıldan beş yıla kadar hapistir.
TCK 228 ile yasa dışı bahis aynı şey midir?
Hayır. TCK 228 kumar oynatmayı düzenlerken, spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis, ayrı bir özel kanun olan 7258 sayılı Kanun’un 5. maddesinde düzenlenmiştir. 7258 sayılı Kanun, genel ahlaka ek olarak kamunun mali çıkarlarını ve kara para aklamanın önlenmesini de korur. Bu nedenle kamuoyundaki birçok bahis dosyası TCK 228’in değil, 7258 sayılı Kanun’un kapsamındadır.
İnternet üzerinden kumar oynatmanın cezası daha mı ağırdır?
Evet. Suçun bilişim sistemleri kullanılarak işlenmesi hâlinde ceza, temel hâle göre önemli ölçüde ağırlaşır: üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adli para cezası öngörülür. Bu ağırlaştırma, dijital yolla ulaşılan kitlenin genişliği ve denetim güçlüğü nedeniyle getirilmiştir.
Kumar oynatma ile dolandırıcılık suçu nasıl ayırt edilir?
Kumarın hukuki tanımı, kâr ve zararın gerçekten talihe (şansa) bağlı olmasını gerektirir. Oyunu düzenleyen kişi hileli bir yöntemle sonucu önceden belirliyorsa, ortada kumar değil dolandırıcılık suçu vardır. Yargıtay, “bul karayı al parayı” gibi hileye dayalı oyunlarda bu ayrımı istikrarlı biçimde uygulamakta; ancak mahkemenin iddianamede yer almayan suç tipinden resen mahkûmiyet kuramayacağını da vurgulamaktadır.
Kumar oynatmaya teşebbüs edilmesi de cezalandırılır mı?
Evet, ancak teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir. Fail yer veya imkânı fiilen kumar oynatma faaliyetine dönüştürmeden, örneğin oyunu henüz başlatmadan yakalanırsa, Yargıtay bu durumu tamamlanmış suç değil teşebbüs aşamasında kalmış bir eylem olarak değerlendirmektedir.
Umuma açık bir yerde tombala veya rulet makinesiyle kumar oynatılması ayrıca cezalandırılır mı?
Evet. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre, umuma açık yerlerde 1072 sayılı Kanun kapsamına giren rulet, tilt, tombala makinesi gibi baht ve talihe bağlı oyun alet veya makineleriyle kumar oynatılması hâlinde fail, hem TCK 228’den hem de 1072 sayılı Kanun’a aykırılıktan ayrı ayrı cezalandırılır; bu iki suç arasında fikri içtima değil gerçek içtima ilişkisi vardır.
Kumar oynatma suçunda hangi eşyalara el konulur ve müsadere edilir?
Yalnızca suçun işlenmesinde fiilen kullanılan ve bu amaca tahsis edilmiş eşya (rulet, oyun masası, oyun pulu, oyun kâğıdı gibi) müsadereye tabidir. Suçla doğrudan ilgisi bulunmayan diğer eşyanın müsadere edilmesi hukuka aykırıdır ve bozma nedenidir.
Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama Suçu Bakımından Sonuç
Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçu (TCK 228), kumar oynayanı değil, kumar oynanmasına zemin hazırlayan kişiyi cezalandıran bir suç tipidir. Kumar oynamak yalnızca bir kabahatken, kumar oynatmak suçtur; bu ayrım, maddenin özünü oluşturur. Ceza; fiziksel mekân (bir yıldan üç yıla kadar) ile bilişim sistemi (üç yıldan beş yıla kadar) arasında kademelenir, çocukların kumar oynatılması ve örgüt faaliyeti hâllerinde artırılır. Suçun, halk arasında sıkça karıştırıldığı yasa dışı bahisten (7258 sayılı Kanun) hukuken farklı olduğunun bilinmesi, özellikle güncel tartışmalar bağlamında önemlidir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


3 Yorumlar