|

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu (TCK-114)

Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu Nedir? (TCK 114)

Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, bir kişiyi siyasi haklarını kullanmaya veya kullanmamaya cebir ya da tehditle zorlamak; ya da bir siyasi partinin faaliyetlerini engellemektir. Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) 114. maddesinde düzenlenen bu suç, demokratik düzenin temel taşı olan bireyin özgür siyasi iradesini koruma altına alır. Bir partiye üye olmaya zorlamaktan, seçilmiş bir görevden ayrılmaya mecbur bırakmaya kadar geniş bir alanı kapsar. Hakkınızda siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan bir soruşturma yürütülüyorsa veya bu durumdan mağdursanız, eylemin gerçekten bu suçu mu yoksa başka bir suçu mu (örneğin seçim mevzuatına ilişkin bir suçu) oluşturduğu büyük önem taşır; bu nedenle bir ceza avukatından destek almanız yerinde olur. Bu yazıda suçun unsurlarını, cezasını ve nitelikli hâllerini sade bir dille ele alıyoruz.

Bu suç, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Bölümün tamamına ilişkin genel bir bakış için Hürriyete Karşı Suçlar (TCK 106-124) rehberimize göz atabilirsiniz.

Yasal Düzenleme ve Korunan Değer

TCK 114 suçu iki ayrı fıkrada düzenler:

Birinci fıkra (TCK 114/1): Bir kimseyi; bir siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, partiden ya da parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla cebir veya tehdit kullanan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

İkinci fıkra (TCK 114/2): Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde ceza iki yıldan beş yıla kadar hapistir.

Korunan değer, Anayasa’nın 68. maddesinde güvence altına alınan parti kurma, partiye girme, partiden ayrılma ve siyasi partilerin faaliyetlerini sürdürme haklarıdır.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Unsurları

Fail ve Mağdur

Suçun faili herkes olabilir; bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Mağdur bakımından ise iki fıkrayı ayrı değerlendirmek gerekir. Birinci fıkranın mağduru “herkes” değildir: Siyasi hakları kullanma ehliyetine sahip kişi olması gerekir; yani genel olarak on sekiz yaşını doldurmuş, Türk vatandaşı olan ve siyasi hakları kullanmaktan yasaklı bulunmayan kişi mağdur olabilir. İkinci fıkranın mağduru ise tüzel kişiliğe sahip siyasi partilerdir.

Maddi Unsur (Fiil)

Birinci fıkra seçimlik hareketli bir suçtur ve maddede sayılan seçeneklerden birine yönelik cebir veya tehdit kullanılmasını gerektirir. Bu fıkrada bir netice aranmaz; yani mağdurun gerçekten partiden ayrılması ya da adaylıktan vazgeçmesi şart değildir. Zorlama amacıyla cebir veya tehdidin kullanılması, suçun tamamlanması için yeterlidir. Buna karşılık ikinci fıkrada netice aranır: Siyasi partinin faaliyetinin fiilen engellenmiş olması gerekir.

Manevi Unsur (Kast ve Özel Amaç)

Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ayrıca birinci fıkra bakımından failin yalnızca bilerek ve isteyerek hareket etmesi yetmez; cebir veya tehdidi, kişiyi siyasi hakkını kullanmaya ya da kullanmamaya zorlama amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Cezası (2026)

Suçun cezası, birinci fıkrada bir yıldan üç yıla kadar, ikinci fıkrada iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Birinci fıkrada alt sınır bir yıl olduğundan, alt sınırdan ceza verilen hâllerde hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gündeme gelebilir. Ayrıca hükmolunan ceza iki yıl veya altında ise, koşulların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkündür. Bu kurumların somut dosyanızda uygulanıp uygulanmayacağı cezanın miktarına ve diğer şartlara bağlıdır.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçunun Nitelikli Halleri (TCK 119 Ortak Hüküm)

TCK 114’te ayrı bir nitelikli hâl düzenlenmemiştir; cezayı artıran hâller, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünün ortak hükmü olan TCK 119’da yer alır. Buna göre suçun;

  • silahla,
  • kişinin kendisini tanınmayacak hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
  • birden fazla kişi tarafından birlikte,
  • var olan veya var sayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak,
  • kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle

işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Kamu görevlisi açısından önemli ayrıntı şudur: Failin yalnızca kamu görevlisi olması yetmez; kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmış olması aranır. Ayrıca TCK 119/2 uyarınca, suç sırasında kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri gerçekleşirse, ayrıca kasten yaralama hükümleri de uygulanır. Kapsamlı savunma için İstanbul Ceza Avukatından destek alabilirsiniz.

Seçim Suçlarından (298 Sayılı Kanun) Farkı

Uygulamada sık yapılan bir hata, seçim dönemindeki bazı eylemlerin yanlışlıkla TCK 114 kapsamında değerlendirilmesidir. Oysa oy verme, oy sayımı, propaganda gibi doğrudan seçim sürecine ilişkin engellemeler büyük ölçüde 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle olayın niteliğine göre doğru kanunun uygulanması gerekir; aksi hâlde hatalı bir nitelendirme ve hak kaybı riski doğar.

Şikâyet, Uzlaştırma, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

Şikâyet: Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Bu nedenle şikâyet süresi söz konusu değildir ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.

Uzlaştırma: Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.

Zamanaşımı: Dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır.

Görevli Mahkeme: Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme, hem temel hem de nitelikli hâllerde Asliye Ceza Mahkemesidir.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Siyasi Parti Bayrağını İndirmek “Siyasi Hakların Engellenmesi” Suçunu Oluşturmaz

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/426 E. – 2023/16499 K., 27.03.2023 T.

Kararın Özeti

Sanıklar, olay günü bir siyasi partiye ait sokaktaki veya bina önündeki bayrak ve flamaları elleriyle ve sopa yardımıyla çekerek yere düşürmüşlerdir. Asliye Ceza Mahkemesi, bu eylemi “Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi” suçu kapsamında değerlendirmiş, üstelik eylemin birden fazla kişiyle birlikte işlenmesini ağırlaştırıcı neden sayarak (TCK m.119/1-c) sanıklara 3 yıl 4 ay hapis cezası vermiştir. Karar, sanıklar ve bölge Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi; bayrak indirmenin “aktif bir siyasi parti faaliyeti” kesintisi yaratmadığı, dolayısıyla suçun maddi unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, TCK m.114’ün koruduğu hukuki yararı iki alt başlığa ayırarak somut olaydaki hukuki nitelendirme hatasını şu şekilde açıklamıştır:

  • Bireysel vs. Kurumsal Siyasi Haklar: Maddenin birinci fıkrası, bireyin bir partiye üye olma, ayrılma veya aday olma gibi kişisel haklarını korur. İkinci fıkra ise siyasi partilerin kurumsal “faaliyet özgürlüğünü” koruma altına alır. Başka bir deyişle, cezalandırılabilen eylem, partinin tüzük ve mevzuata uygun olarak yürüttüğü somut bir çalışmanın engellenmesidir.
  • Siyasi Parti Faaliyeti Kavramı: Siyasi partinin faaliyetinden kasıt; parti mitingleri, kongreleri, üye kayıt standı açılması, basın açıklamaları veya seçim propagandası gibi canlı, yürütülmekte olan aktif çalışmalardır.
  • Maddi Unsurun Yokluğu: Sokakta veya sabit bir noktada asılı duran bayrak/flamaların indirilmesi eylemi gerçekleştirilirken, o esnada partililerce yürütülen aktif bir siyasi program ya da hakkın kullanımı mevcut değildir. Ortada engellenen canlı bir süreç bulunmadığı için TCK m.114/2 maddesindeki suçun yasal unsurları (tipiklik) oluşmamıştır.

Hukuki Değerlendirme & Pratik Sonuç

Bu karar, ceza hukukunda “Suç Vasfında Yanılgı” (Eylemin hangi suça uyduğunun yanlış belirlenmesi) durumuna harika bir örnektir. Sanıkların bir partinin bayrağını indirmesi/yırtması kuşkusuz hukuka aykırıdır ve sanıkların da temyiz dilekçesinde kabul ettiği üzere “Mala Zarar Verme” (TCK m.151) suçunu oluşturur. Mala zarar verme suçu takibi şikayete bağlı, uzlaşma kapsamında ve cezası çok daha hafif bir suçtur. Ancak yerel mahkeme, eylemi TCK m.114/2 ve m.119/1-c (Nitelikli siyasi hak engelleme) kapsamına sokarak sanıklara doğrudan 3 yılın üzerinde hapis cezası vermiştir. Yargıtay bu kararla, siyasi sembollere yönelik her vandalizm eyleminin, “siyasi hak ihlali” gibi çok ağır ve demokrasiyi doğrudan tehdit eden suç kategorisinde değerlendirilemeyeceğini netleştirmiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/426 E. – 2023/16499 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibariyle 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ( 1412 sayılı kanun ) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanıklar hakkında siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası, aynı Kanun’un 119 uncu maddesinin birinci fıkrasının c bendi ve 62 inci maddesi uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanıkların temyiz isteğinin, siyasi faaliyetin engellenmesinin söz konusu olmadığına, eylemin mala zarar verme suçunu oluşturacağına, atılı suçun işlendiğine dair delil olmadığına, kararın bozulması gerektiğine vesaire ilişkin olduğu belirlenmiştir.
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin, olayda sanıkların gerçekleştirdikleri eylemin siyasi partiye ait bayrağın indirilmesi şeklinde gerçekleşmesi sebebiyle uygulanan madde kapsamında siyasi parti faaliyetlerinden olmadığı gözetilmeksizin kurulan hükümlerin sanıklar lehine bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay günü sanıkların … Partisi isimli partiye ait bayrak ve flamaları sopa yardımı ile ve elleri ile çekmek suretiyle yere düşürdükleri, böylece üzerine atılı suçu işledikleri Yerel Mahkemece kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanıkların ve O yer Cumhuriyet savcısının bozma sebebi dışındaki temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, Türk Ceza Kanunun’un 114 üncü maddesinde,
“(1) Bir kimseye karşı;
a)Bir siyasî partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasî partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasî partiden veya siyasî parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya,
b)Seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya, zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu ile korunmak istenen hukuki değer, birinci fıkra açısından, bir kimsenin bireysel olarak bir siyasi partiye girme veya girmeme, faaliyete katılma veya katılmama, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olma ve o görevden ayrılma iradesidir. Yani bireysel siyasi hakların kullanılması özgürlüğüdür. İkinci fıkra açısından ise, Anayasayla güvence altına alınan siyasi partilerin faaliyet özgürlüğüdür.
Suçun maddenin ikinci fıkrasındaki halinin maddi unsuru cebir veya tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, mevzuata uygun olarak kurulmuş bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesidir. Bu suçun oluşumu için birinci fıkradan farklı olarak hakkın kullanılmasının engellenmiş olması gerekir. Siyasi partinin faaliyetinden maksat, siyasi partilerin mevzuata ve tüzüklere uygun olarak gerçekleştirdikleri her türlü faaliyettir.
Suçun manevi unsuru, birinci fıkra açısından, bir kimseyi siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasi parti faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasi partiden veya siyasi parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla bilerek ve isteyerek cebir-tehdit icrasıdır. İkinci fıkra açısından ise failin belli bir saikle hareket etmesi gerekmez; fiilin bilerek ve isteyerek icrası yeterlidir.

Somut olayda, siyasi hakların kullanıldığı bir siyasi parti faaliyeti mevcut olmadığından sanıkların beraati yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıklar ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
27.03.2023 tarihinde karar verildi.

Miting Bittikten Sonra Gerçekleştirilen Taşlı Saldırı “Siyasi Hakların Engellenmesi” Suçunu Oluşturmaz

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/4691 E. – 2023/16751 K., 03.04.2023 T.

Kararın Özeti

Somut olayda, bir siyasi partinin düzenlediği mitingin yapıldığı gün sanık, miting alanı ve çevresine elinde taş ve sopalarla girmiş, mitinge giden/dönen kişi ve araçlara taş fırlatmıştır. Yerel mahkeme, eylemi “Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesine teşebbüs” (TCK m.114/2, 35) olarak nitelendirmiş ve sanığı 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırarak hakkında “ikinci kez mükerrirlere özgü” ağırlaştırılmış infaz rejimi uygulamıştır. Sanığın temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesi; eylemin miting bittikten sonra gerçekleştiğini, dolayısıyla o esnada engellenecek aktif bir siyasi parti faaliyeti kalmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle bozmuştur. Yargıtay ayrıca, sanık hakkında uygulanan tekerrür hükmünün de infaz hukuku yönünden hatalı olduğunu (kabule göre bozma) not etmiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, kararda TCK m.114/2 maddesinin sınırlarını zamansal (kronolojik) açıdan şu gerekçelerle çizmiştir:

  • Siyasi Faaliyetin Zaman Sınırı: Siyasi partilerin faaliyet özgürlüğü Anayasal güvence altındadır ve TCK m.114/2 bu faaliyetlerin engellenmesini cezalandırır. Ancak bir faaliyetin “engellenmesi” veya “akamete uğratılması” için, o faaliyetin henüz başlamış, devam ediyor veya başlamak üzere olması gerekir.
  • Kronolojik Uyumsuzluk (Tipiklik Eksikliği): Somut dosyada incelenen deliller ve tutanaklar, sanığın taşlama eylemini “miting bittikten sonra” gerçekleştirdiğini göstermektedir. Siyasi organizasyon (miting) resmi olarak nihayete erdiği için, hukuken korunan “aktif siyasi faaliyet” de o an için son bulmuştur. Biten bir faaliyete yönelik engelleme eylemi hukuken imkansızdır; suçun maddi unsuru oluşmamıştır.
  • İnfaz Hukuku Hatası (İkinci Kez Tekerrür): Yargıtay, esastan bozma yapmakla birlikte yerel mahkemenin önemli bir usul hatasına daha değinmiştir. Bir sanık hakkında 5275 sayılı Kanun m.108/3 uyarınca “ikinci kez mükerrir” (koşullu salıverilmeden yararlanamayacak şekilde en ağır infaz rejimi) uygulanabilmesi için, tekerrüre esas alınan önceki sabıka ilamında da sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmış olması şarttır. İlk sabıkada tekerrür uygulanmadığı halde, bu dosyada sanığın ikinci kez mükerrir sayılması kanuna aykırıdır.

Hukuki Değerlendirme & Pratik Sonuç

Bu karar, ceza yargılamalarında “Olay Saat Tutanağı” ve “Kronolojik Haritalandırma” işlemlerinin ne kadar hayati olduğunu gösteren ders niteliğinde bir emsaldir. Sanığın miting dağılımında araçları taşlaması cezasız kalacak bir eylem değildir; bu eylem “Mala Zarar Verme (TCK m.151)”, “Kasten Yaralamaya Teşebbüs (TCK m.86/2, 35)” veya “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet” suçlarını pekala oluşturabilir. Ancak yerel mahkeme eylemin vecdine kapılarak sanığı en üst perdeden (Siyasi Hakların Engellenmesi) cezalandırmıştır. Yargıtay ise “Miting bittiyse, siyasi hak kullanımı bitmiştir; sonraki kavgalar genel suçlar kapsamında değerlendirilmelidir” diyerek sınır çekmiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi  2021/4691 E. – 2023/16751 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ( 1412 sayılı kanun ) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanık hakkında siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası, aynı Kanun’un 119 uncu maddesinin birinci fıkrasının c bendi, 35 inci maddesi, 62 inci, 53 üncü ve 58 inci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği, işyerinin önünde olayların meydana geldiğine, müşterileri ve sığınanları koruma içgüdüsüyle hareket ettiğine, meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine, eksik araştırma ile kurulan hükmün bozulması gerektiğine vesaire ilişkin olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay günü … Partisi’nin mitinginin olduğu, sanığın miting alanı ve çevresinde taş ve sopalarla bu alana girerek mitingin yapılmasını engellemeye çalıştığı yine mitinge gitmek isteyen kişi ve araçlara elindeki taşları fırlattığı böylece üzerine atılı suçu işlediği Yerel Mahkemece kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanığın bozma sebebi dışındaki temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
1. Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, Türk Ceza Kanununun 114 üncü maddesinde,
“(1) Bir kimseye karşı;
a) Bir siyasî partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasî partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasî partiden veya siyasî parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya,
b)Seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya, zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu ile korunmak istenen hukuki değer, birinci fıkra açısından, bir kimsenin bireysel olarak bir siyasi partiye girme veya girmeme, faaliyete katılma veya katılmama, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olma ve o görevden ayrılma iradesidir. Yani bireysel siyasi hakların kullanılması özgürlüğüdür. İkinci fıkra açısından ise, Anayasayla güvence altına alınan siyasi partilerin faaliyet özgürlüğüdür.
Suçun maddenin ikinci fıkrasındaki halinin maddi unsuru cebir veya tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, mevzuata uygun olarak kurulmuş bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesidir. Bu suçun oluşumu için birinci fıkradan farklı olarak hakkın kullanılmasının engellenmiş olması gerekir. Siyasi partinin faaliyetinden maksat, siyasi partilerin mevzuata ve tüzüklere uygun olarak gerçekleştirdikleri her türlü faaliyettir.
Suçun manevi unsuru, birinci fıkra açısından, bir kimseyi siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasi parti faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasi partiden veya siyasi parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla bilerek ve isteyerek cebir-tehdit icrasıdır. İkinci fıkra açısından ise failin belli bir saikle hareket etmesi gerekmez; fiilin bilerek ve isteyerek icrası yeterlidir.
Somut olayda, miting bittikten sonra sanığın eylemini gerçekleştirdiği anlaşıldığından siyasi hakların kullanıldığı bir siyasi parti faaliyeti mevcut olmadığından sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,
2. Kabule göre de; tekerrüre esas alınan önceki ilamda, tekerrür hükümleri uygulanmadığının anlaşılması karşısında, temyize konu kararda sanığın ikinci kez mükerrir olmadığı gözetilmeyerek 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanmasına karar verilmesi,
Nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanunun 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.04.2023 tarihinde karar verildi.

Pazar Yerinde “Broşür Dağıtmak Yasak” Demek Siyasi Hakları Engelleme Suçunu Oluşturmaz

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/4353 E. – 2023/15730 K., 07.03.2023 T.

Kararın Özeti

Seçim döneminde yasal bir siyasi partinin yöneticisi olan mağdur, pazar yerinde seçim broşürleri dağıtırken sanıklar yanına gelerek burada broşür dağıtmasının yasak olduğunu söylemişlerdir. Mağdurun şikayeti üzerine sanıklar hakkında TCK m.114/2 uyarınca “Siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi” suçundan dava açılmıştır. Yerel mahkeme, sanıkların bu suçu işlediklerine dair kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle CMK m.223/2-e (Delil Yetersizliği) uyarınca beraat kararı vermiştir. Savcının temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi; eylemin zaten suç oluşturmadığını, bu nedenle beraat kararının delil yetersizliğinden değil, CMK m.223/2-a (Yüklenen Fiilin Kanunda Suç Olarak Tanımlanmamış Olması) gerekçesiyle verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkemenin kararını bu gerekçeyle düzelterek onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, TCK m.114/2 maddesindeki “hukuka aykırı başka bir davranış” ifadesinin haksızlık içeriğini ve sınırlarını şu hukuki mantıkla açıklamıştır:

  • Suçun Seçimlik Hareketleri: TCK m.114/2 kapsamındaki siyasi partinin faaliyetini engelleme suçu; cebir kullanılarak, tehdit edilerek ya da “hukuka aykırı başka bir davranışla” işlenebilir. Maddede geçen bu üçüncü ihtimal ucu açık görünse de ceza hukukunun dar yorum ilkesine tabidir.
  • Sözlü Uyarının Niteliği: Sanıkların pazar yerinde broşür dağıtan mağdura yalnızca “burada broşür dağıtmak yasaktır” şeklinde beyanda bulunmaları; içerisinde bir tehdit, fiziki engelleme veya cebir barındırmadığı sürece tek başına ceza hukuku anlamında “hukuka aykırı bir davranış” olarak kabul edilemez.
  • Beraat Maddesinin Düzeltilmesi: Sanıkların iddia edilen eylemi (yasak olduğunu söylemek) aynen gerçekleşmiş olsa bile bu fiil kanunda suç olarak tanımlanmamıştır. Bu nedenle mahkemenin “delil yetersizliği” (şüpheden sanık yararlanır) gerekçesi hatalıdır; beraat doğrudan “fiilin suç olmaması” gerekçesine dayanmalıdır.

Hukuki Değerlendirme & Pratik Sonuç

Bu karar, ceza muhakemesinde beraat gerekçelerinin sanık için ne kadar fark yarattığını gösteren muazzam bir örnektir. CMK 223/2-e (Delil yetersizliği) ile beraat eden bir sanık için toplumda ve hukuki kayıtlarda “Aslında bir şeyler yapmış olabilir ama tam kanıtlayamadık” gölgesi kalır. Oysa Yargıtay’ın hükmettiği CMK 223/2-a (Fiilin suç olmaması) gerekçesi, “Sanık bu eylemi yaptı, kabul ediyoruz; ancak bu eylem tertemizdir, kanunda suç falan değildir” anlamına gelir. Yargıtay bu kararla, seçim sath-ı mailinde vatandaşların veya pazar esnafının siyasi broşür dağıtanlara gösterdiği salt sözlü tepkilerin, idari kuralları yanlış hatırlatarak müdahale etmelerinin TCK m.114 gibi ağır bir suçla cezalandırılamayacağını net bir şekilde sabitlemiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/4353 E. – 2023/15730 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilerek ve mağdur vekili tarafından dosyaya temyiz istemini içeren bir dilekçe sunulmadığı belirlenerek gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yerel Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararı ile sanıklar hakkında mağdura karşı siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararları verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; sanıkların üzerine atılı suçları işlediğinin sabit olduğuna ve cezalandırılmaları gerektiğine, vesaire ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanıkların, seçimler öncesinde seçime katılan yasal bir siyasi partinin yöneticisi olan mağdurun siyasi faaliyetleri kapsamındaki broşür dağıtma eylemini engellenmek suretiyle siyasi özgürlüğünü ihlal ederek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesi.” şeklinde tanımlanan suçu işledikleri iddiasıyla kamu davaları açılmış, Yerel Mahkemece suçu işlediklerinin sabit olmadığı gerekçesi ile beraat kararı verilmiştir.
IV. GEREKÇE
5237 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranış gerçekleştirilerek işlenebilir.
Sanıkların, mağdurun pazar yerinde broşür dağıtmasının yasak olduğunu söylemekten ibaret eylemlerinin “hukuka aykırı bir davranış” olarak nitelendirilemeyeceği gözetildiğinde; haklarında 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararları verilmesi gerekirken aynı Kanun’un 223 üncü maddesinin (e) bendi uyarınca beraat kararları verilmesi nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasında yer alan “Sanıkların atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yetecek ölçüde kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığından 5271 sayılı CMK ‘ nun 223/2-e maddesi uyarınca” ibaresi çıkartılarak yerine ” yüklenen fiillerin Kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca” ibaresi eklenmek suretiyle hükümlerin, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.03.2023 tarihinde karar verildi.

Adayları Tehdit Ederek Adaylıktan Çekilmeye Zorlamak “Zincirleme Siyasi Hak Engelleme” Suçunu Oluşturur

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2014/792 E. – 2016/9880 K., 12.05.2016 T.

Kararın Özeti

29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde sanık, belediye/yerel yönetim başkanlığına aday olan mağdur adayı telefonla arayarak adaylıktan çekilmesi yönünde tehdit etmiştir. Bu aramadan yalnızca 6 dakika sonra sanık, aynı seçimlerde yarışan bir diğer adayın akrabalarını arayarak, o adaya iletilmesi amacıyla yine “adaylıktan çekilme” tehdidinde bulunmuştur. Yerel mahkeme, sanığı iki farklı adaya yönelik eylemi nedeniyle TCK m.114/1 ve TCK m.43 (Zincirleme Suç) uyarınca cezalandırmıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, suçun sübutunda ve zincirleme suç uygulamasında bir hata görmemiş; ancak hükümden sonra Anayasa Mahkemesi’nin TCK m.53’teki (Hak yoksunlukları) bazı ibareleri iptal etmesi sebebiyle kararı duruşma yapmaksızın düzelterek onamıştır (mahkûmiyeti kesinleştirmiştir).

Yargıtayın Çizdiği Hukuki Çerçeve (Doktrin İlkeleri)

Yargıtay bu ilamında, TCK m.114’ün uygulanma şartlarını adeta bir ders kitabı netliğinde şu şekilde sabitlemiştir:

  • 114/1 (Bireysel Haklar) – Netice Aranmaz: Bir kimseyi siyasi partiye üye olmaya/olmamaya veya seçimde aday olmamaya zorlamak için cebir veya tehdit kullanılması suçun oluşması için yeterlidir. Failin bu tehdit sonucunda amacına ulaşıp ulaşmadığına, yani mağdurun gerçekten adaylıktan çekilip çekilmediğine bakılmaz. Tehdit yapıldığı an suç tamamlanır (Tehlike suçudur).
  • Mağdurun Nitelikleri: TCK 114/1 maddesindeki suçun mağduru herkes olamaz. Mağdurun; 18 yaşını doldurmuş bir Türk vatandaşı olması, aktif kamu görevlisi olmaması (kamu görevlilerinin siyasi hak kısıtlamaları nedeniyle) ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet nedeniyle TCK m.53 kapsamında siyasi hakları kullanmaktan yasaklı olmaması gerekir.
  • Özel Kanun İlişkisi (298 Sayılı Kanun): Siyasi hakların engellenmesi seçim dönemine denk gelirse, 298 Sayılı Seçim Kanunu m.149 ve m.152’deki özel suçlar da gündeme gelebilir. Bu durumda fikri içtima kuralları uygulanarak, hangi maddedeki ceza daha ağır ise sanığa o cezadan hüküm kurulmalıdır.
  • 6 Dakika Arayla İki Adayı Tehdit Etmek: Sanığın aynı seçim dönemi içerisinde, aynı amaç doğrultusunda (kendi desteklediği adayın önünü açmak vb.) 6 dakika arayla iki farklı adayı/yakınını tehdit etmesi, tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değerlendirilmiştir. Bu nedenle sanığa iki ayrı ceza vermek yerine, tek bir ceza verilip TCK m.43 (Zincirleme Suç) uyarınca artırım yapılması hukuka uygundur.

Hukuki Değerlendirme & Pratik Sonuç

Bu karar, siyasi rekabetin sertleştiği seçim dönemlerinde adli makamların elini güçlendiren çok önemli bir kalkan karardır. Kararın en önemli pratik sonucu, “tehdit ettim ama adam adaylıktan çekilmedi ki, ortada engellenen bir hak yok” savunmasını tamamen boşa düşürmesidir. Yargıtay net bir şekilde, adaylıktan çekilmeye yönelik her türlü nitelikli korkutmanın (tehdidin), neticeye ulaşmasa bile TCK 114/1 kapsamında doğrudan ağır bir hapis cezasıyla cezalandırılacağını ilan etmiştir. Ayrıca, eylemin hedefinde doğrudan adayın kendisinin olmaması, akrabasının aranarak adaya gözdağı verilmesi durumunda da suçun yine adaya karşı işlenmiş sayılacağı tescillenmiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/792 E. – 2016/9880 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, Türk Ceza Kanununun 114. maddesinde,
“(1) Bir kimseye karşı;
a)Bir siyasî partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasî partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasî partiden veya siyasî parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya,
b)Seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya, zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüleceği üzere, bu yasal düzenlemede, önceki yasal düzenleme olan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 174. maddesinden farklı olarak, hangi hakların siyasi hak olarak nitelendirildiği açıkça belirtilmiş, önceki düzenlemede açıklanmadan bırakılan “siyasi haklar” ibaresi nedeniyle oluşan belirsizlik ortadan kaldırılmıştır.
Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu ile korunmak istenen hukuki değer, birinci fıkra açısından, bir kimsenin bireysel olarak bir siyasi partiye girme veya girmeme, faaliyete katılma veya katılmama, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olma ve o görevden ayrılma iradesidir. Yani bireysel siyasi hakların kullanılması özgürlüğüdür. İkinci fıkra açısından ise. Anayasayla güvence altına alınan siyasi partilerin faaliyet özgürlüğüdür.
Suçun birinci fıkradaki halinin maddi unsuru, cebir veya tehdit ile bir siyasî partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasî partinin faaliyetlerine katılmaya yahut katılmamaya, siyasî partiden veya siyasî parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlanmak, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamak için veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlanmaktır. Failin bu amaçla cebir ve tehdide başvurması yeterli olup, ayrıca bunun sonucunda, yukarıda sayılan hakların kullanılmasının engellenmiş olması gerekmez. Engelleme eyleminin cebir ve tehditle gerçekleştirilmesi gerektiğinden, bu suç, bağlı hareketli bir suçtur.
İkinci fıkradaki halinin maddi unsuru ise cebir veya tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, mevzuata uygun olarak kurulmuş bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesidir. Bu suçun oluşumu için birinci fıkradan farklı olarak hakkın kullanılmasının engellenmiş olması gerekir. Siyasi partinin faaliyetinden maksat, siyasi partilerin mevzuata ve tüzüklere uygun olarak gerçekleştirdikleri her türlü faaliyettir.
Suçun faili herkes olabilir. Ancak TCK’nın 119/1-c maddesine göre suçun kamu görevlisi tarafından ve kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi halinde ceza artırılacaktır.
Birinci fıkrada düzenlenen suçun mağduru herkes olamaz. Ancak, gerçek kişinin onsekiz yaşını bitirmiş, Türk vatandaşı olması, aynı zamanda bu kişinin kamu görevlisi olmaması ve siyasi hakları kullanmaktan yasaklı bulunmaması, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 11. maddesinin 2,3,4 fıkralarında sayılan suçlar ile terör eyleminden mahkum olmamış olması gerekir. Ayrıca TCK’nın 53. maddesine göre bir suça mahkumiyetin sonucu olarak failin belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması durumunda da bu süre içerisinde bu kimselerin bu suçun mağduru olma imkanı bulunmamaktadır.
İkinci fıkrada düzenlenen suçun mağduru ise siyasi partilerin yöneticileridir. Suçtan zarar gören de siyasi partilerdir. Siyasi Partiler 2860 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca bildirim ve belgelerini İçişleri Bakanlığına vermeleriyle tüzel kişilik kazanırlar. Siyasi partilerin tüzel kişilik kazanmaları yeterli olup, seçime katılma yeterliğine sahip olmaları gerekli değildir.
Suçun manevi unsuru, birinci fıkra açısından, bir kimseyi siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasi parti faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasi partiden veya siyasi parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya zorlamak amacıyla bilerek ve isteyerek cebir-tehdit icrasıdır. İkinci fıkra açısından ise failin belli bir saikle hareket etmesi gerekmez; fiilin bilerek ve isteyerek icrası yeterlidir.
Suçun silahla, kişinin kendini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretle, birden fazla kişi tarafından birlikte, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde TCK’nın 119. maddesi uyarınca ceza bir kat artırılacaktır.
Suçun aynı kişiye veya siyasi partiye karşı değişik zamanlarda birden fazla defa işlenmesi veya ve bir hareketle birden fazla kişiye yahut siyasi partiye karşı işlenmesi durumunda zincirleme suç ve aynı nev’iden fikri içtima hükümleri uygulanacaktır. Ayrıca bu suça iştirak ve teşebbüs mümkündür.
Cebir ve tehdit suçun unsurunu oluşturduğu için, bileşik suç kuralları gereği yalnızca siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçundan ceza verilir; ayrıca cebir veya tehditten ceza verilmez. Ancak TCK’nın 119/2 maddesindeki düzenleme gereğince, yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçundan da hüküm kurulur. Seçim hakkının cebir veya tehdit yoluyla engellenmesi fiilleri bu suç kapsamına girmeyip, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 152. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 149. maddesinde de, herhangi bir vasıta ile seçim propagandası toplantısına engel olan veya imkan vermeyecek hareket ve tertiplerle onu ihlal eden kişilerin bu fiilleri yaptırıma bağlanmaktadır. Bu durumda somut olayın özelliğine göre siyasi partinin faaliyetine seçim döneminde engel olunması durumunda fikri içtima hükümlerine göre hangi maddede öngörülen ceza ağır ise o madde hükümleri uygulanacaktır.
Yargılamaya konu somut olayda;
Sanığın 29 Marat 2009 tarihinde yapılan yerel yönetim seçimlerinde aday olan mağdur …’ı arayarak adaylıktan çekilmesi yönünde tehdit ettikten 6 dakika sonra aynı amaçla diğer aday mağdur …’a iletilmek üzere mağdurun akrabalarını arayarak tehdit etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik görülmeyerek verilen mahkumiyet kararının Yerel Mahkemece isabetli olarak saptandığı değerlendirilerek yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak’ biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak,
Anayasa Mahkemesinin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptaline karar verilmiş, ayrıca aynı bentte yer alan “seçme ve seçilme” ehliyetleri ile ilgili olarak da, hükümlünün, hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak bu hak ve ehliyetlerden yoksun bırakılması uygulamasını engelleyici nitelikte iptal kararları verilmiş olması ve doğan boşluk nedeniyle bu hususta yeni bir yasal düzenleme yapılması ihtiyacının ortaya çıkması karşısında, yerel mahkeme hükmünde bu hak ve ehliyetlerden yoksun bırakmaya ilişkin uygulamanın dayanaksız kalması,
Bozmayı gerektirmiş ve sanık … ve O Yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz iddiaları bu nedenle yerinde ise de, bu aykırılık, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye aykırı olarak, hükümde TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısımdan (b) ibaresinin çıkartılarak DÜZELTİLMEK ve başkaca yönleri Kanuna uygun bulunan hüküm, bu bağlamda ONANMAK suretiyle 5320 sayılı Kanunun 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nm 322. maddesi uyarınca davanın esasına, 12/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi Suçu Değerlendirme

Görüldüğü üzere siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi suçu (TCK 114), iki fıkrasının farklı yapısı, mağdur bakımından aradığı özel koşullar ve seçim mevzuatıyla sınırı nedeniyle teknik bir alandır. Eylemin birinci fıkra mı yoksa ikinci fıkra kapsamında mı değerlendirileceği, hatta bu suçu mu yoksa seçim mevzuatındaki bir suçu mu oluşturduğu, karşılaşacağınız sonucu kökten değiştirebilir.

Ceza hukuku ile ilgili süreçlerinizde hukuki destek almak için Av. Sinan Karabacak ile ücretsiz ön görüşme yapabilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir