İçindekiler
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir ve fıkraya göre altı aydan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Kamuoyunda çoğu zaman “nefret söylemi” kavramıyla birlikte anılan bu madde, aslında birbirinden yapısal olarak farklı üç ayrı fiili düzenler: halkın bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, halkın bir kesimini belirli özellikleri nedeniyle aşağılamak ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılamaktır.
Bu üç fıkra yalnızca ceza miktarları bakımından değil, aranan şartlar bakımından da birbirinden ayrılır. Birinci fıkra somut bir tehlikenin doğmasını ararken ikinci fıkra hiçbir tehlike şartı içermez; üçüncü fıkra ise “elverişlilik” ölçütüne dayanır. Ayrıca ikinci fıkrada bulunan “cinsiyet” ölçütü birinci fıkrada yer almaz. Bu yazıda maddenin üçlü yapısını, her fıkranın unsurlarını, cezalarını, TCK 122, TCK 213 ve TCK 214’teki benzer suçlardan farkını, yargılama sürecini ve konuya ilişkin güncel Yargıtay uygulamasını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu Nedir?
Türk Ceza Kanunu‘nun 216. maddesine göre; halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır (f.1). Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır (f.2). Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır (f.3).
Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Toplumu oluşturan kesimlerin birbirine karşı düşmanlık duygusuyla harekete geçirilmesi ya da bir kesimin taşıdığı özellikler nedeniyle toplum önünde değersizleştirilmesi, birlikte yaşama düzenini doğrudan zedeler. Madde, bu zedelenmeyi önlemeye yöneliktir.
Bununla birlikte maddenin uygulama alanı, düşünce açıklama özgürlüğünün sınırında yer aldığı için dikkatli biçimde belirlenmelidir. Kanun koyucu bu nedenle birinci fıkrada somut bir tehlike, üçüncü fıkrada ise elverişlilik şartı öngörmüş; böylece her rahatsız edici, sert veya eleştirel ifadenin cezalandırılmasının önüne geçmeyi amaçlamıştır. Nitekim madde gerekçesinde de “tahrik”in soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olması gerektiği; failin de sübjektif olarak bu amacı gütmesi, diğer bir tabirle etkili bir şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermesi gerektiği vurgulanmıştır.
Maddenin Üçlü Yapısı: Fıkralar Arasındaki Farklar
Maddeyi doğru anlamanın anahtarı, üç fıkranın birbirinden bağımsız yapılar taşıdığını görmektir. Aşağıdaki tablo bu farkları topluca göstermektedir.
| Ölçüt | f.1 (Tahrik) | f.2 (Aşağılama) | f.3 (Dini değerler) |
|---|---|---|---|
| Fiil | Kin ve düşmanlığa tahrik | Aşağılama | Dini değerleri aşağılama |
| Ölçütler | Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, bölge | Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet, bölge | Benimsenen dini değerler |
| Ek şart | Açık ve yakın tehlike (somut) | Yok | Kamu barışını bozmaya elverişlilik |
| Ceza | 1-3 yıl hapis | 6 ay-1 yıl hapis | 6 ay-1 yıl hapis |
Tablodan görüleceği üzere en ağır ceza birinci fıkraya aittir; buna karşılık en ağır ispat yükü de yine birinci fıkradadır, çünkü somut bir tehlikenin doğduğunun ortaya konması gerekir. İkinci fıkra ise ceza bakımından daha hafif olmakla birlikte, hiçbir tehlike şartı içermediği için uygulama alanı en geniş fıkradır.
TCK 216/1: Kin ve Düşmanlığa Tahrik
Hareket: Kin ve Düşmanlığa Tahrik
Birinci fıkrada cezalandırılan fiil, halkın bir kesimini diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik etmektir. Buradaki tahrik, muhatapları bir başka kesime karşı düşmanca duygularla harekete geçirmeye yönelik davranıştır. Kin ve düşmanlık, husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hal olarak tanımlanabilir; bu nedenle madde kapsamında yalnızca şiddet içeren ya da şiddeti tavsiye eden tahrikler değerlendirmeye alınabilir.
Fıkranın uygulanabilmesi için tahrikin iki kesim arasındaki ilişkiye yönelmesi gerekir: bir kesim, diğer bir kesim aleyhine harekete geçirilmelidir. Belirli bir gruba yönelik olumsuz ifadeler, başka bir kesimi o gruba karşı harekete geçirme işlevi taşımıyorsa bu fıkraya değil, koşulları varsa ikinci fıkraya girebilir.
Ölçütler: Sosyal Sınıf, Irk, Din, Mezhep, Bölge
Kanun, halkın kesimleri arasındaki farklılığın hangi ölçütlere dayanabileceğini birinci fıkrada sınırlı biçimde saymıştır: sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge. Bu ölçütlerin dışında kalan bir özelliğe dayanan tahrik, bu fıkra kapsamına girmez. Örneğin yalnızca mesleki ya da ekonomik bir gruplaşmaya dayanan ifadeler, sayılan ölçütlerden birine bağlanamıyorsa fıkra dışında kalır.
Dikkat çeken nokta, cinsiyet ölçütünün birinci fıkrada yer almamasıdır. Kanun koyucu bu ölçütü yalnızca ikinci fıkraya eklemiştir. Dolayısıyla cinsiyet farklılığına dayanan bir tahrik, birinci fıkra bakımından tipiklik sorunuyla karşılaşır.
Açık ve Yakın Tehlike Şartı
Birinci fıkranın en belirleyici unsuru budur. Kanun, tahrikin cezalandırılabilmesi için “bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” şartını arar. Bu, somut tehlike anlamına gelir: tehlikenin varsayıma değil, somut olayın koşullarına dayanarak saptanması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik içtihadında da vurgulandığı üzere “açıklık”, tehlikenin kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya çıkmasını; “yakınlık” ise düşünce açıklamasında kullanılan kelimelerin somut tehlike yani zarar yaratma olasılığına yakın olmasını ifade eder.
Değerlendirmede; ifadenin içeriği ve yoğunluğu, hitap edilen kitlenin büyüklüğü ve niteliği, ifadenin yapıldığı ortam ve zaman, kullanılan aracın yaygınlık derecesi ile toplumsal koşullar birlikte gözetilir. Aynı sözün farklı ortamlarda farklı sonuçlar doğurabileceği kabul edilir; bu nedenle soyut bir “tehlikeli olabilir” değerlendirmesi yeterli değildir. Ayrıca madde “bu nedenle” ifadesini kullanarak tehlike ile tahrik arasında nedensellik bağı aramaktadır. Tehlikenin başka etkenlerden kaynaklandığı hallerde fıkra uygulanamaz.
Uygulamada dönemsel ve toplumsal bağlam bu değerlendirmenin merkezinde yer alır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/5760 Esas, 2025/989 Karar sayılı ve 10.02.2025 tarihli kararında; Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Hendek operasyonlarının sürdüğü ve toplumsal infialin yüksek olduğu bir dönemde, herkese açık bir sosyal medya hesabından Kürt kökenli yurttaşları hedef alan ayrıştırıcı paylaşımların yapılmasının, ırk bakımından ve basın-yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu oluşturduğu belirtilerek beraat kararı bozulmuştu.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/5952 Esas, 2025/991 Karar sayılı ve yine 10.02.2025 tarihli kararında da, hendek olaylarının sürdüğü ve bir polis memurunun şehit düştüğü bir günde yapılan etnik temelli paylaşımın, dönemin gerginliği ve paylaşımdan rahatsız olan vatandaşların ihbarı da gözetildiğinde kamu düzeni bakımından açık ve yakın tehlike oluşturduğu kabul edilerek mahkûmiyet hükmü onanmıştır. Bu iki karar, aynı nitelikteki bir ifadenin toplumsal gerginliğin yüksek olduğu bir dönemde açık ve yakın tehlike doğurabileceğini, sakin dönemlerde ise aynı sonucu doğurmayabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Buna karşılık tehlikenin somut delillerle ortaya konması zorunludur; salt ifadenin varlığı yeterli değildir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/17378 Esas, 2024/435 Karar sayılı kararında, bir şiddet olayı sonrasında yapılan “…suriyelilere ölüm var…” içerikli paylaşım nedeniyle kurulan mahkûmiyet hükmü; paylaşımın ardından şehir veya yurt genelinde toplumsal bir hareketlilik, gösteri ya da yürüyüş yaşanıp yaşanmadığının kolluktan sorulmadan, bu husus araştırılmadan yetersiz gerekçeyle karar verildiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Benzer biçimde Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/17770 Esas, 2024/689 Karar sayılı kararında, elinde silahla çekilmiş bir fotoğrafı “Sarı Yelekliler” hareketine atıfla paylaşan sanığın beraatı; paylaşımın ev ortamında yapıldığı, toplum üzerinde tahrike elverişli bir boyutta olmadığı ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikeye neden olduğuna dair delil bulunmadığı gerekçesiyle onanmıştır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2021/5283 Esas, 2022/2591 Karar sayılı kararında ise, muhalif kimlikli bir sanığın Twitter paylaşımlarının “objektif ve tarafsızlıktan uzak, incitici, saygınlığı zedeleyici, rahatsız edici” nitelikte olmasının tek başına yeterli olmadığı, açık ve yakın tehlike unsuru gerçekleşmediği sürece TCK 216’daki suçu oluşturmayacağı vurgulanmıştır.
Tahrik ile Eleştiri Arasındaki Sınır
Birinci fıkranın uygulanmasında en çok tartışılan konu, bir ifadenin gerçekten kin ve düşmanlığa tahrik mi yoksa toplumsal bir sorunun dile getirilmesi mi olduğudur. Kanun, bir kesimin diğerine karşı harekete geçirilmesini cezalandırır; toplumsal gerilimlerin varlığını tespit eden, bunların nedenlerini tartışan ya da bir kesimin tutumunu sert biçimde eleştiren ifadeler bu işlevi kazanmadıkça fıkra kapsamında değerlendirilmez.
Bu ayrımda yol gösterici olabilecek ölçütler şunlardır: ifade, muhatapları bir başka kesime karşı somut bir tutum almaya çağırıyor mu; düşmanlık duygusunu besleyen bir üslup taşıyor mu; yoksa bir olgunun aktarılması, bir görüşün savunulması ya da bir uygulamanın eleştirilmesi düzeyinde mi kalıyor? Değerlendirme tek bir cümle üzerinden değil, ifadenin bütünü, kullanılan üslup ve söylendiği bağlam birlikte gözetilerek yapılmalıdır. Bağlamından koparılan bir cümle, hem tahrik niteliğinin hem de tehlike şartının sağlıklı biçimde saptanmasını engeller.
Bu sınırın somut olayda nasıl çizildiğine örnek olarak Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/2780 Esas, 2023/9844 Karar sayılı kararı gösterilebilir. Kararda, cuma hutbesi sırasında ayağa kalkarak “Hoca bir saniye Kobani’dekileri niye söylemiyorsunuz.” diyen ve ardından “Allah’ın laneti sen ve senin gibiler üzerine olsun.” sözünü sarf eden sanığın beraati onanmış; ilk cümlenin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, ikinci cümlenin ise beddua mahiyetinde olup suçun unsurlarını oluşturmadığı belirtilmiştir.
Buna karşılık hedef alınan kesimin kanunda sayılan ölçütlerden birine bağlanamadığı hallerde de fıkra uygulanmaz; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/2486 Esas, 2017/5784 Karar sayılı kararında, güvenlik güçleri ile terör örgütü mensupları arasındaki bir çatışmadan sonra camide yapılan bir konuşmanın bütünü itibarıyla devletin siyasal organlarını, belli bir siyasi partiye oy veren seçmenleri ve Cumhurbaşkanını hedef aldığı, etkili bir şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermediği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Birinci fıkranın cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Seçimlik adli para cezası öngörülmemiştir.
TCK 216/2: Halkın Bir Kesimini Aşağılama
İkinci fıkra, halkın bir kesimini; sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamayı altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır.
Aşağılama Fiili
Aşağılama, bir kesimi insan onuruna aykırı biçimde değersizleştiren, küçük düşüren ve hor gören ifadelerde bulunmaktır. Burada hedef, o kesime mensup belirli bir kişi değil, kesimin kendisidir. Aşağılamanın sözle, yazıyla, görselle veya sembollerle yapılması mümkündür.
Aşağılama ile eleştiri arasındaki sınır bu fıkranın en hassas noktasıdır. Bir topluluğun görüşlerinin, uygulamalarının veya tercihlerinin sert biçimde eleştirilmesi, o topluluğun insan onurunu hedef alan bir değersizleştirmeye dönüşmediği sürece bu fıkra kapsamında değerlendirilmez. Ölçüt, ifadenin fikirlere mi yoksa doğrudan insanların değerine mi yöneldiğidir.
“Cinsiyet” Ölçütünün Yalnızca Bu Fıkrada Bulunması
İkinci fıkranın ölçüt listesi, birinci fıkradan tek bir noktada ayrılır: burada cinsiyet de sayılmıştır. Bunun pratik sonucu, cinsiyet farklılığına dayanan aleni aşağılamanın bu fıkra kapsamında değerlendirilebilmesi, buna karşılık cinsiyete dayalı kin ve düşmanlığa tahrikin birinci fıkra bakımından tipiklik sorunu doğurmasıdır. Kanun metnindeki bu asimetri, maddenin en sık gözden kaçan yönlerinden biridir.
Tehlike Şartının Bulunmaması
İkinci fıkrada, birinci fıkradan farklı olarak hiçbir tehlike şartı aranmaz. Aleni aşağılamanın gerçekleşmiş olması suçun oluşması için yeterlidir. Bu yönüyle fıkra soyut tehlike suçu niteliğindedir ve uygulama alanı birinci fıkraya göre belirgin biçimde geniştir.
Bu genişlik, fıkranın yorumunda ölçülülük gözetilmesini ve gerekçenin somut biçimde kurulmasını daha da önemli hale getirir. Nitekim Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2022/9636 Esas, 2022/3795 Karar sayılı kararında, devletin egemenlik alametlerini aşağılama suçu yönünden verilen mahkûmiyet hükmü onanırken, aynı olay kapsamında TCK 216/2’den kurulan mahkûmiyet hükmü, fiilin ikinci fıkranın unsurlarını gerçekten karşılayıp karşılamadığı yeterince tartışılmadan yazılan yetersiz gerekçe nedeniyle bozulmuştur. Öğretide de, tehlike şartının bulunmaması nedeniyle “aşağılama” kavramının dar yorumlanması ve ifadenin insan onurunu hedef alan bir ağırlığa ulaşmış olmasının aranması gerektiği savunulmaktadır.
TCK 216/3: Dini Değerleri Aşağılama
Üçüncü fıkra, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamayı, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde altı aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır.
Bu fıkrada korunan menfaat özelleşmiştir: hedef alınan, insanlardan oluşan bir kesim değil, o kesimin benimsediği değerlerdir. Fıkranın uygulanabilmesi için söz konusu değerlerin halkın bir kesimince benimsenmiş olması gerekir; kişisel ya da tekil bir inanca yönelik ifadeler bu kapsamda değerlendirilmez.
İkinci ayırt edici nokta, aranan şarttır. Birinci fıkrada somut bir tehlikenin doğması gerekirken, üçüncü fıkrada fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması yeterlidir. Elverişlilik, tehlikenin gerçekten doğmasını değil, fiilin niteliği itibarıyla böyle bir sonuca yol açabilecek özellikte olmasını ifade eder. Bu yönüyle üçüncü fıkra, birinci fıkra ile ikinci fıkra arasında bir ara konumda bulunur.
Burada da aşağılama ile eleştiri arasındaki ayrım belirleyicidir. Dini konuların tartışılması, inanç sistemlerinin karşılaştırılması, dini yorumların eleştirilmesi ya da din sosyolojisi ve tarihi alanında yapılan çalışmalar, ifadenin bütünü değerleri değersizleştirmeye ve hor görmeye yönelmediği sürece bu fıkra kapsamında değerlendirilmez.
Elverişlilik eşiğinin ne denli dar yorumlandığına Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2018/3616 Esas, 2019/598 Karar sayılı kararı örnek gösterilebilir; bir şehidin fotoğrafı altına yazılan ağır ve saygısız bir yorum nedeniyle verilen hükmün kanun yararına bozulması talebi, ifadenin bütünü itibarıyla etkili bir şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermediği ve kamu barışını bozmaya elverişli olduğuna dair bir hususa rastlanılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Ayrıca Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2020/8472 Esas, 2022/3517 Karar sayılı kararında, bir mizah dergisindeki karikatürün köşe yazılarında paylaşılması nedeniyle kurulan mahkûmiyet hükümleri; eylemin kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına elverişli olup olmadığının, okuyucu kitlesinin sosyal ve kültürel yapısı da gözetilerek kamu düzeni, toplum bilimi ve dil bilimi uzmanlarından oluşacak bir bilirkişi heyetinden rapor alınmadan eksik araştırmayla belirlendiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Bu karar, hassas ve çok boyutlu olaylarda mahkemenin tek taraflı kanaatiyle değil, gerektiğinde uzman bilirkişi incelemesiyle hüküm kurması gerektiğini ortaya koyması bakımından önemlidir.
Elverişlilik değerlendirmesi somut olayın koşullarına göre yapılır. Bu değerlendirmede ifadenin yoğunluğu ve üslubu, kullanılan aracın yaygınlık derecesi, ulaştığı kitlenin büyüklüğü ve ifadenin yapıldığı ortam gözetilir. Sınırlı bir çevrede kalan, etkisi son derece dar bir ifade ile geniş kitlelere ulaşan bir yayın, elverişlilik bakımından aynı biçimde değerlendirilemez. Önemli olan, fiilin gerçekten kamu barışını bozup bozmadığı değil, niteliği itibarıyla böyle bir sonuca yol açabilecek özellikte olup olmadığıdır.
Bu fıkra bakımından ayrıca, hedef alınan değerlerin “halkın bir kesimince benimsenmiş” olması şartının nasıl saptanacağı önem taşır. Kanun, benimseyen kesimin sayısal büyüklüğüne ilişkin bir ölçüt getirmemiştir; belirli bir topluluk tarafından paylaşılan ve o topluluğun inanç dünyasının parçası sayılan değerler bu kapsamda kabul edilir. Failin kendisinin o değerleri benimseyip benimsememesi ise sonucu değiştirmez.
Ortak Unsurlar: Aleniyet, Fail, Mağdur ve Kast
Aleniyet
Her üç fıkrada da fiilin “alenen” işlenmesi zorunludur. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda ve önceden belirlenmemiş kişilerin duyabileceği, görebileceği veya öğrenebileceği biçimde gerçekleşmesidir. Kamuya açık alanlardaki konuşmalar, yayınlar, afiş ve pankartlar ile herkese açık internet paylaşımları kural olarak bu unsuru karşılar.
Buna karşılık kapalı bir ortamda, sınırlı ve belirli kişilere yönelik olarak söylenen sözler aleniyet unsurunu karşılamaz. İnternet ortamında yalnızca sınırlı bir gruba açık yazışmalarda aleniyetin bulunup bulunmadığı, ortamın gerçekten belirsiz sayıda kişiye açık olup olmadığına göre değerlendirilir; bu değerlendirme, hesabın gizlilik ayarları ve içeriği görebilecek kişi sayısı gibi somut verilere dayanmalıdır.
Hedef Alınan Kesimin Belirlenebilir Olması
Her üç fıkra da fiilin “halkın bir kesimine” yönelmesini arar. Bu, hedef alınan topluluğun belirlenebilir olmasını gerektirir: ifadenin, kanunda sayılan ölçütlerden birine dayanan hangi kesime yöneldiği anlaşılabilmelidir. Topluluğun isminin açıkça anılması şart değildir; bağlamdan hangi kesimin kastedildiği anlaşılıyorsa bu unsur karşılanmış sayılır.
Buna karşılık hiçbir belirli topluluğa bağlanamayan, tamamen soyut ve genel nitelikteki olumsuz ifadeler tipiklik bakımından eksik kalır. Aynı şekilde, hedefi belirli tek bir kişi olan ifadeler de bu madde kapsamına girmez; böyle bir durumda değerlendirme, koşulları varsa şerefe karşı suçlar ya da diğer ilgili hükümler bakımından yapılır. Maddenin ayırt edici özelliği, hedefin birey değil topluluk olmasıdır.
Bu belirlenebilirlik şartının en sık gözden kaçırıldığı alan siyasi kimliklerdir. Kanun, “halkın bir kesimini” sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına bağlamıştır; siyasi parti mensubiyeti veya seçmen kimliği bu ölçütler arasında sayılmamıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/18071 Esas, 2024/693 Karar sayılı kararında, seçim öncesi bir seçmen kitlesini hedef alan paylaşım nedeniyle verilen beraat kararı onanmış; bu kitlenin TCK 216/1’de belirtilen sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesim kategorisinde yer almadığı belirtilmiştir.
Aynı ilke Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/917 Esas, 2023/5735 Karar sayılı kararında da tekrarlanmış; bir takım taraftarlarının başka bir takımın taraftarı aleyhine ya da bir parti sempatizanlarının başka bir parti sempatizanları aleyhine kışkırtılmasının, yine siyasi görüş veya belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının bu suçu oluşturmayacağı vurgulanmıştır.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunda Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failde özel bir sıfat aramaz. Failin, hedef alınan kesime mensup olup olmaması da sonucu değiştirmez.
Mağdur ise toplumun bütünüdür. Hedef alınan kesime mensup kişiler, bu suç bakımından doğrudan mağdur sıfatını taşımaz; korunan değer kamu barışı olduğundan suçun mağduru toplumun kendisi kabul edilir. Bu ilkenin usul hukukundaki somut sonucu, hedef alınan kesime mensup kişilerin davaya katılan sıfatıyla katılsalar dahi kanun yollarına başvuramamasıdır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/17515 Esas, 2024/7628 Karar sayılı kararında, TCK 216 kapsamındaki suçun kamu barışına karşı işlenen suçlardan olması nedeniyle, bu suçtan doğrudan zarar görmeyen katılan vekilinin temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı açıkça belirtilmiştir.
Bununla birlikte ifadeler aynı zamanda belirli bir kişiyi hedef alıyorsa, o kişi bakımından şerefe karşı suçlar kapsamında ayrı bir değerlendirme yapılması gerekebilir ve bu durumda kişi, o suç bakımından mağdur sıfatını taşır.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunda Manevi Unsur: Kast
Her üç fıkra da yalnızca kasten işlenebilir. Failin, ifadesinin tahrik ya da aşağılama niteliği taşıdığını bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Madde, TCK 213 ve 217/A’dan farklı olarak özel bir amaç veya saik aramaz; failin ayrıca toplumu bölme, kaos yaratma gibi bir amaç taşıması gerekmez.
Kastın belirlenmesinde ifadenin bütünü, kullanılan üslup, bağlam ve failin ifadeyi ortaya koyuş biçimi gözetilir. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenmesi ve Eleştiri İstisnası (TCK 218)
TCK 218, md. 213 ila 217/A arasındaki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür; artırım takdiridir. TCK 216 bu kapsamdadır ve uygulamada bu maddeye ilişkin dosyaların önemli bir bölümü yayınlar ve sosyal medya paylaşımları üzerinden gündeme gelir. Nitekim yukarıda değinilen Hendek operasyonlarına ilişkin kararda da Yargıtay, paylaşımın Facebook gibi bir kitle iletişim aracı üzerinden yapılmış olması nedeniyle TCK 218 uyarınca ceza artırımı yapılması gerektiğini ayrıca vurgulamıştır.
Hükmün ikinci cümlesi ise bu maddede özel bir ağırlık taşır: haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Toplumsal bir olgunun haber yapılması, bir görüşün savunulması, bir uygulamanın sert biçimde eleştirilmesi ya da toplumsal sorunların tartışılması, ifade kin ve düşmanlığa tahrik veya insan onurunu hedef alan bir aşağılama niteliği kazanmadığı sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez.
TCK 216’nın Benzer Suçlarla Karşılaştırılması: TCK 122, TCK 213 ve TCK 214
Uygulamada TCK 216, benzer görünen birkaç hükümle sıklıkla karıştırılır. Bu hükümler Türk Ceza Kanunu’nun farklı bölümlerinde yer alır ve farklı hukuki değerleri korur.
TCK 122 (Ayrımcılık), kişilere karşı suçlar arasında düzenlenmiştir ve bireysel bir mağdura yönelik somut ayrımcı muameleleri cezalandırır: bir kişiye mal satılmaması, hizmet verilmemesi, işe alınmaması ya da bir ekonomik faaliyetin engellenmesi gibi. Burada korunan değer, o bireyin eşitlik hakkıdır ve suç, sözle değil bir muameleyle işlenir. TCK 216 ise kamu barışına karşı suçlar arasında yer alır ve bir topluluğa yönelen tahriki veya aşağılamayı cezalandırır; burada belirli bir bireye yönelik somut bir muamele aranmaz, fiil ifade yoluyla işlenir ve korunan değer toplumsal huzurdur.
TCK 213 (tehdit amacıyla suç işlemek için örgüt kurma) ve TCK 214 (suç işlemeye tahrik) ile TCK 216 arasındaki sınır da uygulamada sık karıştırılır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/917 Esas, 2023/5735 Karar sayılı kararı bu üç hükmün ayrımını somut bir olay üzerinden ortaya koymaktadır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/917 Esas, 2023/5735 Karar sayılı kararında; bir sendika şube başkanının sert içerikli basın açıklamaları nedeniyle hem tehdit hem suç işlemeye tahrik hem de halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlarından yargılandığı olayda; halkı korku ve panik yaratmak amacıyla tehdidin belirli bir kişi veya gruba değil “halkın tamamına” yönelmesi gerektiği, ifadelerin belirli bir muhataba (somut kişi ya da kuruma) yönelmiş olmasının bu suçu dışladığı, siyasi görüş farklılığının ise TCK 216 kapsamına girmediği belirtilerek beraat kararı isabetli bulunmuştur. Kararda ayrıca “düşünce özgürlüğünün demokratik toplumlardaki mutlak sınırının şiddet olduğu” vurgulanmıştır.
Aynı olayda her iki veya üç suçun unsurları birlikte gerçekleşmişse, suçlar içtima kuralları çerçevesinde birlikte gündeme gelebilir; ancak bir ifadenin sert, kaba veya rahatsız edici olması tek başına hiçbirinin oluşması için yeterli değildir.
Nefret Söylemi Kavramı ve İfade Özgürlüğü Sınırı
Kamuoyunda TCK 216, çoğu zaman “nefret söylemi” kavramıyla özdeşleştirilir. Ancak nefret söylemi, Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmış bir suç adı değildir; hukuki metinlerde ve uluslararası belgelerde kullanılan tanımlayıcı bir kavramdır. Bu nedenle bir ifadenin kamuoyunda nefret söylemi olarak nitelendirilmesi, kendiliğinden TCK 216 kapsamında suç oluşturduğu anlamına gelmez. Değerlendirme her zaman madde metnindeki unsurlar üzerinden yapılır.
Bu maddenin uygulanmasında, ifade özgürlüğünün sınırının nerede çizileceği hem Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında sık tartışılan bir konudur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu dengeyi kurarken AİHM’nin düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlanmasında aradığı koşullara atıf yapar: sınırlamanın yasal bir düzenlemeye dayanması, meşru bir amaçla yapılması, demokratik bir toplum için gerekli olması ve güdülen amaçla orantılı olması. AİHM’nin Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye, Erdoğdu/Türkiye ve Gündüz/Türkiye kararlarında ortaya konan bu ölçüte göre düşünceyi açıklama özgürlüğü asıl, kısıtlama istisnadır; şiddet içermeyen ya da şiddeti tavsiye etmeyen açıklamalar, kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa dahi hukukun koruma alanındadır.
Bu ölçütler, maddenin metnindeki şartlarla da örtüşür. Kanun koyucunun birinci fıkraya açık ve yakın tehlike, üçüncü fıkraya ise elverişlilik şartını eklemiş olması; ayrıca TCK 218’in haber verme ve eleştiri amaçlı düşünce açıklamalarını suç olmaktan çıkarması, aynı dengeyi kanun düzeyinde kurma çabasının sonucudur. Dolayısıyla bir dosyada bu şartların gerçekten bulunup bulunmadığının incelenmesi, yalnızca teknik bir tipiklik denetimi değil, aynı zamanda ifade özgürlüğünün korunmasına ilişkin bir güvencedir.
Bu ölçütlerin ortak yönü, rahatsız edici, şok edici veya çoğunluğun görüşünden keskin biçimde ayrılan ifadelerin tek başına cezalandırma nedeni sayılmamasıdır. Cezalandırmayı meşru kılan şey, ifadenin bir kesimi diğerine karşı düşmanlığa yöneltmesi ya da insan onurunu hedef alan bir değersizleştirmeye dönüşmesidir. Bu dengenin ne denli hassas kurulduğu, toplumsal açıdan yüksek gerilim taşıyan olaylarda daha da belirgindir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/18682 Esas, 2024/1297 Karar sayılı kararında, 15 Temmuz darbe girişimi döneminde yapılan bazı paylaşımlar nedeniyle açılan davada, sanığın söylemlerinin sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanmadığı ve gayrı muayyen bir toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygusu oluşturacak nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle TCK 216 yönünden mahkûmiyet hükmü sanık lehine bozulmuştur; kararda bir üye ise değişik gerekçeyle, aynı söylemlerin niteliği itibarıyla TCK 215’teki suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturabileceğini savunarak farklı bir hukuki nitelendirme öne sürmüştür. Bu karar, aynı olay örgüsünün TCK 216, TCK 215 ve ifade özgürlüğü sınırları arasında ne denli farklı biçimde değerlendirilebildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. İkinci fıkra bakımından suç, aşağılayıcı ifadenin aleni hale gelmesiyle tamamlanır; bu nedenle teşebbüse elverişliliği tartışmalıdır. Birinci fıkrada ise tehlike şartı arandığından, tahrik alenen yapıldığı halde tehlike doğmamışsa teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı öğretide tartışılır; tehlike şartının objektif cezalandırılabilirlik koşulu sayıldığı görüşte teşebbüs söz konusu olmaz. Teşebbüsün genel şartları için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
İştirak. Genel hükümlere tabidir. İçeriği birlikte hazırlayıp yayan kişiler müşterek fail; yayılmasına katkı sunanlar duruma göre yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Ayrıntılar için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima. Aynı suç işleme kararı kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan paylaşımlar koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir. Aynı ifadenin hem bir kesimi aşağılayıp hem de bir başka kesimi ona karşı harekete geçirdiği hallerde birinci ve ikinci fıkra arasındaki ilişki, fiilin ağırlık merkezi ve içtima kuralları çerçevesinde belirlenir. Bir ifadenin aynı zamanda başka bir suçun (örneğin devletin egemenlik alametlerini aşağılama ya da suçu ve suçluyu övme suçunun) unsurlarını da taşıyıp taşımadığı, yukarıda değinilen kararlarda görüldüğü üzere her suç bakımından ayrı ayrı ve gerekçeli biçimde tartışılmalıdır.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunda Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
İkinci ve üçüncü fıkralarda cezanın üst sınırının bir yıl olması, bu fıkralar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi ve kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi kurumlarını sıklıkla gündeme getirir. Birinci fıkrada ise alt sınırın bir yıl olması nedeniyle bu kurumların uygulanabilirliği somut cezanın miktarına bağlıdır.
Temel cezanın belirlenmesinde TCK 61 uyarınca ifadenin yoğunluğu, ulaştığı kitle, kullanılan aracın yaygınlığı ve doğan tehlikenin ağırlığı gözetilir. Failin geçmişte benzer bir suçtan mahkûm olması halinde tekerrür hükümleri uygulanabilir; nitekim yukarıda değinilen Hendek olaylarına ilişkin 2022/5952 Esas sayılı kararda da, denetim süresi içinde yeni bir suç işlenmesi üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılıp mahkûmiyet hükmünün açıklandığı görülmektedir. Mahkûmiyet halinde ayrıca güvenlik tedbirleri gündeme gelir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Hedef alınan kesime mensup kişilerin şikâyette bulunması gerekmez; fiili öğrenen herkes ihbarda bulunabilir. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
Görevli mahkeme, her üç fıkra bakımından da asliye ceza mahkemesidir. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde yapılır. Dava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca her üç fıkra bakımından sekiz yıldır; mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süre, ifadenin aleni hale geldiği andan itibaren işlemeye başlar.
Yukarıda değinildiği üzere, hedef alınan kesime mensup kişiler bu suç bakımından davaya katılan sıfatıyla katılsalar dahi kanun yoluna başvuramazlar; zira korunan değer kamu barışı olduğundan suçun mağduru toplumun kendisidir ve bu usuli sınırlama Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/17515 Esas, 2024/7628 Karar sayılı kararında açıkça teyit edilmiştir.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunda Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar çoğunlukla bir ihbar, kolluğun resen tespiti ya da bir yayının incelenmesi üzerine başlar. Dosyanın merkezinde bir konuşma, yazı, görsel veya sosyal medya paylaşımı bulunur; bu nedenle içeriğin çözümü, bağlamı ve failin o içerikle bağlantısı belirleyici olur.
Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır: ifadenin hangi fıkra kapsamında değerlendirildiği ve o fıkranın unsurlarını gerçekten karşılayıp karşılamadığı; hedef alınan kesimin kanunda sayılan ölçütlerden birine bağlanıp bağlanamadığı (siyasi kimlik veya taraftarlık gibi kanunda sayılmayan ölçütlerin fıkra dışında kalması dahil); fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı; birinci fıkra yönünden kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin somut delillerle -yalnızca ifadenin varlığıyla değil, olay sonrası toplumsal etkiyle- ortaya konup konmadığıdır.
Üçüncü fıkra yönünden elverişlilik şartının bulunup bulunmadığı; ve ifadenin TCK 218 kapsamında haber verme ile eleştiri sınırları içinde kalıp kalmadığı. Yüksek toplumsal hassasiyet taşıyan veya çok boyutlu dosyalarda, yukarıda değinilen mizah dergisi kararında olduğu gibi bilirkişi incelemesi talep etmek de savunma açısından önemli bir araç olabilir.
İnternet üzerinden işlendiği ileri sürülen fiillerde ayrıca hesabın gerçekten şüpheliye ait olup olmadığı, içeriğin bütünlüğü ve dijital materyalin usulüne uygun incelenip incelenmediği teknik yönden tartışılabilir. Böyle bir isnatla karşılaştığınızda ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz önem taşır; ifade özgürlüğü konularında ceza dosyalarında sunduğumuz hukuki destek hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri ve ceza yargılamasında taraflar yazılarımız yol gösterici olabilir.
Bu Tür İfadelere Maruz Kalanlar Ne Yapabilir?
Mensubu olduğunuz bir kesimi hedef alan tahrik veya aşağılama niteliğinde bir ifadeyle karşılaştığınızda, suç şikâyete tabi olmadığı için doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına ya da kolluğa ihbarda bulunabilirsiniz. İhbar için mağdur sıfatının bulunması gerekmez; ancak yukarıda açıklandığı üzere, bu suç bakımından davaya katılan sıfatıyla katılsanız dahi kanun yoluna başvurma hakkınız bulunmayabilir.
İnternet ortamındaki içeriklerde, bildirimden önce içeriğin tarih ve bağlantı bilgisini de gösterecek biçimde kaydedilmesi delil bakımından yararlıdır; içerik kısa sürede kaldırılabilir. İfadeler aynı zamanda doğrudan sizi hedef alıyorsa, kişisel olarak şerefe karşı suçlar kapsamında da haklarınız bulunabilir; bu durumda şikâyet süresi önem kazanacağından haklarınızın kapsamını gecikmeden bir avukatla değerlendirmeniz yerinde olur.
Sık Sorulan Sorular
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunun cezası nedir?
Ceza fıkraya göre değişir. TCK 216/1 kapsamındaki kin ve düşmanlığa tahrik için bir yıldan üç yıla kadar hapis; TCK 216/2 kapsamındaki aşağılama ile TCK 216/3 kapsamındaki dini değerleri aşağılama için altı aydan bir yıla kadar hapis öngörülmüştür. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde TCK 218 uyarınca ceza yarı oranına kadar artırılabilir.
TCK 216’nın üç fıkrası arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, halkın bir kesimini diğeri aleyhine kin ve düşmanlığa tahriki düzenler ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin doğmasını arar. İkinci fıkra, halkın bir kesiminin alenen aşağılanmasını cezalandırır ve hiçbir tehlike şartı içermez; ayrıca ölçütleri arasında cinsiyet de yer alır. Üçüncü fıkra ise dini değerlerin aşağılanmasını konu alır ve fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar.
Cinsiyete dayalı aşağılayıcı ifadeler bu suça girer mi?
Cinsiyet ölçütü yalnızca ikinci fıkrada sayılmıştır. Bu nedenle halkın bir kesimini cinsiyet farklılığına dayanarak alenen aşağılayan ifadeler TCK 216/2 kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık cinsiyet, birinci fıkranın ölçütleri arasında yer almadığından, cinsiyete dayalı kin ve düşmanlığa tahrik birinci fıkra bakımından tipiklik sorunu doğurur.
Her rahatsız edici ifade bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Sert, eleştirel veya çoğunluğun görüşünden keskin biçimde ayrılan ifadeler tek başına suç oluşturmaz. Birinci fıkrada somut bir tehlikenin doğması, üçüncü fıkrada fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması aranır; ikinci fıkrada ise ifadenin insan onurunu hedef alan bir değersizleştirmeye ulaşmış olması gerekir. Ayrıca TCK 218 uyarınca haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Yargıtay uygulamasında “objektif ve tarafsızlıktan uzak, incitici, saygınlığı zedeleyici, rahatsız edici” nitelikteki ifadelerin dahi, açık ve yakın tehlike unsuru gerçekleşmedikçe bu suçu oluşturmayacağı kabul edilmiştir.
Siyasi görüş farklılığı veya taraftarlık bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Kanun, halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına bağlamıştır; siyasi parti mensubiyeti, seçmen kimliği veya takım taraftarlığı bu ölçütler arasında sayılmamıştır. Yargıtay içtihadında, bir siyasi partiye oy veren seçmen kitlesinin veya bir takımın taraftarlarının hedef alınmasının, siyasi görüş ya da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının bu suçu oluşturmayacağı defalarca vurgulanmıştır.
TCK 216 ile TCK 122 arasındaki fark nedir?
TCK 122, kişilere karşı suçlar arasında yer alır ve bireysel bir mağdura yönelik somut ayrımcı muameleleri (mal satmama, hizmet vermeme, işe almama gibi) cezalandırır. TCK 216 ise kamu barışına karşı suçlar arasındadır ve bir topluluğa yönelen tahriki veya aşağılamayı ifade yoluyla işlenen bir suç olarak düzenler. Aynı olayda her iki suç birlikte gündeme gelebilir.
TCK 216 ile TCK 213 (tehdit) ve TCK 214 (suç işlemeye tahrik) arasındaki fark nedir?
TCK 213, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla halkın tamamına yönelik tehdidi cezalandırır; belirli bir kişi veya kuruma yönelen ifadeler bu suçu oluşturmaz. TCK 214 ise açıkça bir suçun işlenmesine yönelik tahriki konu alır. TCK 216 ise bir kesimi diğerine karşı düşmanlığa tahrik etmeyi ya da aşağılamayı cezalandırır ve somut bir suça çağrı ya da halkın tamamına yönelik tehdit unsuru aramaz. Üç hüküm de sert veya rahatsız edici bir üslubun tek başına yeterli olmadığı, her birinin kendine özgü unsurlarının ayrı ayrı gerçekleşmesi gerektiği ortak noktasında birleşir.
Bu suçun mağduru dava sürecine katılıp temyiz talep edebilir mi?
Hayır. TCK 216, kamu barışına karşı işlenen suçlardan olduğu ve korunan değer toplumun bütünü olduğu için, hedef alınan kesime mensup kişiler davaya katılan sıfatıyla katılsalar dahi kanun yoluna (istinaf veya temyiz) başvurma hak ve yetkisine sahip değildir. Bu husus Yargıtay içtihadında açıkça teyit edilmiştir.
Bu suç şikâyete tabi midir?
Hayır. Her üç fıkra bakımından da suç şikâyete bağlı değildir; savcılık fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Hedef alınan kesime mensup olmayan kişiler de ihbarda bulunabilir.
Sosyal medya paylaşımı nedeniyle TCK 216’dan soruşturma açılabilir mi?
Herkese açık bir hesaptan yapılan paylaşım aleniyet unsurunu kural olarak karşıladığından soruşturma açılması mümkündür. Ancak suçun oluşması için ilgili fıkranın tüm unsurlarının bulunması gerekir. Paylaşımın bütünü, bağlamı ve hitap ettiği kitle birlikte değerlendirilir; ayrıca hesabın şüpheliye ait olduğunun ve içeriğin bütünlüğünün de ortaya konması gerekir. Uygulamada, bir paylaşımın ardından toplumda gerçekten bir hareketlilik doğup doğmadığının kolluk marifetiyle araştırılması da açık ve yakın tehlikenin somut biçimde ispatı için önem taşır.
Toplumsal gerginlik veya kriz dönemlerinde aynı ifade daha ağır mı değerlendirilir?
Evet, olabilir. Açık ve yakın tehlike ile elverişlilik şartları soyut değil, olayın gerçekleştiği zaman, yer ve toplumsal bağlamla birlikte değerlendirilir. Yargıtay içtihadında, güvenlik operasyonlarının sürdüğü, bir kamu görevlisinin şehit düştüğü ya da toplumsal infialin yüksek olduğu dönemlerde yapılan ayrıştırıcı paylaşımların, aynı ifadenin sakin bir dönemde yapılmasına kıyasla kamu barışını bozma tehlikesini daha kolay doğurabileceği kabul edilmiştir.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu Bakımından Sonuç
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu (TCK 216), tek bir fiili değil, birbirinden yapısal olarak farklı üç fiili düzenleyen bir maddedir. Birinci fıkra somut bir tehlikenin doğmasını, üçüncü fıkra fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar; ikinci fıkra ise hiçbir tehlike şartı içermez ve ölçütleri arasında cinsiyete de yer verir. Bir isnatla karşılaşıldığında ilk yapılması gereken, fiilin hangi fıkra kapsamında değerlendirildiğini ve o fıkranın unsurlarının gerçekten bulunup bulunmadığını saptamaktır.
Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi, benzer yapıdaki maddeler için suç işlemeye tahrik (TCK 214) ve kanunlara uymamaya tahrik (TCK 217) yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

