|

Mühür Bozma Suçu (TCK-203)

mühür bozma

Mühür bozma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 203. maddesinde düzenlenen ve kamu güvenine karşı suçlar arasında yer alan bir suç tipidir. Bu suç, kanun veya yetkili makamların emriyle bir şeyin saklanmasını ya da olduğu gibi korunmasını sağlamak için konulmuş mührün kaldırılmasını veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesini cezalandırır. Uygulamada en sık, belediye, bakanlık ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca mühürlenen işyerlerinin ya da yapıların faaliyetine devam edilmesi biçiminde karşımıza çıkar. Bu yazıda mühür bozma suçunun unsurlarını, cezasını, hangi mühürlerin kapsamda olduğunu ve TCK‘daki benzer suçlardan farkını açıklıyoruz.

Konunun diğer sahtecilik ve mühür suçlarıyla bütünü için kamu güvenine karşı suçlar başlıklı genel rehberimizi de inceleyebilirsiniz.

Mühür Bozma Suçu Nedir?

Mühür bozma, resmî makamların bir şeyi güvence altına almak veya bir faaliyeti durdurmak amacıyla koyduğu mührü etkisiz hâle getirmektir. TCK 203’e göre; kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran ya da konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Ceza seçimlik olarak öngörülmüştür; hâkim, koşullara göre bunlardan birine hükmedebilir.

Suçun koruduğu hukuki değer, mührün temsil ettiği kamusal iradeye ve resmî işlemlerin etkinliğine duyulan güvendir. Bir mühür, üzerine konulduğu yerin veya şeyin devlet gücü tarafından koruma altına alındığını, olduğu gibi korunması ya da bir faaliyetin durdurulması gerektiğini gösterir. Mührün bozulması, bu kamusal iradeyi ve dolayısıyla idarenin aldığı tedbirlerin etkinliğini zedeler.

Önemli bir nokta da şudur: bu suç, kişilerin özel malvarlığını değil, resmî bir tedbirin etkinliğini korur. Bu nedenle mühür bozma, mührün konulduğu yerin veya şeyin kime ait olduğundan bağımsız olarak değerlendirilir. Kişi, kendi işyerine veya kendi taşınmazına yetkili makamca mühür konulmuşsa dahi, bu mühre konuluş amacına aykırı biçimde müdahalede bulunması suç oluşturabilir. Korunan değerin bu kamusal niteliği, suçun neden şikâyete bağlı olmadığını ve savcılık tarafından resen soruşturulduğunu da açıklar.

Suçun Maddi Unsurları

Suçun Konusu: Yetkili Makamca Konulmuş Mühür

Suçun konusu, kanun veya yetkili makamların emriyle usulüne uygun biçimde konulmuş gerçek bir mühürdür. Buradaki mühür, mühürde sahtecilikteki gibi bir onay veya tasdik aracı değil; bir şeyin korunmasını ya da bir faaliyetin durdurulmasını sağlayan bir tedbir niteliğindedir. Örneğin ruhsatsız faaliyet gösterdiği tespit edilen bir işyerine, imar mevzuatına aykırı olduğu belirlenen bir yapıya ya da denetim kapsamında bir tesise konulan mühür bu kapsamdadır.

Mührün usulüne uygun ve yetkili makamca konulmuş olması, suçun temel şartıdır. Yetkisiz bir kişinin koyduğu ya da hukuka aykırı biçimde konulmuş bir mührün kaldırılması, bu suç bakımından aynı sonucu doğurmayabilir. Dolayısıyla somut olayda mührün kim tarafından, hangi yetkiye dayanılarak ve hangi amaçla konulduğu, suçun oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde önem taşır.

Mührün “bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak” amacıyla konulmuş olması da önemlidir. Bu, mührün bir koruma, muhafaza ya da faaliyeti durdurma işlevi görmesi gerektiği anlamına gelir. Salt sembolik ya da bu amaç dışında konulmuş bir işaretin kaldırılması, maddenin aradığı anlamda bir mühür bozma sayılmayabilir. Bu nedenle mührün hangi amaçla konulduğu, hem suçun konusunun belirlenmesinde hem de failin fiilinin bu amacı ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde dikkate alınır.

Suçu Oluşturan Hareketler

Madde iki seçimlik hareket öngörür:

  • Mührü kaldırmak: Konulmuş mührü fiziksel olarak sökmek, koparmak veya bozmak.
  • Konuluş amacına aykırı hareket etmek: Mührü fiziken kaldırmadan, onun sağladığı korumayı ya da durdurma etkisini işlevsiz kılacak şekilde davranmak.

İkinci seçimlik hareket, bu suçun en dikkat çekici yönüdür. Mührü fiziksel olarak kaldırmadan da suç işlenebilir; çünkü kanun, mührün konuluş amacına aykırı her davranışı yeterli görmüştür. Örneğin mühürlenmiş bir işyerinin kapısındaki mühre hiç dokunmadan, arka kapıdan veya başka bir girişten içeri girilip faaliyete devam edilmesi, mühür yerinde dursa bile bu suçu oluşturabilir. Zira bu davranış, mührün gerçekleştirmek istediği amacı, yani o yerdeki faaliyetin durdurulmasını doğrudan ihlal etmektedir.

Fail: Suçu Kim İşleyebilir?

Mühür bozma suçunun faili herkes olabilir; suç, failin belirli bir sıfat taşımasını aramaz. Bu yönüyle bir özgü suç değildir. Uygulamada fail çoğu zaman, işyeri veya yapısı mühürlenen kişinin kendisi ya da işletmecisidir. Ancak bu kişiler dışındaki üçüncü kişiler de (örneğin mühürlü yerde çalışmaya devam eden veya mührü kaldıran bir başkası) bu suçu işleyebilir. Hatta, mührü koyan görevlinin dahi konuluş amacına aykırı hareket etmesi hâlinde suçun faili olabileceği kabul edilir. Suçun mağduru ise, korunan değerin kamusal niteliği gereği toplumun kendisidir.

Manevi Unsur: Suçun Bilerek İşlenmesi

Mühür bozma ancak kasten işlenebilir. Failin, konulmuş mührün varlığını ve anlamını bilerek onu kaldırması veya konuluş amacına aykırı davranması gerekir. Mührün varlığından haberi olmayan ya da yetkili makamca konulmuş bir mühür olduğunu bilmeyen kişi bakımından kasttan söz edilemez. Bu nedenle kast ve taksir ile hata hâlleri bu suçta da önem taşır. Suçun taksirle işlenen bir hâli kanunda düzenlenmemiştir; dolayısıyla dikkatsizlik sonucu mührün zarar görmesi kural olarak bu suçu oluşturmaz.

Kastın varlığı, olayın koşullarından çıkarılır. Örneğin mühürlenen işyerinin sahibine mühürleme tutanağının usulüne uygun tebliğ edilmiş olması, kişinin durumdan haberdar olduğunu gösterir. Buna karşılık, mührün usulüne uygun konulmadığını ya da kişinin varlığından gerçekten haberi olmadığını gösteren durumlar, kastın bulunmadığı yönünde değerlendirilebilir. Bu nedenle failin bilgi durumu, hem suçun oluşumunda hem de savunmada belirleyici bir rol oynar; mühürleme işleminin nasıl ve kime tebliğ edildiği, çoğu dosyada sürecin merkezinde yer alır.

Mühür Bozma Suçunun Cezası

Mühür bozma suçunun cezası, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Buradaki “veya” ibaresi önemlidir: ceza seçimliktir; yani hâkim, somut olayın özelliklerine göre hapis cezasına ya da adli para cezasına hükmedebilir. Bu esneklik, suçun ceza aralığının nispeten hafif tutulduğunu gösterir.

Hapis cezasına hükmedildiği hâllerde dahi, kısa süreli hapis cezalarının koşulları varsa adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkün olabilir. Ayrıca cezanın miktarına bağlı olarak, koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması da gündeme gelebilir. Bu kurumlar, ilk kez ve hafif bir mühür bozma fiili işleyen kişiler bakımından pratikte önem taşır.

Hangi Mühürler Bu Suçun Kapsamındadır?

Mühür bozma suçu, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarının farklı mevzuatlara dayanarak koyduğu mühürleri kapsar. Başlıca uygulama alanları şunlardır:

  • Belediye mühürlemeleri: Ruhsatsız veya ruhsata aykırı faaliyet gösterdiği tespit edilen işyerlerinin belediye tarafından mühürlenerek kapatılması.
  • İmar mevzuatı kapsamındaki mühürlemeler: Ruhsatsız ya da ruhsat ve eklerine aykırı yapılarda, inşaatın durdurulması amacıyla yapılan mühürleme.
  • Çevre mevzuatı kapsamındaki mühürlemeler: Çevre ve şehircilik alanında yetkili idarelerce, mevzuata aykırı faaliyet yürüten tesislerin faaliyetinin durdurulması amacıyla konulan mühürler.
  • Gümrük işlemleri: Gümrük denetimi kapsamında eşya, araç veya depolara konulan mühürler.
  • Vergi denetimi: Vergi incelemesi veya denetimi sırasında yetkili birimlerce konulan mühürler.
  • Adli emanet ve deliller: Delil veya emanet olarak korunması gereken şeyler üzerine adli makamlarca konulan mühürler.
  • Sağlık ve gıda denetimleri: Kamu sağlığına aykırılık nedeniyle bir işletmenin veya bölümünün faaliyetinin durdurulması amacıyla konulan mühürler.

Bütün bu hâllerde ortak nokta, yetkili bir makamın koruma veya faaliyeti durdurma amacıyla koyduğu mührün etkisiz hâle getirilmesidir. Mührün konuluş amacı ve dayandığı mevzuat farklı olsa da, korunan değer aynıdır: resmî mühürlerin temsil ettiği kamusal iradeye duyulan güven. Bu nedenle hangi kurumun mühürlediğinden bağımsız olarak, usulüne uygun konulmuş her mühür bu maddenin koruması altındadır.

Mühürlü İşyerinin Faaliyete Devam Etmesi

Uygulamada en sık karşılaşılan mühür bozma senaryosu, mühürlenerek kapatılan bir işyerinin faaliyetine devam etmesidir. Bir işyeri; ruhsatsız çalışma, ruhsata aykırı faaliyet, denetimlerde tespit edilen aykırılıklar veya benzeri nedenlerle yetkili idare tarafından mühürlenerek kapatılabilir. Bu mühür, o yerdeki faaliyetin durdurulmasını sağlamak amacıyla konulmuştur.

İşyeri sahibinin veya işletmecisinin mührü söküp işyerini yeniden açması, açık biçimde mühür bozma suçunu oluşturur. Ancak burada asıl önemli olan ikinci ihtimaldir: mühre hiç dokunulmadan, örneğin başka bir kapıdan, bir yan girişten ya da bitişik bir bölümden içeri girilerek faaliyete devam edilmesi de suç oluşturabilir. Çünkü kanun yalnızca mührü kaldırmayı değil, “konuluş amacına aykırı hareket etmeyi” de cezalandırmaktadır ve mührün amacı, o yerdeki faaliyetin durdurulmasıdır.

Bu nedenle, “mühre dokunmadım, bu yüzden suç işlemedim” şeklindeki yaygın düşünce hukuken doğru değildir. Mühürlü bir işyerinde faaliyete devam edilmesi, mührün fiziksel durumundan bağımsız olarak değerlendirilir. Bu tür bir suçlamayla karşılaşan kişilerin, mühürlemenin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ve faaliyetin gerçekten devam edip etmediği gibi noktalar üzerinden hukuki durumlarını değerlendirmeleri yerinde olur.

Mühürlenen Yapıda İnşaata Devam Edilmesi

Bir diğer sık karşılaşılan uygulama alanı, imar mevzuatına aykırı yapılarda inşaatın durdurulması amacıyla yapılan mühürlemelerdir. Ruhsatsız ya da ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapıldığı tespit edilen bir inşaat, yetkili idare tarafından durdurulur ve yapı mühürlenir. Bu mühür, inşaat faaliyetinin devam etmemesini sağlamak amacını taşır.

Mühürleme işleminden sonra inşaata devam edilmesi, mühür bozma suçunu oluşturabilir. Burada da, mührün fiziken kaldırılıp kaldırılmadığından bağımsız olarak, inşaat faaliyetinin sürdürülmesi mührün konuluş amacına aykırılık oluşturur. Bu husus, yapı sahipleri ve müteahhitler bakımından önemli bir sorumluluk alanıdır.

Bu tür dosyalarda; mühürlemenin hangi tutanakla ve hangi tarihte yapıldığı, ilgililere usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği ve mühürleme sonrasında gerçekten inşaat faaliyeti yürütülüp yürütülmediği ayrı ayrı incelenir. Bu ayrıntılar, hem suçun oluşup oluşmadığını hem de failin sorumluluğunun kapsamını doğrudan etkiler.

İdari Yaptırım ile Ceza Sorumluluğunun İlişkisi

Mühürleme işleminin kendisi çoğu zaman bir idari işlemdir; belediye veya ilgili idare, mevzuata aykırılık nedeniyle bir faaliyeti durdurur ve bunun yanında idari para cezası gibi yaptırımlar da uygulayabilir. Ancak bu idari yaptırımlar ile mührün bozulması nedeniyle doğan ceza sorumluluğu birbirinden bağımsız iki farklı süreçtir.

İdari süreç, esas olarak faaliyetin mevzuata uygun hâle getirilmesine ve idari yaptırımın uygulanmasına odaklanırken; ceza süreci, konulan mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi fiiline ve failin kastına yönelir. Bu nedenle, mühürleme işlemine karşı idari yargıda dava açılmış olması, mührün bozulması nedeniyle başlatılan ceza soruşturmasını kendiliğinden durdurmaz.

Bununla birlikte, mühürleme işleminin hukuka aykırı olduğunun idari yargı kararıyla ortaya konması, ceza dosyasında da önem taşıyabilir; zira suçun oluşması için mührün usulüne uygun ve yetkili makamca konulmuş olması gerekir. Bu nedenle idari ve cezai süreçlerin birlikte, bütüncül biçimde takip edilmesi önemlidir.

Mühürde Sahtecilik (TCK 202) ile Farkı

Adlarının benzerliği nedeniyle mühür bozma sıkça mühürde sahtecilik (TCK 202) ile karıştırılır; oysa iki suç birbirinden tamamen farklıdır. Mühürde sahtecilik, sahte bir mührün üretilmesi veya kullanılmasını konu alır; ortada gerçek olmayan, taklit bir mühür vardır. Mühür bozma ise, yetkili makamca konulmuş gerçek bir mührün kaldırılmasını veya etkisiz kılınmasını cezalandırır.

Kısaca: mühürde sahtecilikte sahte bir mühür yapılır; mühür bozmada ise gerçek bir mühür ortadan kaldırılır ya da işlevsiz hâle getirilir. Ceza bakımından da fark vardır: mühürde sahtecilik daha ağır cezalandırılırken, mühür bozmada hapis cezasının yanında adli para cezası seçeneği bulunur. Adların benzerliği nedeniyle bu iki suçun karıştırılması, hem iddianamedeki nitelendirmede hem de savunmada hatalara yol açabilir. Bu nedenle olayın hangi fiili içerdiğinin (sahte mühür mü, yoksa gerçek mührün bozulması mı) baştan doğru tespit edilmesi gerekir.

Resmi Belgeyi Bozmak (TCK 205) ile Farkı

Mühür bozma bir diğer suçla, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek (TCK 205) suçuyla da karıştırılabilir. Ancak bu iki suç arasındaki ayrım nettir: TCK 203 mührü, TCK 205 ise belgeyi konu alır. Mühür bozma, bir şeyin korunması veya bir faaliyetin durdurulması için konulmuş gerçek bir mührün kaldırılması ya da etkisiz kılınmasıdır; resmi belgeyi bozmak ise gerçek bir belgenin yok edilmesi, bozulması veya gizlenmesidir.

Bir örnek vermek gerekirse: mühürlenmiş bir işyerinin mührünü kaldırıp faaliyete devam etmek mühür bozma (TCK 203) iken; bir kurumdan alınan gerçek bir resmi belgeyi yırtıp yok etmek resmi belgeyi bozmak (TCK 205) suçudur. İki fiil farklı nesnelere, yani biri mühre diğeri belgeye yöneldiğinden, olayın doğru maddeye oturtulması gerekir. Aynı olayda hem mühür hem belge söz konusuysa, her iki suç birlikte de gündeme gelebilir ve içtima kurallarına göre değerlendirilir.

Suçun Özel Görünüş Biçimleri

Mühür bozma, hareketin niteliğine göre teşebbüse elverişli olabilir; örneğin mührü kaldırmaya başlayıp tamamlayamayan kişi bakımından teşebbüs gündeme gelebilir. Suçun birden çok kişinin katılımıyla işlenmesi (örneğin birinin mührü kaldırması, diğerinin mühürlü yerde faaliyete devam etmesi) hâlinde iştirak kurallarına göre her failin katkısı ayrı ayrı değerlendirilir. Mühür bozmanın başka bir suçla birlikte işlendiği hâllerde ise suçların içtimaı kuralları uygulanır.

Ayrıca, mühürlenen yerde faaliyetin farklı zamanlarda tekrar tekrar sürdürülmesi gibi hâllerde, fiillerin tek bir suç mu yoksa zincirleme suç mu oluşturduğu ayrıca değerlendirilmelidir. Bu ayrım, hükmedilecek cezanın belirlenmesinde etkili olduğundan, olayın bütün ayrıntılarıyla ele alınması gerekir. Görüldüğü gibi mühür bozma, basit bir fiil gibi görünse de teşebbüs, iştirak ve içtima bakımından dikkatli bir değerlendirme gerektirebilir.

Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar

Mühür bozma suçunda, temel ceza aralığının yanında yargılamanın sonucunu etkileyebilecek çeşitli kurumlar gündeme gelir. Cezanın seçimlik (hapis veya adli para) olması ve ceza aralığının görece hafif olması nedeniyle, bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi ve kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi gibi kurumlar sık gündeme gelir. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı; hükmedilen cezaya, failin adli geçmişine ve olayın koşullarına göre değişir.

Örneğin iki yıl veya daha az süreli hapis cezalarında, koşulları varsa cezanın ertelenmesine karar verilebilir; bu durumda hükümlü, belirlenen denetim süresi içinde yeni bir suç işlemez ve yükümlülüklerine uyarsa cezası infaz edilmiş sayılır. Benzer şekilde, ilk kez suç işleyen ve belirli koşulları taşıyan kişiler bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyen bir imkân olabilir. Bu nedenle mühür bozma dosyalarında, yalnızca suçun oluşup oluşmadığı değil, hükmedilecek cezanın türü ve bu kurumlardan yararlanma ihtimali de savunmanın kapsamına girer.

Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

Mühür bozma şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Uygulamada soruşturma çoğunlukla, mührü koyan idarenin (örneğin belediyenin) yaptığı tespit ve bildirim üzerine başlar. Cezanın üst sınırı on yılı aşmadığından, bu suça kural olarak asliye ceza mahkemesi bakar. Dava açılabilmesi için öngörülen dava zamanaşımı süresi de suçun cezasına göre belirlenir.

Sürecin İşleyişi ve Savunma

Mühür bozma iddiasıyla yürütülen bir soruşturmada, savunmanın odağında genellikle şu sorular yer alır: mühür yetkili makamca ve usulüne uygun biçimde konulmuş mudur; mühürleme işlemi ilgiliye usulüne uygun tebliğ edilmiş midir; fail mührün varlığını ve anlamını biliyor muydu; ve gerçekleştirilen davranış, mührün konuluş amacına aykırılık oluşturuyor mu?

Bu sorulardan her biri savunma bakımından önemli bir dayanak olabilir. Örneğin mührün yetkisiz bir kişi tarafından ya da usulüne aykırı biçimde konulduğu, failin mühürlemeden haberdar edilmediği veya mühürlü yerde gerçekte bir faaliyet yürütülmediği gösterilebiliyorsa, suçun unsurları tartışmalı hâle gelebilir. Özellikle işyeri ve yapı mühürlemelerine ilişkin dosyalarda; mühürleme tutanağının içeriği, tebligatın usulü ve mühürleme sonrasındaki fiili durum titizlikle incelenmelidir.

Bu nedenle mühür bozma suçlamasıyla karşılaşan kişinin, olaya ilişkin belge ve bilgileri (mühürleme tutanağı, tebligat evrakı, idari işleme ilişkin yazışmalar gibi) saklaması ve en baştan bir avukatın desteğini alması önem taşır. Erken ve doğru bir hukuki değerlendirme, hem suçun gerçekten oluşup oluşmadığının belirlenmesi hem de mevcut hukuki imkânların zamanında kullanılması bakımından belirleyici olabilir. İstanbul ceza mahkemelerinde temsil için tarafımızla iletişime geçebilirsiniz.

Mühür Bozma Suçuyla İlgili Yargıtay Kararları ve Analizleri

Özelleştirme Sonrası Mühür Yetkisi Taşımayan Şirketlerin İşlemleri ve Karşılıksız Yararlanmada Etkin Pişmanlık Bildirimi

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2024/6999 E. – 2024/14784 K., 16.10.2024 T.

Kararın Özeti

Hükümlü hakkında kaçak elektrik kullandığı iddiasıyla karşılıksız yararlanma ve mühür bozma suçlarından kamu davası açılmış ve ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Kararların kesinleşmesinin ardından Adalet Bakanlığı, usule ve esasa aykırılıklar bulunduğunu belirterek kanun yararına bozma isteminde bulunmuştur. Yargıtay 2. Ceza Dairesi istemi yerinde görerek; karşılıksız yararlanma suçu yönünden soruşturma aşamasında yapılması gereken yasal ihtaratın eksik bırakılmasına rağmen hükümlünün kovuşturma evresinde kurum zararını tamamen ödediğini saptamış ve davanın düşmesine karar vermiştir. Mühür bozma suçu yönünden ise, özelleştirme sonrası elektrik dağıtım şirketlerinin mühürleme yetkisine dair yasal bir dayanak bulunmadığı gerekçesiyle suçun unsurlarının oluşmadığına hükmederek mahkûmiyet kararını beraate çevirmiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, kanun yararına bozma incelemesinde iki farklı suç tipi için ayrı hukuki gerekçeler sunmuştur. Karşılıksız yararlanma suçu (TCK 163/3) bakımından; yasal mevzuat uyarınca soruşturma aşamasında sanığa kurumun vergili ve cezasız gerçek zararını ödemesi halinde dava açılmayacağına dair bildirim yapılması yasal bir zorunluluktur. Soruşturmada bu ihtar yapılmamış olsa dahi, sanık zararı kovuşturma aşamasında ödemişse, bu durum soruşturma evresindeki etkin pişmanlık (TCK 168/5) gibi değerlendirilmeli ve CMK 223/8 uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilmelidir. Somut olayda ödemenin dekontla sabit olması nedeniyle mahkûmiyet hukuka aykırı bulunmuştur. Mühür bozma suçu yönünden ise daire; kamu güvenine karşı işlenen bu suçun oluşabilmesi için mühürleme işlemini yapan organın kanuni bir yetkiye sahip olması gerektiğini belirtmiştir. Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sonrasında bu özel hukuk tüzel kişilerine ve çalışanlarına devredilmiş kamusal bir mühürleme yetkisi bulunmadığı gibi, bu görevlilerin kamu görevlisi statüsünde de sayılamayacağı esasa alınarak, suçun hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği vurgulanmıştır.

“…soruşturma aşamasında bu ihtar işlemi yapılmamış olmasına rağmen sanık tarafından kovuşturma aşamasında katılan kurumun zararının tamamen karşılanması halinde bu ödemenin soruşturma aşamasında yapılmış gibi kabul edilerek hükümlü hakkında 5271 sayılı Kan’un 223/8. maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında… elektrik dağıtım ve satış yetkisinin özel hukuk kişilerine devrine ilişkin yasal düzenlemelerde özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine dair hüküm bulunmadığı…”

Değerlendirme

Bu karar, hem ceza adaletinde sanık haklarını koruyan usuli güvencelerin önemini göstermesi hem de devletin egemenlik hakkı olan mühürleme yetkisinin sınırlarını çizmesi açısından yüksek hukuki değere sahiptir. Karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin değerlendirme, kanun koyucunun kurumsal zararın tazminini cezalandırmanın önüne koyan iradesine tam bir uyum sergilemektedir. Soruşturma aşamasındaki eksikliklerin faturasının sanığa çıkarılamayacağı, gecikmeli de olsa yapılan ödemenin sanık lehine muhakeme şartı engeline (düşmeye) dönüştürülmesi ceza muhakemesinin hakkaniyet ilkesini pekiştirmiştir.

Kararın mühür bozma suçuna ilişkin boyutu ise idare hukuku ile ceza hukukunun kesişim noktasında çok temel bir ilkeyi hatırlatmaktadır: Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Kamusal hizmetlerin özelleştirme yoluyla özel sektöre devredilmesi, bu hizmeti yürüten şirket personeline otomatik olarak kamu görevlisi yetkisi vermez. Mühürleme, devletin egemenlik gücüne dayanan kamusal bir tasarruftur ve ceza hukuku bağlamında korunabilmesi için açık bir yasal yetkilendirme şarttır. Yargıtay bu kararıyla, ticari faaliyet yürüten özel elektrik şirketlerinin kendi iç işleyişleriyle koydukları mühürlerin korunmasını kamu güveni suçu kapsamında değerlendirmeyerek, ceza hukukunun dar yorumlanması gerekliliğini ve şahısların hürriyetini güvence altına almıştır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2024/6999 E. – 2024/14784 K., 16.10.2024 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

KANUN YARARINA BOZMA

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2014/280 E., 2016/167 K.

HÜKÜMLÜ : …

SUÇLAR : Karşılıksız yararlanma, mühür bozma

SUÇLARIN TARİHİ : 22.07.2013

İNCELEME KONUSU

KARARLAR : Mahkûmiyet

KANUN YARARINA

BOZMA YOLUNA

BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması

I. İSTEM

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2023 tarihli ve KYB-2023/58107 sayılı kanun yararına

bozma isteminin;

“1-Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 09/04/2018 tarihli ve 2018/616 esas, 2018/4761 karar sayılı ilamında “Kurum zararının soruşturma aşamasında ödenmesi hâlinde TCK’nın 168/5. fıkrası gereğince kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi gerekli olduğu, bu konuda soruşturma aşamasında yapılması gerekip yapılmayan usûl işlemlerin kovuşturma aşamasında tamamlanması sebebiyle bilirkişi tarafından normal tarifeye göre hesaplanan vergili ve cezasız kurum zararının, varsa daha önce yapılan ödemeler kurumdan sorulup mahsup edildikten sonra kalan miktar belirlenip, verilecek makul sürede ödenmesi hâlinde etkin pişmanlıktan faydalanabileceği, TCK’nın 168/5 ve CMK’nın 223/8. fıkraları uyarınca kovuşturma şartı gerçekleşmediği için suç tarihine göre düşme kararı verileceği, ödenmediği takdirde yargılamaya devamla dosyadaki delillere göre hüküm kurulacağı tebliğ ve ihtar edilip yüze karşı ise talep etmesi hâlinde, tebligat yapılıyor ise makul bir süre verilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği halde, eksik kovuşturma ile mahkûmiyet hükmü kurulması,..” şeklinde belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun’un 168/5. maddesi uyarınca sanığa etkin pişmanlıktan yararlanabileceği hususu hatırlatılıp, talep etmesi hâlinde zararı gidermesi için kendisine süre verilerek sonucuna göre sanığın hukukî durumunun değerlendirilmesi gerektiği cihetle,

Somut olayda, sanığa soruşturma aşamasında ödeme ihtarı yapılmadığı gibi kovuşturma aşamasında Mahkemesince 03/02/2015 tarihli oturumda ilgili kurumdan gelen cevabi yazıda sanık tarafından borcun ödendiğinin bildirildiğinin tutanağa bağlandığı, diğer yandan sanık tarafından dosyaya sunulan 25/12/2014 tarihli dekont içeriğinden kurum zararının giderildiğinin anlaşıldığı nazara alınarak, karşılıksız yararlanma suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223/8. maddesi uyarınca kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden düşme kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesinde,

2- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/03/2016 tarihli ve 2015/1121 esas, 2016/111 karar ve Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 23/03/2016 tarihli ve 2016/813 esas, 2016/5277 karar sayılı ilâmlarında da belirtildiği üzere, sanığın kaçak elektrik kullandığının tespiti üzerine elektrik dağıtım ve satış yetkisine sahip Akdeniz Edaş A.Ş. yetkililerince sanığa ait sayacın mühürlendiği, kamu güvenine karşı işlenen suçlardan olan mühür bozma suçunun oluşabilmesi için mühürleme yetkisinin kanunî dayanağının bulunmasının gerekli olduğu, elektrik dağıtım ve satış yetkisinin özel hukuk kişilerine devrine ilişkin yasal düzenlemelerde özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine dair hüküm bulunmadığı gibi kamusal faaliyetin özel hukuk kişileri eliyle ihale yoluyla yürütülmesinin bahse konu görevlileri kamu görevlisi haline getirmeyeceği, bu itibarla mühür bozma suçunun hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmediği cihetle beraat kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde, isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.

II. GEREKÇE

1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309/4. maddesinin (d) bendinin;

“Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.” şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir.

2. 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihi sonrasında işlenen karşılıksız yararlanma suçlarında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 163/3. ve 168/5. maddelerine göre soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığınca şikâyetçi kurumun vergili ve cezasız gerçek zararı bilirkişiye hesaplattırılıp, sanığa miktar da belirtilip usûlüne uygun süre verilmek suretiyle “bilirkişinin hesapladığı kurumun vergili ve cezasız gerçek zararını soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi durumunda hakkında kamu davası açılmayacağına” dair bildirimde bulunulması gerektiği ve bildirim sonrası verilen sürede kurumun gerçek zararı soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin edilmesi halinde bu bir dava şartı olduğundan 5237 sayılı Kanun’un 168/5. maddesine göre kamu davasının açılamayacağı ve eğer soruşturma aşamasında bu ihtar işlemi yapılmamış olmasına rağmen sanık tarafından kovuşturma aşamasında katılan kurumun zararının tamamen karşılanması halinde bu ödemenin soruşturma aşamasında yapılmış gibi kabul edilerek hükümlü hakkında 5271 sayılı Kanun’un 223/8. maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında; somut olayda katılan kurumun vergili ve cezasız gerçek zararı bilirkişiye hesaplattırılıp, hükümlüye miktar da belirtilip usûlüne uygun süre verilmek suretiyle “Bilirkişinin hesapladığı kurumun vergili ve cezasız gerçek zararını soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi durumunda hakkında kamu davası açılmayacağına” dair bildirimde bulunulmamasına rağmen hükümlü tarafından tüm zararın kovuşturma aşamasında karşılandığının anlaşılması nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 223/8. maddesi uyarınca düşme kararı verilmesinin gerekmesine rağmen yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmekle, 5271 sayılı Kanun’un 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.

3. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 08.03.2016 tarihli ve 2015/1121 Esas, 2016/111 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, hükümlünün kaçak elektrik kullandığının tespiti üzerine elektrik dağıtım ve satış yetkisine sahip Akdeniz Edaş A.Ş. yetkililerince hükümlüye ait sayacın mühürlendiği, kamu güvenine karşı işlenen suçlardan olan mühür bozma suçunun oluşabilmesi için mühürleme yetkisinin kanunî dayanağının bulunmasının gerekli olduğu, elektrik dağıtım ve satış yetkisinin özel hukuk kişilerine devrine ilişkin yasal düzenlemelerde özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine dair hüküm bulunmadığı gibi kamusal faaliyetin özel hukuk kişileri eliyle ihale yoluyla yürütülmesinin bahse konu görevlileri kamu görevlisi haline getirmeyeceği, bu itibarla mühür bozma suçunun hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmediği cihetle beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmekle, 5271 sayılı Kanun’un 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.

III. KARAR

1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (1) numaralı kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Alanya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.03.2016 tarihli ve 2014/280 Esas, 2016/167 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bozma nedeninin hükümlünün karşılıksız yararlanma suçundan verilen cezasının kaldırılmasını gerektirdiğinden, hükümlü hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223/8. maddesi gereği DÜŞMESİNE,

2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (2) numaralı kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Alanya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.03.2016 tarihli ve 2014/280 Esas, 2016/167 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bozma nedeninin hükümlünün mühür bozma suçundan verilen cezasının kaldırılmasını gerektirdiğinden, hükümlü hakkında mühür bozma suçundan kamu davası açılmış ise de; 5271 sayılı Kanun’un 223/2. maddesinin (a) bendi gereği BERAATİNE, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

16.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. 

Mühür Bozma Suçunda Hukuki Kesinti Niteliği ve Zincirleme Suç Ayrımı

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2011/9336 E. – 2012/6683 K., 12.06.2012 T.

Kararın Özeti

Sanık hakkında farklı tarihlerde düzenlenen iki ayrı mühür bozma tutanağı nedeniyle kamu davaları açılmıştır. İlk tutanak 09.03.2007 tarihlidir ve bu tutanağa istinaden 21.06.2007 tarihli iddianame ile dava ikame edilmiştir. İkinci tutanak ise 22.06.2007 tarihinde, yani ilk davaya ait iddianame düzenlendikten bir gün sonra tanzim edilmiş ve bu eylem için de 23.10.2007 tarihli ayrı bir iddianame hazırlanmıştır. İlk derece mahkemesi, iki eylem arasında hukuki kesinti oluşmadığı ve davanın mükerrer açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi; ikinci mühür bozma tutanağının ilk iddianame tarihinden sonra düzenlenmesi sebebiyle hukuki kesintinin gerçekleştiğini, bu nedenle eylemin zincirleme suç kapsamında kalamayacağını ve bağımsız bir suç teşkil ettiğini belirterek yerel mahkemenin red kararını bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, kararında ceza hukukunda suçların içtimai ve müteaddit eylemlerde hukuki kesintinin hangi ana bağlanması gerektiğine dair net bir kriter ortaya koymuştur. Dairenin gerekçesine göre, aynı sanık hakkında aynı mühür bozma tutanağına dayanılarak birden fazla dava açılması durumunda mükerrerlikten söz edilebilir ve davanın reddi gerekir. Ancak ortada birden fazla tutanak varsa, bu eylemlerin tek bir suçun (zincirleme suç) parçası mı yoksa yeni ve bağımsız bir suç mu olduğunu belirleyen yegane kriter iddianame tarihidir. İddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşur. İlk iddianame tarihinden önce işlenen tüm mühür bozma eylemleri tek bir suç çatısı altında toplanıp zincirleme suç hükümlerine tabi tutulurken; iddianame tarihinden sonra gerçekleştirilen her yeni mühür bozma eylemi, hukuki bağ koptuğu için tamamen ayrı ve bağımsız bir suç niteliği kazanır. Somut olayda ikinci tutanak ilk iddianameden sonra düzenlendiğinden, mahkemenin hukuki kesintiyi hatalı yorumlayarak reddetme kararı vermesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.

“…aynı sanık hakkında birden çok mühür bozma tutanağı düzenlenmiş ise, hukuki kesintinin iddianame tarihi itibariyle oluşacağından dolayı, bu tarihten önce düzenlenen birden fazla mühür bozma eylemi varsa sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması, bu tarihten sonra düzenlenen mühür bozma eyleminin de ayrı ve bağımsız suç niteliğinde kabul edilmesinin gerektiği…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza muhakemesinde davanın reddi kurumu ile suçların tekliği-çokluğu ayrımının hatalı uygulanmasının önüne geçen son derece isabetli bir içtihadı barındırmaktadır. İlk derece mahkemesinin, sırf süreçlerin yakınlığına bakarak davayı reddetmesi, suç işleme iradesindeki yenilenmeyi ve hukuki mekanizmanın işleyişini göz ardı eden şekli bir yanılgıdır. Yargıtayın “iddianame tarihi” vurgusu, ceza hukukunda fiili kesinti ile hukuki kesinti arasındaki farkı netleştirmektedir. Devlet sanığa iddianameyi tebliğ etmekle ya da iddianameyi düzenlemekle “yaptığın fiilin farkındayım ve seni yargılıyorum” ihtarında bulunur. Bu ihtardan sonra sanığın mühür bozma eylemini tekrarlaması, onun suç işleme iradesini yenilediğini ve adli makamların uyarısını umursamadığını gösterir.

Dolayısıyla, ilk davanın açıldığı günün ertesi günü mührü tekrar bozan bir sanığın bu fiilini “eski suçun devamı” saymak, suç politikasının amacına da aykırıdır. Karar, adli birimlerin her bir mühür bozma tutanağı üzerindeki zamansal incelemeyi titizlikle yapması gerektiğini, aksi takdirde suç teşkil eden bağımsız eylemlerin yargılama dışı kalarak cezasızlık algısı yaratabileceğini hatırlatması yönünden büyük önem taşımaktadır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2011/9336 E. – 2012/6683 K., 12.06.2012 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Mühür bozma

HÜKÜM : Davanın reddi

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Mühür bozma suçlarında sanık hakkında düzenlenen aynı mühür bozma tutanağından dolayı birden çok dava açılmış ise davanın mükerrer açıldığının kabulünün gerekeceği ancak aynı sanık hakkında birden çok mühür bozma tutanağı düzenlenmiş ise, hukuki kesintinin iddianame tarihi itibariyle oluşacağından dolayı, bu tarihten önce düzenlenen birden fazla mühür bozma eylemi varsa sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması, bu tarihten sonra düzenlenen mühür bozma eyleminin de ayrı ve bağımsız suç niteliğinde kabul edilmesinin gerektiği, sanık hakkında 09/03/2007 tarihinde düzenlenen mühür bozma tutanağından dolayı Pendik Cumhuriyet Başsavcılığının 21/06/2007 gün, 2007/1804 sayılı iddianamesi ile Pendik 3. Asliye Ceza Mahkemesine dava açıldığı, 22/06/2007 tarihinde düzenlenen mühür bozma tutanağı nedeniyle sanık hakkında aynı savcılığın 23/10/2007 tarih ve 2007/2413 sayılı iddianamesi ile dava açıldığı anlaşılmış olup, dava konusu olan ikinci mühür bozma tutanağının da ilk iddianame tarihinden sonra düzenlendiğinden dolayı sanık hakkında ikinci mühür bozmanın bağımsız ve ayrı suç niteliğinde kabul edilerek uygulama yapılması yerine, hukuki kesinti oluşmadan dava açıldığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sıkça Sorulan Sorular

Mühür bozma suçunun cezası nedir?

Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca konulan mührü kaldıran ya da konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır (TCK 203). Ceza seçimlik olduğundan hâkim, koşullara göre hapis cezasına veya adli para cezasına hükmedebilir.

Mühürlenen işyerini açmak veya faaliyete devam etmek suç mudur?

Evet. Belediye veya yetkili bir idare tarafından mühürlenerek kapatılan bir işyerinin mührünü söküp yeniden açmak mühür bozma suçunu oluşturur. Ayrıca mühre hiç dokunmadan, başka bir girişten içeri girilerek faaliyete devam edilmesi de mührün konuluş amacına aykırı hareket sayıldığından suç oluşturabilir.

Mührü fiziksel olarak kaldırmadan bu suç işlenebilir mi?

Evet. TCK 203, mührü kaldırmanın yanında ‘konuluş amacına aykırı hareket etmeyi’ de suç saymıştır. Bu nedenle mühür fiziksel olarak yerinde dursa bile, örneğin mühürlü işyerinde faaliyete devam edilmesi ya da mühürlenen inşaatın sürdürülmesi, mührün amacını ihlal ettiği için suç oluşturabilir.

Hangi kurumların koyduğu mühürler bu suçun kapsamındadır?

Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca konulan tüm mühürler kapsamdadır. Uygulamada en sık belediyelerin işyeri mühürlemeleri, imar mevzuatı kapsamında yapıların mühürlenmesi, çevre mevzuatı kapsamında tesislerin faaliyetinin durdurulması, gümrük ve vergi denetimlerinde konulan mühürler ile adli emanet mühürleri gündeme gelir.

Mühür bozma ile mühürde sahtecilik arasındaki fark nedir?

Mühür bozma (TCK 203), yetkili makamca konulmuş gerçek bir mührün kaldırılması veya etkisiz kılınmasıdır. Mühürde sahtecilik (TCK 202) ise sahte bir mührün üretilmesi veya kullanılmasıdır. Kısaca birinde gerçek mühür bozulur, diğerinde sahte mühür yapılır.

Sonuç

Mühür bozma suçu (TCK 203), yetkili makamlarca koruma veya faaliyeti durdurma amacıyla konulmuş mühürlere duyulan güveni korur. Uygulamada en sık, belediye ve diğer kamu kurumlarınca mühürlenen işyerlerinin faaliyetine devam etmesi ya da imar mevzuatı kapsamında mühürlenen yapılarda inşaatın sürdürülmesi biçiminde karşımıza çıkar. Mührü fiziksel olarak kaldırmadan, yalnızca konuluş amacına aykırı hareket ederek de işlenebilmesi ve failin herhangi bir kişi olabilmesi, suçun kapsamını geniş tutar. Adları benzese de, mühür bozma; mühürde sahtecilik (TCK 202) ve resmi belgeyi bozmak (TCK 205) suçlarından dikkatle ayrılmalıdır.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

2 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir