Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçu (TCK-219)

Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçu

İçindekiler

Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma suçuTürk Ceza Kanunu‘nun 219. maddesinde düzenlenen ve fıkrasına göre bir aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla, sıfattan yararlanılarak işlenen ağırlaştırılmış hâlinde ise üç aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile birlikte görevden sürekli veya geçici olarak yasaklanma yaptırımıyla cezalandırılan bir suç tipidir. 1 Haziran 2005 tarihinden bu yana yürürlükte olan 5237 sayılı Kanun’un kamu barışına karşı suçlar bölümünde yer alan hüküm, yalnızca imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini görevi bulunan kişilerin işleyebileceği bir suçtur.

Bu madde, bölümün fail bakımından en dar kapsamlı hükmüdür: yalnızca kanunda sayılan dini görevlileri fail olarak öngörür. Ayrıca metni, 1926 tarihli mülga kanundan büyük ölçüde değişmeden aktarıldığı için bugün pek çok okuyucu için anlaşılması güç terimler içerir. Somut bir isnatla karşılaşan kişinin hangi fıkranın uygulandığını, failin gerçekten kanunda sayılan sıfatı taşıyıp taşımadığını ve beyanın ifade özgürlüğü sınırları içinde kalıp kalmadığını değerlendirmesi önem taşır; bu yazı maddenin dilini sadeleştirerek unsurlarını, fıkralar arasındaki farkları, cezasını ve yargılama sürecini ele almaktadır. Somut olayınıza ilişkin değerlendirme için bir ceza avukatına danışmanız önerilir.

Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçu Nedir?

TCK 219, beş fıkradan oluşur. Özetle: imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini görevi bulunan kişilerden birinin görevini yerine getirirken alenen hükümet idaresini, Devlet kanunlarını ve hükümet icraatını kınaması ve küçük düşürmesi birinci fıkrada; aynı kişilerin bu sıfatlarından yararlanarak halkı kanunlara veya hükümet emirlerini yerine getirmeye ya da bir memuru görevinin gereğine karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik etmesi ikinci fıkrada düzenlenir. Üçüncü fıkra, kişileri kazanılmış haklara aykırı davranmaya zorlama veya ikna etme hâlini; dördüncü ve beşinci fıkralar ise bu sıfattan yararlanılarak başka bir suç işlenmesi durumundaki artırımı ve sınırını düzenler.

Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Kanun koyucu, dini görevin ifası sırasında kurulan iletişimin özel etkisini gözeterek, bu ilişkinin devlet düzenine karşı itaatsizlik telkin etmek için kullanılmasını ayrıca cezalandırmıştır. Madde, dini inançları veya din görevliliği mesleğini değil, bu görevin belirli biçimlerde kullanılmasını konu alır.

TCK 219’un Tarihsel Kökeni ve Laiklik İlkesiyle Bağlantısı

TCK 219’un kökeni, 1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’na kadar uzanır; 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’a alınırken hükmün özü büyük ölçüde korunmuş, dili sadeleştirilmemiştir. Bu tarihsel süreklilik tesadüfi değildir: 3 Mart 1924 tarihli 429 sayılı Kanun ile halifelik kaldırılmış, din hizmetlerinin devletin gözetim ve denetimi altında, laik bir çerçevede yürütülmesi esası benimsenmiş ve bu görevi yürütecek kurum olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. TCK 219, bu tarihsel arka planın ceza hukukundaki yansımasıdır: dini görevlinin toplum üzerindeki etkisinin, devlet düzenine karşı itaatsizlik telkin etmek amacıyla kullanılmasının önüne geçmeyi amaçlar.

Bu tarihsel bağlam, günümüzdeki tartışmaların çoğunun kaynağıdır. Anayasa’nın din ve vicdan hürriyetine ilişkin güvenceleri ile din hizmetlerinin devletin gözetim ve denetimi altında yürütülmesi ilkesi bir arada var olur; TCK 219, bu ikisi arasındaki dengeyi, dini görevlinin ifade özgürlüğünü değil, bu sıfatın devlet otoritesine karşı itaatsizlik aracına dönüştürülmesini sınırlayarak kurar. Nitekim madde, dini içerikli her açıklamayı değil, yalnızca hükümet idaresi, Devlet kanunları ve hükümet icraatına yönelik kınama ve küçük düşürmeyi ya da itaatsizliğe tahriki cezalandırır; bu sınırlama, maddenin laiklik ilkesiyle kurduğu bağın somut sonucudur.

Maddenin Dili: Eski Terimlerin Günümüz Türkçesindeki Karşılıkları

Maddenin anlaşılmasının önündeki ilk engel dilidir. Aşağıdaki tablo, metinde geçen terimlerin bugünkü karşılıklarını göstermektedir.

Metindeki terimGünümüz Türkçesi
TakbihKınama, ayıplama
TezyifKüçük düşürme, değersizleştirme
BilistifadeYararlanarak
İcbarZorlama
NizamDüzenleme, yönetmelik
SalahiyetYetki
Müebbeden / muvakkatenSürekli olarak / geçici olarak
MemnuiyetYasaklanma
CürümSuç
Bala / baladakiYukarı / yukarıdaki
Nazarıitibara almakDikkate almak

Bu sadeleştirmeyle okunduğunda madde, karmaşık görünümünü büyük ölçüde yitirir: birinci fıkra “görevini yaparken alenen hükümeti ve kanunları kınayan ve küçük düşüren”, ikinci fıkra ise “bu sıfatından yararlanarak halkı itaatsizliğe tahrik eden” din görevlisini cezalandırmaktadır.

Suçun Faili: Özgü Suç Niteliği ve Diyanet Personeli Tartışması

TCK 219, özgü suç kavramının en belirgin örneklerinden biridir. Suçun faili yalnızca kanunda sayılan kişiler olabilir: imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini görevi bulunan kişiler. Maddedeki sayım örnekleyicidir; belirtilen sıfatlara denk düşen dini görev yürüten kişiler de kapsamdadır.

Maddenin fail sayımında dikkat çeken bir nokta, memuriyet statüsünün aranmamasıdır. İmam, hatip ve vaiz genellikle Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kamu görevlisi statüsündedir; buna karşılık rahip ve haham, Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlerin kendi iç düzenlemelerine göre görevlendirilen, Diyanet’e bağlı olmayan dini görevlilerdir. Kanun koyucunun bu iki grubu aynı fıkrada, aynı yaptırıma tabi tutması, TCK 219 bakımından belirleyici olanın failin memur sıfatı değil, fiilen yürütülen dini görevin kendisi olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Diyanet’e bağlı olmayan bağımsız bir vaiz, cemaat lideri veya herhangi bir dinî topluluğun tanınmış görevlisi de, madde metnindeki sıfatlardan birine fiilen denk düşen bir görevi yürütüyorsa, TCK 219 bakımından fail olabilir; belirleyici olan resmi atama değil, toplum nezdinde dini otorite olarak tanınan bir görevin fiilen ifasıdır.

Bu niteliğin iki önemli sonucu vardır. Birincisi, bu sıfatı taşımayan bir kişi bu suçun faili olamaz; aynı beyanları bir başkası yaptığında, koşulları varsa başka hükümler bakımından değerlendirme yapılır. İkincisi, sıfat taşımayan kişiler suça şerik (azmettiren veya yardım eden) olarak katılabilir; özgü suçlarda iştirakin genel kuralı budur.

Mağdur ise toplumun kendisidir; korunan değer kamu barışı olduğundan belirli bir kişinin zarar görmesi aranmaz. Yalnızca üçüncü fıkrada, zorlama veya iknaya muhatap olan belirli bir kişinin varlığı aranır; bu fıkra bakımından o kişi doğrudan etkilenen taraf konumundadır. Diğer fıkralarda ise fiil, belirli bir kişiye değil topluma yönelmiştir ve suçtan doğrudan zarar gören bir birey bulunmaz.

TCK 219/1: Görev Sırasında Hükümeti ve Kanunları Kınama

Birinci fıkra, dini görevlilerden birinin görevini yerine getirirken alenen hükümet idaresini, Devlet kanunlarını ve hükümet icraatını kınaması ve küçük düşürmesini cezalandırır. Öngörülen yaptırım bir aydan bir yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır; hâkim bu cezalardan yalnızca birine de hükmedebilir.

Madde metninden çıkan unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, TCK 219/1 kapsamında suçun oluşabilmesi için:

  1. Failin kanunda sayılan bir dini görevi (imam, hatip, vaiz, rahip, haham veya bu sıfatlara denk düşen bir görevi) fiilen yürütüyor olması,
  2. Kınama veya küçük düşürme niteliğindeki beyanın, görevin ifası sırasında gerçekleşmesi,
  3. Beyanın hükümet idaresi, Devlet kanunları veya hükümet icraatından birine yönelmiş olması,
  4. Beyanın belirsiz sayıda kişinin duyabileceği biçimde alenen dile getirilmiş olması,
  5. Failin bu unsurları bilerek ve isteyerek hareket etmesi,

birlikte gerçekleşmelidir.

Fıkranın iki sınırlayıcı unsuru vardır. Birincisi zaman ve bağlam: fiilin, görevin ifası sırasında gerçekleşmesi gerekir. Görev dışında, kişisel bir ortamda ya da görevden bağımsız bir bağlamda dile getirilen görüşler bu fıkra kapsamına girmez. İkincisi aleniyet: beyanın belirsiz sayıda kişinin duyabileceği biçimde yapılması aranır.

Üçüncü ve uygulamada en önemli sınır ise fiilin niteliğine ilişkindir. Fıkra, “kınama ve küçük düşürme”yi cezalandırır. Bir uygulamanın eleştirilmesi, bir düzenlemenin isabetli bulunmadığının belirtilmesi ya da bir konuda görüş açıklanması, beyan küçük düşürücü bir nitelik kazanmadıkça bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Cuma hutbesinde veya vaazda dile getirilen bir görüşün suç oluşturup oluşturmadığı da bu ölçüte göre belirlenir: eleştiri düzeyinde kalan, kınama ve küçük düşürme derecesine ulaşmayan sözler bu fıkranın kapsamı dışındadır. Düşünce açıklama özgürlüğünün genel güvenceleri bu değerlendirmede gözetilir.

Fıkrada sayılan üç konu — hükümet idaresi, Devlet kanunları ve hükümet icraatı — beyanın yöneldiği alanı belirler. Hükümet idaresi yürütmenin genel işleyişini, Devlet kanunları yürürlükteki yasal düzenlemeleri, hükümet icraatı ise yürütmenin somut işlem ve uygulamalarını ifade eder. Bu üç alanın dışında kalan konulara ilişkin beyanlar fıkra kapsamına girmez; örneğin toplumsal, ahlaki veya dini içerikli genel değerlendirmeler, sayılan konulardan birine yönelmediği sürece bu hüküm bakımından değerlendirilmez.

TCK 219/2: Sıfattan Yararlanarak İtaatsizliğe Tahrik ve Görevden Yasaklanma

İkinci fıkra, birinci fıkradan hem fiil hem de yaptırım bakımından belirgin biçimde ağırdır. Burada cezalandırılan, dini görevlinin bu sıfatından yararlanarak; hükümetin idaresini, kanunları, düzenlemeleri, emirleri ya da bir dairenin görev ve yetkisini kınayıp küçük düşürmesi veya halkı kanunlara ya da hükümet emirlerini yerine getirmeye ya da bir memuru görevinin gereğine karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik etmesidir.

İki fıkra arasındaki temel fark şudur: birinci fıkrada fiil bir beyan düzeyinde kalırken, ikinci fıkrada muhatapları belirli bir davranışa — itaatsizliğe — yöneltme söz konusudur. Ayrıca birinci fıkra fiilin görev sırasında işlenmesini ararken, ikinci fıkra sıfattan yararlanılmasını arar; bu, görev anıyla sınırlı olmayan daha geniş bir bağlamdır.

Yaptırım da buna göre ağırlaşır: üç aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası. Buna ek olarak, ilgili görevi fiilen yapmaktan ve bu görevin sağladığı menfaat ve gelirlerden sürekli veya geçici olarak yasaklanmaya da hükmolunur.

Bu görevden yasaklanma sonucunun hukuki niteliği ayrıca değerlendirilmeyi hak eder. Söz konusu yasaklama, TCK’nın genel hükümlerindeki güvenlik tedbirleri rejiminin otomatik bir uzantısı değil, doğrudan TCK 219/2’nin kendi metninde öngörülen, mahkemenin mahkûmiyetle birlikte resen hükmetmek zorunda olduğu kendine özgü bir yaptırımdır. Bu yönüyle, hâkimin takdirine bağlı olarak uygulanabilen genel nitelikteki hak yoksunluklarından ayrılır; mahkûmiyet gerçekleştiğinde, ceza miktarından ve failin somut durumundan bağımsız olarak doğar. Meslekten sürekli veya geçici yasaklanma, mahkûmiyetin ceza miktarından bağımsız doğurduğu bu sonucuyla maddenin uygulamadaki en ağır yönünü oluşturur ve din görevlisinin mesleki geleceğini doğrudan etkiler.

TCK 219/3, 4 ve 5: Diğer Hâller

Üçüncü fıkra. Dini görevlilerden birinin, kendi sıfatından yararlanarak bir kimseyi kanuna göre kazanılmış haklara aykırı iş ve sözlerde bulunmaya zorlaması veya ikna etmesi hâlinde de ikinci fıkradaki ceza uygulanır. Burada hedef toplum değil, belirli bir kişidir; fiil, o kişinin hukuken kazanılmış haklarına aykırı davranmaya yöneltilmesidir. Zorlama (icbar) ile ikna, iki ayrı seçimlik hareket olarak öngörülmüştür. Zorlamada muhatabın iradesi baskı altına alınırken, iknada muhatap kendi rızasıyla hareket etmeye yöneltilir; her iki hâlde de failin dini sıfatının sağladığı etkiyi kullanmış olması aranır.

Dördüncü fıkra. Bu kişilerden biri dini sıfatından yararlanarak birinci fıkrada yazılı fiillerden başka bir suç işlerse, o suç için kanunda öngörülen ceza altıda bir oranında artırılarak uygulanır. Bu, bağımsız bir suç tanımı değil, genel nitelikte bir artırım hükmüdür.

Beşinci fıkra. Dördüncü fıkradaki artırımın sınırını çizer: eğer kanun, ilgili suç bakımından bu sıfatı zaten dikkate almışsa ayrıca artırım yapılmaz. Bu hüküm, aynı olgunun iki kez cezayı ağırlaştırmasını önleyen bir güvencedir ve ceza hukukundaki mükerrer değerlendirme yasağının bir görünümüdür.

Manevi Unsur: Kast

Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, beyanının kınama ve küçük düşürme niteliği taşıdığını (f.1) ya da muhatapları itaatsizliğe yönelttiğini (f.2) bilmesi ve bunu istemesi gerekir.

Madde, özel bir amaç veya saik aramaz. Ancak ikinci ve üçüncü fıkralarda “sıfattan yararlanma” unsurunun bulunması, failin bu sıfatın sağladığı etkiyi bilerek kullandığının ortaya konmasını gerektirir. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.

Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunun Cezası

FıkraFiilYaptırım
219/1Görev sırasında alenen kınama ve küçük düşürme1 ay-1 yıl hapis veya adli para cezası
219/2Sıfattan yararlanarak itaatsizliğe tahrik ve teşvik3 ay-2 yıl hapis ve adli para cezası + görevden yasaklanma
219/3Kazanılmış haklara aykırı davranmaya zorlama veya ikna219/2’deki yaptırım
219/4Sıfattan yararlanarak başka bir suç işlemeO suçun cezası + altıda bir artırım

Birinci fıkrada hapis ve adli para cezası seçimlik olarak öngörülmüştür; hâkim yalnızca birine hükmedebilir. Bu yönüyle madde, bölümde seçimlik yaptırım içeren iki hükümden biridir; diğeri TCK 217‘dir.

TCK 218’in Bu Maddeyi Kapsamaması

Uygulamada sıkça gözden kaçan bir nokta şudur: kamu barışına karşı suçlar bölümündeki ortak hüküm olan TCK 218, basın ve yayın yoluyla işlenme halinde ceza artırımı ile haber verme ve eleştiri istisnasını düzenlerken “yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçlar” ifadesini kullanır. Bu ifade, yalnızca kendisinden önce gelen md. 213 ila 217/A arasındaki suçları kapsar.

TCK 219, TCK 218’den sonra geldiğinden bu ortak hükmün kapsamı dışındadır. Bunun iki sonucu vardır: fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi bu maddede özel bir artırım nedeni değildir; ve TCK 218’deki “haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” istisnası da doğrudan bu madde bakımından uygulanmaz. Bununla birlikte düşünce açıklama özgürlüğüne ilişkin anayasal güvenceler, maddenin yorumlanmasında elbette gözetilir.

TCK 217 (Kanunlara Uymamaya Tahrik) ile İlişkisi

TCK 217/2 ile TCK 217 arasında yakın bir benzerlik vardır: her ikisi de halkın kanunlara ya da yükümlülüklere uymamaya yöneltilmesini konu alır. Aradaki fark, failin sıfatı ve fiilin işlenme biçimidir.

TCK 217 herkes tarafından işlenebilen genel bir hükümdür ve tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar. TCK 219/2 ise yalnızca dini görevlilerin, bu sıfatlarından yararlanarak işleyebileceği özel bir hükümdür ve metninde elverişlilik şartı yer almaz. Aynı fiil her iki maddenin kapsamına girdiğinde, özel hüküm niteliğindeki TCK 219/2’nin uygulanması gerektiği kabul edilir; bu, içtima kurallarındaki özel norm-genel norm ilişkisinin bir görünümüdür.

TCK 216 (Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik) ile İlişkisi

TCK 219, konu bakımından bir başka komşu hükümle, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu (TCK 216) ile de karşılaştırılmayı gerektirir. TCK 216, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip kesimlerini birbirine karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden ya da bir kesimi aşağılayan herhangi bir kişiyi, failin sıfatına bakılmaksızın cezalandıran genel bir hükümdür.

İki madde arasındaki temel fark, korunan ilişkinin yönüdür. TCK 219, dini görevlinin devlet otoritesine (hükümete, kanunlara) karşı kınama veya itaatsizlik telkinini; TCK 216 ise toplumun farklı kesimleri arasındaki kin ve düşmanlığı konu alır. Bir dini görevlinin, görevini icra ederken hem hükümeti kınayan hem de ayrı bir toplumsal kesime yönelik kin ve düşmanlık telkin eden bir konuşma yapması hâlinde, iki farklı hukuki değer (devlet otoritesine itaat ile toplumsal kesimler arası barış) aynı anda ihlal edildiğinden, somut olayın koşullarına göre gerçek içtima kuralları çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekebilir; bu, TCK 217 ile TCK 219/2 arasındaki özel norm-genel norm ilişkisinden farklı bir içtima ihtimalidir, çünkü iki madde farklı hukuki değerleri korumaktadır.

Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs. Suç, beyanın aleni hale gelmesiyle tamamlanır; muhatapların bundan etkilenmesi aranmaz. Bu nedenle teşebbüse elverişliliği tartışmalıdır. Üçüncü fıkradaki zorlama ve ikna hâlinde ise hareketin bölünebilmesi nedeniyle teşebbüs daha kolay düşünülebilir.

İştirak. Özgü suç niteliği gereği, yalnızca kanunda sayılan sıfatı taşıyan kişiler fail olabilir. Bu sıfatı taşımayan kişiler suça azmettiren veya yardım eden olarak katılabilir; birlikte hareket etmiş olsalar dahi müşterek fail sayılmazlar.

İçtima. Aynı karar kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan beyanlar, koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir. Dördüncü fıkra ise özel bir içtima kuralı niteliğindedir: sıfattan yararlanarak işlenen başka suçlarda, o suçun cezası artırılarak uygulanır.

Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar

Ceza aralıklarının düşük olması nedeniyle bu maddede hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi kurumları sıklıkla gündeme gelir. Birinci fıkra bakımından sonuç cezanın bir yıl veya altında kalması halinde kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi de mümkün olabilir.

Ancak ikinci ve üçüncü fıkralarda öngörülen görevden yasaklanma, cezanın miktarından bağımsız olarak doğan ayrı bir sonuçtur ve mesleki hayat bakımından belirleyici olabilir. Bu nedenle bu fıkralar kapsamındaki isnatlarda savunmanın erken aşamada planlanması özellikle önem taşır. Mahkûmiyet halinde ayrıca güvenlik tedbirleri ile belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma gündeme gelebilir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.

Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.

Görevli mahkeme, her iki fıkra bakımından da asliye ceza mahkemesidirDava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca sekiz yıldır; mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süre, beyanın gerçekleştiği andan itibaren işlemeye başlar. Failin kamu görevlisi sıfatı taşıması halinde, soruşturma bakımından özel bir izin usulünün uygulanıp uygulanmayacağı somut göreve ve ilgili mevzuata göre ayrıca değerlendirilir.

Sürecin İşleyişi ve Savunma

Bu tür soruşturmalar genellikle bir ihbar ya da bir kaydın incelenmesi üzerine başlar. Dosyanın merkezinde çoğunlukla bir konuşmanın kaydı veya çözümü bulunur; bu nedenle beyanın tam metninin, bağlamının ve hangi ortamda dile getirildiğinin doğru biçimde ortaya konması belirleyicidir.

Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır: failin kanunda sayılan sıfatı taşıyıp taşımadığı ve bu sıfatın Diyanet bağlantılı olup olmadığının önem taşımadığı; fiilin görevin ifası sırasında mı yoksa görevden bağımsız bir bağlamda mı gerçekleştiği (birinci fıkra bakımından belirleyicidir); ikinci fıkra yönünden sıfattan yararlanma unsurunun bulunup bulunmadığı; beyanın kınama ve küçük düşürme niteliğine ulaşıp ulaşmadığı, yoksa eleştiri veya görüş açıklama düzeyinde mi kaldığı; ve fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı.

Delil yönünden ise kaydın bütünlüğü ve çözümünün doğruluğu ayrıca tartışılabilir. Kısa bir bölümü kaydedilmiş ya da bağlamından koparılmış bir konuşmanın, bütünü içinde farklı bir anlam taşıması mümkündür; bu nedenle konuşmanın tamamının dosyaya kazandırılması savunma bakımından önem taşır. Kaydın kim tarafından, hangi koşullarda ve hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği de değerlendirilmesi gereken bir başka başlıktır.

Bu değerlendirmelerin tamamı dosyanın somut içeriğine bağlıdır. Böyle bir isnatla karşılaştığınızda, özellikle görevden yasaklanma sonucu doğurabilecek fıkralar bakımından, ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz sürecin doğru yönetilmesi bakımından önem taşır; ceza yargılamasında sunduğumuz müdafilik desteği hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri yazımıza bakabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma suçunun cezası nedir?

Ceza fıkraya göre değişir. TCK 219/1 kapsamında bir aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür; hâkim bunlardan yalnızca birine hükmedebilir. TCK 219/2 kapsamında ise üç aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasının yanı sıra, ilgili görevi yapmaktan sürekli veya geçici olarak yasaklanmaya da hükmolunur.

Bu suçu kimler işleyebilir?

Madde, faili yalnızca imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini görevi bulunan kişiler olarak öngörmüştür; bu yönüyle özgü suç niteliğindedir. Bu sıfatı taşımayan bir kişi suçun faili olamaz, ancak azmettiren veya yardım eden olarak suça iştirak edebilir.

“Takbih ve tezyif” ne anlama gelir?

Takbih kınamak ve ayıplamak, tezyif ise küçük düşürmek ve değersizleştirmek anlamına gelir. Madde 1926 tarihli mülga kanundan büyük ölçüde değişmeden aktarıldığı için bu tür eski terimleri korumaktadır. Metinde geçen diğer terimlerden bilistifade yararlanarak, icbar zorlama, salahiyet yetki, müebbeden sürekli olarak, muvakkaten ise geçici olarak anlamındadır.

Görev dışında söylenen sözler bu suça girer mi?

TCK 219/1, fiilin görevin ifası sırasında gerçekleşmesini arar; görev dışında, görevden bağımsız bir bağlamda dile getirilen görüşler bu fıkra kapsamına girmez. TCK 219/2 ise görev anıyla sınırlı değildir, ancak failin bu sıfatından yararlanarak hareket etmiş olmasını arar. Bu ayrım, somut olayda hangi fıkranın uygulanacağını belirleyen temel ölçütlerden biridir.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

TCK 219/1’de fiil bir beyan düzeyinde kalır: görev sırasında alenen hükümetin, kanunların ve hükümet icraatının kınanması ve küçük düşürülmesi. TCK 219/2’de ise muhatapların itaatsizliğe yöneltilmesi, yani tahrik ve teşvik söz konusudur. İkinci fıkranın cezası daha ağırdır ve ayrıca görevden yasaklanma sonucunu da doğurur.

Bu suç şikâyete tabi midir, hangi mahkeme bakar?

TCK 219 şikâyete tabi değildir; savcılık fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir ve dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Ayrıca bu madde, TCK 218’deki basın-yayın artırımı ile eleştiri istisnasının kapsamı dışındadır.

Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olmayan bağımsız bir vaiz veya cemaat lideri bu suçun faili olabilir mi?

Evet. TCK 219, failin memuriyet statüsünü değil, fiilen yürütülen dini görevi esas alır. Maddenin rahip ve haham gibi Diyanet’e bağlı olmayan dini görevlileri de fail olarak sayması, memuriyet sıfatının aranmadığını göstermektedir. Bu nedenle Diyanet’e bağlı olmayan bağımsız bir vaiz veya bir cemaatin tanınmış dini lideri de, madde metnindeki sıfatlardan birine denk düşen bir görevi fiilen yürütüyorsa TCK 219 bakımından fail olabilir.

Cuma hutbesinde veya vaazda hükümetin eleştirilmesi her zaman bu suçu oluşturur mu?

Hayır. TCK 219/1, yalnızca kınama ve küçük düşürme niteliğine ulaşan beyanları cezalandırır; bir uygulamanın eleştirilmesi veya bir konuda görüş açıklanması, bu düzeye ulaşmadığı sürece suç oluşturmaz. Düşünce açıklama özgürlüğünün genel güvenceleri bu değerlendirmede gözetilir ve eleştiri ile kınama-küçük düşürme arasındaki sınır, beyanın somut içeriğine göre belirlenir.

TCK 219/2’deki görevden yasaklanma kararını hangi makam verir, memuriyetten çıkarmayla aynı şey midir?

Görevden yasaklanmaya, TCK 219/2 kapsamındaki mahkûmiyetle birlikte ceza mahkemesi resen hükmeder; bu, disiplin hukuku kapsamındaki memuriyetten çıkarma kararından ayrı, doğrudan ceza mahkemesi kararıyla doğan bir sonuçtur. Mahkeme, mahkûmiyete hükmettiğinde bu yasaklamaya da hükmetmek zorundadır; ceza miktarından bağımsız olarak uygulanır.

TCK 219 ile TCK 216 (halkı kin ve düşmanlığa tahrik) aynı olayda birlikte uygulanabilir mi?

Evet, koşulları varsa mümkündür. TCK 219, dini görevlinin devlet otoritesine karşı kınama veya itaatsizlik telkinini; TCK 216 ise toplumun farklı kesimleri arasındaki kin ve düşmanlığı konu alır. Bir konuşmada her iki hukuki değer de ayrı ayrı ihlal edilmişse, somut olayın koşullarına göre gerçek içtima kuralları çerçevesinde değerlendirme yapılabilir.

Bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi uygulanabilir mi?

Ceza aralıklarının düşük olması nedeniyle her iki kurum da TCK 219 kapsamında sıklıkla gündeme gelir; uygulanıp uygulanmayacağı failin geçmişi, somut ceza miktarı ve kanundaki genel koşullara bağlıdır. Ancak TCK 219/2 ve 219/3’teki görevden yasaklanma, bu kurumların uygulanmasından bağımsız olarak, mahkûmiyetle birlikte ayrıca doğan bir sonuçtur.

Maddenin 1926 tarihli düzenlemeyle ve laiklik ilkesiyle bağlantısı nedir?

TCK 219’un kökeni, 1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’na kadar uzanır ve hüküm, 2005’te yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’a büyük ölçüde değiştirilmeden aktarılmıştır. Madde, din hizmetlerinin devletin gözetim ve denetimi altında, laik bir çerçevede yürütülmesi esasının ceza hukukundaki bir yansımasıdır; dini görevlinin toplum üzerindeki etkisinin devlet otoritesine karşı itaatsizlik telkini için kullanılmasını önlemeyi amaçlar.

Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçu Bakımından Sonuç

Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma suçu (TCK 219), yalnızca dini görevi bulunan kişilerin işleyebileceği bir özgü suçtur. Birinci fıkra görev sırasında yapılan aleni kınama ve küçük düşürmeyi, ikinci fıkra ise bu sıfattan yararlanarak halkı itaatsizliğe tahrik etmeyi cezalandırır; ikinci fıkra hem ceza hem de görevden yasaklanma bakımından belirgin biçimde ağırdır. Maddenin eski dili, unsurların sadeleştirilerek okunmasını gerektirir.

Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi, benzer yapıdaki genel hüküm için kanunlara uymamaya tahrik (TCK 217) yazımızı inceleyebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

2 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir