İçindekiler
Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 219. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Madde, dini görevi bulunan kişilerin görevlerini yerine getirirken ya da bu sıfatlarından yararlanarak belirli beyanlarda bulunmalarını cezalandırır.
Bu madde, bölümün fail bakımından en dar kapsamlı hükmüdür: yalnızca kanunda sayılan dini görevlileri fail olarak öngörür. Ayrıca metni, 1926 tarihli mülga kanundan büyük ölçüde değişmeden aktarıldığı için bugün pek çok okuyucu için anlaşılması güç terimler içerir. Bu yazıda maddenin dilini sadeleştirerek unsurlarını, fıkralar arasındaki farkları, cezasını ve yargılama sürecini ele alıyoruz.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
TCK 219, beş fıkradan oluşur. Özetle: imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini görevi bulunan kişilerden birinin görevini yerine getirirken alenen hükümet idaresini, Devlet kanunlarını ve hükümet icraatını kınaması ve küçük düşürmesi birinci fıkrada; aynı kişilerin bu sıfatlarından yararlanarak halkı kanunlara veya hükümet emirlerini yerine getirmeye ya da bir memuru görevinin gereğine karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik etmesi ikinci fıkrada düzenlenir. Üçüncü fıkra, kişileri kazanılmış haklara aykırı davranmaya zorlama veya ikna etme hâlini; dördüncü ve beşinci fıkralar ise bu sıfattan yararlanılarak başka bir suç işlenmesi durumundaki artırımı ve sınırını düzenler.
Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Kanun koyucu, dini görevin ifası sırasında kurulan iletişimin özel etkisini gözeterek, bu ilişkinin devlet düzenine karşı itaatsizlik telkin etmek için kullanılmasını ayrıca cezalandırmıştır. Madde, dini inançları veya din görevliliği mesleğini değil, bu görevin belirli biçimlerde kullanılmasını konu alır.
Hükmün kaynağı 1926 tarihli mülga Türk Ceza Kanunu’dur. 2004 yılında kabul edilen yürürlükteki kanuna alınırken metin büyük ölçüde korunmuş, dili sadeleştirilmemiştir. Bu nedenle madde, Türk Ceza Kanunu’nun bugünkü diline en uzak hükümlerinden biridir. Uygulamada bu durum, metnin önce günümüz Türkçesine çevrilerek okunmasını ve unsurların bu sadeleştirilmiş metin üzerinden belirlenmesini gerektirir.
Maddenin Dili: Eski Terimlerin Günümüz Türkçesindeki Karşılıkları
Maddenin anlaşılmasının önündeki ilk engel dilidir. Aşağıdaki tablo, metinde geçen terimlerin bugünkü karşılıklarını göstermektedir.
| Metindeki terim | Günümüz Türkçesi |
|---|---|
| Takbih | Kınama, ayıplama |
| Tezyif | Küçük düşürme, değersizleştirme |
| Bilistifade | Yararlanarak |
| İcbar | Zorlama |
| Nizam | Düzenleme, yönetmelik |
| Salahiyet | Yetki |
| Müebbeden / muvakkaten | Sürekli olarak / geçici olarak |
| Memnuiyet | Yasaklanma |
| Cürüm | Suç |
| Bala / baladaki | Yukarı / yukarıdaki |
| Nazarıitibara almak | Dikkate almak |
Bu sadeleştirmeyle okunduğunda madde, karmaşık görünümünü büyük ölçüde yitirir: birinci fıkra “görevini yaparken alenen hükümeti ve kanunları kınayan ve küçük düşüren”, ikinci fıkra ise “bu sıfatından yararlanarak halkı itaatsizliğe tahrik eden” din görevlisini cezalandırmaktadır.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunda Fail: Suçun Özgü Suç Niteliği
TCK 219, özgü suç kavramının en belirgin örneklerinden biridir. Suçun faili yalnızca kanunda sayılan kişiler olabilir: imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini görevi bulunan kişiler. Maddedeki sayım örnekleyicidir; belirtilen sıfatlara denk düşen dini görev yürüten kişiler de kapsamdadır.
Bu niteliğin iki önemli sonucu vardır. Birincisi, bu sıfatı taşımayan bir kişi bu suçun faili olamaz; aynı beyanları bir başkası yaptığında, koşulları varsa başka hükümler bakımından değerlendirme yapılır. İkincisi, sıfat taşımayan kişiler suça şerik (azmettiren veya yardım eden) olarak katılabilir; özgü suçlarda iştirakin genel kuralı budur. Ayrıntılar için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
Mağdur ise toplumun kendisidir; korunan değer kamu barışı olduğundan belirli bir kişinin zarar görmesi aranmaz. Yalnızca üçüncü fıkrada, zorlama veya iknaya muhatap olan belirli bir kişinin varlığı aranır; bu fıkra bakımından o kişi doğrudan etkilenen taraf konumundadır. Diğer fıkralarda ise fiil, belirli bir kişiye değil topluma yönelmiştir ve suçtan doğrudan zarar gören bir birey bulunmaz.
TCK 219/1: Görev Sırasında Hükümeti ve Kanunları Kınama
Birinci fıkra, dini görevlilerden birinin görevini yerine getirirken alenen hükümet idaresini, Devlet kanunlarını ve hükümet icraatını kınaması ve küçük düşürmesini cezalandırır. Öngörülen yaptırım bir aydan bir yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır; hâkim bu cezalardan yalnızca birine de hükmedebilir.
Fıkranın iki sınırlayıcı unsuru vardır. Birincisi zaman ve bağlam: fiilin, görevin ifası sırasında gerçekleşmesi gerekir. Görev dışında, kişisel bir ortamda ya da görevden bağımsız bir bağlamda dile getirilen görüşler bu fıkra kapsamına girmez. İkincisi aleniyet: beyanın belirsiz sayıda kişinin duyabileceği biçimde yapılması aranır.
Üçüncü ve uygulamada en önemli sınır ise fiilin niteliğine ilişkindir. Fıkra, “kınama ve küçük düşürme”yi cezalandırır. Bir uygulamanın eleştirilmesi, bir düzenlemenin isabetli bulunmadığının belirtilmesi ya da bir konuda görüş açıklanması, beyan küçük düşürücü bir nitelik kazanmadıkça bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Düşünce açıklama özgürlüğünün genel güvenceleri bu değerlendirmede gözetilir.
Fıkrada sayılan üç konu — hükümet idaresi, Devlet kanunları ve hükümet icraatı — beyanın yöneldiği alanı belirler. Hükümet idaresi yürütmenin genel işleyişini, Devlet kanunları yürürlükteki yasal düzenlemeleri, hükümet icraatı ise yürütmenin somut işlem ve uygulamalarını ifade eder. Bu üç alanın dışında kalan konulara ilişkin beyanlar fıkra kapsamına girmez; örneğin toplumsal, ahlaki veya dini içerikli genel değerlendirmeler, sayılan konulardan birine yönelmediği sürece bu hüküm bakımından değerlendirilmez.
TCK 219/2: Sıfattan Yararlanarak İtaatsizliğe Tahrik
İkinci fıkra, birinci fıkradan hem fiil hem de yaptırım bakımından belirgin biçimde ağırdır. Burada cezalandırılan, dini görevlinin bu sıfatından yararlanarak; hükümetin idaresini, kanunları, düzenlemeleri, emirleri ya da bir dairenin görev ve yetkisini kınayıp küçük düşürmesi veya halkı kanunlara ya da hükümet emirlerini yerine getirmeye ya da bir memuru görevinin gereğine karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik etmesidir.
İki fıkra arasındaki temel fark şudur: birinci fıkrada fiil bir beyan düzeyinde kalırken, ikinci fıkrada muhatapları belirli bir davranışa — itaatsizliğe — yöneltme söz konusudur. Ayrıca birinci fıkra fiilin görev sırasında işlenmesini ararken, ikinci fıkra sıfattan yararlanılmasını arar; bu, görev anıyla sınırlı olmayan daha geniş bir bağlamdır.
Yaptırım da buna göre ağırlaşır: üç aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası. Buna ek olarak, ilgili görevi fiilen yapmaktan ve bu görevin sağladığı menfaat ve gelirlerden sürekli veya geçici olarak yasaklanmaya da hükmolunur. Bu meslekten yasaklanma sonucu, maddenin uygulamadaki en ağır yönüdür ve mahkûmiyetin ceza miktarından bağımsız olarak doğurduğu bir sonuçtur.
TCK 219/3, 4 ve 5: Diğer Hâller
Üçüncü fıkra. Dini görevlilerden birinin, kendi sıfatından yararlanarak bir kimseyi kanuna göre kazanılmış haklara aykırı iş ve sözlerde bulunmaya zorlaması veya ikna etmesi hâlinde de ikinci fıkradaki ceza uygulanır. Burada hedef toplum değil, belirli bir kişidir; fiil, o kişinin hukuken kazanılmış haklarına aykırı davranmaya yöneltilmesidir. Zorlama (icbar) ile ikna, iki ayrı seçimlik hareket olarak öngörülmüştür. Zorlamada muhatabın iradesi baskı altına alınırken, iknada muhatap kendi rızasıyla hareket etmeye yöneltilir; her iki hâlde de failin dini sıfatının sağladığı etkiyi kullanmış olması aranır.
Dördüncü fıkra. Bu kişilerden biri dini sıfatından yararlanarak birinci fıkrada yazılı fiillerden başka bir suç işlerse, o suç için kanunda öngörülen ceza altıda bir oranında artırılarak uygulanır. Bu, bağımsız bir suç tanımı değil, genel nitelikte bir artırım hükmüdür.
Beşinci fıkra. Dördüncü fıkradaki artırımın sınırını çizer: eğer kanun, ilgili suç bakımından bu sıfatı zaten dikkate almışsa ayrıca artırım yapılmaz. Bu hüküm, aynı olgunun iki kez cezayı ağırlaştırmasını önleyen bir güvencedir ve ceza hukukundaki mükerrer değerlendirme yasağının bir görünümüdür.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunda Manevi Unsur: Kast
Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, beyanının kınama ve küçük düşürme niteliği taşıdığını (f.1) ya da muhatapları itaatsizliğe yönelttiğini (f.2) bilmesi ve bunu istemesi gerekir.
Madde, özel bir amaç veya saik aramaz. Ancak ikinci ve üçüncü fıkralarda “sıfattan yararlanma” unsurunun bulunması, failin bu sıfatın sağladığı etkiyi bilerek kullandığının ortaya konmasını gerektirir. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunun Cezası
| Fıkra | Fiil | Yaptırım |
|---|---|---|
| 219/1 | Görev sırasında alenen kınama ve küçük düşürme | 1 ay-1 yıl hapis ve adli para cezası (veya yalnızca biri) |
| 219/2 | Sıfattan yararlanarak itaatsizliğe tahrik ve teşvik | 3 ay-2 yıl hapis ve adli para cezası + görevden yasaklanma |
| 219/3 | Kazanılmış haklara aykırı davranmaya zorlama veya ikna | 219/2’deki yaptırım |
| 219/4 | Sıfattan yararlanarak başka bir suç işleme | O suçun cezası + altıda bir artırım |
Birinci fıkrada hapis ve adli para cezası birlikte öngörülmüş, ancak hâkime yalnızca birine hükmetme imkânı da tanınmıştır. Bu yönüyle madde, bölümde seçimlik yaptırım içeren iki hükümden biridir; diğeri TCK 217‘dir.
TCK 218’in Bu Maddeyi Kapsamaması
Uygulamada sıkça gözden kaçan bir nokta şudur: kamu barışına karşı suçlar bölümündeki ortak hüküm olan TCK 218, basın ve yayın yoluyla işlenme halinde ceza artırımı ile haber verme ve eleştiri istisnasını düzenlerken “yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçlar” ifadesini kullanır. Bu ifade, yalnızca kendisinden önce gelen md. 213 ila 217/A arasındaki suçları kapsar.
TCK 219, TCK 218’den sonra geldiğinden bu ortak hükmün kapsamı dışındadır. Bunun iki sonucu vardır: fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi bu maddede özel bir artırım nedeni değildir; ve TCK 218’deki “haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” istisnası da doğrudan bu madde bakımından uygulanmaz. Bununla birlikte düşünce açıklama özgürlüğüne ilişkin anayasal güvenceler, maddenin yorumlanmasında elbette gözetilir.
TCK 217 (Kanunlara Uymamaya Tahrik) ile İlişkisi
TCK 219/2 ile TCK 217 arasında yakın bir benzerlik vardır: her ikisi de halkın kanunlara ya da yükümlülüklere uymamaya yöneltilmesini konu alır. Aradaki fark, failin sıfatı ve fiilin işlenme biçimidir.
TCK 217 herkes tarafından işlenebilen genel bir hükümdür ve tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar. TCK 219/2 ise yalnızca dini görevlilerin, bu sıfatlarından yararlanarak işleyebileceği özel bir hükümdür ve metninde elverişlilik şartı yer almaz. Aynı fiil her iki maddenin kapsamına girdiğinde, özel hüküm niteliğindeki TCK 219/2’nin uygulanması gerektiği kabul edilir; bu, içtima kurallarındaki özel norm-genel norm ilişkisinin bir görünümüdür.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. Suç, beyanın aleni hale gelmesiyle tamamlanır; muhatapların bundan etkilenmesi aranmaz. Bu nedenle teşebbüse elverişliliği tartışmalıdır. Üçüncü fıkradaki zorlama ve ikna hâlinde ise hareketin bölünebilmesi nedeniyle teşebbüs daha kolay düşünülebilir.
İştirak. Özgü suç niteliği gereği, yalnızca kanunda sayılan sıfatı taşıyan kişiler fail olabilir. Bu sıfatı taşımayan kişiler suça azmettiren veya yardım eden olarak katılabilir; birlikte hareket etmiş olsalar dahi müşterek fail sayılmazlar.
İçtima. Aynı karar kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan beyanlar, koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir. Dördüncü fıkra ise özel bir içtima kuralı niteliğindedir: sıfattan yararlanarak işlenen başka suçlarda, o suçun cezası artırılarak uygulanır.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunda Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
Ceza aralıklarının düşük olması nedeniyle bu maddede hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi kurumları sıklıkla gündeme gelir. Birinci fıkra bakımından sonuç cezanın bir yıl veya altında kalması halinde kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi de mümkün olabilir.
Ancak ikinci ve üçüncü fıkralarda öngörülen görevden yasaklanma, cezanın miktarından bağımsız olarak doğan ayrı bir sonuçtur ve mesleki hayat bakımından belirleyici olabilir. Bu nedenle bu fıkralar kapsamındaki isnatlarda savunmanın erken aşamada planlanması özellikle önem taşır. Mahkûmiyet halinde ayrıca güvenlik tedbirleri ile belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma gündeme gelebilir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
Görevli mahkeme, her iki fıkra bakımından da asliye ceza mahkemesidir. Dava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca sekiz yıldır; mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süre, beyanın gerçekleştiği andan itibaren işlemeye başlar. Failin kamu görevlisi sıfatı taşıması halinde, soruşturma bakımından özel bir izin usulünün uygulanıp uygulanmayacağı somut göreve ve ilgili mevzuata göre ayrıca değerlendirilir.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçunda Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar genellikle bir ihbar ya da bir kaydın incelenmesi üzerine başlar. Dosyanın merkezinde çoğunlukla bir konuşmanın kaydı veya çözümü bulunur; bu nedenle beyanın tam metninin, bağlamının ve hangi ortamda dile getirildiğinin doğru biçimde ortaya konması belirleyicidir.
Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır: failin kanunda sayılan sıfatı taşıyıp taşımadığı; fiilin görevin ifası sırasında mı yoksa görevden bağımsız bir bağlamda mı gerçekleştiği (birinci fıkra bakımından belirleyicidir); ikinci fıkra yönünden sıfattan yararlanma unsurunun bulunup bulunmadığı; beyanın kınama ve küçük düşürme niteliğine ulaşıp ulaşmadığı, yoksa eleştiri veya görüş açıklama düzeyinde mi kaldığı; ve fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı.
Delil yönünden ise kaydın bütünlüğü ve çözümünün doğruluğu ayrıca tartışılabilir. Kısa bir bölümü kaydedilmiş ya da bağlamından koparılmış bir konuşmanın, bütünü içinde farklı bir anlam taşıması mümkündür; bu nedenle konuşmanın tamamının dosyaya kazandırılması savunma bakımından önem taşır. Kaydın kim tarafından, hangi koşullarda ve hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği de değerlendirilmesi gereken bir başka başlıktır.
Bu değerlendirmelerin tamamı dosyanın somut içeriğine bağlıdır. Böyle bir isnatla karşılaştığınızda, özellikle görevden yasaklanma sonucu doğurabilecek fıkralar bakımından, ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz sürecin doğru yönetilmesi bakımından önem taşır; ceza yargılamasında sunduğumuz müdafilik desteği hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma suçunun cezası nedir?
Ceza fıkraya göre değişir. TCK 219/1 kapsamında bir aydan bir yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülmüştür; hâkim bunlardan yalnızca birine de hükmedebilir. TCK 219/2 kapsamında ise üç aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasının yanı sıra, ilgili görevi yapmaktan sürekli veya geçici olarak yasaklanmaya da hükmolunur.
Bu suçu kimler işleyebilir?
Madde, faili yalnızca imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini görevi bulunan kişiler olarak öngörmüştür; bu yönüyle özgü suç niteliğindedir. Bu sıfatı taşımayan bir kişi suçun faili olamaz, ancak azmettiren veya yardım eden olarak suça iştirak edebilir.
“Takbih ve tezyif” ne anlama gelir?
Takbih kınamak ve ayıplamak, tezyif ise küçük düşürmek ve değersizleştirmek anlamına gelir. Madde 1926 tarihli mülga kanundan büyük ölçüde değişmeden aktarıldığı için bu tür eski terimleri korumaktadır. Metinde geçen diğer terimlerden bilistifade yararlanarak, icbar zorlama, salahiyet yetki, müebbeden sürekli olarak, muvakkaten ise geçici olarak anlamındadır.
Görev dışında söylenen sözler bu suça girer mi?
Birinci fıkra, fiilin görevin ifası sırasında gerçekleşmesini arar; görev dışında, görevden bağımsız bir bağlamda dile getirilen görüşler bu fıkra kapsamına girmez. İkinci fıkra ise görev anıyla sınırlı değildir, ancak failin bu sıfatından yararlanarak hareket etmiş olmasını arar. Bu ayrım, somut olayda hangi fıkranın uygulanacağını belirleyen temel ölçütlerden biridir.
Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?
Birinci fıkrada fiil bir beyan düzeyinde kalır: görev sırasında alenen hükümetin, kanunların ve hükümet icraatının kınanması ve küçük düşürülmesi. İkinci fıkrada ise muhatapların itaatsizliğe yöneltilmesi, yani tahrik ve teşvik söz konusudur. İkinci fıkranın cezası daha ağırdır ve ayrıca görevden yasaklanma sonucunu da doğurur.
Bu suç şikâyete tabi midir, hangi mahkeme bakar?
Suç şikâyete tabi değildir; savcılık fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir ve dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Ayrıca bu madde, TCK 218’deki basın-yayın artırımı ile eleştiri istisnasının kapsamı dışındadır.
Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma Suçu Bakımından Sonuç
Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma suçu (TCK 219), yalnızca dini görevi bulunan kişilerin işleyebileceği bir özgü suçtur. Birinci fıkra görev sırasında yapılan aleni kınama ve küçük düşürmeyi, ikinci fıkra ise bu sıfattan yararlanarak halkı itaatsizliğe tahrik etmeyi cezalandırır; ikinci fıkra hem ceza hem de görevden yasaklanma bakımından belirgin biçimde ağırdır. Maddenin eski dili, unsurların sadeleştirilerek okunmasını gerektirir.
Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi, benzer yapıdaki genel hüküm için kanunlara uymamaya tahrik (TCK 217) yazımızı inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Bir Yorum