İçindekiler
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 234. maddesinde düzenlenen ve aile düzenine karşı suçlar bölümünün son maddesidir. Suçun temel hâli (1. fıkra) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; fiilin cebir veya tehditle işlenmesi ya da çocuğun on iki yaşını bitirmemiş olması hâlinde (2. fıkra, nitelikli hâl) bu ceza bir kat artırılır. Kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında tutma fiili (3. fıkra) de ayrıca üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörür ve şikâyete tabidir.
Madde; velayet yetkisi elinden alınmış ana-baba veya belirli kan hısımlarının bir çocuğu velisinin yanından kaçırmasını ya da alıkoymasını (birinci ve ikinci fıkra) ve evi terk eden bir çocuğu ailesini haberdar etmeden yanında tutmayı (üçüncü fıkra) cezalandırır. Bu yazıda çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu, özellikle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan (TCK 109) farkını ve boşanma sonrası velayet uyuşmazlıklarındaki yerini hukuki çerçevede ele alıyoruz.
Bu madde, çoğunlukla boşanma sonrası velayet uyuşmazlıklarında; çocuğun zamanında teslim edilmediği veya izinsiz alınıp götürüldüğü durumlarda gündeme gelir. Anlatım boyunca anne ile baba arasında hiçbir ön yargılı ayrım yapılmamakta, her iki ebeveynin de duruma göre mağdur ya da şüpheli olabileceği gözetilmektedir. İçerik yalnızca hukuki çerçeve (unsur, ceza, usul ve içtihat) düzeyinde tutulmakta; bir çocuğun nasıl alıkonulacağına ya da velayet kararlarından nasıl kaçınılacağına dair hiçbir yönlendirme içermemektedir.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu Nedir? (TCK 234)
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu, bir çocuğun, onun üzerinde velayet, vesayet veya bakım-gözetim yetkisi bulunan kişinin yanından hukuka aykırı biçimde uzaklaştırılmasını veya bu kişiye teslim edilmemesini yaptırıma bağlar. Suçun bu bölümde yer almasının nedeni, korunan değerin çocuğun bizzat hareket özgürlüğü değil, aile düzeni ve velayet-vesayet ilişkisinden doğan yetkiler olmasıdır. Bu ayrım, maddenin bütününü anlamanın anahtarıdır.
Madde üç fıkradan oluşur ve fail sıfatı bakımından iki farklı yapıyı bir arada barındırır: birinci ve ikinci fıkralar belirli kişilerce işlenebilen özgü suçlar iken, üçüncü fıkra herkes tarafından işlenebilen bir suçtur. Bu farkın doğru kavranması, maddenin uygulanmasında belirleyicidir.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu ile Korunan Hukuki Değer: Velayet Hakkı
Bu maddede korunan hukuki değer, velayet veya vesayet hakkına sahip kişinin çocuk üzerindeki bakım, gözetim, eğitim ve kişisel ilişki kurma hakkıdır. Yani madde, çocuğun kendi özgürlüğünü değil, çocuğa ilişkin velayet düzenini korur. Bu nokta, maddeyi “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümündeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan (TCK 109) ayıran temel özelliktir.
Bu yaklaşımın doğrudan bir sonucu vardır: suçun mağduru çocuk değil, velayet hakkı ihlal edilen ana, baba veya vasidir; çocuk ise suçun maddi konusunu oluşturur. Bu tespit, ceza sorumluluğunun kapsamını ve suç sayısının belirlenmesini doğrudan etkiler; aşağıda ayrıca ele alınmaktadır.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçunun Maddi Unsurları ve Fıkralar
| Fıkra | Fiil | Fail | Ceza |
|---|---|---|---|
| 1. fıkra | 16 yaşını bitirmemiş çocuğu, velisinin yanından cebir/tehdit olmaksızın kaçırma veya alıkoyma | Velayeti alınmış ana-baba veya 3. dereceye kadar kan hısmı (özgü) | 3 ay – 1 yıl hapis |
| 2. fıkra | Fiilin cebir/tehditle işlenmesi veya çocuğun 12 yaşını bitirmemiş olması | Aynı (nitelikli hâl) | 1. fıkradaki ceza bir katı oranında artırılır (6 ay – 2 yıl) |
| 3. fıkra | Evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, aileyi/makamları haberdar etmeden yanında tutma | Herkes olabilir | 3 ay – 1 yıl hapis (şikâyete tabi) |
Birinci Fıkra: Velayeti Alınmış Ana-Baba veya Kan Hısmı
Birinci fıkra, velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dâhil kan hısmının, on altı yaşını bitirmemiş bir çocuğu; veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırmasını veya alıkoymasını üç aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır. Görüldüğü gibi bu fıkra, ancak belirli bir sıfata sahip kişiler (velayeti alınmış ana-baba veya üçüncü dereceye kadar kan hısmı) tarafından işlenebilen bir özgü suçtur.
Fıkrada iki seçimlik hareket yer alır: kaçırma ve alıkoyma. Kaçırma, çocuğun veli veya gözeticinin yanından fiilen uzaklaştırılmasını (yer değiştirmesini) ifade eder; genellikle ani ve tamamlanan bir harekettir. Alıkoyma ise, çocuğun teslim edilmesi gerektiği hâlde iade edilmeyerek failin yanında tutulmaya devam edilmesidir; bu, süregelen (mütemadi) bir yapı gösterir. Örneğin kişisel ilişki (görüş) hakkı çerçevesinde yanına alınan çocuğun, sürenin bitiminde iade edilmeyerek tutulması, kaçırmadan çok alıkoyma kapsamında değerlendirilir. İki hareketten birinin gerçekleşmesi suçun oluşması için yeterlidir; ancak alıkoymanın süreklilik göstermesi, suçun sona erme anını ve dolayısıyla zamanaşımının başlangıcını etkileyebilir.
Kaçırma fiili bakımından, hareketin tamamlanamaması hâlinde teşebbüs gündeme gelebilir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2012/8633 E., 2014/1292 K. Sayılı kararında, velayet yetkisi elinden alınmış babanın, özürlüler rehabilitasyon merkezinde koruma altında bulunan çocuğunu bıçakla tehdit ederek yanına aldığı, ancak kurum görevlilerinin polise haber vermesi üzerine kesintisiz takiple kurumdan yaklaşık yüz metre ileride yakalandığı bir olayda, failin çocuğu kendi hâkimiyet alanına tam olarak geçiremediği ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı; buna rağmen ilk derece mahkemesinin tamamlanmış suçtan hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2012/8633 E., 2014/1292 K., 10.02.2014 T.). Bu karar, kesintisiz takip sonucu failin çocuğu hâkimiyet alanına geçirmeden yakalandığı durumlarda tamamlanmış suç değil, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini somutlaştırmaktadır.
İkinci Fıkra: Nitelikli Hâl
İkinci fıkra, fiilin cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi ya da çocuğun henüz on iki yaşını bitirmemiş olması hâlinde cezanın bir katı oranında artırılacağını öngörür. Bu, suçun nitelikli hâlini oluşturur. Nitelikli hâl, ya fiilin işleniş biçiminden (cebir/tehdit) ya da mağdur konumundaki maddi konunun yaşının küçüklüğünden (12 yaş altı) kaynaklanır.
Nitelikli hâlin cezalandırılma usulünde dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: madde sistematiği gereği önce birinci fıkraya göre bir temel ceza belirlenmeli, ardından bu temel ceza ikinci fıkra uyarınca bir kat artırılmalıdır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, doğrudan ikinci fıkradan temel cezanın tayin ve takdir edilmesini –yani birinci fıkraya göre temel ceza belirlemeden doğrudan artırılmış ceza aralığından başlanmasını– kanuna aykırı bulmuş ve bu usul hatasını bozma nedeni saymıştır (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2012/8633 E., 2014/1292 K., 10.02.2014 T.). Pratikte bu ayrım, temel cezanın TCK 61 ölçütlerine göre hangi aralıkta (üç ay – bir yıl) belirlendiğinin ve artırımın bu belirlemenin üzerine mi yoksa doğrudan altı ay – iki yıl aralığından mı yapıldığının denetlenebilirliği açısından önemlidir.
Üçüncü Fıkra: Evi Terk Eden Çocuğu Yanında Tutma
2006 yılında 5560 sayılı Kanunla eklenen üçüncü fıkra, kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden bir çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişiyi, şikâyet üzerine üç aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırır. Bu fıkranın en önemli özelliği, failin herhangi bir kimse olabilmesidir; yani birinci ve ikinci fıkraların aksine üçüncü fıkra özgü suç değildir. Ayrıca metindeki “rızasıyla da olsa” ifadesi, çocuğun rızasının bu fıkranın oluşmasını engellemeyeceğini açıkça vurgular.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçunda Mağdur Kimdir? Çocuk mu, Velayet Hakkı Sahibi mi?
Maddenin en çok yanlış anlaşılan yönü, mağdurun kim olduğudur. Korunan değer velayet hakkı olduğundan, bu suçun mağduru çocuk değil, velayet hakkı ihlal edilen ana, baba veya vasidir; çocuk ise suçun maddi konusudur. Bu tespitin pratik sonucu, suç sayısının belirlenmesinde ortaya çıkar.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin E. 2014/8829, K. 2018/138, 09.01.2018 tarihli kararında bu ilke somutlaşır: aynı olayda birden fazla çocuğun birlikte kaçırılması hâlinde, mağdur tek bir kişi (örneğin velayet hakkı ihlal edilen anne) olduğundan tek bir suç oluşur; çocuk sayısınca ayrı mahkûmiyet verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Benzer yöndeki bir başka karar da (Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin E. 2017/10204, K. 2018/170, 10.01.2018) aynı ilkeyi teyit eder. Bu, “mağdurun çocuk değil velayet hakkı sahibi olması” ilkesinin doğrudan bir uygulamasıdır. Söz konusu kararların daire ve numara bilgilerinin, dayanılacaksa güncel resmi kaynaktan teyit edilmesi önerilir.
TCK 234 ile Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma (TCK 109) Farkı
Maddenin en önemli karşılaştırması, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuyla (TCK 109) arasındaki farktır. İki suç, korunan hukuki değer bakımından tamamen ayrılır:
- TCK 109 (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma): Bireyin hareket ve yer değiştirme özgürlüğünü korur ve “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Cezası çok daha ağırdır (bir yıldan beş yıla kadar hapis).
- TCK 234 (çocuğun kaçırılması ve alıkonulması): Aile düzenini ve velayet hakkını korur; daha hafif bir ceza (üç aydan bir yıla kadar, nitelikli hâlde bir kat artırımlı) öngörür.
Bu ayrımın pratik sonucu, failin sıfatına bağlıdır. TCK 234’ün birinci ve ikinci fıkraları özgü suç olduğundan, yalnızca velayeti alınmış ana-baba veya üçüncü dereceye kadar kan hısmı bu madde kapsamına girer. Bu sıfatı taşımayan bir kişi (örneğin velayet hakkı hiç elinden alınmamış bir ebeveyn ya da çocukla arasında bu derecede kan bağı bulunmayan bir yabancı) aynı fiili işlerse, artık TCK 234 değil, çok daha ağır cezalı TCK 109 uygulanır. Bununla birlikte Yargıtay’ın, üçüncü dereceye kadar kan hısımlarını 234. maddenin özel norm kapsamında değerlendirdiği; bu kişilerin hatalı biçimde TCK 109’a tabi tutulmasını bozma nedeni saydığı yönünde içtihadı bulunmaktadır. Hangi maddenin uygulanacağı, bu nedenle failin çocukla olan hukuki ilişkisine göre titizlikle belirlenmelidir.
Fail sıfatı bulunmayan kişilerin sorumluluğu bakımından ayrıca bir inceliğe dikkat edilmelidir: velayet hakkı bulunmayan ebeveynle birlikte hareket eden ve suçun icrasını kolaylaştıran kişi, doğrudan müşterek fail değil, yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2023/4093 E., 2024/800 K Sayılı Kararında; boşanma sonrası velayeti babaya verilen bir çocuğun, velayet hakkı bulunmayan annesi ve onunla birlikte hareket eden sanık tarafından izinsiz alınıp alıkonulduğu bir olayda, sanığın rolünün (aracıyla götürme, ikametinde barındırma) asli icra hareketlerini gerçekleştirmek değil, asıl faile (anneye) yardım etmek (TCK m. 39/2-c) niteliğinde olduğunu kabul etmiş; sanık hakkında doğrudan müşterek fail olarak ceza tayin edilmesini fazla ceza uygulaması sayarak bozmuştur. Bozma sonrası yeniden yapılan yargılamada sanığın yardım eden sıfatıyla indirimli olarak cezalandırılması, Yargıtay tarafından usul ve kanuna uygun bulunarak onanmıştır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2025/11835 E., 2026/2738 K., 25.02.2026 T.).
Çocuğun Rızası ve Zorunluluk Hâli
Çocuğun rızası bakımından madde içinde bir ayrım vardır. Birinci ve ikinci fıkralar bakımından çocuğun rızası, suçun oluşmasını engelleyen bir hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz; çünkü korunan değer çocuğun değil, velayet hakkı sahibinin hakkıdır. Üçüncü fıkrada ise durum metinde açıkça düzenlenmiştir: “rızasıyla da olsa” ifadesiyle, evi terk eden çocuğun rızası, onu yanında tutan kişi bakımından suçun oluşmasını engellemez.
Bu ilkenin, velayet yetkisi bulunmayan bir ebeveynin çocuğu hileyle teslim aldığı durumlarda da geçerli olduğu, Yargıtay tarafından açıkça teyit edilmiştir. Velayet yetkisi kendisinde bulunmayan babanın, on iki yaşından küçük çocuğunu iki gün içinde geri getireceğini vaat ederek anneanneden teslim aldıktan sonra geri getirmeyip alıkoyduğu bir olayda, ilk derece mahkemesi beraat kararı vermiş; ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2019/2810 E., 2021/807 K. Sayılı Kararında, cebir veya tehdit kullanılmasa dahi vaat/hile yoluyla çocuğun teslim alınıp geri getirilmemesinin TCK m. 234/1’in ikinci cümlesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğunu belirterek beraat kararını bozmuştur. Aynı kararda Yargıtay, suçun mağdurunun velayet hakkına sahip anne olması nedeniyle küçük çocuk vekilinin hükmü temyize hakkı bulunmadığına da hükmetmiştir — bu, mağdurun çocuk değil velayet hakkı sahibi olduğu ilkesinin usul hukukundaki doğrudan bir yansımasıdır.
Öte yandan, hukuka uygunluk nedenleri ve kusurluluğu etkileyen hâller bağlamında zorunluluk hâli (TCK 25/2) gündeme gelebilir. Örneğin bir çocuğun somut ve acil bir şiddet veya istismar riskinden uzaklaştırılması amacıyla alınan tedbirler, somut olayda değerlendirilebilir. Ancak zorunluluk hâlinin kabulü, mutlaka gerçek, somut ve acil bir tehlikenin varlığına bağlıdır; genel bir kaygı veya velayet uyuşmazlığındaki anlaşmazlık, tek başına bu kapsamda değerlendirilmez. Böyle bir durumda izlenmesi gereken hukuki yol, çocuğu tek taraflı alıkoymak değil, yetkili makamlara ve mahkemeye başvurmaktır.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçunda Şikâyet ve Uzlaştırma: Birbirinden Bağımsız İki Ölçüt
Bu maddede, çoğu zaman birbirine karıştırılan iki ayrı usul ölçütü söz konusudur: şikâyet şartı ile uzlaştırma kapsamı. Bunlar birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.
- Şikâyet bakımından: Birinci ve ikinci fıkralar resen soruşturulur; yalnızca üçüncü fıkra şikâyete tabidir.
- Uzlaştırma bakımından: Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesindeki uzlaştırma katalog listesi, şikâyet şartından bağımsız olarak TCK 234’ün tamamını (yalnızca üçüncü fıkrayı değil) kapsar.
Bunun pratik sonucu şudur: birinci ve ikinci fıkralar resen soruşturulsa dahi, katalog suç olmaları nedeniyle uzlaştırma prosedürü uygulanır. Yani bir suçun resen soruşturuluyor olması, onun uzlaştırma kapsamı dışında olduğu anlamına gelmez; bu iki ölçüt farklıdır. Bazı ikincil kaynaklarda şikâyet rejimine ilişkin hatalı görünen ifadelere rastlanabildiğinden, somut bir olayda madde metninin ve güncel CMK 253 listesinin doğrudan esas alınması önerilir.
İİK 341 ile İlişki: Tamamlayıcı Bir Mekanizma
Velayet ve kişisel ilişki (çocukla şahsi münasebet) kararlarına uyulmaması, yalnızca TCK 234 ile değil, İcra ve İflas Kanunu’nun 341. maddesindeki ayrı bir mekanizmayla da yaptırıma bağlanabilir. Bu hüküm, çocuk teslimine veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararlarına aykırı davranan kişi hakkında tazyik hapsi öngörür. Bu, bir önceki maddede (TCK 233) nafaka ödememeye ilişkin İİK m. 344 ile kurulan yapıya benzer bir tamamlayıcı düzenlemedir.
Dolayısıyla çocuğun teslim edilmemesi veya kişisel ilişki kararına uyulmaması hâlinde, koşullarına göre hem ceza hukuku (TCK 234) hem de icra hukuku (İİK 341 tazyik hapsi) yolu ayrı ayrı gündeme gelebilir. İki mekanizmanın niteliği farklıdır: tazyik hapsi kararın yerine getirilmesine zorlamayı amaçlayan bir icra tedbiriyken, TCK 234 gerçek bir cezai yaptırımdır. Hangi yola başvurulacağı, somut olayın koşullarına göre uzman bir ceza avukatı ile birlikte belirlenmelidir.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçunda Manevi Unsur ve Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu yalnızca kastla işlenebilir; failin, çocuğu velisinin yanından kaçırma veya alıkoyma ya da evi terk eden çocuğu haber vermeden yanında tutma bilinç ve iradesiyle hareket etmesi gerekir.
Teşebbüs bakımından, alıkoyma ve üçüncü fıkradaki suç kesintisiz (mütemadi) veya ihmali bir yapı gösterebildiğinden, bu hâllerde teşebbüs kural olarak mümkün olmaz; kaçırma fiili bakımından ise, yukarıda aktarılan 2014 tarihli Yargıtay kararında görüldüğü gibi, failin çocuğu kendi hâkimiyet alanına geçirmeden yakalandığı durumlarda teşebbüs hükümleri uygulama alanı bulabilir.
İçtima bakımından, aynı çocuğun tek bir suç işleme kararı kapsamında birden fazla kez kaçırılması hâlinde zincirleme suç hükümleri uygulanabilir.
İştirak bakımından ise birinci ve ikinci fıkralar özgü suç olduğundan, gerekli sıfatı taşımayan kişiler ancak şerik olarak sorumlu olabilir; yukarıda aktarılan müşterek faillik-yardım etme ayrımına ilişkin içtihat da bu ilkenin somut bir uygulamasıdır. Üçüncü fıkra ise herkes tarafından işlenebildiğinden bu sınırlama onun için geçerli değildir.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçunda Soruşturma, Yaptırım ve Görevli Mahkeme
Yukarıda açıklandığı üzere, birinci ve ikinci fıkralar resen; üçüncü fıkra şikâyet üzerine soruşturulur. Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Failin çocuk olduğu hâllerde ise çocuk mahkemesi görevlidir. Öngörülen cezalar düşük olduğundan, koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi ve adli para cezasına çevirme gibi kurumlar gündeme gelebilir.
Dava zamanaşımı, öngörülen cezalar beş yılı aşmadığından kural olarak sekiz yıldır. Üçüncü fıkra bakımından ayrıca şikâyet süresine dikkat edilmelidir. Velayet uyuşmazlıklarının duygusal yoğunluğu göz önünde tutulduğunda, bu tür süreçlerde atılacak her adımın hukuki sonuçlarının önceden değerlendirilmesi ve mümkün olduğunca mahkeme ve yetkili makamlar aracılığıyla çözüm aranması önem taşır.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da çocuğun kaçırılması ve alıkonulmasına ilişkin hükümler bulunuyordu. Yürürlükteki 5237 sayılı TCK, bu suçu velayet düzenini koruma amacı ekseninde yeniden düzenlemiş; 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla eklenen üçüncü fıkrayla, evi terk eden çocuğu yanında tutma fiilini de kapsama alarak korumayı genişletmiştir. Bu ekleme, uygulamada sıkça karşılaşılan yeni bir durumu (evden ayrılan bir ergeni haber vermeden yanında tutma) düzenleyerek önemli bir boşluğu doldurmuştur.
Eski tarihli olaylarda lehe kanun değerlendirmesi gerekebilirse de, bugün işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm yürürlükteki 234. maddedir. Maddenin bu evrimi, kanun koyucunun çocuğun ve velayet düzeninin korunmasına verdiği önemin arttığını gösterir.
Sıkça Sorulan Sorular
Velayeti olmayan ebeveyn çocuğu alırsa suç olur mu?
Velayet yetkisi elinden alınmış ana veya baba, on altı yaşını bitirmemiş çocuğu velisinin yanından cebir/tehdit olmaksızın kaçırır veya alıkoyarsa TCK 234/1 uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır. Velayet hakkı hiç elinden alınmamış bir ebeveyn ya da bu dereceye girmeyen bir kişi aynı fiili işlerse, TCK 234 değil çok daha ağır cezalı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK 109) gündeme gelebilir.
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun cezası nedir?
Temel hâlde (1. fıkra) ceza üç aydan bir yıla kadar hapistir. Fiil cebir veya tehditle işlenmiş ya da çocuk on iki yaşını bitirmemişse (2. fıkra) ceza bir katı oranında artırılır. Evi terk eden çocuğu haber vermeden yanında tutma (3. fıkra) da üç aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır ve şikâyete tabidir.
Boşanmada çocuğu zamanında teslim etmemek suç mudur?
Velayet veya kişisel ilişki kararına aykırı biçimde çocuğun teslim edilmemesi, koşullarına göre hem TCK 234 kapsamında değerlendirilebilir hem de İcra ve İflas Kanunu m. 341’deki tazyik hapsi mekanizmasını gündeme getirebilir. Tazyik hapsi kararın yerine getirilmesine zorlamayı amaçlayan bir icra tedbiriyken, TCK 234 gerçek bir cezai yaptırımdır. Her olay kendi koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Bu suçta mağdur çocuk mudur?
Hayır. Bu suçta korunan değer çocuğun hareket özgürlüğü değil, velayet hakkıdır; bu nedenle mağdur, velayet hakkı ihlal edilen ana, baba veya vasidir. Çocuk ise suçun maddi konusunu oluşturur. Bu nedenle aynı olayda birden fazla çocuğun kaçırılması hâlinde, mağdur tek olduğundan tek suç oluşur.
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu Bakımından Sonuç
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu (TCK 234), çocuğun hareket özgürlüğünü değil, velayet ve vesayet hakkını koruyan bir suç tipidir. Temel hâlde üç aydan bir yıla, nitelikli hâlde bir kat artırımlı olarak cezalandırılır. Bu nedenle suçun mağduru çocuk değil, velayet hakkı ihlal edilen ana, baba veya vasidir. Maddenin en kritik noktaları; birinci ve ikinci fıkraların özgü suç, üçüncü fıkranın ise herkesçe işlenebilen bir suç olması, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan (TCK 109) ayrımı ve şikâyet şartı ile uzlaştırma kapsamının birbirinden bağımsız iki ölçüt olmasıdır. Velayet ve kişisel ilişki kararlarına uyulmaması ise İİK 341 ile tamamlayıcı biçimde yaptırıma bağlanır.
Bu suç tipi, aile düzenine karşı suçlar bölümünün son maddesidir; bölümün diğer suçları ve genel çerçevesi için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

