Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçu (TCK-170)

Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçu

İçindekiler

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, Türk Ceza Kanunu’nun 170. maddesinde düzenlenen ve toplumun geniş bir kesiminin can ve mal güvenliğini koruyan bir suç tipidir. Bu suç, temel şeklinde bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Yangın çıkarmak, bina çökmesine ya da sel-taşkına neden olmak, meskûn mahalde silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak gibi davranışlar; henüz somut bir zarar doğmamış olsa bile, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından ciddi bir tehlike yarattığı için bağımsız bir suç olarak cezalandırılır.

Bu yazı, Genel Tehlike Yaratan Suçlar (TCK 170-180) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır. Bölümdeki diğer suç tiplerine de bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.

Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Nedir?

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu, TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” kısmında yer alan “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünün ilk maddesidir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, belirli bir kişiye yönelmeyen; ancak yangın, patlama, bina çökmesi gibi geniş etkili olaylar aracılığıyla toplumun tümünü veya belirsiz sayıda kişiyi tehdit edebilecek davranışları yaptırım altına almıştır. Burada korunan menfaat tek bir mağdurun değil, “genel güvenlik” adı verilen kolektif bir değerdir.

Maddenin birinci fıkrasına göre; kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda yangın çıkaran, bina çökmesine/toprak kaymasına/çığ düşmesine/sel veya taşkına neden olan veya silahla ateş eden ya da patlayıcı madde kullanan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun en önemli özelliği, cezalandırma için gerçek bir zararın (ölüm, yaralanma, malın yok olması) doğmasının şart olmamasıdır; kanunun aradığı tehlikenin somut olarak ortaya çıkması yeterlidir.

Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve Somut Tehlike Suçu Kavramı

TCK 170 ile korunan hukuki değer, kamunun güvenliği ve barışıdır. Bir başka deyişle bu suç, bireysel bir mağduru değil, toplumu oluşturan belirsiz sayıda kişinin ortak güvenlik menfaatini korur. İşte bu nedenle, silahla ateş edildiğinde isabet alan biri olmasa dahi suç oluşabilir; çünkü fiil, o çevrede bulunan herkes için nesnel bir tehlike doğurmuştur.

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, öğretide bir somut tehlike suçu olarak nitelendirilir. Somut tehlike suçlarında, failin davranışının gerçekten bir tehlike meydana getirip getirmediği her olayda ayrıca araştırılır ve mahkemenin bu tehlikenin varlığını somut olarak tespit etmesi gerekir. Bu yönüyle somut tehlike suçları, tehlikenin varlığının kanun tarafından baştan kabul edildiği ve ayrıca ispatının gerekmediği soyut tehlike suçlarından ayrılır. TCK 170 bakımından hâkim; ateşin edildiği yerin niteliğini, çevrede insan bulunup bulunmadığını, kullanılan aracın etkisini değerlendirerek somut bir tehlikenin doğup doğmadığını belirler.

Bu ayrım pratikte büyük önem taşır: Örneğin ıssız bir arazide, çevrede hiç kimse ve hiçbir yapı yokken havaya ateş edilmesi, somut bir tehlike doğurmadığı gerekçesiyle bu suçun unsurlarını oluşturmayabilir. Buna karşılık kalabalık bir sokakta ya da meskûn mahalde ateş edilmesi, tipik olarak somut tehlike koşulunu karşılar.

Genel tehlike yaratan suçların bir bölümünde kanun koyucu, tehlikenin ayrıca ispatını aramaz ve belirli davranışları baştan tehlikeli sayar; bunlara soyut tehlike suçları denir. TCK 170 ise bu yönden farklıdır: Burada mahkeme, fiilin gerçekten kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlike doğurup doğurmadığını, hatta korku, kaygı veya panik yaratabilecek bir tarzda işlenip işlenmediğini somut olarak değerlendirmek zorundadır.

Bu değerlendirme; olayın yeri, zamanı, çevredeki insan yoğunluğu, kullanılan araç ve fiilin işleniş biçimi gibi ölçütlere dayanır. Dolayısıyla aynı hareket, işlendiği koşullara göre suç oluşturabilir ya da oluşturmayabilir. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması gibi genel tehlike yaratan suçlarda erken ve doğru hukuki değerlendirme, sürecin seyri açısından belirleyici olabilir. Bir soruşturma veya davayla karşı karşıyaysanız, genel tehlike yaratan suçlar konusunda deneyimli bir İstanbul ceza avukatı ile dosyanızı değerlendirmeniz faydalı olacaktır.

Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçunun Maddi Unsurları

Fail

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun faili herkes olabilir. Kanun, failin belirli bir sıfat (kamu görevlisi, meslek sahibi vb.) taşımasını aramadığından bu suç, özgü suç değil, herkes tarafından işlenebilen genel bir suçtur. Suça birden fazla kişinin katılması mümkündür ve bu durumda iştirak kurallarına başvurulur.

Mağdur

Suçun mağduru, genel güvenliğin bozulmasından etkilenen toplumdur. Fiilin doğurduğu tehlike belirli bir kişiye değil, belirsiz sayıda insana yöneldiği için mağdur, o çevrede bulunan ya da bulunabilecek herkestir. Belirli bir kişiye zarar verilmiş olması halinde ise, aşağıda “içtima” başlığında açıklanacağı üzere, ayrıca kasten yaralama veya öldürme gibi suçlar da gündeme gelebilir.

Suçun Konusu ve Fiil

Suçun konusu, tehlikeye maruz kalan kişilerin hayatı, sağlığı ve malvarlığıdır. Fiil ise seçimlik hareketli olarak düzenlenmiştir; yani kanunda sayılan davranışlardan herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir. Bu hareketleri aşağıda ayrıntılı olarak inceliyoruz.

Seçimlik Hareketler (TCK 170/1)

Maddenin birinci fıkrası, suçun maddi hareketlerini üç grup halinde saymıştır. Bunlardan herhangi birinin, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda gerçekleştirilmesi gerekir:

  • Yangın çıkarmak: Kontrol edilmesi güç, yayılma niteliği taşıyan bir ateşin bilinçli olarak başlatılmasıdır. Ormanı, tarlayı, binayı veya çevredeki eşyayı tutuşturmak gibi davranışlar bu kapsamdadır. Ateşin yayılarak genel bir tehlike doğurma potansiyeli önemlidir.
  • Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak: Doğal ya da yapay bir kütlenin harekete geçirilmesiyle geniş çaplı tehlike yaratılmasıdır. Örneğin bir istinat duvarının veya binanın taşıyıcı unsurlarına müdahale ederek çökmeye yol açmak bu bende girer.
  • Silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak: Ateşli silahla mermi atmak ya da dinamit, el yapımı düzenek gibi patlayıcıları infilak ettirmek bu kapsamdadır. Uygulamada en sık karşılaşılan hal, düğün, kutlama veya husumet sebebiyle meskûn mahalde havaya ya da rastgele ateş açılmasıdır.

Bu üç hareketin ortak paydası, hepsinin toplu ve yayılma niteliği taşıyan bir tehlike doğurma kapasitesine sahip olmasıdır. Fıkrada öngörülen ceza, bir yıldan beş yıla kadar hapistir.

Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silah (2025 Değişikliği) ve Kuru Sıkı Tabanca İçtihadı

24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle TCK 170’e önemli eklemeler yapılmıştır. Birinci fıkraya eklenen cümleyle; suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş etmek suretiyle işlenmesi halinde, failin altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. Bu düzenleme, ana fıkradaki bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına göre daha hafif bir ceza rejimi getirmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas: 2018/494, Karar: 2018/622 sayılı ve 06.12.2018 tarihli kararında; meskûn mahalde kuru sıkı tabir edilen, ses ve gaz fişeği atabilen bir silahla havaya beş el ateş eden sanığın eylemini incelemiş ve TCK’nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde tanımlanan “ateşli silah” kavramının yalnızca mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere atabilen gerçek silahları kapsadığını, ses ve gaz fişeği atabilen silahların ise nitelikleri itibarıyla ateşli silah sayılamayacağını vurgulamıştır.

Kurul, bu gerekçeyle söz konusu eylemin genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu değil, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen “gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğuna hükmetmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Esas: 2019/50, Karar: 2019/176 sayılı ve 07.03.2019 tarihli kararında da aynı ilke teyit edilmiştir. Bu kararda, seyir halindeki bir araçtan kuru sıkı toplu tabancayla havaya ateş eden sanığın eylemi değerlendirilmiş; Kurul çoğunluğu yine “silahla ateş etme” seçimlik hareketinin ancak gerçek bir ateşli silahla işlenebileceğini, kuru sıkı silahların bu tanıma girmediğini kabul etmiştir.

Kararda ayrıca, sanığın söz konusu silahı 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’a aykırı biçimde taşıdığı da tespit edilmiş, ancak bu kabahatin iddianamede açıkça yer almaması nedeniyle bu yönden ayrıca karar verilemeyeceği, silahın ise anılan Kanun’un 4. maddesi uyarınca idareye teslim edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Kararda çoğunluk görüşüne katılmayan üyeler ise, TCK’nın 6. maddesindeki geniş silah tanımının “fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyleri” de kapsadığını, kuru sıkı silahın korku, kaygı veya panik yaratması hâlinde TCK 170’in uygulanması gerektiğini savunarak karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin Esas: 2023/1754, Karar: 2024/7723 sayılı ve 16.10.2024 tarihli kanun yararına bozma kararıyla bu içtihadın güncelliğini koruduğu, bir kez daha ortaya konmuştur. Daire, kuru sıkı tabancayla havaya ateş eden bir hükümlü hakkındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan verilen mahkûmiyet hükmünü, “silâh vasfında bulunmayan kuru sıkı tabanca ile havaya ateş etme eyleminin genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturmayacağı, eylemin gürültüye neden olma kabahati kapsamında kalacağı” gerekçesiyle bozmuştur.

Bu üç karar birlikte değerlendirildiğinde, 7571 sayılı Kanun’un ses ve gaz fişeği atabilen silahlara ilişkin yeni fıkrayı eklemesinin, bu yerleşik içtihadı aşarak kuru sıkı silahla meskûn mahalde ateş etmeyi de -daha hafif bir ceza rejimiyle- yeniden suç haline getirme iradesini yansıttığı söylenebilir.

Değişikliğin gerisindeki mantık, ses ve gaz fişeği atabilen silahların (kuru sıkı olarak da bilinen tabancaların) mermi atan ateşli silahlara kıyasla nispeten daha düşük bir zarar potansiyeli taşımasıdır. Bununla birlikte kanun koyucu, bu tür silahlarla ateş etmenin de çevrede korku, kaygı ve panik yaratabildiğini gözeterek fiili cezasız bırakmamış; ancak cezayı ölçülülük ilkesi gereği daha alt bir seviyede belirlemiştir.

Bu, uygulamada özellikle kutlama amacıyla kuru sıkı silah kullanan kişiler yönünden doğrudan sonuç doğuran bir yeniliktir. 7571 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden (18.08.2026) önce işlenen kuru sıkı silahla ateş etme eylemlerinde ise, yukarıdaki içtihat uyarınca gürültüye neden olma kabahatinin uygulanması gerektiği ileri sürülebilir; ancak bu değerlendirme her somut olayın koşullarına göre yapılmalıdır.

Toplu Bulunulan Yerlerde İşlenmesi (TCK 170/2)

Yine 7571 sayılı Kanun’la maddeye eklenen ikinci fıkra, bir nitelikli hal öngörmüştür. Buna göre birinci fıkradaki suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Düğün salonu, meydan, pazar yeri, stadyum, konser alanı, kalabalık bir cadde gibi çok sayıda insanın bir arada bulunduğu mekânlar bu kapsamda değerlendirilir.

Bu artırım nedeninin dayanağı açıktır: Kalabalık ortamlarda ateş etme, yangın çıkarma veya patlayıcı kullanma, çok daha fazla kişiyi aynı anda tehlikeye attığından toplumsal güvenlik açısından daha ağır bir haksızlık oluşturur. Uygulamada mahkeme, önce temel cezayı belirler, ardından somut olayda “toplu bulunulan yer” koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirerek cezayı yarı oranında artırır.

Tehlikeye Neden Olma Hali (TCK 170/3)

Maddenin üçüncü fıkrası, birinci fıkraya göre daha hafif bir hal düzenler. Bu fıkraya göre; yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

Birinci fıkra ile üçüncü fıkra arasındaki temel fark, hareketin doğurduğu neticenin ağırlığındadır. Birinci fıkrada fail, doğrudan yangın çıkarmakta ya da bina çökmesine neden olmakta; yani netice fiilen gerçekleşmektedir. Üçüncü fıkrada ise henüz bu olaylar meydana gelmemiş, ancak bunların gerçekleşmesi bakımından somut bir tehlike yaratılmıştır. Örneğin bir binanın taşıyıcı kolonuna zarar vererek çökme tehlikesi doğurmak ancak bina henüz çökmemişse, fiil üçüncü fıkra kapsamında değerlendirilebilir. Üçüncü fıkrada cezanın adli para cezasına çevrilebilme imkânı da bulunması, bu halin daha hafif kabul edildiğini gösterir.

Dikkat edilmesi gereken bir nokta, üçüncü fıkranın silahla ateş etme veya patlayıcı madde kullanma hareketlerini kapsamamasıdır; bu fıkra yalnızca yangın ve doğa olaylarına ilişkin tehlike hallerini düzenler.

Manevi Unsur: Kast

TCK 170’te düzenlenen suç, kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, kanunda sayılan hareketleri bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi ve bu hareketin genel güvenlik bakımından tehlike doğurabileceğini bilmesi gerekir. Burada hem doğrudan kast hem de olası kast söz konusu olabilir. Örneğin fail, kalabalık bir ortamda ateş ederken birilerinin tehlikeye gireceğini öngörüp bu neticeyi göze almışsa olası kastla hareket etmiş sayılır.

Fiilin taksirle, yani dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık sonucu istemeden gerçekleştirilmesi halinde ise TCK 170 değil, ayrı bir suç tipi olan genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (TCK 171) gündeme gelir. Kast ile taksir arasındaki bu ayrım, ceza rejimi bakımından belirleyicidir; ayrıntı için kast ve taksir yazımıza bakabilirsiniz.

Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Nedenleri

Suçun oluşması için fiilin hukuka aykırı olması gerekir. İstisnai durumlarda, bir hukuka uygunluk nedeninin ya da kusurluluğu kaldıran bir nedenin varlığı, faili cezai sorumluluktan kurtarabilir. Örneğin görevi gereği silah kullanma yetkisi bulunan bir kolluk görevlisinin, kanunun öngördüğü sınırlar içinde ve zorunlu hallerde silah kullanması, kanun hükmünün yerine getirilmesi kapsamında hukuka uygun olabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas: 2012/8-1551, Karar: 2013/64 sayılı ve 19.02.2013 tarihli kararında, kendi köpeğine saldıran sokak köpeklerini uzaklaştırmak amacıyla meskûn mahalle 200-250 metre mesafedeki bir alanda ruhsatsız av tüfeğiyle havaya üç el ateş eden sanığın durumunu incelemiştir. Bu noktada zorunluluk hali özel bir öneme sahiptir.

Kurul, sanığın köpeğini korumak için başka türlü korunma imkânı bulunmadığı somut olayda TCK’nın 25. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen zorunluluk hali koşullarının gerçekleştiğini kabul etmiş; ancak zorunluluk halinin 5237 sayılı Kanun sisteminde bir hukuka uygunluk nedeni değil, kusurluluğu kaldıran bir neden olduğunu belirterek, failin beraatine değil, “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Bu karar, hayvan saldırısı gibi ani ve beklenmedik tehlikelere karşı silahla ateş etme eylemlerinin her zaman TCK 170 anlamında cezalandırılmayabileceğini, somut olayın koşullarına göre zorunluluk halinin gündeme gelebileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Hukuka uygunluk nedenleri ve kusurluluğu kaldıran nedenlerin genel kuralları için hukuka uygunluk nedenleri ve meşru savunma ve zorunluluk hali konularına bakılabilir.

Ancak bu nedenlerin sınırının aşılması halinde ceza sorumluluğu yeniden doğar.

Belirli Bir Kişiye Yönelik Ateş Etme ile Toplumsal Tehlike Ayrımı

TCK 170’in uygulanmasında en sık karşılaşılan ve en çok karıştırılan sorunlardan biri, failin ateş ettiği hedefin belirli mi yoksa belirsiz mi olduğudur. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, maddenin birinci fıkrasında sayılan hareketlerin belli bir kişi veya kişilere yönelik olarak gerçekleştirilmesi halinde, failin kastı gözetilerek suç vasfının yeniden belirlenmesi gerekir; çünkü bu durumda artık toplumun geneline yönelen belirsiz bir tehlikeden değil, bireysel bir hedefe yönelen kasttan söz edilir.

Bu ilke, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Esas: 2013/135, Karar: 2014/164 sayılı ve 01.04.2014 tarihli kararında açıkça ortaya konmuştur. Kararda, aralarında husumet bulunan mağduru aracıyla takip ederek önce mağdurun içinde bulunduğu araca, ardından sığındığı büfeye doğru ateş eden sanığın eylemi değerlendirilmiş; mağdurun hedef alınarak ateş edilmesi nedeniyle TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun unsurlarının oluşmadığı, bu tür durumlarda TCK’nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralları çerçevesinde failin yalnızca en ağır cezayı gerektiren suçtan (somut olayda kasten yaralamaya teşebbüs ve mala zarar verme suçlarından ayrı ayrı) sorumlu tutulması gerektiği vurgulanmıştır.

Aynı ilke, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin Esas: 2015/4690, Karar: 2015/14868 sayılı ve 23.03.2015 tarihli kanun yararına bozma kararında da teyit edilmiştir. Sokakta karşılıklı olarak birbirlerine tabancayla ateş eden iki sanığın yargılandığı olayda Daire, sanıkların birbirlerini yaralamak amacıyla ateş etmesi eyleminde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun unsurlarının bulunmadığını, bu durumda TCK’nın 44. maddesindeki fikri içtima hükümleri uyarınca yalnızca daha ağır cezayı gerektiren yaralama suçlarından hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir.

Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, TCK 170’in ancak belirsiz sayıda kişiye yönelen, toplumsal nitelikli bir tehlike söz konusu olduğunda uygulanabileceği, husumet veya kavga sonucu belirli bir kişiye yönelen ateş etme eylemlerinde ise bu maddenin değil, olayın niteliğine göre tehdit, yaralama veya öldürmeye teşebbüs gibi suçların gündeme geleceği sonucuna varılır.

Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, icra hareketleri bölünebilen bir suç olduğundan teşebbüse elverişlidir. Fail, suçu işlemek için elverişli hareketlerle icraya başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle tehlikeyi doğuramamışsa, teşebbüs hükümleri uygulanarak cezada indirim yapılır. Örneğin yangın çıkarmak amacıyla ateşleyici madde döküp tutuşturmaya çalışan, ancak müdahaleyle engellenen kişinin durumu teşebbüs kapsamında değerlendirilebilir. Teşebbüsün genel kuralları için suça teşebbüs konusuna bakabilirsiniz.

İştirak

Suç birden fazla kişi tarafından birlikte işlenebilir. Fiili birlikte gerçekleştirenler müşterek fail; azmettiren veya yardım eden kişiler ise iştirakin ilgili kurallarına göre sorumlu tutulur. Katılma biçimleri hakkında ayrıntılı bilgi için suça iştirak (şeriklik) yazımızı inceleyebilirsiniz.

İçtima

Genel güvenliği tehlikeye sokan fiil sonucunda ayrıca bir kişinin yaralanması veya ölmesi halinde, gerçek içtima kuralları gereği fail hem TCK 170’ten hem de gerçekleşen sonuca göre kasten/taksirle yaralama ya da öldürme suçundan ayrı ayrı sorumlu tutulabilir. Örneğin havaya ateş edilirken serseri kurşunla bir kişinin ölmesi durumunda, olayın koşullarına göre hem genel güvenliği tehlikeye sokma hem de öldürme suçu birlikte değerlendirilir.

Bu ayrımın sınırında, genel güvenliği tehlikeye sokma fiilinin bir başka kişinin öldürülmesine yardım niteliğine büründüğü olaylar da bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas: 2013/713, Karar: 2015/203 sayılı ve 09.06.2015 tarihli kararında, husumetli iki grup arasındaki çatışmada bir sanığın maktulü tabancayla vurarak öldürdüğü, olayda bulunan başka bir sanığın ise aynı sırada merdiven boşluğuna doğru dört-beş el ateş ettiği bir olayı incelemiştir.

Kurul, ikinci sanığın hukuken tek olan bu eylemiyle hem kasten öldürmeye yardım hem de genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını işlediğinin kabul edilmesi gerektiğini, TCK’nın 44. maddesi uyarınca sanığın yalnızca en ağır cezayı gerektiren kasten öldürmeye yardım suçundan sorumlu tutulması gerektiğini belirtmiştir.

Bu karar, TCK 170’in tek başına değil, işlendiği somut olayın bütünü içinde, daha ağır suçlarla olan fikri içtima ilişkisi gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Aynı olayda birden fazla mağdur bulunması ihtimali de içtima kurallarının uygulanmasını gerektirebilir. Bu konuda suçların içtimaı yazımız yol göstericidir.

TCK 170 ile TCK 171 (Taksirli Hal) Farkı

Genel güvenliği tehlikeye sokma fiili hem kasten hem de taksirle işlenebilir. Kasten işlenen hal TCK 170’te, taksirle işlenen hal ise TCK 171’de düzenlenmiştir. İki suç arasındaki temel farkları aşağıdaki tabloda görebilirsiniz.

ÖlçütTCK 170 (Kasten)TCK 171 (Taksirle)
Manevi unsurKast (bilerek ve isteyerek)Taksir (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık)
Kapsanan hareketlerYangın, doğa olayları, silahla ateş, patlayıcıYalnızca yangın ve doğa olayları (silah/patlayıcı yok)
Temel ceza1 yıldan 5 yıla kadar hapis (170/1)3 aydan 1 yıla kadar hapis
Tehlike koşuluSomut tehlike aranırFiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı için tehlikeli olması aranır

Görüldüğü üzere taksirli halin ceza rejimi çok daha hafiftir ve silahla ateş etme ile patlayıcı madde kullanma taksirli halde kapsam dışıdır. Taksir kavramının unsurları ve bilinçli taksir ayrımı için kast ve taksir yazımıza göz atabilirsiniz.

TCK 170’in Benzer Suçlardan Farkı

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu, uygulamada başka suç tipleriyle karıştırılabildiği için sınırlarının doğru çizilmesi önemlidir. Bu ayrımların doğru yapılması, hem isnat edilen suçun niteliği hem de öngörülen ceza bakımından belirleyicidir.

  • Mala zarar verme suçundan farkı: Fail, belirli bir kişinin malına zarar verme kastıyla hareket ediyorsa mala zarar verme suçu; toplumun genel güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde davranıyorsa genel güvenliği tehlikeye sokma suçu söz konusu olur. Örneğin bir kişinin yalnızca komşusunun aracını yakmak amacıyla değil, apartmanın tümünü tehlikeye atacak biçimde yangın çıkarması, genel tehlike boyutuna ulaştığında TCK 170 kapsamına girer.

Nitekim Yargıtay 15. Ceza Dairesi, Esas: 2014/13811, Karar: 2015/24943 sayılı ve 06.05.2015 tarihli kararında, apartmanın bodrum katında kendisine ait plastik malzemeleri yakan ve bu sırada binanın ortak alanındaki elektrik-telefon tellerini zarara uğratan sanığın eylemini, sadece mala zarar verme değil, çok katlı bir yaşam alanında insanların hayatı ve mal varlığı bakımından kontrol edilemez bir tehlike doğurması nedeniyle genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu olarak nitelendirmiştir. Buna karşılık iki suçun aynı anda, birbirinden bağımsız olarak da oluşabileceği kabul edilmektedir:

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2021/6448, Karar: 2023/1760 sayılı ve 29.03.2023 tarihli kararında, husumetli olduğu kişinin dükkânına zarar vermek kastıyla ateş eden ancak mermilerin hataen başka bir mağdurun dükkânına ve aracına isabet ettiği bir olayda, mala zarar verme suçu şikâyete tabi olup mağdurlar şikâyetçi olmasa dahi, eylemin ayrıca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturduğunu, bu suçtan beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır.

  • Tehdit suçundan farkı: Silahla ateş etme kimi zaman belirli bir kişiyi korkutmaya yönelik olabilir. Ancak fiil, yalnızca hedef alınan kişiyi değil, çevredeki belirsiz sayıda insanı da tehlikeye atıyorsa, olayın koşullarına göre tehdit suçunun yanı sıra genel güvenliği tehlikeye sokma suçu da gündeme gelebilir. Burada belirleyici olan, fiilin bireysel bir korkutmanın ötesine geçip geçmediğidir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas: 2015/23597, Karar: 2019/19429 sayılı ve 11.12.2019 tarihli kararında, husumetlisi olan müştekinin evine ve aracına tüfekle ateş eden sanığın eylemini incelemiş; bu tek fiilin hem silahla tehdit hem de genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu (TCK m. 170/1-c) aynı anda oluşturduğunu, ancak TCK’nın 44. maddesindeki fikri içtima hükmü uyarınca en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan hüküm kurulması gerektiğini, ayrıca evin duvarlarına ve araca verilen fiziki zarar nedeniyle mala zarar verme suçundan da bağımsız bir hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2020/11429, Karar: 2023/795 sayılı ve 23.02.2023 tarihli kararında, husumetli olduğu kişinin çiftliğine elli metre mesafeden bir el, katılan motosikletle yaklaşınca da katılana doğru bir el daha ateş eden ancak isabet ettiremeyen sanığın eylemini, husumet, kısa mesafe ve hedefin belirliliği nedeniyle bir bütün olarak genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu değil, silahla tehdit suçu (TCK m. 106/2-a) olarak nitelendirmiş ve ilk derece mahkemesinin TCK 170’ten kurduğu hükmü suç vasfında yanılgı nedeniyle bozmuştur.

  • Kasten öldürme veya yaralamadan farkı: TCK 170 bir tehlike suçudur; belirli bir kişiye ölüm veya yaralama sonucunu doğurma kastı yoksa ve fiil yalnızca genel bir tehlike yaratıyorsa bu madde uygulanır. Buna karşılık fail, belirli bir kişiyi öldürmek veya yaralamak kastıyla hareket etmişse doğrudan kasten öldürme/yaralama hükümleri devreye girer. Bir olayda hem genel tehlike yaratılmış hem de belirli bir kişiye zarar verilmişse, daha önce değindiğimiz gibi gerçek içtima ya da fikri içtima kuralları -olayın niteliğine göre- uygulanır.

Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçunda Yaptırım, Soruşturma ve Kovuşturma

Suçun temel şeklinde öngörülen ceza bir yıldan beş yıla kadar hapistir. Ses ve gaz fişeği atabilen silahla işlenmesi halinde ceza altı aydan üç yıla kadar hapis; toplu bulunulan yerlerde işlenmesi halinde ise temel ceza yarı oranında artırılır. Üçüncü fıkradaki tehlikeye neden olma halinde ceza üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Adli para cezasının niteliği ve hesaplanışı hakkında adli para cezası yazımızda ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu, şikâyete bağlı suçlardan değildir; savcılık, suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma başlatır. Dolayısıyla mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi tek başına davayı düşürmez. Suç, uzlaştırma kapsamında da değildir. Yargılamayı yapmakla görevli mahkeme, kural olarak asliye ceza mahkemesidir.

Suçun temel şeklinde (TCK 170/1) öngörülen cezanın üst sınırı beş yıl olduğundan, TCK’nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Toplu bulunulan yerlerde işlenmesi gibi nitelikli hallerde zamanaşımı süresinin hesabı, artırılmış ceza üst sınırına göre değişebileceğinden, bu hesaplamanın somut dosyaya göre ayrıca yapılması gerekir. Zamanaşımı süreleri ve kesilme-durma halleri hakkında genel bilgi için dava zamanaşımı yazımıza bakabilirsiniz.

Somut olayın özelliğine, verilecek cezanın miktarına ve failin kişisel durumuna göre bazı ceza hukuku kurumları gündeme gelebilir. Örneğin hükmedilen hapis cezasının iki yıl veya altında olması ve kanuni koşulların bulunması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ya da cezanın ertelenmesi mümkün olabilir. Üçüncü fıkradaki hafif hal gibi durumlarda hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi de söz konusu olabilir. Bunların uygulanıp uygulanmayacağı, cezanın süresine, failin sabıka durumuna ve mahkemenin takdirine bağlıdır.

Suçun kanuni tanımı ve güncel metnine mevzuat.gov.tr üzerindeki Türk Ceza Kanunu üzerinden ulaşabilirsiniz.

Belirtmek gerekir ki her somut olay, kendine özgü delil durumu ve koşullarıyla değerlendirilir. Bu nedenle bir soruşturma veya kovuşturmayla karşı karşıya kalmanız halinde, genel bilgi niteliğindeki bu yazıya dayanarak hareket etmek yerine, dosyanızı bir ceza avukatıyla birlikte değerlendirmeniz yerinde olur.

Sıkça Sorulan Sorular

Havaya ateş etmek suç mudur?

Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturabilir. Meskûn mahalde veya kalabalık bir ortamda havaya ateş etmek tipik olarak bu kapsamdadır. Çevrede kimsenin bulunmadığı, somut bir tehlikenin doğmadığı durumlarda ise suçun unsurları oluşmayabilir.

Kuru sıkı (ses ve gaz fişeği atan) tabancayla ateş etmenin cezası nedir?

24/12/2025 tarihli 7571 sayılı Kanun değişikliğiyle, suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla işlenmesi halinde ceza altı aydan üç yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir. Bu, mermi atan ateşli silahla işlenen hale göre daha hafif bir ceza rejimidir. Değişiklikten önceki dönemde işlenen eylemler bakımından ise Yargıtay’ın yerleşik içtihadı, kuru sıkı silahların ateşli silah sayılamayacağı ve bu eylemin gürültüye neden olma kabahati kapsamında kalacağı yönündeydi.

Bu suç için gerçekten bir zararın doğması gerekir mi?

Hayır. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması bir somut tehlike suçudur; ölüm, yaralanma veya malın zarar görmesi gibi gerçek bir zararın doğması şart değildir. Fiilin somut bir tehlike yaratmış olması suçun oluşması için yeterlidir. Ayrıca bir zarar doğmuşsa, içtima kuralları gereği başka suçlar da gündeme gelebilir.

TCK 170 suçu şikâyete bağlı mıdır?

Hayır. Bu suç şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde re’sen soruşturma yürütür ve mağdurun şikâyetten vazgeçmesi davayı tek başına sonlandırmaz. Suç, uzlaştırma kapsamında da yer almaz.

Boş veya ıssız bir arazide havaya ateş etmek TCK 170 kapsamında suç oluşturur mu?

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması bir somut tehlike suçu olduğundan, mahkeme her olayda gerçekten bir tehlike doğup doğmadığını ayrıca araştırır. Çevrede hiçbir kişinin ve yapının bulunmadığı, gerçekten ıssız bir arazide ateş edilmesi halinde somut bir tehlike doğmadığı gerekçesiyle suçun unsurları oluşmayabilir. Ancak bu değerlendirme, olayın yeri, zamanı ve çevresel koşullarına göre her somut dosyada ayrıca yapılır.

Belirli bir kişiye yönelik ateş etmek TCK 170 kapsamında mı değerlendirilir?

Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, silahla ateş etme fiilinin belirli bir kişi veya kişilere yönelik olarak gerçekleştirilmesi halinde, artık toplumun geneline yönelik belirsiz bir tehlikeden söz edilemeyeceğinden TCK 170 uygulanmaz. Bu durumda olayın niteliğine göre TCK’nın 44. maddesindeki fikri içtima kuralları çerçevesinde tehdit, yaralama veya öldürmeye teşebbüs gibi suçlardan hüküm kurulur.

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda görevli mahkeme hangisidir?

Bu suçla ilgili yargılamayı yapmakla görevli mahkeme, kural olarak asliye ceza mahkemesidir.

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda dava zamanaşımı süresi ne kadardır?

Suçun temel şeklinde (TCK 170/1) öngörülen cezanın üst sınırı beş yıl olduğundan, TCK’nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Nitelikli hallerde bu süre, artırılan ceza miktarına göre değişebilir.

Toplu bulunulan bir yerde işlenirse ceza ne kadar artar?

7571 sayılı Kanun’la eklenen TCK 170/2 uyarınca, birinci fıkradaki suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde (düğün salonu, pazar yeri, stadyum, kalabalık bir cadde gibi) işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkün müdür?

Hükmedilen hapis cezasının süresi ve failin kişisel durumu kanuni koşulları karşılıyorsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi mümkün olabilir. Üçüncü fıkradaki hafif halde hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi de söz konusu olabilir. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı, mahkemenin somut olaya göre yapacağı değerlendirmeye bağlıdır.

TCK 170 ile TCK 171 arasındaki temel fark nedir?

TCK 170 fiilin kasten, yani bilerek ve isteyerek işlenmesini; TCK 171 ise taksirle, yani dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık sonucu istemeden işlenmesini düzenler. Ayrıca TCK 171 yalnızca yangın ve doğa olaylarını kapsar; silahla ateş etme ve patlayıcı madde kullanma taksirli halin kapsamı dışındadır.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, ceza hukuku alanında dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir