|

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçu (TCK-182)

çevrenin taksirle kirletilmesi

Çevrenin taksirle kirletilmesi suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 182. maddesinde düzenlenmiş olup, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı biçimde toprağa, suya ya da havaya verilmesine neden olmayı yaptırım altına alır. Bu suç, çevrenin kasten kirletilmesini düzenleyen 181. maddenin adeta taksirli karşılığıdır; ancak ceza rejimi, unsurları ve sonuçları bakımından ondan önemli farklar taşır. Özellikle bir tesiste denetimsizlik, ihmal veya dikkatsizlik sonucu ortaya çıkan kirlenmelerde bu madde gündeme gelir. Bu yazıda çevrenin taksirle kirletilmesi suçunu, taksir kavramını ve bu suçun 181. maddeden farkını sade bir dille açıklıyor; her somut olayın kendine özgü olduğunu ve kesin değerlendirmenin ancak dosyanızı inceleyecek bir avukatla mümkün olacağını hatırlatıyoruz.

Bu yazı, Çevreye Karşı Suçlar (TCK 181-184) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır; bölümdeki diğer suç tiplerine bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçu Nedir? (TCK 182)

TCK’nın 182. maddesinin birinci fıkrasına göre, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi adlî para cezasıyla cezalandırılır; bu atık veya artıkların toprakta, suda ya da havada kalıcı etki bırakması hâlinde ise iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. İkinci fıkra ise, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine ya da hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip atık veya artıkların taksirle çevreye verilmesi hâlinde, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörür.

Görüldüğü üzere bu suç, çevre kirliliğinin kasten değil; dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik veya kurallara uymama gibi taksir hâlleriyle ortaya çıktığı durumları kapsar. Bu suç, TCK’nın “Çevreye Karşı Suçlar” bölümünde yer alan; çevrenin kasten kirletilmesi (m. 181), gürültüye neden olma (m. 183) ve imar kirliliğine neden olma (m. 184) suçlarıyla birlikte, çevre değerlerinin ceza hukukuyla korunmasını sağlayan bir bütünün parçasıdır.

Taksir Kavramı ve Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçundaki Anlamı

Taksir, en genel tanımıyla, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, failin öngörebileceği bir neticeyi öngörmeksizin gerçekleştirilmesidir. Ceza hukukunda kural olarak fiiller kasten işlendiğinde cezalandırılır; taksirle işlenen fiillerin cezalandırılabilmesi için ise kanunda açıkça öngörülmesi gerekir. Kanun koyucu, çevre kirliliğinin toplum için taşıdığı önem nedeniyle, bu fiilin taksirle işlenmesini de 182. maddede ayrıca suç saymıştır. Böylece, çevreyi kirletme yönünde bir irade taşımasa bile, gerekli dikkat ve özeni göstermediği için kirliliğe yol açan kişi de cezai sorumlulukla karşılaşabilir.

Bu suçta taksir, çoğu zaman bir tesisin bakım, denetim ve işletme süreçlerindeki ihmallerle ortaya çıkar. Örneğin arıtma tesisinin bakımının aksatılması, atık depolama koşullarına uyulmaması veya bir sızıntının fark edilmesine rağmen gerekli önlemlerin zamanında alınmaması gibi durumlar, taksirli kirletme kapsamında değerlendirilebilir. Failin bu neticeyi istememiş olması suçun oluşumunu engellemez; belirleyici olan, gerekli özenin gösterilmemiş olmasıdır.

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve “Teknik Usuller” İbaresinin Yokluğu

Bu suçla korunan hukuki değer, tıpkı 181. maddede olduğu gibi, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ve doğanın korunmasıdır. Ancak iki madde arasında, ilk bakışta gözden kaçabilecek ama sonuçları önemli bir metin farkı vardır: 181. maddede yer alan “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak” ibaresi, 182. madde metninde bulunmaz. Bu farkın öğretide vurgulanan sonucu şudur: taksirle kirletme suçunda taksirin kaynağı yalnızca yazılı teknik düzenlemelere aykırılıkla sınırlı değildir. Failin, herhangi bir yazılı teknik kurala aykırı davranmasa bile, genel dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi taksiri oluşturabilir.

Bu durum, taksirle kirletme suçunun uygulama alanını, kasten kirletme suçuna göre farklı bir zemine oturtur. Kasten kirletmede fiilin “teknik usullere aykırılığı” tipikliğin bir parçasıyken; taksirle kirletmede önemli olan, çevreye zarar verecek neticeye özensiz bir davranışla neden olunmasıdır. Bununla birlikte, uygulamada mevzuattaki teknik kurallara aykırılık, taksirin varlığını gösteren güçlü bir belirti olarak da değerlendirilir.

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçunun Maddi Unsurları

Suçun faili herkes olabilir; ancak uygulamada fail, atık veya artığın çevreye verilmesi sürecinde dikkat ve özen yükümlülüğü bulunan kişilerdir. Bir tesisin işletmecisi, çevre görevlisi, bakım sorumlusu veya süreci denetlemekle yükümlü teknik personel bu kapsamda değerlendirilebilir. Suçun mağduru, sağlıklı çevrede yaşama hakkı bakımından toplumun tümüdür; belirli bir kişinin doğrudan zarar görmesi aranmaz. Suçun konusu, 181. maddede olduğu gibi atık ve artıklardır; bu kavramlar 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili mevzuattaki tanımlara göre belirlenir.

Fiil bakımından, atık veya artığın çevreye zarar verecek şekilde toprağa, suya ya da havaya verilmesine taksirle neden olunması aranır. Burada dikkat çeken bir nokta, 181. maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen “atığın izinsiz olarak ülkeye sokulması” fiilinin, 182. maddede karşılığının bulunmamasıdır. Yani atığın taksirle ithal edilmesi bu madde kapsamında ayrıca suç olarak düzenlenmemiştir. Bu da kanun koyucunun, ithal fiilini yalnızca kasten işlenebilecek bir davranış olarak öngördüğünü gösterir.

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçunda Netice: Kalıcı Etki ve Ceza Farkı

182. maddenin birinci fıkrası, çevre kirliliğinin sonucuna göre kademeli bir ceza öngörür. Temel hâlde, yani çevreye zarar verecek şekilde atık veya artığın taksirle verilmesi durumunda yalnızca adlî para cezası uygulanır. Ancak bu atık veya artıkların toprakta, suda ya da havada kalıcı etki bırakması hâlinde, ceza iki aydan bir yıla kadar hapse dönüşür. Böylece kanun, kirliliğin geçici mi yoksa kalıcı mı olduğuna göre yaptırımın ağırlığını belirlemiştir.

Kalıcı etkinin bulunup bulunmadığı, çoğu zaman çevre ve kimya alanındaki bilirkişi incelemeleriyle belirlenen teknik bir konudur. Kirletici maddenin doğada bozunma süresi, ortamda birikip birikmediği ve etkisinin sürüp sürmediği gibi ölçütler bu değerlendirmede önem taşır. Kalıcılığın tespiti, hem cezanın türünü (adli para mı, hapis mi) hem de sürecin sonucunu doğrudan etkilediğinden, savunmada titizlikle ele alınması gereken bir husustur.

Ağır Sonuçlu Atıklarla İşlenme (m. 182/2)

Maddenin ikinci fıkrası, taksirli kirletmenin daha ağır bir hâlini düzenler. Buna göre, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine ya da hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip atık veya artıkların taksirle çevreye verilmesi hâlinde, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fıkra, 181. maddenin dördüncü fıkrasındaki ağır sonuçlu atık tanımını taksirli suç bakımından tekrarlar; ancak öngörülen ceza, kasten işlenen hâle (beş yıldan az olmamak üzere hapis ve bin güne kadar adli para) göre belirgin biçimde daha hafiftir.

Bu düzenleme, kanun koyucunun taksirle de olsa ağır çevresel tehlike doğuran atıklarla kirletmeyi ciddi bir suç olarak gördüğünü ortaya koyar. Yine burada da kanunun “neden olabilecek nitelikler” ifadesi kullanılmıştır; yani bu ağır sonuçların fiilen gerçekleşmesi değil, atığın bu sonuçları doğurabilecek nitelikte olması yeterlidir. Bu nedenle atığın niteliğinin teknik olarak belirlenmesi, ikinci fıkranın uygulanıp uygulanmayacağı bakımından belirleyicidir.

TCK 181 ile TCK 182 Karşılaştırması

Çevre kirletme suçlarını doğru değerlendirebilmek için, kasten ve taksirle işlenen hâller arasındaki farkları net görmek gerekir. Aşağıdaki tablo, iki maddeyi temel noktalarda karşılaştırmaktadır.

ÖlçütTCK 181 (Kasten)TCK 182 (Taksirle)
Manevi unsurKastTaksir
Temel ceza6 ay – 2 yıl hapisAdli para cezası
Kalıcı etki hâliCeza iki katına çıkar (f.3)2 ay – 1 yıl hapis (f.1)
Ağır sonuçlu atık5 yıldan az olmamak üzere hapis + bin güne kadar adli para (f.4)1 – 5 yıl hapis (f.2)
İzinsiz ithalAyrı suç (f.2)Karşılığı yok
Tüzel kişi güvenlik tedbiriVar (f.2-3-4)Öngörülmemiş

Tablodan da görüleceği üzere, iki suç arasındaki en belirgin fark ceza ağırlığındadır: aynı fiil kasten işlendiğinde hapis cezasıyla, taksirle işlendiğinde ise çoğu zaman adli para cezasıyla karşılanır. Ayrıca 182. maddede tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri öngörülmemiştir; bu da şirket bünyesinde işlenen fiillerde 181 ile 182 arasındaki ayrımı pratikte önemli kılar. Bu nedenle bir çevre soruşturmasında, fiilin kasten mi yoksa taksirle mi işlendiğinin belirlenmesi, sonucu doğrudan etkileyen kritik bir aşamadır.

Basit ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Taksirle kirletme suçunda, taksirin türü de önem taşır. Ceza hukukunda taksir, basit taksir ve bilinçli taksir olmak üzere ikiye ayrılır. Basit taksirde fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngörebileceği neticeyi hiç öngörmemiştir. Bilinçli taksirde ise fail, neticeyi öngörmüş; ancak gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareketine devam etmiştir. Örneğin bir tesis sorumlusunun, arıtma sistemindeki arızanın kirliliğe yol açabileceğini fark etmesine rağmen “bir şey olmaz” düşüncesiyle üretime devam etmesi, bilinçli taksir olarak değerlendirilebilir.

Bu ayrımın pratik önemi cezanın belirlenmesinde ortaya çıkar; bilinçli taksir hâlinde ceza, basit taksire göre artırılabilir. Ancak her iki hâlde de fiil, kasten işlenmiş sayılmaz ve 182. madde kapsamında kalır. Bilinçli taksir ile olası kast arasındaki ince çizgi ise uygulamada sıkça tartışılan bir konudur; failin neticeyi kabullenip kabullenmediği, bu ayrımın belirlenmesinde esas alınır. Bu değerlendirme, olayın somut koşullarına ve delil durumuna bağlı olduğundan dosya özelinde yapılmalıdır.

Uygulamada bu ayrım, cezanın miktarı kadar, fiilin hangi madde kapsamında değerlendirileceği bakımından da önem taşır. Failin davranışı, neticeyi kabullenme boyutuna ulaşmışsa artık taksir değil, olası kast söz konusu olabilir ve fiil 182. madde yerine, çevrenin kasten kirletilmesini düzenleyen 181. madde kapsamında ele alınır. Bu geçiş, cezai sonuçları köklü biçimde değiştirdiğinden, savunmada failin iç dünyasına ilişkin verilerin ve olayın oluş biçiminin dikkatle ortaya konması gerekir. Kast ile taksir arasındaki sınırın doğru çizilmesi, hem suçun niteliğini hem de öngörülen yaptırımı belirleyen kritik bir aşamadır.

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

Taksirle işlenen suçların doğası gereği, suça teşebbüs kural olarak mümkün değildir. Teşebbüs, failin belirli bir neticeyi gerçekleştirmek üzere icra hareketlerine başlamasını gerektirir; oysa taksirli suçta fail neticeyi istememektedir. Bu nedenle çevrenin taksirle kirletilmesi suçunda teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Benzer şekilde, taksirli suçlarda iştirak (özellikle azmettirme ve yardım etme) kuralları da sınırlı biçimde uygulanabilir; birden fazla kişinin taksirli davranışıyla ortaya çıkan kirliliklerde her failin kendi kusuru oranında sorumlu tutulması esastır.

Suçların içtimaı bakımından ise, aynı taksirli davranışla hem çevre kirliliğine hem de belirli kişilerin yaralanmasına yol açılması gibi durumlarda, farklı suçların birlikte gündeme gelip gelmeyeceği değerlendirilir. Bu tür durumlarda hangi kuralın uygulanacağı, neticelerin sayısına ve niteliğine göre belirlenir.

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçunda Yaptırım ve Muhakeme Usulü

Suçun cezası, fiilin sonucuna göre değişir: temel hâlde adli para cezası, kalıcı etki hâlinde iki aydan bir yıla kadar hapis, ağır sonuçlu atıklarla işlenmesi hâlinde ise bir yıldan beş yıla kadar hapis öngörülür. Hapis cezasının söz konusu olduğu hâllerde, koşulları varsa cezanın adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gündeme gelebilir; bu imkânlar hükmedilen cezanın süresine ve somut koşullara bağlıdır. Ayrıca bu suç ön ödeme kurumuna tabi suçlardandır.

Usul bakımından suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Yargılama, cezanın miktarına göre asliye ceza mahkemesinde görülür. Dava zamanaşımı süresi, uygulanacak fıkraya ve öngörülen cezaya göre belirlenir. Adli para cezasını gerektiren temel hâl ile hapis cezasını gerektiren ağır hâller bakımından zamanaşımı süreleri farklılık gösterebileceğinden, bu husus dosya özelinde hesaplanmalıdır.

İdari Yaptırım ile Ceza Yargılamasının Farkı

Taksirle kirletme fiillerinde de, tıpkı kasten kirletmede olduğu gibi, idari ve cezai süreçler birlikte işleyebilir. 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca ilgili idare, kirliliğe yol açan tesise idari para cezası uygulayabilir veya faaliyeti durdurabilir; bu işlemler idare mahkemelerinde denetlenir. TCK 182 kapsamındaki ceza yargılaması ise bundan bağımsız olarak ceza mahkemesinde yürütülür. Bir tesise idari para cezası verilmiş olması, taksirin varlığı hâlinde ceza soruşturmasının yürütülmesine engel değildir.

Bu nedenle çevre kirliliğiyle ilgili bir uyuşmazlıkta, yalnızca idari yaptırıma odaklanmak yeterli olmayabilir. Fiilin kasten mi taksirle mi işlendiği, kirliliğin kalıcı olup olmadığı ve atığın niteliği gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi; hem idari hem de cezai boyutun bir arada ele alınması gerekir. Somut durumun tüm yönleriyle incelenmesi, sürecin doğru yürütülmesi bakımından önemlidir.

Uygulamada Taksirli Kirletme Örnekleri

Çevrenin taksirle kirletilmesi suçu, çoğu zaman kasıtlı bir kötü niyetten değil, işletme ve denetim süreçlerindeki aksaklıklardan doğar. Örneğin bir arıtma tesisinin bakımının düzenli yapılmaması sonucu arıtılmamış atık suyun dereye karışması; kimyasal madde depolarının uygun koşullarda tutulmaması nedeniyle toprağa sızıntı olması; bir tankın veya boru hattının kontrolsüz bırakılması sonucu sızıntı meydana gelmesi ya da atık bertaraf süreçlerinde gerekli önlemlerin alınmaması bu kapsamda değerlendirilebilecek durumlardır. Bu örneklerin ortak yönü, failin kirliliği doğrudan istememiş olması; ancak gerekli dikkat ve özeni göstermemiş olmasıdır.

Bu tür olaylarda, taksirin bulunup bulunmadığı; failin sahip olduğu bilgi ve tecrübeye, yürüttüğü faaliyetin niteliğine ve kendisinden beklenen özen yükümlülüğünün kapsamına göre değerlendirilir. Aynı olayda birden fazla kişinin (işletmeci, teknik sorumlu, bakım görevlisi) farklı düzeylerde özen yükümlülüğü bulunabilir; bu durumda her birinin kusuru ayrı ayrı incelenir. Somut olayda kimin, hangi yükümlülüğe aykırı davrandığı ise ancak dosyadaki delillerle ortaya konabilir.

Kusurun ve Nedensellik Bağının Belirlenmesi

Taksirli suçlarda cezai sorumluluğun doğması için, failin özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile ortaya çıkan çevresel sonuç arasında bir nedensellik bağı bulunması gerekir. Yani kirlilik, failin kusurlu davranışının bir sonucu olarak meydana gelmiş olmalıdır. Eğer kirlilik, failin davranışından bağımsız, öngörülemez bir dış etkenden (örneğin beklenmeyen bir doğal afetten) kaynaklanmışsa, taksirli sorumluluk tartışmalı hâle gelebilir. Bu nedenle, çevresel zararın gerçek kaynağının ve oluşum sürecinin teknik olarak ortaya konması büyük önem taşır.

Kusurun belirlenmesinde, failin öngörebilme yeteneği de dikkate alınır. Fail, gerekli özeni gösterseydi sonucu öngörebilecek durumda mıydı sorusu, taksirin varlığı bakımından belirleyicidir. Bu değerlendirmeler, çoğu zaman çevre, kimya veya ilgili mühendislik alanlarındaki bilirkişi raporlarına dayanır. Dolayısıyla taksirle kirletme iddialarında, hem nedensellik bağının hem de failin kusurunun somut delillerle desteklenmesi gerekir; bu unsurların eksikliği, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Analizleri

Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçunda Ön Ödeme Şartlarının Gerçekleşmesi ve Kamu Davasının Düşürülmesi Kararının Onanması

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas: 2023/14754 – Karar: 2025/1836, Tarih: 04.02.2025

Kararın Özeti

İlk derece mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından, bozma kararı sonrasında yapılan yargılamada sanıklar hakkında “çevrenin taksirle kirletilmesi” suçundan yürütülen kamu davalarının, sanıkların adli ön ödeme ihtarına yasal süresi içinde uymaları gerekçesiyle TCK m. 75/1-3 ve CMK m. 223/8 uyarınca düşmesine karar verilmiştir. Katılan Kurum vekili; sanıkların eylemi kasten gerçekleştirdiklerinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu, suç vasfının kasten kirletme olarak belirlenerek mahkûmiyet hükmü kurulması gerektiğini ileri sürerek kararı temyiz etmiştir. Dosyayı ve bilirkişi raporlarını inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi, eylemin taksir boyutunda kaldığını ve ön ödemeye tabi bu suçta yasal gerekliliklerin yerine getirildiğini saptayarak yerel mahkemenin düşme hükümlerini oy birliğiyle onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay’ın onama gerekçesi, ceza yargılamasında maddi gerçeğin ve suç vasfının bilirkişi raporları ışığında tespiti ile ön ödeme gibi soruşturma ve kovuşturmayı sonlandıran alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yasal uygulama şartlarına dayanmaktadır. Katılan tarafın “eylemin kasten işlendiği” yönündeki iddiasına karşılık Daire, dosya genelindeki somut delilleri ve teknik bilirkişi raporlarını esas almıştır. Bilirkişi incelemeleri neticesinde sanıkların çevreyi kirletme iradelerinin kasti bir arka plana dayanmadığı, eylemin tedbirsizlik ve özen yükümlülüğüne aykırılık neticesinde “taksirle kirletme” (TCK m. 182) sınırları içinde kaldığı kesinleştirilmiştir. TCK’nın 75. maddesi uyarınca, yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının üst sınırı belirli limitlerin altında kalan taksirli suçlar ön ödeme kapsamındadır. Sanıklara usulüne uygun şekilde ön ödeme ihtarı yapıldığı ve sanıkların da bu ihtardaki mali yükümlülüğü süresi içinde yerine getirdiği anlaşıldığından, ceza kovuşturmasına devam edilmesini engelleyen yasal durum nedeniyle kamu davasının düşürülmesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir.

“Dosya kapsamına ve alınan bilirkişi raporlarına göre sanıkların eylemlerinin çevrenin taksirle kirletilmesi suçunu oluşturduğu, bu suçun 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesi gereğince ön ödemeye tabi olduğu ve sanıkların ön ödeme ihtarına süresi içinde uyduğu anlaşıldığından…”

Değerlendirme

Bu karar, çevre ceza hukukunda “kast-taksir” ayrımının ve yargılama usulünde ön ödeme kurumunun pratik sonuçlarını net bir şekilde yansıtmaktadır. Çevrenin kasten kirletilmesi (TCK m. 181) ile taksirle kirletilmesi (TCK m. 182) suçları arasında sadece manevi unsur farkı yoktur; aynı zamanda bu iki suçun tabi olduğu muhakeme süreçleri de tamamen farklıdır. Kasti suç doğrudan cezalandırma yoluna giderken, taksirli suç tipi yasa gereği ön ödeme kapsamına alınarak failin devlete belirli bir meblağı ödemesi karşılığında mahkûmiyet almaksızın davanın kapatılmasına imkan tanır. Yargıtay, katılan kurumun sübjektif iddiaları yerine dosyadaki objektif “teknik bilirkişi raporlarını” referans alarak suç vasfını netleştirmiş ve böylece yargılamanın gereksiz yere uzatılmasını engellemiştir. Karar, teknik uzmanlık gerektiren çevre suçlarında bilimsel verilerin hukuki vasıflandırmadaki birincil rolünü teyit etmesi açısından önem taşımaktadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas: 2023/14754 – Karar: 2025/1836, Tarih: 04.02.2025 Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2022/275 E., 2023/298 K.

SUÇ : Çevrenin taksirle kirletilmesi

HÜKÜMLER : Düşme

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde, sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Bozma üzerine, sanıklar hakkında yukarıda tarih ve sayısı belirtilen Yerel Mahkemenin kararı ile çevrenin taksirle kirletilmesi suçundan sanıkların yapılan ön ödeme ihtarına uyması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 75/1-3. maddeleri ile 5271 sayılı Kanun’un 223/8. maddesi uyarınca kamu davalarının ön ödeme nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan Kurum vekilinin temyiz isteğinin; hükümlerin usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanıkların atılı suçu kasten işlediklerinin dosya kapsamına göre sabit olduğuna, sanıkların mahkumiyeti yerine yazılı şekilde hüküm kurulması nedeniyle usul ve yasaya aykırı olduğuna, bu nedenlerle ve resen görülecek nedenlerle hükümlerin bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir.

III.GEREKÇE

Dosya kapsamına ve alınan bilirkişi raporlarına göre sanıkların eylemlerinin çevrenin taksirle kirletilmesi suçunu oluşturduğu, bu suçun 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesi gereğince ön ödemeye tabi olduğu ve sanıkların ön ödeme ihtarına süresi içinde uyduğu anlaşıldığından, Yerel Mahkemenin ön ödeme nedeniyle verdiği düşme kararlarına yönelik gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemece verilen hükümlerde Katılan Kurum vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

04.02.2025 tarihinde karar verildi. 

Sık Sorulan Sorular

Çevrenin taksirle kirletilmesinin cezası nedir?

Temel halde (m. 182/1) adli para cezası uygulanır; kirletici kalıcı etki bırakırsa iki aydan bir yıla kadar hapis öngörülür. Tedavisi zor hastalık, üreme yeteneğinin körelmesi gibi ağır sonuçlara neden olabilecek atıklarla işlenmesi halinde (m. 182/2) ceza bir yıldan beş yıla kadar hapistir.

Kasten ve taksirle kirletme arasındaki fark nedir?

Kasten kirletme (TCK 181) fiilin bilerek ve isteyerek işlenmesini gerektirir ve hapis cezasıyla karşılanır. Taksirle kirletme (TCK 182) ise dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla ortaya çıkar; temel halde çoğunlukla adli para cezası uygulanır ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri öngörülmemiştir.

Taksirle kirletme suçuna teşebbüs mümkün müdür?

Hayır. Taksirli suçların doğası gereği, fail neticeyi istemediğinden suça teşebbüs kural olarak mümkün değildir. Bu nedenle çevrenin taksirle kirletilmesi suçunda teşebbüs hükümleri uygulanmaz.

Kirliliği istemeden yol açtım, yine de sorumlu olur muyum?

Çevreyi kirletme yönünde bir iradeniz olmasa dahi, gerekli dikkat ve özeni göstermediğiniz için kirliliğe yol açtıysanız taksirli sorumluluk gündeme gelebilir. Neticeyi istememiş olmanız suçun oluşumunu tek başına engellemez; ancak her olay kendi koşullarında değerlendirilir.

Çevrenin taksirle kirletilmesi suçu, çoğu zaman kötü niyetten değil, denetim ve özen eksikliğinden kaynaklanan bir cezai sorumluluk alanıdır. Taksirin varlığı, kirliliğin kalıcılığı ve atığın niteliği gibi unsurların doğru değerlendirilmesi, sürecin sonucunu belirleyen kritik başlıklardır. Çevre ve diğer ceza hukuku uyuşmazlıklarında hak kaybı yaşamamak için ceza yargılamasında müdafi desteği almak yerinde olacaktır.

Büromuz İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın bir konumda hizmet vermektedir. Ceza hukukuna ilişkin sorularınız için iletişime geçebilirsiniz.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir