İçindekiler
Hayasızca hareketler suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 225. maddesinde düzenlenen ve alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişinin altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngören, genel ahlaka karşı suçlar bölümünün en yalın hükmünü oluşturan bir suç tipidir. Tek fıkradan oluşan bu düzenleme, kısa metnine rağmen uygulamada özellikle cinsel taciz suçuyla (TCK 105) karıştırıldığı için dikkatli bir değerlendirme gerektirir. Bu yazıda hayasızca hareketler suçunun unsurlarını, cezasını, benzer suçlardan farkını ve yargılama usulünü Yargıtay kararları ışığında ele alıyoruz.
Suç, adından da anlaşılacağı üzere toplumun ortak edep ve hayâ duygusunu koruma amacı taşır. Bu nedenle belirli bir kişiyi hedef alan değil, topluma açık ortamda gerçekleştirilen cinsel nitelikli davranışları cezalandırır. Bu yönüyle, genel ahlaka karşı suçlar bölümünde aynı alt grupta yer aldığı müstehcenlik suçu (TCK 226) ile ortak bir korunan değer temeline sahiptir. Somut olayınızda hangi suçun oluştuğunun ve sürecin nasıl ilerleyeceğinin değerlendirilmesi için bir avukata danışmanız önerilir. Aşağıda önce suçun temelini oluşturan kavramları, ardından da benzer suçlardan ayrıldığı kritik noktayı ayrıntılı olarak inceliyoruz.
Madde 225: “Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” — Türk Ceza Kanunu
Hayasızca Hareketler Suçu Nedir? (TCK 225)
Hayasızca hareketler suçu, iki seçimlik hareketten en az birinin alenen gerçekleştirilmesiyle oluşur: alenen cinsel ilişkide bulunmak veya teşhircilik yapmak. Kanun, bu iki davranıştan herhangi birini yeterli görür; ikisinin bir arada bulunması gerekmez. Bu nedenle suç, öğretide “seçimlik hareketli suç” olarak nitelendirilir.
Yargıtay içtihadı ve öğretiyle birlikte değerlendirildiğinde, hayasızca hareketler suçunun (TCK m. 225) oluşması için aranan şartları maddeler hâlinde şöyle sıralamak mümkündür:
- Failin, alenen cinsel ilişkide bulunma veya teşhircilik yapma davranışlarından en az birini gerçekleştirmiş olması.
- Davranışın, belirsiz sayıda kişi tarafından görülmeye elverişli, yani aleni bir ortamda gerçekleşmesi.
- Davranışın belirli ve önceden hedef alınmış bir kişiye değil, topluma yönelik olması.
- Failin, hareketinin cinsel niteliğinin ve aleniyetinin bilincinde olarak hareket etmesi (genel kast).
- Fiilin, mağdurun rızasıyla ve topluma tamamen kapalı özel bir alanda gerçekleşmemiş olması.
Suçun en belirleyici özelliği, bir sırf hareket suçu olmasıdır. Yani suçun tamamlanması için hareketin dış dünyada ayrı bir netice (zarar veya somut bir sonuç) doğurması aranmaz; aleniyet koşulu gerçekleştiği anda, hareketin yapılmasıyla suç tamamlanır. Bu yönüyle hayasızca hareketler, belirli bir kişinin zarar görmesini gerektirmeyen, topluma karşı işlenmiş sayılan bir suçtur.
Teşhircilik kavramı, cinsel organın veya cinsel nitelikteki vücut bölgelerinin, belirli bir kişiye yöneltilmeksizin sergilenmesini ifade eder. Buradaki kritik ifade “belirli bir kişiye yöneltilmeksizin”dir; çünkü davranış belirli bir kişiye yöneltildiğinde suç niteliği değişir. Bu ayrımı aşağıda ayrı bir başlıkta ele alıyoruz.
Hayasızca Hareketler Suçu ile Korunan Hukuki Değer
Hayasızca hareketler suçuyla korunan hukuki değer, toplumun genel ahlak anlayışı ve ortak edep-hayâ duygusudur. Bu suç, kişilerin cinsel dokunulmazlığına karşı işlenen suçlardan (TCK 102-105) farklı bir mantığa dayanır: orada korunan değer bireyin cinsel dokunulmazlığı ve cinsel özgürlüğüyken, burada korunan değer toplumsaldır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar hakkında genel bir çerçeve için cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar yazımıza bakabilirsiniz.
Bu fark yalnızca hedef alınan değer bakımından değil, niteliği bakımından da önemlidir. Cinsel taciz suçunda belirli bir mağdurun rahatsız edilmesi söz konusudur; hayasızca hareketler suçunda ise mağdur, toplumun tamamıdır. Bu nedenle suç “mağdursuz suç” olarak da anılır; yani belirli bir mağduru olmayan, ancak toplumun geneline karşı işlenmiş sayılan bir suçtur. Bu özellik, suçun neden resen (şikâyet aranmaksızın) soruşturulduğunu da açıklar.
Korunan değerin toplumsal niteliği, suçun TCK sistematiği içindeki yerini de belirler. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, “Kişilere Karşı Suçlar” kısmında düzenlenmişken; hayasızca hareketler “Topluma Karşı Suçlar” kısmının genel ahlaka karşı suçlar bölümünde yer alır. Bu yerleşim, tesadüfi değildir: kanun koyucu, davranışın bireysel bir mağduru olmadığında dahi, toplumun ortak edep ve hayâ duygusunun korunmasında kamusal bir yarar görmüştür. Nitekim “genel ahlak” ölçütü, toplumun belli bir kesiminin değil, genel kabul görmüş ortak değerlerin esas alınmasıyla belirlenir; bu da suçun değerlendirilmesinde nesnel bir çerçeve sağlar.
Öğretide “ar, hayâ, edep” gibi toplumsal ahlaka dayanan kavramların soyut ve zamana göre değişken olduğu, bu nedenle ceza hukukunun ultima ratio (son çare) ilkesi gereği kişisel yaşam tercihlerine müdahalenin dar yorumlanması gerektiği yönünde eleştiriler de dile getirilmektedir. Bu eleştiri, uygulamada aleniyet ve hedef alma unsurlarının titizlikle denetlenmesinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Hayasızca Hareketler Suçunda Sırf Hareket Suçu, Seçimlik Hareket ve Soyut Tehlike Kavramları
Hayasızca hareketler suçu, ceza hukukunun bazı temel kavramlarını anlamak için iyi bir örnektir. Bu kavramları sade bir dille açıklamak, suçun yapısını kavramayı kolaylaştırır.
Sırf hareket suçu, tamamlanması için ayrı bir netice aranmayan suçtur. Yani failin hareketiyle birlikte, dış dünyada başka bir sonucun (bir zararın ya da somut bir değişikliğin) meydana gelmesi gerekmez; hareketin yapılması suçun tamamlanması için yeterlidir. Hayasızca hareketlerde de, alenen cinsel ilişki veya teşhircilik davranışının aleniyet koşuluyla birlikte gerçekleşmesi suçun tamamlanması için yeterlidir; ayrıca birinin bundan zarar görmesi aranmaz.
Seçimlik hareketli suç, kanunda birden fazla hareketin sayıldığı ve bunlardan herhangi birinin gerçekleşmesinin suçun oluşması için yeterli olduğu suçtur. TCK 225’te “alenen cinsel ilişkide bulunma” ve “teşhircilik yapma” olmak üzere iki seçimlik hareket öngörülmüştür; bu iki davranıştan yalnızca biri dahi suçu oluşturur. Her ikisinin aynı olayda birlikte bulunması, kural olarak tek suç oluşturur, birden fazla suç sayılmaz.
Soyut tehlike suçu ise, belirli bir zararın ya da somut bir tehlikenin doğması aranmadan, davranışın kendisinin taşıdığı genel (soyut) tehlike nedeniyle cezalandırılan suçtur. Bu bölümdeki suçların çoğu, korunan toplumsal değer bakımından soyut tehlike suçu niteliği gösterir; kanun koyucu, davranışın toplumun ortak ahlak anlayışı için taşıdığı genel tehlikeyi yeterli görmüştür.
Hayasızca Hareketler Suçunun Maddi Unsurları
Fiil: Alenen Cinsel İlişki ve Teşhircilik
Maddede iki seçimlik hareket öngörülmüştür. Birincisi, alenen cinsel ilişkide bulunmaktır. Burada iki kişinin, belirsiz sayıda kişi tarafından görülebilecek bir ortamda cinsel ilişkiye girmesi söz konusudur. İkincisi, teşhircilik yapmaktır; bu da cinsel organ veya cinsel nitelikteki vücut bölgelerinin aleni biçimde sergilenmesidir. Her iki davranışın ortak paydası, cinsel nitelik taşımaları ve alenen gerçekleştirilmeleridir.
Teşhircilik bakımından altı çizilmesi gereken nokta, davranışın belirli bir kişiye yöneltilmemiş olmasıdır. Cinsel nitelikteki bölgelerin genel bir sergilenmesi, herhangi bir kişiyi hedef almaksızın toplumun algısına açık biçimde gerçekleştiğinde bu suç kapsamındadır. Buna karşılık aynı davranış belirli bir kişiye yöneltildiğinde nitelendirme değişir ve aşağıda ele alacağımız cinsel taciz tartışması gündeme gelir. Bu ayrım, teşhircilik kavramının hem tanımında hem de uygulanmasında belirleyici olan sınır çizgisidir.
Teşhircilik kavramının kapsamı bakımından bir diğer önemli nokta, fiilin doğrudan cinsel organ veya cinsel nitelikteki vücut bölgelerinin sergilenmesini gerektirmesidir. Öğretide baskın görüş, dar veya dekolteli kıyafet giyilmesi gibi kişisel giyim tercihlerinin, cinsel organın doğrudan sergilenmesi anlamına gelmediği sürece bu suç kapsamına girmeyeceği yönündedir; zira kişinin kıyafet seçimi, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir kişisel özgürlük alanıdır. Bu yaklaşım, aleniyet unsurunun geniş yorumlanmasının önüne geçerek suçun uygulama alanını kanunun amacıyla sınırlı tutar.
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failin belirli bir sıfata sahip olmasını aramaz. Alenen cinsel ilişki hâlinde suç, iki kişinin birlikte gerçekleştirdiği bir davranışla işlenebilir; bu durumda her iki kişi de ayrı ayrı fail konumundadır. Suçun mağduru ise, yukarıda açıklandığı gibi, belirli bir kişi değil bizzat toplumdur. Bu nedenle mağdurun rızası ya da mağdurun kim olduğunun tespiti gibi kavramlar bu suç bakımından işlevsizdir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Aleniyet Unsuru: Suçun Temel Şartı
Hayasızca hareketler suçunun en kritik unsuru aleniyettir. Aleniyet, fiilin belirsiz ve önceden belirlenemeyen sayıda kişi tarafından görülmeye, algılanmaya elverişli bir ortamda gerçekleşmesini ifade eder. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, fiilin fiilen görülmüş olmasının şart olmadığıdır; önemli olan, fiilin görülebilme ihtimalini taşıyan bir yerde yapılmış olmasıdır. Yargısal uygulamada da aleniyetin, fiilin gerçekleştiği yerin niteliğine göre, görülmeye elverişlilik ölçütüyle belirlendiği kabul edilir.
Bu ölçüt pratik açıdan büyük önem taşır. Örneğin herkese açık bir alanda gerçekleştirilen bir fiil, o an kimse tarafından görülmemiş olsa bile aleniyet unsurunu taşıyabilir; çünkü belirsiz sayıda kişinin görme ihtimali mevcuttur. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2024/1346 E., 2025/1089 K. sayılı ve 20.01.2025 tarihli kararında, sanığın çocuk parkı hizasındaki yaya kaldırımında cinsel organını teşhir ettiği, bu noktanın umuma açık olduğu ve çevredeki yerleşim yerlerinden görülebildiği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü onamış; sanığın “karanlık alanda ihtiyaç giderdiği” yönündeki savunmasını, ihbar saati ile kolluğun olay yerine intikal süresi arasındaki kısa zaman aralığını da gözeterek yerinde görmemiştir. Bu karar, failin “etrafta kimse yoktu” veya “ihtiyacımı gideriyordum” şeklindeki subjektif savunmalarının, mekânın umuma açıklık vasfını ve suçun genel kastını ortadan kaldırmayacağını göstermesi bakımından önemlidir.
Buna karşılık, dışarıdan görülmesi mümkün olmayan tamamen kapalı ve özel bir mekânda gerçekleşen davranış, aleniyet unsurunu taşımadığından bu suçu oluşturmaz. Kapalı mekân tartışması özellikle araç içi olaylarda gündeme gelir: bir otomobil tek başına özel alan sayılmaz, ancak aleniyetin varlığı da kendiliğinden kabul edilemez. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi 2011/11725 E., 2012/8781 K. sayılı ve 21.09.2012 tarihli kararında, gece vakti bir otomobil içinde gerçekleşen cinsel eylem bakımından, olay yerinde sokak lambası veya başka bir ışık kaynağının bulunup bulunmadığının, kolluk görevlilerinin olayı hangi mesafeden fark ettiğinin araştırılmadan ve gerektiğinde olay saatine uygun zamanda tatbiki keşif yapılmadan kurulan mahkûmiyet hükmünü, aleniyet unsurunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanmadığı gerekçesiyle bozmuştur. Bu karar, kapalı veya yarı kapalı alanlarda aleniyetin soyut kolluk beyanıyla değil, ışık koşulları ve gözlem mesafesi gibi somut verilerle ortaya konması gerektiğini teyit etmektedir.
Aleniyet unsuru, suçun toplumsal niteliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. Kanun koyucu, cinsel nitelikli davranışın kendisini değil, bu davranışın toplumun genelinin algısına açık biçimde sergilenmesini cezalandırır. Bu nedenle özel alanda, rıza dâhilinde ve topluma kapalı biçimde gerçekleşen davranışlar bu suçun kapsamı dışındadır.
Hayasızca Hareketler Suçunda Manevi Unsur: Kast
Hayasızca hareketler suçu yalnızca kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, hem cinsel nitelikteki hareketi bilerek ve isteyerek yapması hem de bu hareketin alenen (belirsiz sayıda kişinin görebileceği bir ortamda) gerçekleştiğinin bilincinde olması gerekir. Bu iki hususu kapsayan genel kastla işlenmesi, suçun oluşması için yeterlidir; maddede ayrıca özel bir amaç veya saik aranmamıştır.
Failin cinsel tatmin amacı gütmesi de şart değildir. Örneğin provokatif, protesto amaçlı ya da başka bir saikle yapılan bir teşhir davranışı da, cinsel nitelik ve aleniyet unsurları taşıdığı sürece suçu oluşturabilir. Buna karşılık, failin fiilinin aleni olduğunu bilmediği veya bilemeyecek durumda olduğu hâllerde kastın varlığı tartışmalı hâle gelir ve her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
TCK 225 ile Cinsel Taciz (TCK 105) Arasındaki Fark
Bu yazının en kritik noktası, hayasızca hareketler suçu (TCK 225) ile cinsel taciz suçu (TCK 105) arasındaki ayrımdır. Uygulamada bu iki suç sıkça karıştırılır; oysa aralarındaki fark, hem suçun niteliğini hem de öngörülen cezayı belirleyen temel bir ölçüte dayanır: fiilin belirli bir kişiyi hedef alıp almadığı.
Eğer cinsel nitelikli davranış belirli ve hedef alınan bir kişiye yöneltilmişse, artık hayasızca hareketler değil, cinsel taciz suçu (TCK 105) gündeme gelir. Cinsel taciz, bir kişinin cinsel amaçla ve o kişiyi hedef alarak rahatsız edilmesidir; korunan değer bireyin cinsel dokunulmazlığı ve huzurudur. Buna karşılık hayasızca hareketler suçunda davranış, belirli bir kişiye yöneltilmeksizin, toplumun geneline açık biçimde gerçekleştirilir; korunan değer toplumsal ahlaktır. Nitekim Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2017/3143 E., 2019/7014 K. sayılı ve 09.04.2019 tarihli kararında, parkta alenen cinsel organını gösteren sanık hakkında yerel mahkemenin eylemi mağdura yönelik kabul ederek cinsel taciz suçundan HAGB kararı vermesini; müştekinin eylemin kendisine yönelik olmadığını açıkça beyan ettiğini, dolayısıyla fiilin belirli bir kişiyi hedef almadığını belirterek hukuka aykırı bulmuş ve kararı, olayın aslında TCK m. 225 kapsamındaki hayasızca hareketlerde bulunma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozmuştur.
Bu ayrımın pratik sonucu büyüktür. Cinsel taciz suçunun cezası ve nitelikli hâlleri, hayasızca hareketler suçuna göre daha ağırdır; ayrıca cinsel taciz kural olarak soruşturması ve kovuşturması şikâyete bağlı bir suçken, hayasızca hareketler resen soruşturulur. Dolayısıyla somut bir olayda davranışın hedef gözeten mi yoksa hedefsiz mi olduğu, hangi maddenin uygulanacağını ve sürecin nasıl işleyeceğini doğrudan belirler. Somut olayınızda hangi suçun oluştuğunun değerlendirilmesi için ceza hukuku alanında çalışan bir avukattan destek almanız yerinde olur.
Özetle: hedef alma varsa TCK 105 (cinsel taciz), hedef alma yoksa TCK 225 (hayasızca hareketler). Bu iki suç, korunan hukuki değerin bireysel mi toplumsal mı olduğu ekseninde birbirinden ayrılır.
| Ölçüt | Hayasızca Hareketler (TCK 225) | Cinsel Taciz (TCK 105) |
|---|---|---|
| Fiilin yönü | Belirli bir kişiyi hedef almaz | Belirli bir kişiyi hedef alır |
| Korunan değer | Toplumsal ahlak, ortak edep-hayâ | Bireyin cinsel dokunulmazlığı ve huzuru |
| Mağdur | Toplum (belirli mağdur yok) | Hedef alınan belirli kişi |
| Soruşturma | Resen (şikâyet aranmaz) | Kural olarak şikâyete bağlı |
| Aleniyet | Zorunlu unsur | Zorunlu değil |
Hayasızca Hareketler Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs
Hayasızca hareketler bir sırf hareket suçu olduğundan, kural olarak hareketin gerçekleşmesiyle suç tamamlanır ve teşebbüs aşamasının uygulanması sınırlıdır. Bununla birlikte, hareketin icrasına başlanıp elde olmayan nedenlerle tamamlanamadığı, örneğin fiilin aleniyet kazanmasından hemen önce kesildiği istisnai durumlarda teşebbüs hükümleri tartışılabilir. Bu değerlendirme, hareketin bölünebilir olup olmadığına göre yapılır.
İştirak
Suça iştirak mümkündür. Özellikle alenen cinsel ilişki hâlinde iki kişinin birlikte hareket etmesi tipik bir örnektir; bu durumda her iki kişi de fiili birlikte gerçekleştiren fail olarak sorumlu tutulur. Ayrıca fiili azmettiren veya fiile yardım eden kişiler bakımından da iştirak hükümleri uygulanabilir.
İçtima
Hayasızca hareketler fiili başka bir suçla birlikte işlenmişse, suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirme yapılır. Aynı fiil hem belirli bir kişiyi hedef alıyor hem de topluma açık biçimde gerçekleşiyorsa, Yargıtay uygulamasında bu durum tek fiille birden fazla suçun oluştuğu fikri içtima kapsamında değerlendirilmekte ve fail hakkında en ağır cezayı öngören hüküm uygulanmaktadır.
Nitekim Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2013/299 E., 2014/10621 K. sayılı ve 30.09.2014 tarihli kararında, mağdureye önce basit cinsel saldırıda bulunan, ardından 8-10 metre uzaklaştıktan sonra cinsel organını gösteren sanığın eyleminin, belirli bir kişiyi hedef alması nedeniyle TCK m. 105’te düzenlenen cinsel taciz ve aleni olarak gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK m. 225’te düzenlenen hayasızca hareketlerde bulunma suçlarını birlikte oluşturduğu, tek eylemle birden fazla suçun oluşmasına yol açması nedeniyle TCK m. 44 uyarınca fikri içtima kuralları gereği bu suçlara ilişkin en ağır cezayı öngören TCK m. 105’in uygulanması gerektiği belirtilerek, yerel mahkemenin hayasızca hareketlerde bulunma suçundan kurduğu hüküm bozulmuştur.
Bu ilkeye paralel olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2021/12104 E., 2023/1456 K. sayılı ve 16.03.2023 tarihli kararında da, sanığın şikâyetçilerin evlerinin önünde pantolon ve külotunu indirerek erkeklik organıyla oynadığı olayda, yerel mahkemenin hem cinsel taciz suçundan (şikâyetten vazgeçme nedeniyle) düşme kararı hem de ayrıca hayasızca hareketlerde bulunma suçundan mahkûmiyet kararı vermesi, sanığın sübuta eren eyleminin kül hâlinde TCK m. 105/2-e bendi kapsamında teşhir suretiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğu ve aynı fiil için iki ayrı hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle hukuka aykırı bulunmuş ve karar bozulmuştur. Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, hedef alma unsuru mevcutsa tek fiil için yalnızca cinsel taciz hükümlerinin uygulanacağı, hayasızca hareketlerden ayrıca ceza verilemeyeceği Yargıtay’ın yerleşik uygulaması hâline gelmiştir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Yaptırım, HAGB, Erteleme ve Adli Para Cezası
Hayasızca hareketler suçunun cezası, altı aydan bir yıla kadar hapistir. Maddede doğrudan bir nitelikli hâl (cezayı artıran özel durum) öngörülmemiştir; ceza tek fıkrada, sabit bir aralık olarak belirlenmiştir. Bu görece düşük ceza aralığı, uygulamada bir dizi lehe kurumun gündeme gelmesini sağlar.
Kısa süreli hapis cezası söz konusu olduğundan, koşulları varsa hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir. Ayrıca sanığın kişilik özellikleri ve diğer koşullar uygun olduğunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi kurumları uygulanabilir. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı, failin adli sicili, kusurunun ağırlığı ve mahkemenin takdiri gibi etkenlere bağlıdır; her olayda ayrı değerlendirilir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme, Kanun Yolları ve Zamanaşımı
Hayasızca hareketler suçu resen soruşturulur; yani soruşturmanın başlaması için bir mağdurun şikâyette bulunması gerekmez. Bu, suçun topluma karşı işlenmiş sayılmasının doğal bir sonucudur. Suç, uzlaştırma kapsamında da değildir.
Suça bakmakla görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Verilen hükme karşı istinaf yolu, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde, istinaf incelemesi sonrası temyiz yolu ise 15 gün içinde başvurulmak suretiyle işletilebilir; Yargıtay bu aşamada esasa ilişkin bir delil değerlendirmesi yapmaz, yalnızca hukuka uygunluk denetimi gerçekleştirir.
Dava zamanaşımı bakımından ise, öngörülen ceza üst sınırı dikkate alındığında, suç genel kurallara göre sekiz yıllık dava zamanaşımına tabidir. Bu süre içinde soruşturma veya kovuşturma yapılmazsa dava zamanaşımı gündeme gelir; ancak zamanaşımını kesen ve durduran işlemler bu sürenin hesabını etkileyebilir. Hükmün kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan ceza zamanaşımı ise ayrı bir süreye tabidir ve kesinleşmiş cezanın belirli bir süre içinde infaz edilmemesi hâlinde gündeme gelir; mahkeme bu süreleri resen dikkate alır.
Suçun tekrar işlenmesi hâlinde tekerrür hükümleri uygulanabilir; bu durum, sonraki suçun infaz rejimini ve denetimli serbestlik uygulamasını etkiler. Ayrıca somut olayda başka bir suçun da işlendiği hâllerde, o suça bağlı olarak müsadere gibi güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir. Hükmedilecek cezanın türü ve infazı, verilen hapis cezasının süresine, adli para cezasına çevrilip çevrilmediğine ve HAGB ya da erteleme kararı verilip verilmediğine göre şekillenir; bu nedenle her aşamada ceza türleri ve seçenek yaptırımlar bakımından doğru bir değerlendirme önem taşır.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da benzer davranışları cezalandıran hükümler bulunuyordu; ancak bunlar “adabı umumiyeye ve nizamı aileye karşı cürümler” başlığı altında ve farklı bir sistematikle düzenlenmişti. Yürürlükteki 5237 sayılı TCK, bu davranışları daha sade bir dille ve “genel ahlaka karşı suçlar” başlığı altında toplamıştır. Eski düzenlemeden temel farklardan biri, yürürlükteki metnin “hayasızca hareketler” kavramını teşhircilik ve alenen cinsel ilişki olarak somutlaştırmasıdır.
Bu karşılaştırma, yalnızca akademik bir merak konusu değildir; eski tarihli olaylarda hangi kanunun uygulanacağı, lehe kanun uygulaması bakımından önem taşıyabilir. Ancak günümüzde işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm, yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 225. maddesidir.
Hayasızca Hareketler Suçunda Savunma Bakımından Öne Çıkan Hususlar
Hayasızca hareketler isnadıyla yürütülen bir soruşturma veya kovuşturmada, savunmanın odaklanabileceği başlıca noktalar suçun kurucu unsurlarından türer. İlk olarak aleniyet unsuru titizlikle incelenmelidir: fiilin gerçekleştiği yerin, belirsiz sayıda kişi tarafından görülmeye elverişli olup olmadığı belirleyicidir. Tamamen kapalı ve dışarıdan algılanması mümkün olmayan bir ortamda gerçekleşen davranış, aleniyet unsurunu taşımadığından bu suçu oluşturmayabilir; yukarıda aktarılan Kapatılan 14. Ceza Dairesi kararında olduğu gibi, aleniyetin ışık koşulları ve gözlem mesafesi gibi somut verilerle ispatlanması gerekir.
İkinci olarak, fiilin niteliği ve yönü değerlendirilmelidir. Davranış belirli bir kişiyi hedef alıyorsa, bu durumda TCK 225 değil, farklı bir suç tipi (örneğin cinsel taciz) gündeme gelebilir; bu nitelendirme, uygulanacak hükmü, cezayı ve soruşturmanın şikâyete bağlı olup olmadığını doğrudan etkiler. Üçüncü olarak, failin kastının bulunup bulunmadığı, özellikle fiilin aleniyetinin fail tarafından bilinip bilinmediği ele alınmalıdır.
Dördüncü olarak, delillerin elde ediliş biçimi de savunmanın önemli bir konusudur. Ceza yargılamasının genel ilkeleri gereği, hukuka aykırı yollarla (örneğin rıza dışı gizli görüntü kaydıyla) elde edilen deliller hükme esas alınamaz; bu nedenle iddianın dayandığı delillerin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği her olayda ayrıca incelenmelidir.
Bu değerlendirmeler, delillerin niteliğine ve olayın somut koşullarına göre değişir. Bu nedenle böyle bir isnatla karşılaşan kişilerin, sürecin başında bir avukatla birlikte hareket etmesi, hem doğru nitelendirmenin yapılması hem de lehe kurumlardan (adli para cezasına çevirme, erteleme, HAGB) yararlanma imkânlarının değerlendirilmesi bakımından önem taşır.
Sıkça Sorulan Sorular
Hayasızca hareketler suçunun cezası nedir?
Hayasızca hareketler suçunun cezası, TCK 225’e göre altı aydan bir yıla kadar hapistir. Maddede ayrı bir nitelikli hâl öngörülmemiştir. Ceza aralığı düşük olduğundan, koşulları varsa adli para cezasına çevirme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi gibi kurumlar gündeme gelebilir.
Hayasızca hareketler ile cinsel taciz arasındaki fark nedir?
Temel fark, fiilin belirli bir kişiyi hedef alıp almadığıdır. Cinsel nitelikli davranış belirli bir kişiye yöneltilmişse cinsel taciz (TCK 105), belirli bir kişiye yöneltilmeksizin toplumun geneline açık biçimde yapılmışsa hayasızca hareketler (TCK 225) suçu oluşur. Cinsel taciz kural olarak şikâyete tabiyken, hayasızca hareketler resen soruşturulur.
Hayasızca hareketler suçunda HAGB veya erteleme mümkün müdür?
Suçun ceza aralığı düşük olduğundan, kanuni koşulların bulunması hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi uygulanabilir. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı failin adli sicili, kusurun ağırlığı ve mahkemenin takdirine bağlıdır; her somut olayda ayrıca değerlendirilir.
Fiilin fiilen görülmüş olması şart mıdır?
Hayır. Aleniyet unsuru için fiilin gerçekten görülmüş olması aranmaz; fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından görülmeye elverişli bir ortamda gerçekleşmesi yeterlidir. Yani görülebilme ihtimalini taşıyan aleni bir yerde yapılan davranış, o an kimse görmese dahi hayasızca hareketler suçunu (TCK 225) oluşturabilir.
Hayasızca hareketler suçu şikâyete tabi midir?
Hayır. Hayasızca hareketler suçu (TCK 225) şikâyete tabi suçlardan değildir; savcılık fiili öğrendiği anda resen soruşturma açar. Bu nedenle mağdurun şikâyetten vazgeçmesi, dava sürecini sona erdirmez.
Halka açık alanda öpüşmek hayasızca hareketler suçu oluşturur mu?
Hayır, kural olarak oluşturmaz. Suçun maddi unsuru, cinsel organın veya cinsel nitelikteki vücut bölgelerinin sergilenmesi (teşhircilik) ya da alenen cinsel ilişkide bulunmadır. Öpüşme gibi cinsel organı içermeyen fiziksel yakınlık gösterileri, TCK 225 kapsamında değerlendirilmez.
Araç içinde gerçekleşen bir cinsel eylem hayasızca hareketler suçu sayılır mı?
Bu, aracın bulunduğu konuma ve dışarıdan görülebilirliğine bağlıdır. Bir otomobil tek başına tam anlamıyla özel/kapalı alan sayılmaz; ancak aleniyetin varlığı da kendiliğinden kabul edilemez. Işık koşulları, gözlem mesafesi ve aracın park edildiği yerin niteliği (örneğin ana yol kenarı mı, kapalı bir garaj mı) somut olayda ayrıca incelenmelidir.
Hayasızca hareketler suçunun dava zamanaşımı ne kadardır?
Hayasızca hareketler suçunda dava zamanaşımı, öngörülen ceza üst sınırı dikkate alındığında genel kurallara göre sekiz yıldır. Bu süre içinde soruşturma veya kovuşturma başlatılmazsa dava zamanaşımı gerçekleşir; zamanaşımını kesen ve durduran işlemler bu hesaba etki edebilir.
Hayasızca hareketler suçunda uzlaştırma uygulanır mı?
Hayır. Hayasızca hareketler suçu (TCK 225), belirli bir mağduru bulunmayan, toplumun tamamına karşı işlenmiş sayılan bir suç olduğundan uzlaştırma kapsamı dışındadır.
Gizli kamerayla elde edilen görüntüler hayasızca hareketler suçunda delil olarak kullanılabilir mi?
Ceza yargılamasının genel ilkeleri uyarınca, hukuka aykırı yollarla (kişinin rızası ve hukuki dayanak olmaksızın gizlice) elde edilen görüntü ve kayıtlar hükme esas alınamaz. Bu nedenle delilin elde ediliş biçimi, savunmanın önemli bir inceleme konusudur.
Hayasızca hareketler suçunda görevli mahkeme hangisidir?
Hayasızca hareketler suçuna (TCK 225) bakmakla görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
Hayasızca Hareketler Suçu Bakımından Sonuç
Hayasızca hareketler suçu (TCK 225), tek fıkralı ve yalın yapısına rağmen doğru nitelendirilmesi önem taşıyan bir suç tipidir. Suçun temelini aleniyet unsuru oluşturur; fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından görülmeye elverişli bir ortamda gerçekleşmesi yeterlidir, fiilen görülmüş olması aranmaz. Suçun en kritik ayrımı ise cinsel taciz (TCK 105) ile arasındaki hedef alma farkıdır: davranış belirli bir kişiyi hedef alıyorsa cinsel taciz, hedefsiz ve topluma açıksa hayasızca hareketler suçu gündeme gelir. Suç yalnızca kastla işlenir, resen soruşturulur ve asliye ceza mahkemesinde görülür.
Bu suç tipi, genel ahlaka karşı suçlar bölümünün bir parçasıdır; bölümün diğer suçları ve genel çerçevesi için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar