İçindekiler
Suçu ve suçluyu övme suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 215. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Madde, işlenmiş bir suçun ya da işlediği suçtan dolayı bir kişinin alenen övülmesini cezalandırır; ancak bunun için övgünün kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğurması aranır. Öngörülen ceza iki yıla kadar hapistir.
Maddenin bugünkü hali, 30.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle bu tehlike şartının eklenmesiyle oluşmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli ve 2020/214 Esas, 2023/466 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, bu değişiklikle suç soyut tehlike suçu olmaktan çıkarılıp somut tehlike suçu hâline getirilmiştir. Bu ek şart, hükmü ifade özgürlüğü karşısında belirgin biçimde daraltmıştır: aleni bir övgünün varlığı, tek başına cezalandırma için yeterli değildir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçu Nedir?
TCK 215’e göre; işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Bir suçun ya da suç işlemiş bir kişinin toplum önünde yüceltilmesi, hukuk düzenine duyulan güveni zedeleyebilir ve benzer fiillerin işlenmesine zemin hazırlayabilir. Kanun koyucu bu riski cezalandırırken, salt bir düşünce açıklamasının suç sayılmasının önüne geçmek için maddeye somut bir tehlike şartı eklemiştir.
Bu yapısıyla TCK 215, bölümdeki diğer maddelerden ayrılır. TCK 214 soyut bir tehlike suçu iken, TCK 215 somut tehlike aramaktadır: kanun, fiilin genel olarak tehlikeli olmasıyla yetinmez, somut olayda gerçekten bir tehlikenin doğmuş olmasını arar.
Suçun oluşabilmesi için aşağıdaki unsurların bir arada gerçekleşmesi gerekir:
- Övgünün konusu, kanunda suç olarak tanımlanmış ve gerçekten işlenmiş bir fiil ya da bu fiili işlemiş bir kişi olmalıdır.
- Fail, bu suçu veya suçlu kişiyi övmüş olmalıdır; yalnızca aktarma, açıklama veya eleştiri övme sayılmaz.
- Övgü alenen yapılmış olmalıdır; belirsiz sayıda kişinin öğrenebileceği biçimde gerçekleşmelidir.
- Övgü nedeniyle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkmış olmalıdır.
- Fail, övdüğü fiilin veya kişinin suç/suçlu niteliğini bilerek ve isteyerek hareket etmiş olmalıdır (kast).
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Maddi Unsurları
Hareket: Övmek
Övme, bir fiili ya da kişiyi üstün, değerli, takdire şayan gösteren; onaylayan ve yücelten beyandır. Övgünün açık bir biçimde yapılması şart değildir; bağlamından övgü niteliği anlaşılan dolaylı ifadeler de bu unsuru karşılayabilir. Buna karşılık bir suçun yalnızca aktarılması, açıklanması, nedenlerinin tartışılması ya da failinin durumuna ilişkin insani bir değerlendirme yapılması övme değildir.
Övgünün kime yöneldiği de önem taşır. Madde iki ayrı seçenek öngörür: işlenmiş bir suçun övülmesi veya işlediği suçtan dolayı bir kişinin övülmesi. İkinci seçenekte övgünün, kişinin suçuyla bağlantılı olması gerekir. Suç işlemiş bir kişinin, suçuyla ilgisi bulunmayan başka bir yönünün (örneğin mesleki bir başarısının) övülmesi bu madde kapsamına girmez.
Bir ifadenin övme sayılıp sayılmayacağı bakımından, bir kişiye yönelik salt saygı belirten hitap şekilleri ile gerçek anlamda övme arasındaki sınır da önemlidir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20.04.2017 tarihli ve 2016/10135 Esas, 2017/4449 Karar sayılı kanun yararına bozma kararına konu olayda, sanık bir kamu kurumuna verdiği dilekçede hükümlü bir kişiden “sayın” diye söz ederek onun serbest bırakılmasını talep etmiştir.
Daire, dilekçede şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden herhangi bir ifadenin bulunmadığını, “sayın” denilerek yalnızca kişisel bir değer yargısının dile getirildiğini, işlenen suçu veya suçtan dolayı kişiyi övücü nitelikte bir ifadenin yer almadığını belirterek mahkûmiyet kararını bozmuş ve beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, bir kişiye yönelik saygı ifadesinin, o kişinin suçunu veya suç işlemiş olma sıfatını öven bir anlam taşımadıkça, TCK 215 kapsamında değerlendirilemeyeceğini göstermektedir.
“İşlenmiş Olan Bir Suç” İfadesi
Madde, övgünün konusunun işlenmiş bir suç olmasını arar. Henüz işlenmemiş, gelecekte işlenmesi düşünülen bir fiilin övülmesi ya da özendirilmesi bu maddeye değil, koşulları varsa suç işlemeye tahrik hükümlerine girer. Aynı şekilde, hayali veya kurgusal bir olayın anlatılması da bu unsuru karşılamaz.
Bu noktada öğretide tartışılan soru şudur: fiilin suç olduğunun kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla saptanmış olması gerekir mi? Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli ve 2020/214 Esas, 2023/466 Karar sayılı kararı bu tartışmaya açık bir cevap vermiştir: işlenmiş bir suçtan veya bir kişinin suç işlediğinden söz edilebilmesi için, bu durumun mahkeme kararıyla tespit edilmesi ve bu kararın da kesinleşmesi gerekmektedir. Masumiyet karinesi gereği kesin hüküm bulunmadıkça kimse suçlu sayılamayacağından, madde metnindeki “suçlu” sıfatının doğması kesinleşmiş bir mahkûmiyeti şart koşar.
Bu ilke, uygulamada somut sonuçlar doğurmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.09.2025 tarihli ve 2025/2119 Esas, 2025/7053 Karar sayılı kararında, sanığın sosyal medya paylaşımında övgüye konu ettiği iki kişiden biri hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığı tespit edilmiş; bu kişi bakımından kanunen “suçlu” sıfatı doğmadığından suçun maddi unsurunun gerçekleşmediği, hakkında mahkûmiyeti kesinleşmiş olan diğer kişi yönünden ise ayrıca “açık ve yakın tehlike” unsurunun oluşmadığı belirtilerek mahkûmiyet hükmü bozulmuştur. Bu karar, savunmada gündeme getirilebilecek iki ayrı ve bağımsız unsur denetimini (kesinleşmiş mahkûmiyet ve somut tehlike) net biçimde ortaya koymaktadır.
Aleniyet
Övgünün “alenen” yapılması zorunludur. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda ve önceden belirlenmemiş kişilerin duyabileceği, görebileceği ya da öğrenebileceği biçimde gerçekleşmesini ifade eder. Kamuya açık alanlardaki konuşmalar, yayınlar ve herkese açık internet paylaşımları kural olarak bu unsuru karşılar. Kapalı bir ortamda sınırlı sayıda belirli kişiye söylenen sözler ise aleniyet unsurunu karşılamaz ve bu madde kapsamında değerlendirilmez.
Övgünün Aracı ve Biçimi
Kanun, övgünün hangi araçla yapılacağı konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Sözlü bir konuşma, yazılı bir metin, bir görsel, bir video, bir pankart ya da bir sosyal medya paylaşımı bu suçun işlenme aracı olabilir. Aynı şekilde övgünün doğrudan ifadelerle yapılması da şart değildir; sembollerle, alıntılarla veya bir içeriğin paylaşılmasıyla da gerçekleştirilebilir.
Bir içeriğin yalnızca paylaşılmış olmasının övgü sayılıp sayılmayacağı ise ayrı bir değerlendirmeyi gerektirir. Paylaşımın, içeriği benimseme ve onaylama anlamı taşıyıp taşımadığı; eleştiri, bilgilendirme ya da tartışmaya açma amacıyla mı yapıldığı, paylaşımın bütünü ve varsa eklenen yorum birlikte gözetilerek belirlenir. Yalnızca bir içeriğin aktarılmış olması, kendiliğinden övgü anlamına gelmez.
Sosyal medyanın yaygınlaştırıcı etkisi, Yargıtayın somut tehlike değerlendirmesinde ayrıca gözetilen bir unsurdur. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 07.07.2025 tarihli ve 2023/5122 Esas, 2025/5929 Karar sayılı kararında, bir Cumhuriyet savcısının şehit edilmesi olayında kullanılan silahı temin ettiği gerekçesiyle Anayasayı ihlal suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan bir terör örgütü mensubu hakkında sosyal medya hesabından “onuruna tanığız” şeklinde yapılan yüceltici paylaşımların, aynı gün içinde birden fazla kez ve kamuoyuna açık şekilde tekrarlanması nedeniyle basın ve yayın yoluyla ve zincirleme (TCK 43) biçimde işlenmiş suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğuna hükmedilmiştir.
Yargıtay, sosyal medya platformlarının kitlelere ulaştırma etkisinin, eylemin tehlikeliliğini artırdığını özellikle vurgulamıştır.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failde özel bir sıfat aramaz. Övülen suçun failinin kendisi de, kendi işlediği suçu alenen övmesi halinde bu suçun faili olabilir. Mağdur ise toplumun kendisidir; övülen suçun mağduru, bu suç bakımından doğrudan mağdur sıfatını taşımaz. Bununla birlikte övgü, aynı zamanda o kişinin onurunu hedef alan ifadeler içeriyorsa, koşulları varsa şerefe karşı suçlar bakımından ayrı bir değerlendirme yapılması gerekebilir.
Mağdurun toplum olması, ceza muhakemesi bakımından da önemli bir sınırlama doğurur. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 18.11.2024 tarihli ve 2022/3134 Esas, 2024/8776 Karar sayılı kararında, bir haber sitesindeki avukata yönelik şiddet haberine yapılan bir yorum nedeniyle açılan davada, şikâyetçi sıfatıyla davaya katılan kişilerin istinaf başvurusu ele alınmıştır.
Daire, kamu barışına karşı işlenen bu suçlarda korunan hukuki yararın topluma ait olduğunu, bireylerin bu suçtan “doğrudan” zarar gördüğünün kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla mahkemece verilen katılma kararının dahi şikâyetçiye kanunen bulunmayan bir temyiz veya istinaf hakkı kazandırmayacağını belirterek, yetkisiz başvurunun usulden reddi gerekirken esastan incelenmesini hukuka aykırı bulmuştur. Bu karar, TCK 215 kapsamında yalnızca Cumhuriyet savcısının kamu adına iddia makamını temsil edebileceğini ve üçüncü kişilerin davaya müdahil olarak kanun yoluna başvuramayacağını netleştirmektedir.
Açık ve Yakın Tehlike Şartı
Maddenin en belirleyici ve en tartışmalı unsuru budur. Kanun, aleni övgünün cezalandırılabilmesi için “bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” şartını arar. Bu şart üç ayrı gereklilik içerir.
Tehlike açık olmalıdır. Yani varsayıma, ihtimale ya da genel bir kaygıya dayanmamalı; somut verilerle ortaya konabilmelidir. Tehlike yakın olmalıdır. Uzak bir gelecekte gerçekleşebileceği düşünülen soyut riskler bu şartı karşılamaz; tehlikenin gerçekleşme ihtimalinin somut ve güncel olması gerekir. Tehlike ile övgü arasında nedensellik bulunmalıdır. Madde “bu nedenle” ifadesini kullanarak, tehlikenin başka etkenlerden değil, doğrudan övgüden kaynaklanmasını arar.
Bu şartın hukuki niteliği öğretide tartışmalıdır. Bir görüşe göre şart, suçun bir netice unsurudur; bu kabul edilirse tehlikenin failin kastıyla da kapsanması gerekir ve tehlike doğmadığı hallerde teşebbüs tartışması gündeme gelir. Diğer görüşe göre ise şart, suçun unsurlarının dışında kalan bir objektif cezalandırılabilirlik koşuludur; bu kabulde tehlikenin failin kastıyla kapsanması aranmaz, yalnızca dış dünyada gerçekleşmiş olması yeterlidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli ve 2020/214 Esas, 2023/466 Karar sayılı kararı ikinci görüşü benimsemiş ve açık ve yakın tehlikenin suçun kurucu unsuru değil, objektif bir cezalandırılabilirlik koşulu olduğunu açıkça vurgulamıştır. Aynı kararda “açıklık”ın tehlikenin kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya çıkmasını, “yakınlık”ın ise düşünce açıklamasında kullanılan ifadelerin somut bir zarar yaratma olasılığına yakın olmasını ifade ettiği belirtilmiştir.
Hangi görüş benimsenirse benimsensin, uygulamadaki sonuç aynı yöne işaret eder: somut olayda böyle bir tehlikenin doğduğu ortaya konamıyorsa mahkûmiyet kararı verilemez. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14.04.2025 tarihli ve 2023/4804 Esas, 2025/6695 Karar sayılı kararında da bu ilke tekrarlanmış; suçun oluşabilmesi için aranan tehlikenin soyut değil somut olması gerektiği, ilk derece mahkemesinin kararında bu hususun yeterince açıklanıp tartışılmadığı gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
Benzer biçimde Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13.09.2023 tarihli ve 2023/7727 Esas, 2023/5570 Karar sayılı kararında, kararın “kanundaki terimlerin tekrarlanmasından ibaret soyut nitelikteki anlatımlar”la gerekçelendirilemeyeceği, somut olarak kamu düzenine yönelik açık ve yakın tehlikenin oluştuğuna ilişkin delillerin karar yerinde ayrıca gösterilip tartışılması gerektiği vurgulanmıştır.
Buna karşılık, olayın gerçekleştiği zamansal bağlamın somut tehlikeyi doğurduğu kabul edilen kararlar da bulunmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 09.12.2024 tarihli ve 2022/5279 Esas, 2024/9430 Karar sayılı kararında, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi henüz devam ederken sosyal medya hesabından kalkışmayı destekleyici paylaşım yapılması, olayın sıcaklığı ve hassasiyeti içinde toplumsal kaos riskini doğrudan doğurduğu gerekçesiyle suçun oluştuğu kabul edilmiştir.
Aynı doğrultuda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 04.11.2024 tarihli ve 2021/18432 Esas, 2024/8322 Karar sayılı kararında, darbe girişiminin yaşandığı gece saat 01.30 sıralarında sela okuyan imama müdahale ederek “sizin devriniz bitti” diyen ve civardaki kişilere galeyana getirici sözler söyleyen sanığın eylemi, toplumun panik içinde bulunduğu bir anda ve kalabalık bir cami önünde gerçekleştirildiğinden somut tehlikenin var olduğu kabul edilmiştir; kararda TCK 215’in “salt hareket suçu” olduğu, ancak bu hareketin cezalandırılabilmesi için ayrıca açık ve yakın tehlikenin de gerçekleşmiş olması gerektiği özellikle belirtilmiştir.
Buna karşılık delil ile desteklenmeyen iddiaların yeterli olmadığına dair bir örnek de Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 18.11.2024 tarihli ve 2021/18697 Esas, 2024/8781 Karar sayılı kararıdır. Kararda, bir suça sürüklenen çocuğun kutlama sırasında attığı bir sloganın kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğurduğuna ilişkin dosyada delil, iddia ya da tespit bulunmadığı belirtilerek mahkûmiyet hükmü bozulmuştur. Bu nedenle savunmada, iddia edilen tehlikenin somut delillerle desteklenip desteklenmediği titizlikle incelenmelidir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Manevi Unsur: Kast
Suç yalnızca kasten işlenebilir. Failin, beyanının işlenmiş bir suçu veya suç işlemiş bir kişiyi övdüğünü bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Madde, TCK 213 ve 217/A’dan farklı olarak özel bir amaç veya saik aramaz.
Kastın kapsamı bakımından, failin övdüğü fiilin suç oluşturduğunu bilmesi gerekir. Övülen fiilin suç niteliği taşıdığının bilinmediği hallerde kastı kaldıran hata hükümleri gündeme gelebilir. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 06.10.2025 tarihli ve 2024/23970 Esas, 2025/7306 Karar sayılı kararı, kast unsurunun somut olayda nasıl denetleneceğine örnek oluşturmaktadır. Kararda, bir siyasi partinin yöneticisinin adliye önünde yaptığı ve tutuklu bulunan kişileri “selamlayan” açıklamasının suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturup oluşturmadığı incelenmiştir.
Daire, bu suçun oluşabilmesi için failin kastının bir suçu veya suçluyu övme amacına doğrudan yönelmiş olması gerektiğini, açıklamanın şiddet çağrısı veya bir fiili/faili meşrulaştırma niteliği taşımadığı, siyasi eleştiri ve faaliyet kapsamında kaldığı hâllerde kastın gerçekleşmiş sayılamayacağını belirterek mahkûmiyet kararını bozmuştur. Bu karar, bir beyanın öznel amacının, sadece kullanılan kelimelerden değil beyanın bütününden ve bağlamından çıkarılması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Cezası
Madde, cezayı yalnızca üst sınır göstererek düzenlemiştir: iki yıla kadar hapis. Alt sınır maddede gösterilmediğinden, TCK 49 uyarınca hapis cezasının genel alt sınırı olan bir ay uygulanır. Böylece hâkimin belirleme aralığı bir aydan iki yıla kadardır.
Maddede seçimlik olarak adli para cezası öngörülmemiştir. Ancak sonuç ceza bir yıl veya altında kaldığında, TCK 50 çerçevesinde kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi gündeme gelebilir. Seçenek yaptırımların genel çerçevesi için ceza türleri ve seçenek yaptırımlar yazımıza bakabilirsiniz.
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenmesi ve Eleştiri İstisnası (TCK 218)
TCK 218, md. 213 ila 217/A arasındaki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür; artırım takdiridir. TCK 215 bu kapsamdadır. Nitekim yukarıda değinilen ve sosyal medya üzerinden zincirleme biçimde yapılan yüceltici paylaşımlara ilişkin 8. Ceza Dairesinin 2023/5122 Esas, 2025/5929 Karar sayılı kararında da mahkûmiyet, TCK’nın 215/1, 218 ve 43. maddeleri birlikte uygulanarak kurulmuştur.
Bu maddenin uygulanması ihmal edilebilecek bir ayrıntı değildir: Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 09.12.2024 tarihli ve 2022/5279 Esas, 2024/9430 Karar sayılı kararında, ilk derece mahkemesinin basın ve yayın yoluyla işlenme nedeniyle TCK 218 uyarınca artırım uygulamamış olması Yargıtayca eleştirilmiş, ancak aleyhe temyiz bulunmadığından kazanılmış hak ilkesi gereği bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Hükmün ikinci cümlesi bu madde bakımından özellikle önemlidir: haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bir suçun ya da failinin haber konusu yapılması, olayın ayrıntılarının aktarılması ve bunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunulması, aktarım övgüye dönüşmediği sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez. Sınır, aktarımın failin fiilini onaylayan ve yücelten bir nitelik kazandığı noktadır.
Basın Özgürlüğü ve İfade Özgürlüğü Dengesi: Anayasa Mahkemesi ve AİHM İçtihadı
TCK 215’in en fazla tartışılan yönü, kamu barışının korunması ile Anayasanın 25, 26 ve 28. maddelerinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve basın özgürlükleri arasındaki dengedir. Bu dengenin nasıl kurulacağı, Anayasa Mahkemesinin Hacı Boğatekin Başvurusu (6) kararında (Başvuru No: 2020/3630, Karar Tarihi: 19.10.2022) ayrıntılı biçimde işlenmiştir.
Başvuruya konu olayda, bir yerel gazetenin köşe yazarı olan başvurucu, kaleme aldığı bir yazıda güvenlik güçlerini “Cumhuriyetin Laik Bekçileri“, PKK terör örgütünü ise “Apo’nun Yurtseverleri” ve “Kürt Özgürlük Hareketi” olarak nitelendirmiş; yazı nedeniyle suçu ve suçluyu övme suçundan mahkûm olmuştur.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yazısını bir bütün olarak değerlendirmiş ve yazının esasen güvenlik güçleri ile PKK’ya “eşit mesafede” durarak dönemin başka bir örgütlenmesine (FETÖ/PDY) karşı ortak mücadele çağrısı yaptığı sonucuna varmıştır. Kararda, kullanılan ifadelerin kamu vicdanını rahatsız edici nitelikte olsa dahi, terör eylemlerinin desteklendiğini ya da tasvip edildiğini göstermediği; “böyle bir değerlendirmenin kelimelere başvurucunun verdiği anlamın ötesinde anlamlar vermek olacağı ve hiçbir düşünce açıklaması sahibinin kastettiğinden farklı şekilde yorumlanarak cezalandırma konusu yapılmaması gerektiği” vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin gerekçesinden başvuru konusu müdahaleyi haklı gösterecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin varlığının anlaşılamadığı sonucuna vararak, Anayasanın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.
Bu ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama sürecinde ortaya çıkan itiraz, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiş ve Kurul, 20.09.2023 tarihli ve 2020/214 Esas, 2023/466 Karar sayılı kararında Anayasa Mahkemesinin tespitlerini esas alarak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Ceza Genel Kurulu kararında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Handyside/Birleşik Krallık kararına (Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976) atıfla, ifade özgürlüğü alanına getirilen her formalitenin, koşulun, yasağın ve cezanın izlenen meşru amaçla orantılı olması gerektiği hatırlatılmıştır.
Bu çizginin sınırı da içtihatla belirlenmiştir: terörizmi öven, meşrulaştıran ya da şiddete teşvik eden sözler ifade özgürlüğü kapsamında korunmaz; buna karşılık ideolojik açıdan katı veya rahatsız edici bulunsa dahi şiddete çağrı içermeyen siyasi görüş açıklamaları bu korumadan yararlanır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15.01.2024 tarihli ve 2022/6878 Esas, 2024/413 Karar sayılı kararında da bu denge, bir bildiriye elektronik ortamda imza atma eylemi üzerinden değerlendirilmiş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Zana/Türkiye kararına atıfla, bir açıklamanın şiddete çağrı, tahrik veya silahlı direnişe davet niteliği taşıyıp taşımadığının “açık ve yakın tehlike testi” çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, bildiriye imza atmanın tek başına kitleleri etkileyecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı onanmıştır.
Övme ile Değerlendirme Arasındaki Sınır
Bu maddenin uygulamadaki en hassas noktası, bir beyanın gerçekten övgü mü yoksa değerlendirme, açıklama ya da eleştiri mi olduğudur. Aşağıdaki ayrımlar bu sınırın çizilmesinde yol gösterici olabilir.
- Bir suçun toplumsal, ekonomik veya psikolojik nedenlerinin açıklanması, o suçun onaylandığı anlamına gelmez; açıklama ile meşrulaştırma farklı şeylerdir.
- Bir yargılamanın hukuka uygunluğunun eleştirilmesi, o yargılamaya konu fiilin övülmesi değildir; kararın hatalı bulunduğunu söylemek, fiili yüceltmek anlamına gelmez.
- Bir kişinin cezasının ağır olduğunu ya da mağdur durumda bulunduğunu ileri sürmek, kural olarak fiilin kendisine yönelik bir övgü teşkil etmez.
- Buna karşılık, fiilin doğru ve takdire değer olduğunun ileri sürülmesi, failin bu fiili nedeniyle yüceltilmesi ya da benzer davranışların onaylanması övgü niteliği taşıyabilir.
Değerlendirme her zaman beyanın bütünü üzerinden yapılmalıdır. Tek bir cümlenin bağlamından koparılarak ele alınması, hem övgü niteliğinin hem de tehlike şartının sağlıklı biçimde saptanmasını engeller. Bu ilke, aynı olguya ilişkin farklı dairelerin veya aynı dairedeki üyelerin dahi farklı sonuçlara ulaşabildiğini gösteren örneklerle desteklenmektedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.02.2024 tarihli ve 2021/18682 Esas, 2024/1297 Karar sayılı kararında, 15 Temmuz sonrası yapılan bir sosyal medya paylaşımının siyasi eleştiri niteliğinde kaldığı ve somut tehlike doğurmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne karşı, kararın değişik gerekçesinde bir üye, aynı paylaşımın kaos ve panik ortamında geniş kitlelere ulaştığını, bu nedenle açık ve yakın tehlikeyi ortaya çıkardığını savunmuştur. Bu karşıtlık, beyanın bütünsel değerlendirmesinin ne denli somut olay koşullarına bağlı ve tartışmaya açık olduğunu göstermektedir.
Bu sınır, akademik çalışmalar, edebi ve sinematik anlatılar ile tarihsel incelemeler bakımından da önem taşır. Bir suç olgusunun bilimsel yöntemle incelenmesi, roman veya film gibi kurgusal bir anlatıda işlenmesi ya da tarihsel bir olayın aktarılması, anlatının bütünü fiili onaylayan ve yücelten bir işlev kazanmadığı sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez. Aksi bir yaklaşım, maddenin amacını aşarak düşünce açıklama ve bilim özgürlüğünü ölçüsüz biçimde daraltma sonucunu doğurur. Kanun koyucunun maddeye açık ve yakın tehlike şartını eklemiş olması da bu dengeyi gözetmeye yöneliktir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Benzer Suçlardan Farkı
TCK 214 (Suç İşlemeye Tahrik) ile Farkı
İki madde arasındaki en berrak ölçüt zaman yönüdür. TCK 214 ileriye dönüktür; henüz işlenmemiş bir suçun işlenmesi için çağrı yapılır. TCK 215 ise geriye dönüktür; zaten işlenmiş bir suç veya suçlu övülür. İkinci fark tehlike şartındadır: TCK 215 somut bir tehlikenin doğmasını ararken, TCK 214 metninde böyle bir şart yoktur. Üçüncü fark cezadadır: TCK 214/1’de altı aydan beş yıla kadar hapis öngörülmüşken, TCK 215’te ceza iki yılla sınırlıdır.
| Ölçüt | TCK 214 | TCK 215 |
|---|---|---|
| Zaman yönü | İleriye dönük (çağrı) | Geriye dönük (övgü) |
| Konu | İşlenmemiş suç | İşlenmiş suç veya suçlu |
| Tehlike şartı | Metinde yok | Açık ve yakın tehlike |
| Ceza | 6 ay-5 yıl hapis | 2 yıla kadar hapis |
TCK 216 (Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama) ile Farkı
TCK 215 ile TCK 216 arasındaki fark, korunan menfaatin niteliğinde ve fiilin muhatabında ortaya çıkar. TCK 216, toplumu sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi ya da halkın bir kesimini aşağılamayı cezalandırır; muhatap belirli bir toplumsal grup, korunan değer ise kamu güvenliği ve toplumsal barıştır. TCK 215’te ise övgünün konusu belirli bir suç veya bu suçu işlemiş bir kişidir; toplumsal bir grup ayrımı aranmaz, korunan değer doğrudan kamu barışıdır.
Uygulamada aynı olgunun her iki madde açısından da tartışılabildiği görülmektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.02.2024 tarihli ve 2021/18682 Esas, 2024/1297 Karar sayılı kararında, sanığın 15 Temmuz sonrası yaptığı paylaşımlar hem TCK 216 hem de Cumhuriyet savcısının temyiz talebi doğrultusunda TCK 215 açısından değerlendirilmiştir.
Daire, paylaşımların siyasi görüş niteliğinde kaldığını ve kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlike oluşturmadığını belirterek her iki suç yönünden de beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu karar, aynı somut olayın iki farklı madde çerçevesinde de değerlendirilebileceğini ve sonucun her iki madde bakımından da aynı “açık ve yakın tehlike” testine tabi olabileceğini göstermektedir.
TCK 220/8 (Örgüt Propagandası) ile Farkı
TCK 220/8, bir örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesini, övülmesini ya da bu yöntemlere başvurmanın teşvik edilmesini cezalandırır. TCK 215’te ise övgünün konusu belirli, işlenmiş bir suç ya da o suçu işlemiş bir kişidir ve herhangi bir örgütle bağlantı aranmaz. Örgüt suçlarının bütünü için suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK 220) yazımızı inceleyebilirsiniz.
3713 Sayılı Kanun’un 7/2. Maddesi (Terör Örgütü Propagandası) ile Farkı
TCK 215’in terör bağlantılı olaylarda en sık karıştırıldığı hüküm, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesinde düzenlenen terör örgütü propagandası suçudur. Bu iki madde arasındaki ayrım, 6459 sayılı Kanun’la 3713 sayılı Kanun’un 7/2. maddesinde yapılan değişiklikten sonra daha da netleşmiştir.
Terör örgütü propagandası suçunun oluşabilmesi için fiilin, örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde işlenmesi gerekir. TCK 215 ise böyle bir örgütsel bağlantı aramaksızın, işlenmiş belirli bir suçun veya bu suçu işlemiş bir kişinin övülmesini cezalandırır.
Bu iki madde arasındaki sınır Yargıtay içtihadında da işlenmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15.01.2024 tarihli ve 2022/6878 Esas, 2024/413 Karar sayılı kararında, bir toplu bildiriye elektronik ortamda imza atma eyleminin terör örgütü propagandası suçunu oluşturup oluşturmadığı incelenmiş; bildiride örgütün şiddet içeren yöntemlerini öven veya meşru gösteren bir muhtevanın bulunmadığı, imza atma eyleminin tek başına kitleleri etkileyecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle beraat kararı onanmıştır.
Aynı zamanda, tek bir eylemin hem TCK 215 hem de terör örgütü propagandası suçunu birlikte oluşturduğunun iddia edildiği hâllerde fiili içtima kurallarının doğru uygulanması gerekir; Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14.04.2025 tarihli ve 2023/4804 Esas, 2025/6695 Karar sayılı kararında da, sanık hakkında ayrıca yürütülen bir terör örgütü propagandası soruşturmasıyla ilişkinin ve olası fikri içtima (TCK 44) değerlendirmesinin eksik yapıldığı bozma nedenleri arasında sayılmıştır.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. Bu konudaki tartışma doğrudan tehlike şartının niteliğine bağlıdır. Şart bir netice unsuru sayılırsa, övgü alenen yapıldığı halde tehlike doğmadığı durumlarda teşebbüs hükümlerinin uygulanabileceği savunulabilir. Objektif cezalandırılabilirlik koşulu sayılırsa, tehlike doğmadığında ceza verilemez ve teşebbüs de söz konusu olmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2020/214 Esas, 2023/466 Karar sayılı kararında benimsenen objektif cezalandırılabilirlik koşulu görüşü, uygulamada bu tartışmayı ikinci yönde çözmektedir.
İştirak. Genel hükümlere tabidir. Övgü içeren bir içeriği birlikte hazırlayıp yayan kişiler müşterek fail; yalnızca yayılmasına katkı sunan kişiler ise duruma göre yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Ayrıntılar için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima. Aynı suç işleme kararı kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan övgü paylaşımları koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir; nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2023/5122 Esas, 2025/5929 Karar sayılı kararında aynı gün birden fazla kez yapılan paylaşımlar TCK 43 kapsamında değerlendirilmiştir. Aynı beyanın hem işlenmiş bir suçu övüp hem de yeni suçlara çağrı içerdiği hallerde, TCK 214 ile TCK 215 arasındaki ilişki içtima kuralları çerçevesinde değerlendirilir.
Tek bir fiilin TCK 215 ile terör örgütü propagandası suçunu birlikte oluşturduğunun ileri sürüldüğü hâllerde ise fikri içtima (TCK 44) hükümlerinin gözetilmesi gerektiği yukarıda değinilen 4. Ceza Dairesi kararında ayrıca vurgulanmıştır. Genel çerçeve için içtima yazımıza bakabilirsiniz.
Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
Cezanın üst sınırının iki yıl olması, bu maddeyi hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi kurumlarının sıkça gündeme geldiği hükümlerden biri haline getirir. Her iki kurum için de kanunda aranan diğer şartların birlikte bulunması gerekir. Basın ve yayın yoluyla işlenme nedeniyle artırım uygulanması halinde sonuç ceza bu sınırların üzerine çıkabilir.
Bu lehe hükümlerin gerekçesiz veya dosya kapsamıyla çelişkili biçimde uygulanmaması gerektiği de içtihatla teyit edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2025/2119 Esas, 2025/7053 Karar sayılı kararında, adli sicili temiz olan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi ve seçenek yaptırımların soyut ve dosyayla uyumsuz gerekçelerle uygulanmaması hukuka aykırı bulunmuş, bu hususun da bozma nedenleri arasında sayılması gerektiği belirtilmiştir.
Temel cezanın belirlenmesinde TCK 61 uyarınca övgünün yapıldığı ortam, ulaştığı kitle, övülen suçun ağırlığı ve doğan tehlikenin yoğunluğu gözetilir. Somut olayın koşullarına göre ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler de değerlendirilir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Failin daha önce benzer nitelikte bir suçtan mahkûm olması halinde tekerrür hükümleri uygulanabilir; bu durum hem cezanın infaz rejimini hem de denetimli serbestlik tedbirlerini etkiler. Mahkûmiyet halinde ayrıca TCK 53 uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma gibi güvenlik tedbirleri gündeme gelir. Cezanın miktarı düşük olsa dahi bu tedbirlerin doğuracağı sonuçlar, özellikle kamu görevlisi ya da belirli meslek gruplarında çalışan kişiler bakımından önem taşıyabilir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
Cezanın üst sınırı iki yıl olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde yapılır; nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2021/18697 Esas, 2024/8781 Karar sayılı kararına konu olayda da fail suça sürüklenen çocuk sıfatıyla yargılanmıştır. Dava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca sekiz yıldır; mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süre, övgünün aleni hale geldiği andan itibaren işlemeye başlar.
Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar çoğunlukla bir sosyal medya paylaşımı, konuşma veya yayın üzerine başlar. Dosyanın merkezinde beyanın içeriği bulunduğundan, içeriğin çözümü ve bağlamının doğru biçimde ortaya konması belirleyici olur.
İnternet üzerinden işlendiği ileri sürülen fiillerde soruşturmanın ağırlık noktası dijital delillerdir. Hesabın gerçekten şüpheliye ait olup olmadığı, içeriğin kim tarafından ve hangi tarihte oluşturulduğu, paylaşımın sonradan değiştirilip değiştirilmediği ve ele geçirilen dijital materyalin usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği bu aşamada tartışılabilecek başlıklardır. Bu tür dosyalarda erişimin engellenmesi ve içeriğin çıkarılması gibi tedbirler de gündeme gelebilir.
Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır: beyanın gerçekten övgü niteliği taşıyıp taşımadığı, yoksa açıklama, aktarma veya eleştiri düzeyinde mi kaldığı; övgü konusu fiilin kanunda suç olarak tanımlanmış, gerçekten işlenmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyetle sabit bir fiil olup olmadığı; fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı; TCK 218’deki haber verme ve eleştiri istisnasının uygulanıp uygulanmayacağı; ve en önemlisi, kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin somut olarak doğduğunun delillerle ortaya konup konmadığı.
Bu son başlık, Yargıtayın istikrarlı biçimde vurguladığı üzere, kanun metninin soyut biçimde tekrarlanmasıyla değil, dosyaya yansıyan somut verilerle karşılanmalıdır ve bu maddede beraat kararlarının en sık dayandığı noktalardan biridir.
Değerlendirmelerin tamamı dosyanın somut içeriğine bağlıdır. Böyle bir isnatla karşılaştığınızda ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz sürecin doğru yönetilmesi bakımından önem taşır; ifade özgürlüğü konusundaki ceza dosyalarında sunduğumuz destek hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Suçu ve suçluyu övme suçunun cezası nedir?
TCK 215 uyarınca iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Maddede alt sınır gösterilmediğinden TCK 49 gereği alt sınır bir aydır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde TCK 218 uyarınca ceza yarı oranına kadar artırılabilir.
Her övgü bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Suçun oluşması için aleni bir övgünün bulunması yeterli değildir; ayrıca bu övgü nedeniyle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2020/214 Esas, 2023/466 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere bu tehlikenin somut verilerle ortaya konması aranır; varsayıma dayalı değerlendirmeler yeterli değildir. Tehlike doğmamışsa cezalandırma söz konusu olmaz.
Henüz kesinleşmemiş bir dosyadaki fiilin övülmesi suç mudur?
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli ve 2020/214 Esas, 2023/466 Karar sayılı kararına göre, işlenmiş bir suçtan veya bir kişinin suç işlediğinden söz edilebilmesi için bu durumun mahkeme kararıyla tespit edilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması gerekir. Masumiyet karinesi gereği kesin hüküm bulunmadıkça kimse suçlu sayılamayacağından, kesinleşmemiş bir dosyadaki fiilin övülmesi kural olarak bu maddenin unsurlarını karşılamaz.
Sosyal medyada yapılan paylaşım bu suçu oluşturur mu?
Herkese açık bir hesaptan yapılan paylaşım aleniyet unsurunu kural olarak karşılar. Ancak paylaşımın işlenmiş bir suçu veya o suçu işlemiş bir kişiyi öven nitelikte olması ve bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin doğması da gerekir. Bir olayın aktarılması, nedenlerinin tartışılması veya bir kararın eleştirilmesi kural olarak övgü sayılmaz. Yargıtay, sosyal medya paylaşımlarının kitlelere hızla ulaşabilme özelliğini somut tehlike değerlendirmesinde ayrıca gözetmektedir.
TCK 214 ile TCK 215 arasındaki fark nedir?
Temel fark zaman yönündedir. TCK 214 ileriye dönüktür; henüz işlenmemiş bir suçun işlenmesi için yapılan aleni çağrıyı cezalandırır. TCK 215 ise geriye dönüktür; zaten işlenmiş bir suçun ya da o suçu işlemiş bir kişinin övülmesini konu alır. Ayrıca TCK 215 açık ve yakın tehlike şartı arar ve cezası daha hafiftir.
TCK 215 ile TCK 216 (halkı kin ve düşmanlığa tahrik) arasındaki fark nedir?
TCK 216, toplumu belirli bir sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi ya da bir kesimi aşağılamayı cezalandırır ve muhatabı belirli bir toplumsal grup olur. TCK 215’te ise övgünün konusu işlenmiş belirli bir suç veya bu suçu işlemiş bir kişidir; toplumsal grup ayrımı aranmaz. Uygulamada aynı somut olay her iki madde açısından da değerlendirilebilir ve her ikisinde de açık ve yakın tehlike testi uygulanır.
TCK 215 ile terör örgütü propagandası suçu arasındaki fark nedir?
3713 sayılı Kanun’un 7/2. maddesinde düzenlenen terör örgütü propagandası suçu, bir örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesini veya övülmesini cezalandırır ve mutlaka bir örgütle bağlantı arar. TCK 215 ise böyle bir örgütsel bağlantı aramaksızın, işlenmiş belirli bir suçun veya bu suçu işlemiş bir kişinin övülmesini cezalandırır. Aynı fiilin her iki suçu birlikte oluşturduğu iddia edildiğinde fikri içtima kuralları uygulanır.
Bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkün müdür?
Cezanın üst sınırının iki yıl olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezanın ertelenmesi bu maddede sıkça gündeme gelir. Bunun için kanunda aranan diğer şartların da bulunması gerekir. Yargıtay, bu lehe hükümlerin sabıkasız sanıklar bakımından soyut ve dosyayla çelişen gerekçelerle reddedilemeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca sonuç cezanın bir yıl veya altında kalması halinde kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkün olabilir.
Bir suçu veya suçluyu övdüğü iddia edilen kişi teşebbüsten sorumlu tutulabilir mi?
Bu tartışma açık ve yakın tehlike şartının hukuki niteliğine bağlıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun benimsediği görüşe göre bu şart bir objektif cezalandırılabilirlik koşuludur; bu görüş kabul edildiğinde, tehlike gerçekleşmediği sürece ceza verilemeyeceğinden teşebbüs de söz konusu olmaz.
Bir kişiye “sayın” gibi saygı ifadeleri kullanmak övme sayılır mı?
Hayır, tek başına sayılmaz. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin kanun yararına bozma kararına konu bir olayda, hükümlü bir kişiden “sayın” diye söz edilerek serbest bırakılmasının talep edilmesinin, şiddeti veya ayaklanmayı teşvik eden bir ifade içermediği sürece işlenen suçu veya suçtan dolayı kişiyi övücü nitelikte kabul edilemeyeceğine hükmedilmiştir. Övme için, fiilin veya failin doğrudan yüceltilmesi, onaylanması gerekir.
Aynı beyan hakkında farklı Yargıtay dairelerinin veya üyelerinin farklı sonuçlara varması mümkün müdür?
Evet. “Açık ve yakın tehlike” değerlendirmesi somut olay koşullarına dayandığından, aynı türden bir beyan hakkında farklı yargı mercileri veya aynı dairedeki üyeler arasında (karşı oy veya değişik gerekçe şeklinde) farklı sonuçlara ulaşılabilmektedir. Bu nedenle her dosyanın kendi somut koşulları içinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçu Bakımından Sonuç
Suçu ve suçluyu övme suçu (TCK 215), işlenmiş bir suçun ya da o suçu işlemiş bir kişinin alenen övülmesini iki yıla kadar hapisle cezalandırır. Ancak maddenin uygulanabilmesi için aleni bir övgü tek başına yeterli değildir: kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin somut olarak doğması gerekir. Bu şart, hem hükmün ifade özgürlüğü karşısındaki sınırını çizer hem de savunmanın en güçlü dayanaklarından birini oluşturur.
Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


Bir Yorum