İçindekiler
Suçu ve suçluyu övme suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 215. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Madde, işlenmiş bir suçun ya da işlediği suçtan dolayı bir kişinin alenen övülmesini cezalandırır; ancak bunun için övgünün kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğurması aranır. Öngörülen ceza iki yıla kadar hapistir.
Maddenin bugünkü hali, 2008 yılında yapılan değişiklikle bu tehlike şartının eklenmesiyle oluşmuştur. Bu ek şart, hükmü ifade özgürlüğü karşısında belirgin biçimde daraltmıştır: aleni bir övgünün varlığı, tek başına cezalandırma için yeterli değildir. Bu yazıda suçun unsurlarını, en tartışmalı yönü olan “açık ve yakın tehlike” şartını, övgü ile değerlendirme arasındaki sınırı ve yargılama sürecini ele alıyoruz.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçu Nedir?
TCK 215’e göre; işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Bir suçun ya da suç işlemiş bir kişinin toplum önünde yüceltilmesi, hukuk düzenine duyulan güveni zedeleyebilir ve benzer fiillerin işlenmesine zemin hazırlayabilir. Kanun koyucu bu riski cezalandırırken, salt bir düşünce açıklamasının suç sayılmasının önüne geçmek için maddeye somut bir tehlike şartı eklemiştir.
Bu yapısıyla TCK 215, bölümdeki diğer maddelerden ayrılır. TCK 214 soyut bir tehlike suçu iken, TCK 215 somut tehlike aramaktadır: kanun, fiilin genel olarak tehlikeli olmasıyla yetinmez, somut olayda gerçekten bir tehlikenin doğmuş olmasını arar.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Maddi Unsurları
Hareket: Övmek
Övme, bir fiili ya da kişiyi üstün, değerli, takdire şayan gösteren; onaylayan ve yücelten beyandır. Övgünün açık bir biçimde yapılması şart değildir; bağlamından övgü niteliği anlaşılan dolaylı ifadeler de bu unsuru karşılayabilir. Buna karşılık bir suçun yalnızca aktarılması, açıklanması, nedenlerinin tartışılması ya da failinin durumuna ilişkin insani bir değerlendirme yapılması övme değildir.
Övgünün kime yöneldiği de önem taşır. Madde iki ayrı seçenek öngörür: işlenmiş bir suçun övülmesi veya işlediği suçtan dolayı bir kişinin övülmesi. İkinci seçenekte övgünün, kişinin suçuyla bağlantılı olması gerekir. Suç işlemiş bir kişinin, suçuyla ilgisi bulunmayan başka bir yönünün (örneğin mesleki bir başarısının) övülmesi bu madde kapsamına girmez.
“İşlenmiş Olan Bir Suç” İfadesi
Madde, övgünün konusunun işlenmiş bir suç olmasını arar. Henüz işlenmemiş, gelecekte işlenmesi düşünülen bir fiilin övülmesi ya da özendirilmesi bu maddeye değil, koşulları varsa suç işlemeye tahrik hükümlerine girer. Aynı şekilde, hayali veya kurgusal bir olayın anlatılması da bu unsuru karşılamaz.
Bu noktada öğretide tartışılan soru şudur: fiilin suç olduğunun kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla saptanmış olması gerekir mi? Bir görüşe göre, madde “işlenmiş olan bir suç” dediğine ve masumiyet karinesi gereği kesin hüküm bulunmadıkça kimse suçlu sayılamayacağına göre, kesinleşmiş bir mahkûmiyet aranmalıdır. Diğer görüşe göre ise maddenin koruduğu değer kamu barışı olduğundan, kanunda suç olarak tanımlanmış bir fiilin gerçekten işlenmiş olması yeterlidir; yargılamanın hangi aşamada bulunduğu belirleyici değildir. Bu tartışma, savunma bakımından ileri sürülebilecek önemli bir başlıktır ve somut dosyanın koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Aleniyet
Övgünün “alenen” yapılması zorunludur. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda ve önceden belirlenmemiş kişilerin duyabileceği, görebileceği ya da öğrenebileceği biçimde gerçekleşmesini ifade eder. Kamuya açık alanlardaki konuşmalar, yayınlar ve herkese açık internet paylaşımları kural olarak bu unsuru karşılar. Kapalı bir ortamda sınırlı sayıda belirli kişiye söylenen sözler ise aleniyet unsurunu karşılamaz ve bu madde kapsamında değerlendirilmez.
Övgünün Aracı ve Biçimi
Kanun, övgünün hangi araçla yapılacağı konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Sözlü bir konuşma, yazılı bir metin, bir görsel, bir video, bir pankart ya da bir sosyal medya paylaşımı bu suçun işlenme aracı olabilir. Aynı şekilde övgünün doğrudan ifadelerle yapılması da şart değildir; sembollerle, alıntılarla veya bir içeriğin paylaşılmasıyla da gerçekleştirilebilir.
Bir içeriğin yalnızca paylaşılmış olmasının övgü sayılıp sayılmayacağı ise ayrı bir değerlendirmeyi gerektirir. Paylaşımın, içeriği benimseme ve onaylama anlamı taşıyıp taşımadığı; eleştiri, bilgilendirme ya da tartışmaya açma amacıyla mı yapıldığı, paylaşımın bütünü ve varsa eklenen yorum birlikte gözetilerek belirlenir. Yalnızca bir içeriğin aktarılmış olması, kendiliğinden övgü anlamına gelmez.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failde özel bir sıfat aramaz. Övülen suçun failinin kendisi de, kendi işlediği suçu alenen övmesi halinde bu suçun faili olabilir. Mağdur ise toplumun kendisidir; övülen suçun mağduru, bu suç bakımından doğrudan mağdur sıfatını taşımaz. Bununla birlikte övgü, aynı zamanda o kişinin onurunu hedef alan ifadeler içeriyorsa, koşulları varsa şerefe karşı suçlar bakımından ayrı bir değerlendirme yapılması gerekebilir.
Açık ve Yakın Tehlike Şartı
Maddenin en belirleyici ve en tartışmalı unsuru budur. Kanun, aleni övgünün cezalandırılabilmesi için “bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” şartını arar. Bu şart üç ayrı gereklilik içerir.
Tehlike açık olmalıdır. Yani varsayıma, ihtimale ya da genel bir kaygıya dayanmamalı; somut verilerle ortaya konabilmelidir. Tehlike yakın olmalıdır. Uzak bir gelecekte gerçekleşebileceği düşünülen soyut riskler bu şartı karşılamaz; tehlikenin gerçekleşme ihtimalinin somut ve güncel olması gerekir. Tehlike ile övgü arasında nedensellik bulunmalıdır. Madde “bu nedenle” ifadesini kullanarak, tehlikenin başka etkenlerden değil, doğrudan övgüden kaynaklanmasını arar.
Bu şartın hukuki niteliği öğretide tartışmalıdır. Bir görüşe göre şart, suçun bir netice unsurudur; bu kabul edilirse tehlikenin failin kastıyla da kapsanması gerekir ve tehlike doğmadığı hallerde teşebbüs tartışması gündeme gelir. Diğer görüşe göre ise şart, suçun unsurlarının dışında kalan bir objektif cezalandırılabilirlik koşuludur; bu kabulde tehlikenin failin kastıyla kapsanması aranmaz, yalnızca dış dünyada gerçekleşmiş olması yeterlidir. Tartışmanın pratik sonucu, hem kastın kapsamı hem de teşebbüs bakımından ortaya çıkar.
Hangi görüş benimsenirse benimsensin, uygulamadaki sonuç aynı yöne işaret eder: somut olayda böyle bir tehlikenin doğduğu ortaya konamıyorsa mahkûmiyet kararı verilemez. Bu nedenle savunmada, iddia edilen tehlikenin somut delillerle desteklenip desteklenmediği titizlikle incelenmelidir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Manevi Unsur: Kast
Suç yalnızca kasten işlenebilir. Failin, beyanının işlenmiş bir suçu veya suç işlemiş bir kişiyi övdüğünü bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Madde, TCK 213 ve 217/A’dan farklı olarak özel bir amaç veya saik aramaz.
Kastın kapsamı bakımından, failin övdüğü fiilin suç oluşturduğunu bilmesi gerekir. Övülen fiilin suç niteliği taşıdığının bilinmediği hallerde kastı kaldıran hata hükümleri gündeme gelebilir. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Cezası
Madde, cezayı yalnızca üst sınır göstererek düzenlemiştir: iki yıla kadar hapis. Alt sınır maddede gösterilmediğinden, TCK 49 uyarınca hapis cezasının genel alt sınırı olan bir ay uygulanır. Böylece hâkimin belirleme aralığı bir aydan iki yıla kadardır.
Maddede seçimlik olarak adli para cezası öngörülmemiştir. Ancak sonuç ceza bir yıl veya altında kaldığında, TCK 50 çerçevesinde kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi gündeme gelebilir. Seçenek yaptırımların genel çerçevesi için ceza türleri ve seçenek yaptırımlar yazımıza bakabilirsiniz.
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenmesi ve Eleştiri İstisnası (TCK 218)
TCK 218, md. 213 ila 217/A arasındaki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür; artırım takdiridir. TCK 215 bu kapsamdadır.
Hükmün ikinci cümlesi bu madde bakımından özellikle önemlidir: haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bir suçun ya da failinin haber konusu yapılması, olayın ayrıntılarının aktarılması ve bunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunulması, aktarım övgüye dönüşmediği sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez. Sınır, aktarımın failin fiilini onaylayan ve yücelten bir nitelik kazandığı noktadır.
Övme ile Değerlendirme Arasındaki Sınır
Bu maddenin uygulamadaki en hassas noktası, bir beyanın gerçekten övgü mü yoksa değerlendirme, açıklama ya da eleştiri mi olduğudur. Aşağıdaki ayrımlar bu sınırın çizilmesinde yol gösterici olabilir.
- Bir suçun toplumsal, ekonomik veya psikolojik nedenlerinin açıklanması, o suçun onaylandığı anlamına gelmez; açıklama ile meşrulaştırma farklı şeylerdir.
- Bir yargılamanın hukuka uygunluğunun eleştirilmesi, o yargılamaya konu fiilin övülmesi değildir; kararın hatalı bulunduğunu söylemek, fiili yüceltmek anlamına gelmez.
- Bir kişinin cezasının ağır olduğunu ya da mağdur durumda bulunduğunu ileri sürmek, kural olarak fiilin kendisine yönelik bir övgü teşkil etmez.
- Buna karşılık, fiilin doğru ve takdire değer olduğunun ileri sürülmesi, failin bu fiili nedeniyle yüceltilmesi ya da benzer davranışların onaylanması övgü niteliği taşıyabilir.
Değerlendirme her zaman beyanın bütünü üzerinden yapılmalıdır. Tek bir cümlenin bağlamından koparılarak ele alınması, hem övgü niteliğinin hem de tehlike şartının sağlıklı biçimde saptanmasını engeller.
Bu sınır, akademik çalışmalar, edebi ve sinematik anlatılar ile tarihsel incelemeler bakımından da önem taşır. Bir suç olgusunun bilimsel yöntemle incelenmesi, roman veya film gibi kurgusal bir anlatıda işlenmesi ya da tarihsel bir olayın aktarılması, anlatının bütünü fiili onaylayan ve yücelten bir işlev kazanmadığı sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez. Aksi bir yaklaşım, maddenin amacını aşarak düşünce açıklama ve bilim özgürlüğünü ölçüsüz biçimde daraltma sonucunu doğurur. Kanun koyucunun maddeye açık ve yakın tehlike şartını eklemiş olması da bu dengeyi gözetmeye yöneliktir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Benzer Suçlardan Farkı
TCK 214 (Suç İşlemeye Tahrik) ile Farkı
İki madde arasındaki en berrak ölçüt zaman yönüdür. TCK 214 ileriye dönüktür; henüz işlenmemiş bir suçun işlenmesi için çağrı yapılır. TCK 215 ise geriye dönüktür; zaten işlenmiş bir suç veya suçlu övülür. İkinci fark tehlike şartındadır: TCK 215 somut bir tehlikenin doğmasını ararken, TCK 214 metninde böyle bir şart yoktur. Üçüncü fark cezadadır: TCK 214/1’de altı aydan beş yıla kadar hapis öngörülmüşken, TCK 215’te ceza iki yılla sınırlıdır.
| Ölçüt | TCK 214 | TCK 215 |
|---|---|---|
| Zaman yönü | İleriye dönük (çağrı) | Geriye dönük (övgü) |
| Konu | İşlenmemiş suç | İşlenmiş suç veya suçlu |
| Tehlike şartı | Metinde yok | Açık ve yakın tehlike |
| Ceza | 6 ay-5 yıl hapis | 2 yıla kadar hapis |
TCK 220/8 (Örgüt Propagandası) ile Farkı
TCK 220/8, bir örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesini, övülmesini ya da bu yöntemlere başvurmanın teşvik edilmesini cezalandırır. TCK 215’te ise övgünün konusu belirli, işlenmiş bir suç ya da o suçu işlemiş bir kişidir ve herhangi bir örgütle bağlantı aranmaz. Örgüt suçlarının bütünü için suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK 220) yazımızı inceleyebilirsiniz.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. Bu konudaki tartışma doğrudan tehlike şartının niteliğine bağlıdır. Şart bir netice unsuru sayılırsa, övgü alenen yapıldığı halde tehlike doğmadığı durumlarda teşebbüs hükümlerinin uygulanabileceği savunulabilir. Objektif cezalandırılabilirlik koşulu sayılırsa, tehlike doğmadığında ceza verilemez ve teşebbüs de söz konusu olmaz. Bu, tartışmanın en somut pratik sonucudur.
İştirak. Genel hükümlere tabidir. Övgü içeren bir içeriği birlikte hazırlayıp yayan kişiler müşterek fail; yalnızca yayılmasına katkı sunan kişiler ise duruma göre yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Ayrıntılar için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima. Aynı suç işleme kararı kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan övgü paylaşımları koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir. Aynı beyanın hem işlenmiş bir suçu övüp hem de yeni suçlara çağrı içerdiği hallerde, TCK 214 ile TCK 215 arasındaki ilişki içtima kuralları çerçevesinde değerlendirilir.
Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
Cezanın üst sınırının iki yıl olması, bu maddeyi hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi kurumlarının sıkça gündeme geldiği hükümlerden biri haline getirir. Her iki kurum için de kanunda aranan diğer şartların birlikte bulunması gerekir. Basın ve yayın yoluyla işlenme nedeniyle artırım uygulanması halinde sonuç ceza bu sınırların üzerine çıkabilir.
Temel cezanın belirlenmesinde TCK 61 uyarınca övgünün yapıldığı ortam, ulaştığı kitle, övülen suçun ağırlığı ve doğan tehlikenin yoğunluğu gözetilir. Somut olayın koşullarına göre ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler de değerlendirilir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Failin daha önce benzer nitelikte bir suçtan mahkûm olması halinde tekerrür hükümleri uygulanabilir; bu durum hem cezanın infaz rejimini hem de denetimli serbestlik tedbirlerini etkiler. Mahkûmiyet halinde ayrıca TCK 53 uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma gibi güvenlik tedbirleri gündeme gelir. Cezanın miktarı düşük olsa dahi bu tedbirlerin doğuracağı sonuçlar, özellikle kamu görevlisi ya da belirli meslek gruplarında çalışan kişiler bakımından önem taşıyabilir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
Cezanın üst sınırı iki yıl olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde yapılır. Dava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca sekiz yıldır; mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süre, övgünün aleni hale geldiği andan itibaren işlemeye başlar.
Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar çoğunlukla bir sosyal medya paylaşımı, konuşma veya yayın üzerine başlar. Dosyanın merkezinde beyanın içeriği bulunduğundan, içeriğin çözümü ve bağlamının doğru biçimde ortaya konması belirleyici olur.
İnternet üzerinden işlendiği ileri sürülen fiillerde soruşturmanın ağırlık noktası dijital delillerdir. Hesabın gerçekten şüpheliye ait olup olmadığı, içeriğin kim tarafından ve hangi tarihte oluşturulduğu, paylaşımın sonradan değiştirilip değiştirilmediği ve ele geçirilen dijital materyalin usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği bu aşamada tartışılabilecek başlıklardır. Bu tür dosyalarda erişimin engellenmesi ve içeriğin çıkarılması gibi tedbirler de gündeme gelebilir.
Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır: beyanın gerçekten övgü niteliği taşıyıp taşımadığı, yoksa açıklama, aktarma veya eleştiri düzeyinde mi kaldığı; övgü konusu fiilin kanunda suç olarak tanımlanmış ve işlenmiş bir fiil olup olmadığı; fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı; TCK 218’deki haber verme ve eleştiri istisnasının uygulanıp uygulanmayacağı; ve en önemlisi, kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin somut olarak doğduğunun delillerle ortaya konup konmadığı. Bu son başlık, bu maddede beraat kararlarının en sık dayandığı noktalardan biridir.
Değerlendirmelerin tamamı dosyanın somut içeriğine bağlıdır. Böyle bir isnatla karşılaştığınızda ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz sürecin doğru yönetilmesi bakımından önem taşır; ifade özgürlüğü sınırındaki ceza dosyalarında sunduğumuz destek hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri yazımıza bakabilirsiniz.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçu Hakkındaki Yargıtay Kararlarının Analizi
Terör Örgütü Üyesini ve Eylemini Sosyal Medya Paylaşımlarıyla Övme Suçu ve Suçluyu Övme Suçunu Oluşturur
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2023/5122 E. – 2025/5929 K., 07.07.2025 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, Cumhuriyet savcısının şehit edilmesi olayında kullanılan silahı temin ettiği gerekçesiyle Anayasayı ihlal suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan terör örgütü üyesi hakkında sosyal medya hesabından yüceltici ve destekleyici paylaşımlar yaptığı iddiasıyla suçu ve suçluyu övme suçundan dava açılmıştır. İlk derece mahkemesinin verdiği beraat kararı ve bu karara yönelik istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi; sanığın ikrarı ve dijital araştırma raporlarıyla sabit olan paylaşımlarının kesinleşmiş yargı kararıyla terör eylemine katıldığı sabit olan bir kişiyi ve eylemini övme niteliğinde olduğunu belirterek, TCK’nın 215/1, 218 ve 43. maddeleri uyarınca basın ve yayın yoluyla zincirleme şekilde suçu ve suçluyu övme suçundan mahkûmiyeti yerine beraat kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma kararında, TCK’nın 215. maddesinde düzenlenen “suçu ve suçluyu övme” suçunun unsurlarını ve sosyal medya ortamındaki yaygınlaştırma etkisini esas almıştır. Bu suçun oluşması için işlenmiş olan bir suçun veya işlediği suçtan dolayı bir kişinin alenen övülmesi gerekmektedir. Somut olayda, kamu görevlisinin (Cumhuriyet savcısının) şehit edilmesi eylemine silah temin ederek katılan ve hakkında Anayasayı ihlal suçundan kesinleşmiş biçimde mahkûmiyet hükmü kurulan bir terör örgütü mensubunun “onuruna tanığız” şeklinde yüceltilmesi ve adalet sistemini hedef alarak eylemcimim sahiplenilmesi, suçun ve suçlunun alenen övülmesi niteliğindedir. Bu paylaşımların aynı gün içerisinde sosyal medya platformu üzerinden kamuoyuna açık şekilde birden fazla kez yapılması ise fiilin basın ve yayın yoluyla ve zincirleme suç (TCK 43) hükümleri kapsamında işlendiğini göstermektedir. Bu doğrultuda yerel mahkemenin eylemi suç oluşturmaz kabulüyle verdiği beraat kararı hukuki dayanaktan yoksun bulunmuştur.
“…sanığın, Cumhuriyet savcısı ….’ın şehit edilmesi olayı sırasında kullanılan silahı temin etmesi nedeniyle hakkında Anayasayı İhlal Etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilen … isimli terör örgütü üyesi hakkında övme niteliğindeki paylaşımlarının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 215/1, 218 ve 43. maddelerinde düzenlenen basın ve yayın yoluyla zincirleme şekilde suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu anlaşıldığından…”
Değerlendirme
Bu karar, ifade özgürlüğü ile kamu barışını koruyan ceza normları arasındaki sınırın belirlenmesi ve sosyal medyada terör eylemlerine karışmış kişilerin yüceltilmesinin hukuki yaptırımı bakımından son derece net bir emsal sunmaktadır.
Düşünceyi açıklama özgürlüğü, kamuoyunu ilgilendiren yargısal süreçlerin veya siyasi kararların eleştirilmesini kapsasa da, ağır bir terör eylemine iştirak ettiği yargı kararıyla sabit olan bir failin “onur” veya “kahramanlık” atfı yapılarak sahiplenilmesini korumaz. Suçu ve suçluyu övme suçu (TCK 215), işlenmiş ağır suçların toplum nezdinde meşrulaştırılmasını ve kamu düzeninin bozulmasını engellemeyi amaçlar. Sosyal medya platformlarında (kitle iletişim araçlarında) bu tür nitelikli söylemlerin kitlelere ulaştırılması eylemin etkisini ve tehlikeliliğini artırdığından ceza cezasız bırakılamaz. Yargıtay bu kararıyla, terör eylemcilerine yönelik sempatizan ve yüceltici ifadelerin meşru bir eleştiri olmadığını, doğrudan suçu ve suçluyu övme suçunu teşkil ettiğini vurgulamıştır.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Kesinleşmiş Mahkûmiyet Şartı, Açık ve Yakın Tehlike Unsuru ve Kişiselleştirme Gerekçeleri
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2025/2119 E. – 2025/7053 K., 29.09.2025 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan iki ayrı kişi ile ilgili sosyal medya hesabında yüceltici ve adalet sistemini eleştiren paylaşımlar yaptığı gerekçesiyle suçu ve suçluyu övme suçundan dava açılmıştır. İlk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı ve bu karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi üzerine sanık müdafii temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi; paylaşım yapılan kişilerden biri hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet bulunmaması sebebiyle “suçlu” sıfatının doğmadığını, hakkında mahkûmiyeti kesinleşen diğer kişi yönünden yapılan paylaşımın ise “açık ve yakın tehlike” yaratacak yoğunlukta olmadığını ve beraat verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca kabul ve uygulamaya göre zincirleme suç hükümlerinin değerlendirilmemesini ve adli sicili temiz sanık hakkında soyut gerekçelerle lehe hükümlerin uygulanmamasını da hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma kararında, TCK’nın 215. maddesindeki suçun kanuni unsurlarını ve bireyselleştirme ilkelerini esas almıştır. Suçu ve suçluyu övme suçunun oluşabilmesi için öncelikle övülen kişinin işlediği suç nedeniyle mahkûmiyet hükmünün kesinleşerek kanunen “suçlu” sıfatını kazanmış olması gerekir. Karara konu paylaşımlardan birinde yer alan şahıs hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet bulunmadığından suçun maddi unsuru gerçekleşmemiştir. Mahkûmiyeti kesinleşmiş olan diğer şahıs bakımından ise TCK 215’in aradığı “kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlike doğurma” unsuru gerçekleşmemiştir. İfadenin suç ve suçluyu övmekten ziyade adalet sistemine yönelik bir serzeniş niteliğinde kaldığı gözetilmelidir. Kabul uyarınca dahi, birden fazla paylaşım nedeniyle TCK 43 (zincirleme suç) hükümleri değerlendirilmeden ceza tayini ve sabıkasız sanık hakkında dosyayla uyumsuz soyut gerekçelerle lehe hükümlerin (HAGB, erteleme, seçenek yaptırımlar) uygulanmaması kanuna aykırıdır.
“…paylaşım tarihinde övülen kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığından ve bu kişi suçlu sıfatını almadığından suçun unsurları yönünden oluşmadığı gözetilmeden; yine… övgünün kamu güvenliğini açık ve yakın bir tehlikeye düşürecek belirli bir yoğunluk düzeyinde bulunması gerekir… açık ve yakın bir tehlike doğduğuna dair somut bir tespit bulunmadığı gözetilmeden…”
Değerlendirme
Bu karar, suçu ve suçluyu övme suçunun (TCK 215) ceza hukukundaki sınırlarını ve somut tehlike suçu niteliğini son derece açık bir biçimde ortaya koyan tipik bir emsal karardır. Maddi ceza hukukunun temel esaslarından biri olan masumiyet karinesi gereği, hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmayan bir kimseden bahisle TCK 215 uyarınca “suçluyu övme” suçundan mahkûmiyet kurulamaz.
Kararda öne çıkan diğer kritik boyut ise “açık ve yakın tehlike” kriteridir. Sosyal medya üzerinden yapılan her sempati veya adalet eleştirisi doğrudan kamu barışını tehlikeye düşüren bir eylem sayılamaz. İfadenin sert veya rahatsız edici olması tek başına cezalandırma için yeterli olmayıp, eylemin kamu düzeninde somut ve yakın bir tehlike doğuracak yoğunluğa ulaşması aranır. Bunun yanı sıra karar, ilk derece mahkemelerinin lehe kanun maddelerini (TCK 50, 51, CMK 231) uygularken matbu ve dosya kapsamıyla çelişen soyut gerekçelere sığınamayacağını teyit ederek şahsilik ve gerekçe ilkelerini korumuştur.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçunda Davaya Katılma Ehliyeti, Doğrudan Zarar Görme Şartı ve Usuli Temyiz/İstinaf Yasağı
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2022/3134 E. – 2024/8776 K., 18.11.2024 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, bir haber sitesindeki avukata yönelik şiddet haberine “Hak etmişler, iş yeri esnaf zor durumda avukatlar nefes aldırmıyor” şeklinde yorum yaptığı iddiasıyla suçu ve suçluyu övme suçundan (TCK 215/1) kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince sanığın beraatine karar verilmiş; bu karar suçtan doğrudan zarar görmeyen şikâyetçiler tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddetmesi üzerine dosya temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi; kamu barışına karşı işlenen bu suçtan şikâyetçinin doğrudan zarar görmemesi sebebiyle davaya katılma hakkının ve hükmü kanun yoluna taşıma yetkisinin bulunmadığını belirterek, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu usulden reddetmek yerine esastan incelemesini hukuka aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma kararında, kamu barışına karşı işlenen suçların koruduğu hukuki yararı ve ceza muhakemesinde davaya katılma ehliyetine ilişkin emredici usul kurallarını esas almıştır. TCK’nın “Kamu Barışına Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçu (TCK 215), toplumsal düzeni ve kamu barışını korumayı hedefler. Bu tür suçlarda korunan hukuki yarar topluma ait olduğundan, bireylerin suçtan “doğrudan” zarar gördüğü kabul edilemez. Mahkemece verilen katılan sıfatı veya katılma kararı, şikâyetçiye kanunen bulunmayan bir temyiz/istinaf hakkı kazandırmaz. Bölge Adliye Mahkemesi, kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan şikâyetçi vekillerinin istinaf talebini CMK 279/1-b maddesi uyarınca usulden reddetmek yerine işin esasına girerek karar verdiği için usul hükümlerine aykırı hareket etmiştir.
“…kamu barışına karşı suçlar bölümünde düzenlenen sanığa yüklenen suçtan, suçun niteliği itibariyle doğrudan zarar görmeyen şikayetçinin bu davaya katılmasına yasal olarak imkan bulunmadığı gibi mahkemece katılma kararı verilmiş olması da hükmü temyize hak ve yetki vermeyeceğinden… Bölge Adliye Mahkemesince 5271 sayılı Kanun’un 279 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca şikayetçi vekillerinin istinaf başvurularının reddine karar verilmesi gerekirken yargılamaya devamla işin esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza muhakemesinde katılan sıfatının kazanılması ve kanun yollarına başvuru ehliyeti bakımından usul hukukunun katı ilkeselliğini gösteren son derece önemli bir emsal teşkil etmektedir. Bir eylemin ahlaken rahatsız edici olması veya belirli bir meslek grubunu hedef alması, o meslek mensuplarına veya üçüncü kişilere doğrudan suça katılan sıfatıyla davayı takip etme yetkisi vermez.
Ceza yargılamasında yalnız suçtan doğrudan zarar gören kişilere davaya katılma (müdahil olma) ve kararları üst mahkemeye taşıma hakkı tanınmıştır. Kamu barışına karşı işlenen suçlarda ihlal edilen yarar toplumsal düzenin kendisi olduğu için iddia makamını kamu adına Cumhuriyet Savcısı temsil eder. Usule aykırı olarak verilen katılma kararları, kişilere kanunda tanınmayan bir temyiz veya istinaf hakkı doğurmaz. Yargıtay bu kararıyla, usul hukuku engellerinin ve başvuru ehliyetinin esasa girilmeden önce titizlikle incelenmesi gerektiğini ve yetkisiz kişilerin başvurusuyla esastan karar verilemeyeceğini teyit etmiştir.
Darbe Girişimi Anındaki Sosyal Medya Paylaşımları ile Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Oluşumu ve Açık-Yakın Tehlike Unsuru
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2022/5279 E. – 2024/9430 K., 09.12.2024 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi anında sosyal medya hesabından kalkışmayı destekleyici ifadelerle paylaşım yaptığı gerekçesiyle suçu ve suçluyu övme suçundan (TCK 215) kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, darbe girişiminin devam ettiği kritik anlarda yapılan bu paylaşımın kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlike oluşturduğunu kabul ederek adli para cezasına karar vermiş; Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Sanık müdafinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; eylemin basın ve yayın yoluyla işlenmesi nedeniyle TCK 218 gereğince artırım yapılmaması hususunu aleyhe temyiz olmaması sebebiyle bozma nedeni yapmayarak eleştirmiş, eylemin sübut bulduğu ve suçun unsurlarının oluştuğu gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi onama kararında, eylemin gerçekleştiği zamansal dilimi ve TCK’nın 215. maddesindeki “açık ve yakın tehlike” kriterini esas almıştır. Suçu ve suçluyu övme suçunda; övülen eylemin ve faillerin niteliği ile paylaşımın zamanlaması kamu düzeni açısından somut tehlikenin tespiti bakımından hayati önem taşır. FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe teşebbüsü devam ederken, sanığın sosyal medya hesabından bu kalkışmayı sevinç ve destek ifadeleriyle yayması sıradan bir düşünce açıklaması olarak değerlendirilemez. Olayın sıcaklığı ve hassasiyeti içinde yapılan bu tür paylaşımlar toplumsal kaos riskini ve kamu düzeni üzerindeki açık ve yakın tehlikeyi doğrudan doğurmaktadır. Bu nedenle suçun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmiştir.
“…Darbe girişiminin hemen akabinde, devam ettiği sırada bu paylaşımın yapılmış olması, kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlikenin bulunduğunun kabulünü zorunlu kıldığından, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluştuğu…”
Değerlendirme
Bu karar, suçu ve suçluyu övme suçunda (TCK 215) “açık ve yakın tehlike” unsurunun zamansal bağlam ve toplumsal koşullar çerçevesinde nasıl somutlaştığını gösteren önemli bir örnektir. Bir eylemin övülmesinin kamu düzenini tehlikeye düşürüp düşürmediği belirlenirken, paylaşımın yapıldığı anın şartları belirleyicidir.
Anayasal düzene karşı gerçekleşen ağır bir terör ve kalkışma eylemi henüz sürerken, bu fiilleri destekleyici veya olumlayıcı mesajlar yaymak toplumda kargaşa yaratma ve Kamu Barışını İhlal etme potansiyeli taşır. Yargıtay, eylemin zamanlamasının yarattığı somut tehlikeyi dikkate alarak alt sınırın üstünde bir koruma mekanizması işletmiştir. Ayrıca kararda, sosyal medya üzerinden yapılan bu tür paylaşımlarda TCK 218 uyarınca nitelikli hal (basın ve yayın yoluyla işlenme) uygulanarak cezanın artırılması gerektiğine işaret edilmiş; ancak aleyhe temyiz bulunmadığından kazanılmış hak ve aleyhe bozma yasağı ilkeleri uyarınca esastan onama kararı verilmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Suçu ve suçluyu övme suçunun cezası nedir?
TCK 215 uyarınca iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Maddede alt sınır gösterilmediğinden TCK 49 gereği alt sınır bir aydır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde TCK 218 uyarınca ceza yarı oranına kadar artırılabilir.
Her övgü bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Suçun oluşması için aleni bir övgünün bulunması yeterli değildir; ayrıca bu övgü nedeniyle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekir. Bu tehlikenin somut verilerle ortaya konması aranır; varsayıma dayalı değerlendirmeler yeterli değildir. Tehlike doğmamışsa cezalandırma söz konusu olmaz.
Henüz kesinleşmemiş bir dosyadaki fiilin övülmesi suç mudur?
Bu konu öğretide tartışmalıdır. Bir görüşe göre masumiyet karinesi gereği kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmalıdır; diğer görüşe göre ise kanunda suç olarak tanımlanmış bir fiilin gerçekten işlenmiş olması yeterlidir ve yargılamanın aşaması belirleyici değildir. Somut dosyanızda bu tartışmanın nasıl değerlendirileceğini avukatınızla ele almanızı öneririz.
TCK 214 ile TCK 215 arasındaki fark nedir?
Temel fark zaman yönündedir. TCK 214 ileriye dönüktür; henüz işlenmemiş bir suçun işlenmesi için yapılan aleni çağrıyı cezalandırır. TCK 215 ise geriye dönüktür; zaten işlenmiş bir suçun ya da o suçu işlemiş bir kişinin övülmesini konu alır. Ayrıca TCK 215 açık ve yakın tehlike şartı arar ve cezası daha hafiftir.
Sosyal medyada yapılan paylaşım bu suçu oluşturur mu?
Herkese açık bir hesaptan yapılan paylaşım aleniyet unsurunu kural olarak karşılar. Ancak paylaşımın işlenmiş bir suçu veya o suçu işlemiş bir kişiyi öven nitelikte olması ve bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin doğması da gerekir. Bir olayın aktarılması, nedenlerinin tartışılması veya bir kararın eleştirilmesi kural olarak övgü sayılmaz.
Bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkün müdür?
Cezanın üst sınırının iki yıl olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezanın ertelenmesi bu maddede sıkça gündeme gelir. Bunun için kanunda aranan diğer şartların da bulunması gerekir. Ayrıca sonuç cezanın bir yıl veya altında kalması halinde kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkün olabilir.
Suçu ve Suçluyu Övme Suçu Bakımından Sonuç
Suçu ve suçluyu övme suçu (TCK 215), işlenmiş bir suçun ya da o suçu işlemiş bir kişinin alenen övülmesini iki yıla kadar hapisle cezalandırır. Ancak maddenin uygulanabilmesi için aleni bir övgü tek başına yeterli değildir: kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin somut olarak doğması gerekir. Bu şart, hem hükmün ifade özgürlüğü karşısındaki sınırını çizer hem de savunmanın en güçlü dayanaklarından birini oluşturur.
Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
