|

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu (TCK-135)

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, bir kişiyi belirli veya belirlenebilir kılan verilerin hukuka aykırı biçimde kaydedilmesini cezalandıran ve Türk Ceza Kanunu‘nun 135. maddesinde düzenlenen bir suç tipidir. Bir kişiye ait kimlik bilgilerinin, adresinin, telefon numarasının ya da sağlık, inanç gibi daha hassas bilgilerinin izinsiz ve hukuka aykırı biçimde kaydedilmesi bu suç kapsamında değerlendirilir.

Verilerin dijital ortamda kolayca toplanıp saklanabildiği günümüzde, kişisel verilerin kaydedilmesi suçu hem bireyler hem de kurumlar açısından giderek daha önemli hale gelmiştir. Bu yazıda; kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun tanımını, kişisel veri kavramını, suçun unsurlarını, cezasını, nitelikli hallerini, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile ilişkisini, şikâyet ve soruşturma usulünü, görevli mahkemeyi ve merak edilen diğer hususları sade bir dille ele alacağız.

Kişisel Veri Kavramı ve Korunan Hukuki Değer

Bu suçu anlamak için öncelikle “kişisel veri” kavramının kapsamını netleştirmek gerekir. Burada korunan temel değer, kişinin kendisine ait bilgiler üzerinde söz sahibi olması, yani bilgisel mahremiyetidir. Bu hak, Anayasa’nın 20. maddesinin son fıkrasında açıkça güvence altına alınmıştır.

Kişisel Veri Nedir?

Kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek bir kişiye ilişkin her türlü bilgidir. Bu kapsama;

  • ad-soyad, T.C. kimlik numarası,
  • adres, telefon numarası, e-posta adresi,
  • doğum tarihi, fotoğraf,
  • araç plakası, banka hesap bilgileri

ve kişiyi tanımlanabilir kılan benzeri pek çok bilgi girer. Önemli olan, bilginin tek başına ya da başka bilgilerle birleştirildiğinde bir kişiyi belirli veya belirlenebilir hale getirmesidir.

Özel Nitelikli (Hassas) Kişisel Veri Nedir?

Bazı kişisel veriler, niteliği gereği daha hassastır ve daha güçlü korumayı hak eder. TCK 135’in ikinci fıkrası bu verileri özel olarak düzenlemiştir. Buna göre kişisel verinin;

  • siyasi, felsefi veya dini görüşlere,
  • ırki kökene,
  • ahlaki eğilimlere,
  • cinsel yaşama,
  • sağlık durumuna,
  • sendikal bağlantılara

ilişkin olması halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu veriler, açıklanması halinde kişinin ayrımcılığa veya mağduriyete uğramasına yol açabileceğinden, kanun koyucu tarafından özel olarak korunmuştur.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunun Unsurları

Bir fiilin kişisel verilerin kaydedilmesi suçu olarak nitelendirilebilmesi için belirli unsurların bir arada bulunması gerekir.

Maddi Unsur (Kaydetme)

Suçun maddi unsuru, kişisel verilerin kaydedilmesidir. Kayıt; verilerin bir deftere, bilgisayara, telefona, bulut sistemine ya da herhangi bir ortama, daha sonra erişilebilecek şekilde aktarılmasıdır. Burada cezalandırılan, verinin kaydedilmesi fiilidir; verinin başkasına aktarılması veya ele geçirilmesi ise ayrı bir suç olarak (TCK 136) düzenlenmiştir.

“Hukuka Aykırılık” Unsurunun Önemi

Bu suçta belki de en kritik nokta, kaydın hukuka aykırı olmasıdır. Her kişisel veri kaydı suç değildir; aksi halde günlük hayatta sayısız işlem suç teşkil ederdi. Kanunun açıkça izin verdiği ya da ilgili kişinin geçerli rızasına dayanan kayıtlar hukuka uygundur ve suç oluşturmaz. Örneğin bir işverenin, kanuni yükümlülükleri çerçevesinde çalışanına ait bilgileri kaydetmesi kural olarak hukuka uygundur. Dolayısıyla bu suçta, kaydın hangi hukuki temele dayandığı belirleyici öneme sahiptir.

Manevi Unsur (Kast)

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu yalnızca kasten işlenebilir. Failin, hukuka aykırı biçimde kişisel veri kaydettiğinin bilincinde olarak ve bunu isteyerek hareket etmesi gerekir. Taksirle bu suçun işlenmesi mümkün değildir.

Fail ve Mağdur

Bu suçun faili herkes olabilir; bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Bu suçu gerçek kişiler işleyebileceği gibi, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde de işlenebilir (bu durumda TCK 140 uyarınca tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri gündeme gelir). Mağdur ise kişisel verileri hukuka aykırı kaydedilen kişidir.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunun Cezası ve Nitelikli Halleri

Temel Hal

Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Bu, suçun temel görünümüdür.

Özel Nitelikli Verilerde Ceza Artırımı

Kaydedilen verinin yukarıda sayılan özel nitelikli (hassas) kişisel verilerden olması halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Örneğin bir kişinin sağlık durumuna veya dini görüşüne ilişkin verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi, temel hale göre daha ağır cezayı gerektirir.

Nitelikli Haller (TCK 137)

Bu suç, TCK 137’de düzenlenen ortak nitelikli hallerden birinin bulunması durumunda da daha ağır cezayı gerektirir. Suç;

  • bir kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle, ya da
  • belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle

işlenirse, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Örneğin sağlık verilerine mesleği gereği erişimi olan bir kişinin bu imkânı kötüye kullanarak verileri hukuka aykırı kaydetmesi, hem özel nitelikli veri hem de meslek kolaylığı nedeniyle ağırlaştırıcı sebeplerin bir arada değerlendirilmesine yol açabilir.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunun KVKK ile İlişkisi ve Hukuka Uygunluk

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile doğrudan ilişkilidir. KVKK, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin idari düzenlemeleri ve yükümlülükleri belirlerken; TCK 135, bu alanın ceza hukuku boyutunu oluşturur.

KVKK Kapsamında Hukuka Uygun İşleme

KVKK, kişisel verilerin hangi hallerde hukuka uygun biçimde işlenebileceğini düzenler. Bir kayıt, KVKK’da öngörülen şartlara (örneğin kanunlarda açıkça öngörülmesi, bir sözleşmenin kurulması için gerekli olması veya ilgili kişinin açık rızasının bulunması gibi) uygun şekilde yapılmışsa, hukuka uygundur ve TCK 135 kapsamında suç oluşturmaz. Bu nedenle KVKK’ya uygun işleme, bu suç bakımından bir hukuka uygunluk nedeni teşkil eder.

Açık Rıza

İlgili kişinin açık rızası, kaydı hukuka uygun hale getirebilen en önemli sebeplerden biridir. Ancak açık rızanın geçerli olabilmesi için belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirmeye dayalı ve özgür iradeyle açıklanmış olması gerekir. Baskı altında ya da bir hizmetin ön koşulu olarak alınan rızalar geçerli kabul edilmeyebilir.

Ceza Sorumluluğu ile İdari Yaptırım Farkı

Aynı fiil, hem TCK 135 kapsamında cezai sorumluluğa hem de KVKK kapsamında idari para cezasına yol açabilir. Cezai sorumluluk gerçek kişiyi (fiili işleyeni) hedef alırken, KVKK kapsamındaki idari yaptırımlar genellikle veri sorumlusu konumundaki kişi veya kuruluşlara yöneliktir. Bu iki sürecin birlikte yürüyebileceğini bilmek önemlidir.

Şikâyete Bağlı Değildir: Re’sen Soruşturma

Bu suçun, bölümdeki diğer bazı suçlardan en önemli farkı, şikâyete bağlı olmamasıdır. TCK 139’a göre kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, mağdurun şikâyeti aranmaksızın savcılık tarafından re’sen (kendiliğinden) soruşturulur.

Bunun pratik sonuçları şunlardır:

  • Mağdurun şikâyetçi olması zorunlu değildir; savcılık suçu öğrendiğinde kendiliğinden soruşturma başlatır.
  • Şikâyete bağlı suçlardaki altı aylık şikâyet süresi bu suç için söz konusu değildir.
  • Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi, tek başına davanın düşmesi sonucunu doğurmaz; dava, dava zamanaşımı süresi içinde kamu adına yürütülür.

Bu nedenle kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK 132) veya özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK 134) gibi şikâyete bağlı suçlardan farklı bir usule tabidir.

Uzlaştırma ve Ön Ödeme

Uzlaştırma

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu şikâyete bağlı olmadığından ve uzlaştırma kapsamına özel olarak alınan suçlar arasında sayılmadığından, kural olarak uzlaştırmaya tabi değildir. Bu da bu suçu, uzlaştırma yoluyla sona erebilen şikâyete bağlı suçlardan ayıran önemli bir noktadır. Somut dosyanızda uzlaştırmanın gündeme gelip gelemeyeceğini değerlendirmek için bir avukata danışmanız yerinde olur.

Ön Ödeme

Ön ödeme kurumu, yalnızca adli para cezasını ya da üst sınırı belirli bir süreyi aşmayan hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından uygulanır. Bu suçun öngörülen ceza miktarları bu kapsamın dışında kaldığından, ön ödeme bu suç için söz konusu olmaz.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçuna ilişkin davalar, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülür. Öngörülen ceza miktarları ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmediğinden, yargılama asliye ceza mahkemelerinde yapılır. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunda Teşebbüs, Etkin Pişmanlık ve İçtima

Teşebbüs

Fail, kişisel verileri kaydetmek üzere icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamamışsa, suça teşebbüsten söz edilebilir. Teşebbüs halinde ceza, tamamlanmış suça göre indirilir.

Etkin Pişmanlık

Kanun, bu suç bakımından özel bir etkin pişmanlık hükmü öngörmemiştir. Failin pişmanlığı, ancak takdiri indirim nedenlerinin değerlendirilmesinde rol oynayabilir.

Zincirleme Suç ve İçtima

Failin aynı suç işleme kararıyla farklı zamanlarda birden fazla kişiye ait veriyi ya da aynı kişinin farklı verilerini hukuka aykırı kaydetmesi halinde zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilir. Ayrıca verilerin hem kaydedilmesi hem de başkasına verilmesi söz konusuysa, TCK 135 ve 136 arasındaki ilişki içtima kuralları çerçevesinde değerlendirilir.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunda Cezayı Etkileyen ve Hafifleten Kurumlar

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

Verilen hapis cezası iki yıl veya altında ise ve diğer koşullar da sağlanıyorsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. HAGB halinde, sanık denetim süresini sorunsuz geçirirse hüküm hiçbir sonuç doğurmadan ortadan kalkar.

Adli Para Cezası

Bu suç için kanunda doğrudan adli para cezası öngörülmemiş; hapis cezası düzenlenmiştir. Ancak koşulları oluştuğunda, sonuç olarak hükmedilen kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gündeme gelebilir.

Cezanın Ertelenmesi

İki yıl veya altındaki hapis cezaları bakımından, koşulların varlığı halinde cezanın ertelenmesine karar verilebilir.

TCK 135 ile TCK 136 Farkı

Kişisel verilerle ilgili suçlarda en sık karıştırılan konulardan biri, kişisel verilerin kaydedilmesi suçu (TCK 135) ile verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme suçu (TCK 136) arasındaki farktır.

TCK 135, kişisel verilerin kaydedilmesini cezalandırır; yani verinin bir ortama aktarılıp saklanmasını. TCK 136 ise kişisel verilerin başkasına verilmesini, yayılmasını veya ele geçirilmesini cezalandırır. Kısacası biri verinin “kayıt altına alınmasını”, diğeri ise verinin “el değiştirmesini veya ele geçirilmesini” konu alır. Aynı olayda her iki suç da gündeme gelebilir.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Fiziksel Mahremiyete İlişkin Görüntülerin Rıza Dışı Kaydedilmesi Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunu Değil, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçunu Oluşturur

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2019/14037 E. – 2022/2232 K., 23.03.2022 T.

Kararın Özeti

Sanık, gayriresmî birliktelik yaşadığı mağdurun bilgisi ve rızası dışında çıplak ve yarı çıplak fotoğraflarını çekmiş; ilişki bittikten sonra bu resimleri tehdit ve şantaj içerikli mesajlarla mağdurun kendisine göndermiştir. İlk derece mahkemesi, kişilerin huzur ve sükununu bozma, kişisel verilerin kaydedilmesi ile verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından açılan davada sanığın beraatine hükmetmiştir. Katılan vekilinin temyizi üzerine Yargıtay, huzur ve sükunu bozma suçu yönünden beraat kararını onamıştır. Ancak, fiziksel mahremiyet içeren bu görüntülerin “kişisel veri” kapsamında değil, “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmederek, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülmesi nedeniyle beraat kararlarını bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay gerekçesinde, her ne kadar kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri geniş anlamda “kişisel veri” olarak nitelendirilebilse de, mevzuattaki özel düzenleme normları uyarınca ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bir kimsenin özel hayat alanına dahil görüntülerinin rızası dışında bir cihaza kaydedilmesi eylemi, 5237 sayılı TCK’nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçu olarak özel bir hükme bağlanmıştır. Bu nedenle, söz konusu eylemler genel nitelikteki TCK’nın 135/1. maddesindeki kişisel verilerin kaydedilmesi suçu kapsamında değerlendirilemez. Yargıtay, eylemin iddianamede tarif edilmiş olması nedeniyle sanığa ek savunma hakkı verilip uzlaştırma prosedürü uygulandıktan sonra, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan üst sınıra yakın bir temel ceza tayin edilerek mahkûmiyet hükmü kurulması gerektiğine işaret etmiştir.

“…bir özel hayat görüntüsünün ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsünün ya da sesinin, bilgisi dışında… kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi TCK’nın 134/1. madde… kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesi, yasal anlamda, TCK’nın 135/1… kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez.”

Değerlendirme

Bu karar, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “Özel Hayatın Gizliliğine Karşı Suçlar” bölümündeki normlar arası yarışmayı (özel norm – genel norm ilişkisini) netleştiren ders niteliğinde bir içtihattır. Yargıtay, kişisel veri kavramını nüfus bilgileri, yerleşim yeri, meslek, adli sicil gibi kişiyi toplumda belirlenebilir kılan her türlü bilgi olarak geniş tanımlamakla birlikte, bireyin doğrudan doğruya dört duvar arasındaki mahremiyetini veya fiziksel gizliliğini içeren ses ve görüntülerin bu torba kavrama hapsedilmesine karşı çıkmıştır. Eğer ihlal edilen unsur, kişinin gizli kalmasını istediği çıplaklık gibi safi özel yaşam görüntüleriyse, burada korunması gereken hukuki değer kişisel verilerin idaresi değil, doğrudan özel hayatın dokunulmazlığıdır. Karar, mahkemelerin suç vasfını tayin ederken eylemin koruduğu hukuki menfaate odaklanması gerektiğini, yanlış nitelendirmeyle beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu kesin bir dille ortaya koymaktadır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2019/14037 E. – 2022/2232 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suçlar : Kişilerin huzur ve sükununu bozma, kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
Hükümler : CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraat

Kişilerin huzur ve sükununu bozma, kişisel verilerin kaydedilmesi ile verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dairemizin 04.12.2019 tarihli tevdi kararı uyarınca; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyizi ile ilgili görüş içeren ek tebliğnamenin düzenlendiği belirlenerek yapılan incelemede:
A) Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin sanık hakkında mahkumiyet yerine beraat kararı verilmesinin isabetsiz olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,
B) Kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Kişilerin özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesi, TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasının 1. cümlesinde suç olarak düzenlenmiş olup, özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olaylarını ve bilgilerin tamamını içerir. Bir olayın ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
TCK’nın 135/1. madde ve fıkrasında ise hukuka aykırı olarak kişisel verilerin kaydedilmesi, aynı Kanunun 136/1. madde ve fıkrasında da, kişisel verilerin, hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, “Kişisel verilerin kaydedilmesi” ve “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlıkları altında suç olarak tanımlanmıştır.
Kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 Esas – 2014/331 sayılı Kararında da vurgulandığı üzere; TCK’nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri TCK’nın 135. maddesindeki kişisel verilerin kaydedilmesi ve aynı Kanunun 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarını oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarının uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.
Ayrıca, bir özel hayat görüntüsünün ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsünün ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasının 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasında özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesi, yasal anlamda, TCK’nın 135/1 ve aynı Kanunun 136/1. madde ve fıkraları kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, sanık …’ın, gayri resmi birliktelik yaşadığı mağdur …’le beraberken onun bilgisi dışında çıplak fotoğraflarını çekip, mağdurla aralarındaki ilişkinin sona ermesinin ardından, bu resimleri, ifşa edeceğine dair mesajlarla mağdura gönderdiği iddialarına konu olayda;
Dosyada mevcut 17.01.2014 tarihli mesaj tespit tutanağındaki 2 adet fotoğraftan birinin; mağdur tamamen çıplak ve yüzüstü şekilde uzanırken, diğerinin; üzerinde alt iç çamaşırı olan mağdurun bir tarafa doğru dönerek uzandığı esnada alt iç çamaşırına doğru odaklanarak çekilmesi ve her iki çekimin de mağdur tarafından çekim cihazına bakılmaksızın arkadan yapılması, fotoğrafların, mağdura, “Sen daha bugün göreceksin rezil”, “Annende öğrencek seni”, “Az bekle kayıtların hepsi geliyor birazdan”, “Mail adresini yolla”, “Bak sana neler yollayacağım”, “Tamam yolluyorum”, “Daha ister misin?”, “Benimle iyi geçin”, “Bu son annene şimdilik bir şey demeyeceğim”, “Daha da yollayayım mı?”, “Bunlar en basiti” vb. mesajlarla birlikte gönderilmesi, mağdura gönderilen mesajların sanığın da kabulünde olması hususları, dosyada mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde, sanığın, söz konusu fotoğrafları, mağdurun rızası dışında çektiği; ancak, fotoğrafların, mağdurun annesine ya da başkalarına ifşa edilmediği gibi iddianamede bu yönde bir anlatım da bulunmadığı anlaşılmakla;
Mağdura ait fotoğrafların mağdurun fiziksel mahremiyetine ilişkin olması nedeniyle sanığa isnat edilen TCK’nın 135/1. madde ve fıkrasındaki kişisel verilerin kaydedilmesi ve aynı Kanunun 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarının yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği; ancak, mağdurun çıplak ve yarı çıplak özel yaşam alanı kapsamındaki fotoğraflarını, onun rızasına aykırı şekilde kaydeden sanığa, iddianamede eyleminin tarif edildiği de nazara alınıp, CMK’nın 226. maddesi uyarınca TCK’nın 134/1-1 ve 134/1-2. madde, fıkra ve cümlelerinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma hakkı tanınarak, CMK’nın 254. maddesi gereğince uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, uzlaşma gerçekleşmediği takdirde, sanık hakkında görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı TCK’nın 61/1. madde ve fıkrasında yer alan ölçütlerden suçun işleniş biçimi, meydana gelen tehlikenin ve sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ile sanığın güttüğü amaç ve saiki nazara alınarak, aynı Kanunun 3/1. madde ve fıkrası uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde asgari hadden uzaklaşılarak temel ceza belirlenip, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde ve hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından CMK’nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat hükümleri kurulması,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 23.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Teknolojik Altyapı Kullanımında Kast Yokluğu Nedeniyle Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu Oluşmaz

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2014/18819 E. – 2015/1637 K., 02.02.2015 T.

Kararın Özeti

Bir dağıtım şirketinin acentesinde kurye olarak görev yapan sanık, müştekiye ait banka kredi kartını teslim ettiği esnada, şirketin dijital altyapısı kapsamında yer alan “Digipen” uygulaması ve cihazı vasıtasıyla müştekinin imzasını teslim belgesine almıştır. Müstakil imzanın kopyalanarak hukuka aykırı şekilde sisteme kaydedildiği iddiasıyla sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın eyleminde suç işleme kastının bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Katılanın eksik araştırmaya dayalı temyiz itirazlarını inceleyen Yargıtay, yerel mahkemenin beraat gerekçesini yerinde bularak hükmün oy birliğiyle onanmasına karar vermiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, somut olayda sanığın gerçekleştirdiği imza alma işleminin, tamamen istihdam edildiği şirketin resmi çalışma prosedürleri ve “Digipen” adlı teknolojik uygulama çerçevesinde yürütüldüğünü dikkate almıştır. Sanığın, teslimat sürecinin mutat bir parçası olarak müştekinin imzasını alırken, kişisel verileri hukuka aykırı şekilde kaydetme ve kendi iradesiyle sisteme kopyalama şeklinde bir suç kastıyla (bilme ve isteme unsuruyla) hareket etmediği saptanmıştır. İlk derece mahkemesince bu kast yokluğuna dayanılarak sunulan gerekçeler ve takdir hakkı yasalara uygun bulunduğundan, katılanın temyiz istemi esastan reddedilmiştir.

“…dağıtım şirketinin Digipen uygulaması kapsamında kullandığı “…” ile müştekinin imzasını almak suretiyle imzayı kopyalayarak kaydettiğinin iddia edildiği olayda; Yapılan yargılama sonunda yüklenen suç açısından sanığın kastının bulunmadığı, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza hukukunun temel direklerinden biri olan “kusur” ve “kast” prensibinin, iş hayatındaki dijital dönüşüm ve teknoloji kullanımı süreçlerinde nasıl uygulanması gerektiğini gösteren net bir örnektir. Günümüzde şirketler, operasyonel hız ve doğrulanabilirlik sağlamak adına çalışanlarına dijital imza pedleri, akıllı kalemler veya biyometrik veri toplayan cihazlar kullandırabilmektedir. Bireyin özgün imzası niteliği itibarıyla kişiyi belirlenebilir kılan biyometrik/kişisel bir veri olsa da, bir hizmetlinin veya işçinin sırf işverenin dayattığı teknik altyapıyı kullanması, onu doğrudan doğruya “verileri hukuka aykırı kaydeden fail” konumuna getirmez. Yargıtay, suçun manevi unsurlarını incelerken sanığın profesyonel konumunu ve eylemi hangi saikle gerçekleştirdiğini gözetmiş; kurumsal işleyiş gereği rutin bir teslimat formunu imzalatan çalışanda 5237 sayılı TCK’nın 135. maddesinde aranan hukuka aykırı kayıt yapma kastının bulunmadığını haklı olarak tescil etmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2014/18819 E. – 2015/1637 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kişisel verilerin kaydedilmesi
Hüküm : Beraat


Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Bir dağıtım şirketinin acentesinde kurye olarak çalışan sanığın, müştekiye, bir bankaya ait kredi kartını teslim ettiği sırada, teslim belgesine, dağıtım şirketinin Digipen uygulaması kapsamında kullandığı “…” ile müştekinin imzasını almak suretiyle imzayı kopyalayarak kaydettiğinin iddia edildiği olayda;
Yapılan yargılama sonunda yüklenen suç açısından sanığın kastının bulunmadığı, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın, eksik araştırmaya ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraata ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 02.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Adliye Avlusunda Odaklanarak Çekilen Fotoğraf Kişisel Veri Değil, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçunu Oluşturur

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/4490 E. – 2026/1451 K., 16.02.2026 T.

Kararın Özeti

Sanık, aralarında husumet ve dava bulunan bir şahsın annesi ve kardeşi olan katılanların, adliye avlusunda duruşma saatini bekledikleri sırada cep telefonu kamerasıyla tek kare fotoğrafını çekmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın hukuka aykırı hareket ettiğine dair delil bulunmadığı ve yasal unsur eksikliği gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Bölge adliye mahkemesi ise istinaf incelemesinde bu kararı kaldırarak sanığı “kişisel verilerin kaydedilmesi” suçundan mahkûm etmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay, eylemin kişisel verilerin kaydedilmesi suçunu değil, “görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal” suçunu oluşturduğuna hükmederek, suç vasfında yanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, somut olayın oluş şeklini incelediğinde; sanığın kamusal bir alan olan adliye avlusunda tarafları hedef gözeterek, cep telefonu kamerasını doğrudan katılanlara odaklamak suretiyle rızaları dışında fotoğraflarını çektiğini saptamıştır. Yargıtay dairesi, bir kimsenin görüntüsünün rıza dışı kaydedilmesi eyleminin, genel nitelikteki 5237 sayılı TCK’nın 135/1. maddesinde düzenlenen “kişisel verilerin kaydedilmesi” suçu kapsamında korunamayacağını belirtmiştir. Bu tür hedef odaklı fiziki mahremiyet ve görüntü kayıtlarının, kanunda özel bir hüküm (özel norm) olarak düzenlenen TCK’nın 134/1. maddesinin 2. cümlesi uyarınca “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçu olarak cezalandırılması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, bölge adliye mahkemesinin suç vasfını hatalı tayin ettiği sonucuna varılmıştır.

“…katılanların tek kare fotoğrafını cep telefonu kamerasını odaklamak suretiyle çeken sanığın sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 134/1-2. cümle, 43/2-1. maddesinde düzenlenen görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliğini ihlal suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek aynı Kanun’un 135/1… maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması…”

Değerlendirme (Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu Açısından)

Bu karar, ceza hukukunda “kişisel verilerin kaydedilmesi suçu” (TCK m. 135) ile “özel hayatın gizliliğini ihlal suçu” (TCK m. 134) arasındaki hassas çizginin korunması ve suç vasfının doğru tayini açısından büyük önem taşımaktadır. Karardan çıkarılan temel hukuki sonuçlar şu şekildedir:

  • Genel Norm – Özel Norm İlişkisi: Kişinin dış dünyaya yansıyan fiziksel görüntüsü geniş anlamda bir kişisel veri olsa da, kanun koyucu bu verinin “görüntü veya ses kaydı” yoluyla rıza dışı sabitlenmesini TCK m. 134/1-2’de özel bir suç olarak yapılandırmıştır. Bu durumda özel norm, genel norm olan TCK m. 135’i dışlar.
  • Kamusal Alanda Özel Hayat Sınırı: Adliye avlusu gibi kamuya açık alanlarda bulunmak, kişilerin görüntülerinin izinsiz olarak kaydedilebileceği anlamına gelmez. Yargıtay, sanığın kamerayı katılanlara “odaklamak suretiyle” çekim yapmasını, kamusal alanda dahi olsa bireyin rıza dışı denetim/gözetim altına alınması ve özel yaşam alanına müdahale edilmesi olarak yorumlamıştır.
  • Tek Kare Fotoğrafın Nitelendirilmesi: Bölge adliye mahkemesi tek kare fotoğraf çekilmesini m. 135 kapsamında bir veri kaydı olarak değerlendirirken, Yargıtay bu sabit görüntünün (tek kare de olsa) doğrudan m. 134/1 kapsamındaki “görüntü kaydedilmesi” unsurunu tetiklediğini belirterek ceza adaletinde tipiklik ilkesinin altını çizmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4490 E. – 2026/1451 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1582 E., 2023/564 K.
SUÇ : Kişisel verilerin kaydedilmesi
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince katılanlar vekilinin istinaf başvurusu üzerine duruşmalı yapılan inceleme sonunda CMK’nın 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan 5237 sayılı TCK’nın 1351, 43/2-1, 62/1, 53/1-2-3, 51/1-3-6-7-8. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılanlar vekilinin temyiz sebepleri; sanığın eylemi ve suçun işleniş şekli dikkate alındığında tayin edilen cezanın az olduğuna, cezanın ertelenmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğuna, hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak tesis edilen hükmün sanık aleyhine bozulması gerektiğine, sanık müdafiinin temyiz sebepleri; kamuya açık alanda çekilen görüntünün süreklilik arz eden şekilde denetim ve gözetim altına aldığı söylenemeyeceğine, sanığın suç işleme kastının bulunmadığına, sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının hukuka aykırı olduğuna, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanığın tarafı olduğu dava dosyası için adliyenin avlusunda beklediği sırada, karşı tarafın annesi ve kardeşi olan katılanların cep telefonu ile resmini çekmesine konu olayda, sanığın hukuka aykırı hareket ettiğinin dosyaya yansımaması nedeniyle yasal unsur ekliği nedeniyle sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince duruşmalı yapılan inceleme sonunda, aralarında dava bulunan Yarkın’ın annesi ve kardeşi olan katılanların adliye avlusunda duruşma saatini bekledikleri sırada kendisine ait cep telefonu kamerası ile katılanların tek kare fotoğrafını çeken sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 135/1. maddesinde düzenlenene kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir.

IV. GEREKÇE VE KARAR
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;

Oluşa ve dosya kapsamında göre; aralarında husumet bulunan Yarkın ile aralarında davanın duruşma saatini bekledikleri sırada Yarkın’ın annesi ve kardeşi olan katılanların tek kare fotoğrafını cep telefonu kamerasını odaklamak suretiyle çeken sanığın sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 134/1-2. cümle, 43/2-1. maddesinde düzenlenen görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliğini ihlal suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek aynı Kanun’un 135/1., 43/2-1. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması,

Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle katılanlar vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.02.2026 tarihinde karar verildi.

Sık Sorulan Sorular

Birinin telefon numarasını veya adresini kaydetmek suç mudur?

Her kişisel veri kaydı suç değildir; suçun oluşması için kaydın hukuka aykırı olması gerekir. Kanunun izin verdiği ya da ilgili kişinin rızasına dayanan kayıtlar suç oluşturmaz. Ancak bir kişinin verilerinin onun bilgisi ve rızası dışında, meşru bir amaca dayanmadan kaydedilmesi suç teşkil edebilir.

Sağlık veya inanç bilgilerini kaydetmek daha mı ağır cezalandırılır?

Evet. Bu veriler özel nitelikli (hassas) kişisel veri kabul edildiğinden, bunların hukuka aykırı kaydedilmesi halinde ceza yarı oranında artırılır.

Bu suçta şikâyetçi olmam gerekir mi?

Hayır. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu re’sen soruşturulur; yani savcılık şikâyet aranmaksızın kendiliğinden soruşturma başlatır. Bu nedenle altı aylık şikâyet süresi bu suç için geçerli değildir.

KVKK’ya uygun kayıt suç oluşturur mu?

KVKK’da öngörülen şartlara uygun olarak yapılan kayıtlar hukuka uygun kabul edilir ve kural olarak TCK 135 kapsamında suç oluşturmaz. Belirleyici olan, kaydın geçerli bir hukuki temele dayanıp dayanmadığıdır.

Değerlendirme ve Sonuç

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, verilerin kolayca toplanıp saklanabildiği dijital çağda hem bireyler hem de kurumlar açısından büyük önem taşıyan bir suç tipidir. Bir kişiye ait sıradan bir bilgiden, sağlık veya inanç gibi hassas verilere kadar geniş bir alanı kapsayan bu suç, kaydın niteliğine göre bir yıldan başlayan ve özel nitelikli verilerde artan hapis cezalarını gerektirebilir.

Bu suçla ilgili süreçte; kaydın hukuka aykırı olup olmadığı, KVKK kapsamında geçerli bir hukuki temele dayanıp dayanmadığı ve suçun re’sen soruşturulduğu gibi hususlar belirleyici öneme sahiptir. Burada verilen bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve her dosya kendine özgüdür; somut durumunuza ilişkin kesin bir değerlendirme için mutlaka avukatınıza danışmanızı öneririz.

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçuyla ilgili bir soruşturma veya davayla karşı karşıyaysanız, alanında deneyimli bir ceza avukatı ile görüşerek dosyanızın detaylı bir değerlendirmesini yaptırabilirsiniz. Bu suç tipinin yer aldığı diğer mahremiyet suçları hakkında genel bilgi almak için Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar başlıklı rehberimizi de inceleyebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir