İçindekiler
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 135. maddesinde düzenlenmiş olup hukuka aykırı olarak kişisel veri kaydeden kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir; kaydedilen verinin siyasi, felsefi veya dini görüş, ırki köken, ahlaki eğilim, cinsel yaşam, sağlık durumu veya sendikal bağlantı gibi özel nitelikli bir veri olması halinde bu ceza yarı oranında artırılır. Bir kişiye ait kimlik bilgilerinin, adresinin, telefon numarasının ya da sağlık, inanç gibi daha hassas bilgilerinin izinsiz ve hukuka aykırı biçimde kaydedilmesi bu suç kapsamında değerlendirilir.
Verilerin dijital ortamda kolayca toplanıp saklanabildiği günümüzde, kişisel verilerin kaydedilmesi suçu hem bireyler hem de kurumlar açısından giderek daha önemli hale gelmiştir. Bu yazıda; kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun tanımını, kişisel veri kavramını, suçun unsurlarını, cezasını, nitelikli hallerini, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile ilişkisini, şikâyet ve soruşturma usulünü, görevli mahkemeyi, devletin bu alandaki pozitif yükümlülüğünü ve merak edilen diğer hususları güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ele alacağız.
Kişisel Veri Kavramı ve Korunan Hukuki Değer
Bu suçu anlamak için öncelikle “kişisel veri” kavramının kapsamını netleştirmek gerekir. Burada korunan temel değer, kişinin kendisine ait bilgiler üzerinde söz sahibi olması, yani bilgisel mahremiyetidir. Bu hak, Anayasa’nın 20. maddesinin son fıkrasında açıkça güvence altına alınmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 E., 2014/331 K. sayılı kararında bu suçlarla korunan hukuki değerin yalnızca “sır” niteliğindeki veriler olmadığını, TCK 135’in gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri sayılması gerektiğinin belirtildiğini vurgulamış; bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması mümkün olan bilgilerin de yasal anlamda kişisel veri kabul edildiğini, çünkü korunan değerin “sır” değil verinin sahibi olan kişinin kişilik hakları olduğunu belirtmiştir.
Kişisel Veri Nedir?
Kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek bir kişiye ilişkin her türlü bilgidir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, tekrarlanan içtihadında (örneğin 2012/22781 E., 2013/22719 K. sayılı ve 2019/10278 E., 2022/8677 K. sayılı kararlarında) bu kavramı; kişinin yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilgi olarak tanımlamıştır. Bu kapsama;
- ad-soyad, T.C. kimlik numarası,
- adres, telefon numarası, e-posta adresi,
- doğum tarihi, fotoğraf,
- araç plakası, banka hesap bilgileri
ve kişiyi tanımlanabilir kılan benzeri pek çok bilgi girer. Önemli olan, bilginin tek başına ya da başka bilgilerle birleştirildiğinde bir kişiyi belirli veya belirlenebilir hale getirmesidir.
Ancak Yargıtay aynı kararlarında bir uyarıyı da tekrarlar: Bu kavramın uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurmaması için, bir bilginin “kişisel veri” sayılıp sayılmayacağına karar verilirken somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması ve failin eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 16.10.2023 tarihli, 2023/5125 E., 2023/3979 K. sayılı kararında da aynı ölçütleri tekrarlayarak, olayda hukuka uygunluk nedeni bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğine işaret etmiştir.
Özel Nitelikli (Hassas) Kişisel Veri Nedir?
Bazı kişisel veriler, niteliği gereği daha hassastır ve daha güçlü korumayı hak eder. TCK 135’in ikinci fıkrası bu verileri özel olarak düzenlemiştir. Buna göre kişisel verinin;
- siyasi, felsefi veya dini görüşlere,
- ırki kökene,
- ahlaki eğilimlere,
- cinsel yaşama,
- sağlık durumuna,
- sendikal bağlantılara
ilişkin olması halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu veriler, açıklanması halinde kişinin ayrımcılığa veya mağduriyete uğramasına yol açabileceğinden, kanun koyucu tarafından özel olarak korunmuştur.
Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunun Unsurları
Bir fiilin kişisel verilerin kaydedilmesi suçu olarak nitelendirilebilmesi için belirli unsurların bir arada bulunması gerekir.
Maddi Unsur (Kaydetme)
Suçun maddi unsuru, kişisel verilerin kaydedilmesidir. Kayıt; verilerin bir deftere, bilgisayara, telefona, bulut sistemine ya da herhangi bir ortama, daha sonra erişilebilecek şekilde aktarılmasıdır. Burada cezalandırılan, verinin kaydedilmesi fiilidir; verinin başkasına aktarılması veya ele geçirilmesi ise ayrı bir suç olarak (TCK 136) düzenlenmiştir. Suçun oluşması için ayrıca bir zararın doğması ya da verinin kullanılması aranmaz; hukuka aykırı kayıt fiilinin tamamlanmasıyla suç oluşur.
“Hukuka Aykırılık” Unsurunun Önemi
Bu suçta belki de en kritik nokta, kaydın hukuka aykırı olmasıdır. Her kişisel veri kaydı suç değildir; aksi halde günlük hayatta sayısız işlem suç teşkil ederdi. Kanunun açıkça izin verdiği ya da ilgili kişinin geçerli rızasına dayanan kayıtlar hukuka uygundur ve suç oluşturmaz. Örneğin bir işverenin, kanuni yükümlülükleri çerçevesinde çalışanına ait bilgileri kaydetmesi kural olarak hukuka uygundur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2012/22781 E., 2013/22719 K. sayılı ve 07.10.2013 tarihli kararında, kimlik değiştirme başvurusu için mahalle muhtarına bırakılan nüfus cüzdanının, muhtarın oğlu tarafından tarayıcıyla bilgisayara ve taşınabilir belleğe aktarılması olayında yerel mahkemenin verdiği beraat kararını bozmuş; katılanın T.C. kimlik numarası, doğum yeri ve tarihi, anne-baba adı, medeni hali, dini gibi bilgilerinin, muhtarlık işlemi için bırakılan belgenin amacı dışında ve rızası dışında kaydedilmesinin TCK 135 kapsamında mahkûmiyeti gerektirdiğine hükmetmiştir.
Buna karşılık Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2014/10479 E., 2018/4622 K. sayılı ve 21.06.2018 tarihli kararında, bir işyerinde bulunan çok sayıda nüfus cüzdanı fotokopisiyle ilgili olarak, cüzdan sahiplerinin bu belgeleri kendi rızalarıyla birtakım hukuki işlemler nedeniyle verdiklerini beyan etmeleri karşısında, hukuka aykırı olarak ele geçirildiğine dair bir iddia bulunmadığından sanığın bu suçtan beraati gerektiğine karar vermiştir. Bu iki karar birlikte okunduğunda, aynı türden bir belgenin (nüfus cüzdanı görüntüsü) kaydedilmesinin suç oluşturup oluşturmayacağının, tamamen verinin hangi amaçla ve kimin rızasıyla elde edildiğine bağlı olduğu görülür.
Manevi Unsur (Kast)
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu yalnızca kasten işlenebilir. Failin, hukuka aykırı biçimde kişisel veri kaydettiğinin bilincinde olarak ve bunu isteyerek hareket etmesi gerekir. Taksirle bu suçun işlenmesi mümkün değildir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2014/18819 E., 2015/1637 K. sayılı ve 02.02.2015 tarihli kararında bu unsurun somut bir uygulamasını ortaya koymuştur. Bir dağıtım şirketinde kurye olarak çalışan sanık, müşteriye kredi kartı teslim ederken şirketin “Digipen” adlı dijital imza uygulamasıyla müşterinin imzasını almış; bu imzanın kopyalanarak hukuka aykırı şekilde kaydedildiği iddia edilmiştir. Yargıtay, sanığın işvereninin resmi çalışma prosedürü ve teslimat sürecinin mutat bir parçası olarak imza aldığını, kendi iradesiyle veri kaydetme kastıyla hareket etmediğini belirterek beraat kararını onamıştır. Bu karar, bir işçinin işverenin dayattığı teknik altyapıyı kullanmasının, onu tek başına “verileri hukuka aykırı kaydeden fail” konumuna getirmeyeceğini göstermektedir.
Fail ve Mağdur
Bu suçun faili herkes olabilir; bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Bu suçu gerçek kişiler işleyebileceği gibi, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde de işlenebilir (bu durumda TCK 140 uyarınca tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri gündeme gelir). Mağdur ise kişisel verileri hukuka aykırı kaydedilen kişidir.
Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunun Cezası ve Nitelikli Halleri
Temel Hal
Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Bu, suçun temel görünümüdür.
Özel Nitelikli Verilerde Ceza Artırımı
Kaydedilen verinin yukarıda sayılan özel nitelikli (hassas) kişisel verilerden olması halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2013/25593 E., 2014/165 K. sayılı ve 13.01.2014 tarihli kararında, sanıkların görüştükleri kişilerin ad, soyad, adres ve telefon bilgileriyle birlikte cinsel ve ahlaki eğilim, sağlık, etnik köken, siyasi, felsefi ve dini görüş gibi hassas bilgilerini de kaydettiği bir olayda, yerel mahkemenin kısa kararında TCK 135/2’ye atıf yapmadan hüküm kurmasını CMK 232/6’ya aykırı bularak, kararın “TCK’nın 135/2. maddesi yollamasıyla” ibaresi eklenerek düzeltilmesine karar vermiştir. Bu karar, özel nitelikli veri artırımının sadece maddi gerçeklikte değil, hükmün gerekçesinde de açıkça gösterilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Nitelikli Haller (TCK 137)
Bu suç, TCK 137’de düzenlenen ortak nitelikli hallerden birinin bulunması durumunda da daha ağır cezayı gerektirir. Suç;
- bir kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle, ya da
- belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle
işlenirse, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Örneğin sağlık verilerine mesleği gereği erişimi olan bir kişinin bu imkânı kötüye kullanarak verileri hukuka aykırı kaydetmesi, hem özel nitelikli veri hem de meslek kolaylığı nedeniyle ağırlaştırıcı sebeplerin bir arada değerlendirilmesine yol açabilir.
Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunun KVKK ile İlişkisi ve Hukuka Uygunluk
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile doğrudan ilişkilidir. KVKK, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin idari düzenlemeleri ve yükümlülükleri belirlerken; TCK 135, bu alanın ceza hukuku boyutunu oluşturur.
KVKK Kapsamında Hukuka Uygun İşleme
KVKK, kişisel verilerin hangi hallerde hukuka uygun biçimde işlenebileceğini düzenler. Bir kayıt, KVKK’da öngörülen şartlara (örneğin kanunlarda açıkça öngörülmesi, bir sözleşmenin kurulması için gerekli olması veya ilgili kişinin açık rızasının bulunması gibi) uygun şekilde yapılmışsa, hukuka uygundur ve TCK 135 kapsamında suç oluşturmaz. Bu nedenle KVKK’ya uygun işleme, bu suç bakımından bir hukuka uygunluk nedeni teşkil eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2012/1510 E., 2014/331 K. sayılı kararının gerekçesinde TCK 135’in madde gerekçesine atıf yaparak, kişinin rızasıyla kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağını, kamu kurumlarında kanun hükmünün gereği olarak yapılan kayıtların da hukuka uygun olduğunu açıkça vurgulamıştır.
Açık Rıza
İlgili kişinin açık rızası, kaydı hukuka uygun hale getirebilen en önemli sebeplerden biridir. Ancak açık rızanın geçerli olabilmesi için belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirmeye dayalı ve özgür iradeyle açıklanmış olması gerekir. Baskı altında ya da bir hizmetin ön koşulu olarak alınan rızalar geçerli kabul edilmeyebilir.
Ceza Sorumluluğu ile İdari Yaptırım Farkı
Aynı fiil, hem TCK 135 kapsamında cezai sorumluluğa hem de KVKK kapsamında idari para cezasına yol açabilir. Cezai sorumluluk gerçek kişiyi (fiili işleyeni) hedef alırken, KVKK kapsamındaki idari yaptırımlar genellikle veri sorumlusu konumundaki kişi veya kuruluşlara yöneliktir. Bu iki sürecin birlikte yürüyebileceğini bilmek önemlidir.
TCK 135 ile TCK 134 Farkı
Uygulamada en sık karıştırılan ve en fazla hatalı nitelendirmeye konu olan ayrım, kişisel verilerin kaydedilmesi suçu (TCK 135) ile özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (TCK 134) arasındaki farktır. Yargıtay’ın istikrarlı içtihadına göre, bir kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsünün ya da sesinin, bilgisi dışında resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip bir aletle sabitlenmesi TCK 134/1’in ikinci cümlesinde özel olarak düzenlendiğinden, bu tür görüntü ve sesler yasal anlamda TCK 135 kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez; özel norm (TCK 134), genel norm olan TCK 135’i dışlar.
Bu ilkenin uygulamadaki en çarpıcı örneklerinden biri Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2019/14037 E., 2022/2232 K. sayılı ve 23.03.2022 tarihli kararıdır: Sanık, gayriresmî birliktelik yaşadığı mağdurun bilgisi ve rızası dışında çıplak ve yarı çıplak fotoğraflarını çekmiş, ilişki bittikten sonra bu görüntüleri ifşa etmekle tehdit içeren mesajlar göndermiştir. Yerel mahkeme kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan beraat kararı vermiş, Yargıtay ise mağdurun fiziksel mahremiyetine ilişkin bu görüntülerin TCK 135 kapsamında değil, TCK 134/1-1 ve 134/1-2 kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal suçu olarak değerlendirilmesi gerektiğine hükmederek beraat kararını bozmuştur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/4490 E., 2026/1451 K. sayılı ve 16.02.2026 tarihli kararında da aynı ilkeyi teyit etmiştir. Sanık, aralarında husumet bulunan bir kişinin annesi ve kardeşi olan katılanların adliye avlusunda duruşma saatini beklerken cep telefonu kamerasını doğrudan kendilerine odaklayarak tek kare fotoğrafını çekmiştir. Bölge adliye mahkemesi bu eylemi kişisel verilerin kaydedilmesi suçu sayarak mahkûmiyet kurmuş, Yargıtay ise kamusal bir alanda dahi olsa bireyin hedef gözetilerek görüntüsünün rıza dışı kaydedilmesinin TCK 134/1’in ikinci cümlesi kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğunu belirterek hükmü bozmuştur. Karar, tek kare bir fotoğrafın dahi, kamusal alanda çekilmiş olsa bile, hedef odaklı olması halinde TCK 134 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Benzer şekilde Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2012/21474 E., 2013/22720 K. sayılı ve 07.10.2013 tarihli kararında, internet üzerinden görüntülü sohbet sırasında karşı tarafın müstehcen görüntülerini gizlice kaydeden sanığın eyleminin kişisel verilerin kaydedilmesi değil, TCK 134/1-2. cümledeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir.
Buna karşılık, görüntünün kişinin özel yaşam alanına dahil olmaması halinde ne TCK 134 ne de TCK 135 uygulanabilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2012/32328 E., 2013/23857 K. sayılı ve 30.10.2013 tarihli kararında, bir sitede oturan müştekiler hakkında bilgi toplamaya çalışan ve fotoğraf çekmek isteyen ancak güvenlik görevlilerince engellenen sanıkların eyleminde, çekilmiş herhangi bir fotoğrafa da rastlanmadığı gözetildiğinde, ne özel hayatın gizliliğini ihlal ne de kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun unsurlarının oluşmadığına hükmederek mahkûmiyet kararını bozmuştur.
TCK 135 ile TCK 136 Farkı
Kişisel verilerle ilgili suçlarda ikinci sık karıştırılan konu, kişisel verilerin kaydedilmesi suçu (TCK 135) ile verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme suçu (TCK 136) arasındaki farktır.
TCK 135, kişisel verilerin kaydedilmesini cezalandırır; yani verinin bir ortama aktarılıp saklanmasını. TCK 136 ise kişisel verilerin başkasına verilmesini, yayılmasını veya ele geçirilmesini cezalandırır. Kısacası biri verinin “kayıt altına alınmasını”, diğeri ise verinin “el değiştirmesini veya ele geçirilmesini” konu alır. Aynı olayda her iki suç da gündeme gelebilir; nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2012/22781 E., 2013/22719 K. sayılı kararında bu iki suçu “birbirinden bağımsız iki ayrı suç” olarak nitelendirmiştir.
TCK 136’nın “verme” seçimlik hareketine ilişkin bir örnek Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2018/8466 E., 2019/9054 K. sayılı ve 18.09.2019 tarihli kararında yer alır. Sanık, komşusu olan katılanla arasındaki duygusal birlikteliğin sona ermesinin ardından, katılana ait cep telefonu numarasını bir arkadaşına vererek onun katılanı taciz etmesine yol açmıştır. Yerel mahkeme, telefon numarasının kolaylıkla ulaşılabilir bir bilgi olduğu gerekçesiyle beraat kararı vermiş; Yargıtay ise herkes tarafından bilinen bilgilerin de kişisel veri sayılabileceğini, katılanın rızası dışında ve makul bir sebep olmaksızın numaranın üçüncü bir kişiye verilmesinin TCK 136/1 kapsamında mahkûmiyeti gerektirdiğini belirterek hükmü bozmuştur.
TCK 136’nın “ele geçirme” seçimlik hareketiyle TCK 134 arasındaki sınırı ise Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2019/10278 E., 2022/8677 K. sayılı ve 16.11.2022 tarihli kararında ele almıştır. Bir iş yerindeki güvenlik kameralarının kaydettiği görüntüler arasından, katılanın eşinin erkek arkadaşıyla bir arada olduğu görüntüler, katılanın kayınbiraderi tarafından sistemi kuran kişiyle birlikte katılanın bilgisi dışında elde edilmiştir. Yerel mahkeme bu eylemi TCK 136/1 kapsamında verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçundan cezalandırmış; Yargıtay ise katılanın özel yaşam alanına ilişkin bu görüntünün “veri” değil doğrudan özel hayatına ait bir görüntü olduğunu, dolayısıyla eylemin TCK 136 değil TCK 134/1’in ikinci cümlesindeki görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğunu belirterek hükmü bozmuştur.
Öte yandan yalnızca dışarıdan görünen, kişinin özel yaşam alanına dahil olmayan görüntüler kaydedilmesi hiçbir suçu oluşturmayabilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2013/9669 E., 2014/3760 K. sayılı ve 17.02.2014 tarihli kararında, komşu iki eczane arasındaki ticari rekabet nedeniyle bir eczanenin güvenlik kamerasının diğer eczaneye çevrilmesi olayında, kaydedilen görüntülerin katılanın eczanesinin sadece dış cephesini, önünden geçen kişileri ve açılış-kapanış saatlerini gösterdiğini, bu görüntülerin katılanın özel yaşam alanına ilişkin veya onun özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte olmadığını belirterek, sanıkların kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan beraat etmesi gerektiğine hükmetmiştir. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçuyla ilgili bir soruşturma veya davayla karşı karşıyaysanız, kişisel verilere ilişkin suçlarda deneyimli bir ceza avukatı ile görüşerek dosyanızın detaylı bir değerlendirmesini yaptırabilirsiniz.
Şikâyete Bağlı Değildir: Re’sen Soruşturma ve Zamanaşımı
Bu suçun, bölümdeki diğer bazı suçlardan en önemli farkı, şikâyete bağlı olmamasıdır. TCK 139’a göre kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, mağdurun şikâyeti aranmaksızın savcılık tarafından re’sen (kendiliğinden) soruşturulur.
Bunun pratik sonuçları şunlardır:
- Mağdurun şikâyetçi olması zorunlu değildir; savcılık suçu öğrendiğinde kendiliğinden soruşturma başlatır.
- Şikâyete bağlı suçlardaki altı aylık şikâyet süresi bu suç için söz konusu değildir.
- Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi, tek başına davanın düşmesi sonucunu doğurmaz; dava, dava zamanaşımı süresi içinde kamu adına yürütülür.
- Suçun temel şeklinin cezası (üç yıla kadar hapis) TCK 66 uyarınca sekiz yıllık dava zamanaşımı süresine tabidir; bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Bu nedenle kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK 132) veya özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK 134) gibi şikâyete bağlı suçlardan farklı bir usule tabidir.
Uzlaştırma ve Ön Ödeme
Uzlaştırma
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu şikâyete bağlı olmadığından ve uzlaştırma kapsamına özel olarak alınan suçlar arasında sayılmadığından, kural olarak uzlaştırmaya tabi değildir. Bu da bu suçu, uzlaştırma yoluyla sona erebilen şikâyete bağlı suçlardan ayıran önemli bir noktadır. Somut dosyanızda uzlaştırmanın gündeme gelip gelemeyeceğini değerlendirmek için bir avukata danışmanız yerinde olur.
Ön Ödeme
Ön ödeme kurumu, yalnızca adli para cezasını ya da üst sınırı belirli bir süreyi aşmayan hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından uygulanır. Bu suçun öngörülen ceza miktarları bu kapsamın dışında kaldığından, ön ödeme bu suç için söz konusu olmaz.
Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçuna ilişkin davalar, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülür. Öngörülen ceza miktarları ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmediğinden, yargılama asliye ceza mahkemelerinde yapılır. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2012/32328 E., 2013/23857 K. sayılı kararında, TCK 135/1’deki suçun üst sınırının üç yıl olması nedeniyle davaya bakma görevinin sulh ceza değil asliye ceza mahkemesinde olduğunu, aksi yöndeki hükmün bu nedenle de bozulması gerektiğini vurgulamıştır.
Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunda Teşebbüs, Etkin Pişmanlık ve İçtima
Teşebbüs
Fail, kişisel verileri kaydetmek üzere icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamamışsa, suça teşebbüsten söz edilebilir. Teşebbüs halinde ceza, tamamlanmış suça göre indirilir.
Etkin Pişmanlık
Kanun, bu suç bakımından özel bir etkin pişmanlık hükmü öngörmemiştir. Failin pişmanlığı, ancak takdiri indirim nedenlerinin değerlendirilmesinde rol oynayabilir.
Zincirleme Suç ve İçtima
Failin aynı suç işleme kararıyla farklı zamanlarda birden fazla kişiye ait veriyi ya da aynı kişinin farklı verilerini hukuka aykırı kaydetmesi halinde zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilir. Ayrıca verilerin hem kaydedilmesi hem de başkasına verilmesi söz konusuysa, TCK 135 ve 136 arasındaki ilişki içtima kuralları çerçevesinde değerlendirilir.
Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçunda Cezayı Etkileyen ve Hafifleten Kurumlar
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
Verilen hapis cezası iki yıl veya altında ise ve diğer koşullar da sağlanıyorsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. HAGB halinde, sanık denetim süresini sorunsuz geçirirse hüküm hiçbir sonuç doğurmadan ortadan kalkar.
Adli Para Cezası
Bu suç için kanunda doğrudan adli para cezası öngörülmemiş; hapis cezası düzenlenmiştir. Ancak koşulları oluştuğunda, sonuç olarak hükmedilen kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gündeme gelebilir.
Cezanın Ertelenmesi
İki yıl veya altındaki hapis cezaları bakımından, koşulların varlığı halinde cezanın ertelenmesine karar verilebilir.
Devletin Pozitif Yükümlülüğü: Etkili Soruşturma Zorunluluğu
Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, yalnızca kamu makamlarının müdahalesine karşı değil, özel kişilerin birbirlerine yönelik müdahalelerine karşı da anayasal güvence altındadır. Anayasa Mahkemesi, Seyit Ali Gedik başvurusunda (B. No: 2021/16890, 30.04.2025 tarihli) bu ilkeyi somut bir olayda uygulamıştır.
Olayda, başvurucunun eski amiri olan şüpheli, aralarındaki manevi tazminat davasında kendi savunmasını temellendirmek amacıyla, başvurucunun sendikal faaliyetlerine ve idareye sunduğu dilekçelere ilişkin belgeleri mahkemeye sunmuştur. Başsavcılık, şüphelinin savunma hakkı kapsamında hareket ettiği ve hukuka aykırılık bilinciyle davranmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi ise bu kararın, belgelerin ne suretle ve ne kadar süredir ele geçirildiğinin araştırılmadığını, şüphelinin ifadesinin alınmadığını ve savunma hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının irdelenmediğini tespit ederek, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hükmetmiştir.
Bu karardan çıkan pratik sonuç şudur: Bir kişi, kişisel verilerinin hukuka aykırı olarak ele geçirildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğunda, savcılığın bu iddiayı soyut ve genel gerekçelerle, şüphelinin ifadesini dahi almadan sonuçlandırması, tek başına Anayasa’nın 20. maddesindeki hakkın ihlaline yol açabilir. Devletin bu alandaki pozitif yükümlülüğü, sorumlular hakkında mutlaka mahkûmiyet kararı verilmesini gerektirmese de, iddiaların bağımsız, özenli ve etkili bir şekilde araştırılmasını ve ulaşılan sonucun ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmasını zorunlu kılar.
Sık Sorulan Sorular
Birinin telefon numarasını veya adresini kaydetmek suç mudur?
Her kişisel veri kaydı suç değildir; suçun oluşması için kaydın hukuka aykırı olması gerekir. Kanunun izin verdiği ya da ilgili kişinin rızasına dayanan kayıtlar suç oluşturmaz. Ancak bir kişinin verilerinin onun bilgisi ve rızası dışında, meşru bir amaca dayanmadan kaydedilmesi suç teşkil edebilir; nitekim Yargıtay, herkes tarafından bilinen bir telefon numarasının dahi rıza dışı ve makul bir sebep olmaksızın üçüncü kişiye verilmesini TCK 136 kapsamında suç saymıştır.
Sağlık veya inanç bilgilerini kaydetmek daha mı ağır cezalandırılır?
Evet. Bu veriler özel nitelikli (hassas) kişisel veri kabul edildiğinden, bunların hukuka aykırı kaydedilmesi halinde TCK 135/2 uyarınca ceza yarı oranında artırılır.
Bu suçta şikâyetçi olmam gerekir mi?
Hayır. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu re’sen soruşturulur; yani savcılık şikâyet aranmaksızın kendiliğinden soruşturma başlatır. Bu nedenle altı aylık şikâyet süresi bu suç için geçerli değildir; dava, sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi içinde kamu adına yürütülür.
KVKK’ya uygun kayıt suç oluşturur mu?
KVKK’da öngörülen şartlara uygun olarak yapılan kayıtlar hukuka uygun kabul edilir ve kural olarak TCK 135 kapsamında suç oluşturmaz. Belirleyici olan, kaydın geçerli bir hukuki temele dayanıp dayanmadığıdır.
Birinin çıplak fotoğrafını rızası dışında çekmek kişisel verilerin kaydedilmesi suçu mudur?
Hayır. Yargıtay’ın istikrarlı içtihadına göre, bir kişinin özel yaşam alanına ilişkin görüntü veya sesinin bilgisi dışında kaydedilmesi TCK 134’teki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturur; TCK 135 bu tür fiziksel mahremiyet görüntülerini kapsamaz.
Güvenlik kamerası görüntüsünün kaydedilmesi bu suçu oluşturur mu?
Bu, görüntünün içeriğine bağlıdır. Bir iş yerinin veya konutun yalnızca dış cephesini ve önünden geçen kişileri gösteren, özel yaşam alanına dahil olmayan kamera kayıtları kişisel veri sayılmayabilir ve suç oluşturmaz. Buna karşılık kişinin özel yaşam alanına ilişkin görüntüsünün kaydedilmesi TCK 134 kapsamında değerlendirilir.
Nüfus cüzdanı fotokopisini bulundurmak suç mudur?
Hayır, tek başına değildir. Nüfus cüzdanı fotokopisinin sahibinin rızasıyla, hukuki bir işlem amacıyla elde edilip bulundurulması hukuka aykırılık unsurunu ortaya çıkarmaz. Ancak aynı belgenin sahibinin bilgisi ve rızası dışında ele geçirilmesi TCK 135 veya 136 kapsamında suç oluşturabilir.
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçunda uzlaştırma uygulanır mı?
Hayır. Bu suç şikâyete bağlı olmadığından ve kanunda uzlaştırma kapsamına özel olarak alınmadığından, kural olarak uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu ile verileri ele geçirme suçu (TCK 136) arasındaki fark nedir?
TCK 135 verinin bir ortama kaydedilip saklanmasını, TCK 136 ise kaydedilen ya da başka şekilde elde edilen verinin başkasına verilmesini, yayılmasını veya ele geçirilmesini cezalandırır. Aynı olayda her iki suç birlikte de gündeme gelebilir.
Savcılık, suç duyurumu yeterince araştırmadan takipsizlik kararı verirse ne yapabilirim?
Bu karara karşı itiraz yolu kullanılabilir. Anayasa Mahkemesi’nin Seyit Ali Gedik kararında da vurgulandığı gibi, devletin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğü, iddiaların şüphelinin ifadesi alınmadan ve belgelerin ele geçiriliş biçimi araştırılmadan soyut gerekçelerle kapatılmamasını gerektirir; bu usule aykırılıklar bireysel başvuru yoluyla da ileri sürülebilir.
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) her zaman karar verilir mi?
Hayır, HAGB otomatik bir sonuç değildir. Verilen hapis cezasının iki yıl veya altında olması ile sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması gibi kanuni şartların yanında, mahkemenin sanığın kişilik özellikleri ile yeniden suç işleyip işlemeyeceğine dair kanaatine göre somut olay bazında değerlendirme yapılır.
Değerlendirme ve Sonuç
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, verilerin kolayca toplanıp saklanabildiği dijital çağda hem bireyler hem de kurumlar açısından büyük önem taşıyan bir suç tipidir. Bir kişiye ait sıradan bir bilgiden, sağlık veya inanç gibi hassas verilere kadar geniş bir alanı kapsayan bu suç, kaydın niteliğine göre bir yıldan başlayan ve özel nitelikli verilerde artan hapis cezalarını gerektirebilir.
Yargıtay içtihadı, bu suçun sınırlarını iki eksende çizmektedir: Birincisi, kaydın hukuka aykırı olup olmadığı — rıza, kanuni yükümlülük veya KVKK’ya uygunluk gibi hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı suçu ortadan kaldırır. İkincisi, kaydedilen verinin niteliği — kişinin özel yaşam alanına ilişkin görüntü ve sesler TCK 135’in değil TCK 134’ün konusunu oluşturur, verinin başkasına verilmesi veya ele geçirilmesi ise TCK 136 kapsamında ayrıca değerlendirilir. Bu suçla ilgili süreçte; kaydın hukuka aykırı olup olmadığı, KVKK kapsamında geçerli bir hukuki temele dayanıp dayanmadığı, suçun re’sen soruşturulduğu ve devletin bu konudaki etkili soruşturma yükümlülüğü gibi hususlar belirleyici öneme sahiptir.
Bu suç tipinin yer aldığı diğer mahremiyet suçları hakkında genel bilgi almak için Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar başlıklı rehberimizi de inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


3 Yorumlar