|

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçu (TCK-199)

kıymetli damgada sahtecilik

Kıymetli damgada sahtecilik suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 199. maddesinde düzenlenen ve kamu güvenine karşı suçlar arasında yer alan bir suç tipidir. Damga pulu, posta pulu ve harç pulu gibi değerlerin sahte olarak üretilmesini, ülkeye sokulmasını veya tedavüle konulmasını cezalandırır. Yapısı bakımından parada sahtecilik suçuna çok benzer; ancak konusu para değil, “kıymetli damga” olduğundan ceza aralığı daha azdır.

Konunun diğer sahtecilik suçlarıyla ilişkisi için kamu güvenine karşı suçlar başlıklı genel rehberimizi de inceleyebilirsiniz.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçu Nedir?

TCK 199’un birinci fıkrasına göre, kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. İkinci fıkra, sahte olarak üretilmiş kıymetli damgayı bilerek kabul eden kişiyi; üçüncü fıkra ise sahteliğini bilmeden kabul ettiği kıymetli damgayı sonradan öğrenmesine rağmen tedavüle koyan kişiyi daha hafif cezalarla sorumlu tutar.

Suçun koruduğu hukuki değer, kıymetli damgalara ve bunların temsil ettiği kamusal işlevlere (vergi ve harçların ödendiğinin belgelenmesi, posta hizmetinin karşılığının alınması gibi) duyulan güvendir. Sahte bir harç pulu ya da damga pulu, hem devletin gelir düzenini hem de bu belgelere güvenerek işlem yapan kişileri etkiler. Bu nedenle suç, tıpkı parada sahtecilikte olduğu gibi, somut bir zararın doğmasını beklemeden tehlikeli fiilin işlenmesiyle oluşur.

Kanun koyucunun bu suçu düzenlemekteki amacı, yalnızca devletin bir gelir kaybına uğramasını önlemek değildir. Asıl korunmak istenen, kıymetli damgaların gösterdiği bilgiye, yani “bu ödemenin gerçekten yapıldığı” güvencesine duyulan itibardır. Bir harç ya da damga pulunun gerçek mi sahte mi olduğu konusundaki en küçük şüphe bile, bu belgelere dayanan pek çok işlemin güvenilirliğini sarsabilir. İşte bu güvenin korunması, suçun kamu güvenine karşı suçlar arasında yer almasının nedenidir.

Kıymetli Damga Ne Demektir? (TCK 198/4)

Suçu anlamanın anahtarı, “kıymetli damga” kavramının kapsamını bilmektir. Bu kavram TCK 198’in dördüncü fıkrasında tanımlanmıştır. Buna göre kıymetli damga sayılan değerler şunlardır:

  • Damgalı kâğıtlar: Üzerinde belirli bir değeri gösteren resmî damga bulunan kâğıtlar.
  • Damga ve posta pulları: Posta hizmetlerinde veya damga işlemlerinde kullanılan pullar.
  • Vergi veya harç pulları: Belirli bir miktar vergi ya da harcın ödendiğini belgelemek amacıyla kullanılan pullar.

Görüldüğü gibi kıymetli damga, para değildir; belirli bir kamusal ödeme veya hizmetin karşılığını temsil eden damga ve pul niteliğindeki değerlerdir. Bu ayrım, hem suçun kapsamını hem de cezasının parada sahtecilikten neden daha hafif olduğunu anlamak bakımından belirleyicidir. “Bu maddedeki kıymetli damga tam olarak nedir?” sorusunun yanıtı, işte bu somut örneklerde saklıdır.

Somut olarak düşünüldüğünde; bir başvuruda ödenmesi gereken harcın karşılığını göstermek üzere sahte bir harç pulu kullanmak ya da bir posta gönderiminde sahte posta pulu yapıştırmak, kıymetli damgada sahtecilik kapsamında değerlendirilebilecek fiillere örnek gösterilebilir. Bu değerlerin ortak yönü, belirli bir kamusal ödemenin yapıldığını resmî olarak belgelemeleridir; sahteleri ise hem bu belgeleme işlevini hem de devletin ilgili gelirini haksız biçimde etkiler. Bu nedenle kıymetli damga, ekonomik değeri görece küçük olsa da, temsil ettiği kamusal işlev nedeniyle ceza hukuku korumasına alınmıştır.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunun Maddi Unsurları

Suçun konusu, yukarıda açıkladığımız kıymetli damgalardır. Fail herkes olabilir; suç, failin özel bir sıfat taşımasını aramaz. Korunan değerin kamusal niteliği gereği mağdur, doğrudan toplumun kendisidir. Suçun maddi unsuru ise, kıymetli damga üzerinde gerçekleştirilen seçimlik hareketlerdir.

Suçu Oluşturan Seçimlik Hareketler

TCK 199/1, tıpkı parada sahtecilik gibi, seçimlik hareketli bir suçtur. Aşağıdaki fiillerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir:

  • Sahte olarak üretmek: Gerçeğini taklit eden sahte kıymetli damga meydana getirmek.
  • Ülkeye sokmak: Yurt dışında üretilmiş sahte kıymetli damgayı Türkiye’ye getirmek.
  • Nakletmek: Sahte kıymetli damgayı bir yerden başka bir yere taşımak.
  • Muhafaza etmek: Tedavüle koymak amacıyla sahte kıymetli damgayı elde bulundurmak.
  • Tedavüle koymak: Sahte kıymetli damgayı kullanmak veya başkasına vermek.

Aynı sahte kıymetli damgalar üzerinde birden fazla hareketin gerçekleştirilmesi kural olarak tek suç oluşturur; fail her hareket için ayrı ayrı cezalandırılmaz.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunda Fail ve Mağdur

Kıymetli damgada sahtecilik suçunun faili herkes olabilir; suç, failin kamu görevlisi olması ya da başka bir özel sıfat taşıması koşuluna bağlanmamıştır. Bu yönüyle bir özgü suç değildir. Suçun mağduru ise, korunan değerin kamusal niteliği gereği doğrudan toplumun kendisidir; çünkü sahte bir pul veya damga, belirli bir bireyin değil, bu değerlere güvenerek işlem yapan herkesin ve devletin gelir düzeninin güvenini zedeler. Sahte kıymetli damgayı farkında olmadan kabul eden kişi bakımından somut bir mağduriyet doğabilse de, suçun asıl koruduğu değer bireysel malvarlığı değil, kamu güvenidir. Bu nedenle mağdurun şikâyeti aranmaz ve suç resen soruşturulur.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunda Manevi Unsur

Kıymetli damgada sahtecilik ancak kasten işlenebilir; taksirle işlenen bir hâli kanunda düzenlenmemiştir. Kastın merkezinde, failin kıymetli damganın sahte olduğunu bilmesi yer alır. Sahteliği bilmeyen kişi, sahte bir pulu farkında olmadan kullansa bile bu suçtan sorumlu tutulamaz. Bu nedenle sahtelik bilgisi, suçun oluşup oluşmadığını belirleyen kilit unsurdur ve kast ve taksir ile hata hâlleri bu suçta da büyük önem taşır.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunun Cezası

Madde, tıpkı parada sahtecilikte olduğu gibi, failin sahte kıymetli damgayla kurduğu ilişkinin niteliğine göre üç kademeli bir ceza öngörür. Aşağıdaki tablo, bu üç fıkrayı ve öngörülen cezaları topluca göstermektedir:

FıkraFiilCeza
TCK 199/1Sahte üretme, ülkeye sokma, nakletme, muhafaza etme veya tedavüle koyma1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve adli para cezası
TCK 199/2Sahte olduğunu bilerek kabul etme3 aydan 1 yıla kadar hapis ve adli para cezası
TCK 199/3Sahteliğini sonradan öğrenip yine de tedavüle koyma1 aydan 6 aya kadar hapis

Birinci fıkra (TCK 199/1): Kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

Sahte Kıymetli Damgayı Bilerek Kabul Etme (TCK 199/2)

Sahte olarak üretilmiş kıymetli damgayı, bu niteliğini bilerek kabul eden kişi üç aydan bir yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. Burada fail kıymetli damgayı üretmemiş, ancak sahte olduğunu bilerek almıştır.

Sonradan Öğrenip Tedavüle Koyma (TCK 199/3)

Sahteliğini bilmeden kabul ettiği kıymetli damgayı, sonradan sahte olduğunu öğrenmesine rağmen tedavüle koyan kişi bir aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu, maddenin en hafif cezalı hâlidir; çünkü fail kıymetli damgayı iyi niyetle almış, sahteliği sonradan öğrenmiştir. Yine de bu düşük ceza, fiilin suç olmaktan çıktığı anlamına gelmez: sahte olduğunu öğrendiğiniz bir pulu bilerek kullanmak hukuka aykırıdır. Cezanın düşük olması nedeniyle bu fıkra bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumlar sık gündeme gelir.

Parada Sahtecilik (TCK 197) ile Farkı

Kıymetli damgada sahtecilik, parada sahtecilik (TCK 197) suçuyla aynı mantık üzerine kurulmuştur: her ikisi de sahte üretmeyi, ülkeye sokmayı, nakletmeyi, muhafaza etmeyi ve tedavüle koymayı; ayrıca bilerek kabul etme ile sonradan öğrenip tedavüle koyma hâllerini kademeli olarak cezalandırır. Aradaki temel fark konudadır: parada sahtecilikte konu doğrudan paradır; kıymetli damgada ise pul ve damga niteliğindeki değerlerdir.

Bu fark, ceza aralığına da yansır. Para, ekonomik hayatın en yaygın ve en doğrudan güven aracı olduğundan sahteciliği çok daha ağır cezalandırılır (TCK 197/1’de iki yıldan on iki yıla kadar hapis). Kıymetli damga ise para kadar geniş bir dolaşıma sahip olmadığından daha hafif bir ceza (bir yıldan beş yıla kadar hapis) öngörülmüştür. Aynı suç kümesinin üçüncü halkası olan para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçlar (TCK 200) suçu ise, henüz sahte damga üretilmemiş olsa bile üretim araçlarının bulundurulmasını cezalandıran bir hazırlık suçudur.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunda Etkin Pişmanlık (TCK 201)

TCK 201’de düzenlenen etkin pişmanlık hükmü, yalnızca parada sahtecilik için değil, kıymetli damgada sahtecilik (TCK 199) için de geçerlidir. Buna göre; sahte kıymetli damga üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya kabul eden kişi, bu değerleri tedavüle koymadan ve resmî makamlar durumu öğrenmeden önce, diğer suç ortaklarını ve üretim ya da saklama yerlerini yetkili mercilere haber verir ve bu bilgi yakalamayı ve ele geçirmeyi sağlarsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

Bu yönüyle etkin pişmanlık, para, kıymetli damga ve sahtecilik araçları suçlarını birlikte kapsayan ortak bir savunma imkânıdır. Koşulları teknik ve zamana bağlı olduğundan (özellikle “tedavüle koymadan” ve “resmî makamlarca haber alınmadan önce” şartları), bu yola başvurmadan önce bir avukatla değerlendirme yapılması önem taşır.

Dijitalleşme ve Kıymetli Damga Sahteciliği

Kıymetli damgada sahtecilik, uygulamada bölümün nispeten az karşılaşılan suçlarından biridir. Bunun önemli bir nedeni, kamusal ödemelerin giderek dijitalleşmesidir. Eskiden fiziksel harç ve damga pullarıyla yapılan pek çok işlem, bugün e-Devlet üzerinden elektronik tahsilat, banka tahsil işlemleri veya elektronik başvuru sistemleriyle gerçekleştirilmektedir. Fiziksel pul kullanımının azalması, doğal olarak bu tür pulların sahteciliğine ilişkin olayların da sınırlı kalmasına yol açmaktadır.

Bununla birlikte suç, hukuken güncelliğini korumaktadır. Hâlâ fiziksel pul veya damga kullanılan işlemler bulunduğu gibi, ödeme sistemlerinin dijitalleşmesi sahtecilik fiillerinin biçimini değiştirse de ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle kıymetli damgada sahtecilik, hem yürürlükteki hukuki çerçeve hem de para ve sahtecilik araçları suçlarıyla oluşturduğu bütünlük bakımından ele alınması gereken bir suç tipi olmaya devam etmektedir.

İdari Yaptırımlar ile Ceza Sorumluluğunun İlişkisi

Kıymetli damgalar, damga vergisi, harçlar ve posta hizmetleri gibi kamusal yükümlülüklerle yakından ilişkilidir. Bu alanlardaki mevzuat, kimi aykırılıklar için idari para cezası gibi idari yaptırımlar öngörebilir. Ancak bu idari yaptırımlar ile TCK 199 kapsamındaki ceza sorumluluğu birbirinden bağımsız iki farklı süreçtir ve bunları birbirine karıştırmamak gerekir.

İdari süreç, esas olarak vergi veya harç yükümlülüğüne ilişkin bir aykırılığa odaklanırken; ceza süreci, kıymetli damganın sahte olarak üretilmesi veya tedavüle konulması fiiline ve failin kastına yönelir. Aynı olay, koşulları varsa hem idari bir yaptırıma hem de ceza soruşturmasına konu olabilir. Bu nedenle, bir işlemde idari bir ceza uygulanmış olması, kişinin sahtecilik suçundan sorumlu tutulmayacağı anlamına gelmediği gibi; tersine, idari bir yaptırımın uygulanmamış olması da ceza sorumluluğunu tek başına ortadan kaldırmaz. Somut olayda hangi sürecin nasıl işleyeceği, olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

Seçimlik hareketli ve geniş kapsamlı bir suç olduğundan, kıymetli damgada sahtecilikte teşebbüs hükümlerinin uygulanma alanı sınırlıdır; örneğin sahte pul üretimine başlanmış ancak elverişli sonuç elde edilememişse teşebbüs gündeme gelebilir. Suçun birden çok kişinin iş bölümüyle işlenmesi hâlinde iştirak kurallarına göre her failin katkısı ayrı ayrı değerlendirilir. Sahte kıymetli damganın başka bir suçun, örneğin dolandırıcılığın işlenmesinde kullanılması hâlinde ise suçların içtimaı kuralları devreye girer ve kural olarak her iki suçtan ayrı ayrı sorumluluk doğabilir.

Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar

Kıymetli damgada sahtecilik suçunda, temel ceza aralığının yanında yargılamanın seyrini ve sonucunu etkileyebilecek başka kurumlar da gündeme gelir:

  • Adli para cezası: Birinci ve ikinci fıkralarda hapis cezasının yanında ayrıca adli para cezası da öngörülmüştür. Adli para cezası, gün sistemine göre belirlenir ve hapis cezasından bağımsız olarak infaz edilir.
  • Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB): Özellikle daha hafif cezalı ikinci ve üçüncü fıkra bakımından, koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması gündeme gelebilir; bu durumda belirli bir denetim süresi öngörülür.
  • Teşebbüs: Seçimlik hareketlerin niteliğine göre suça teşebbüs mümkün olabilir; ancak bir kez gerçekleşmekle tamamlanan hareketlerde (örneğin muhafaza etme) teşebbüs çoğu zaman söz konusu olmaz.
  • Müsadere: Sahte kıymetli damgalar ile bunların üretiminde kullanılan araçlar hakkında müsadere hükümleri uygulanır; bu değerler suçun konusunu oluşturduğundan iade edilmez.

Bu kurumların somut olayda uygulanıp uygulanmayacağı, hükmedilen ceza miktarına, failin geçmişine ve olayın koşullarına göre değişir. Bu nedenle her dosyanın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunun Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

Kıymetli damgada sahtecilik şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme süreci sona erdirmez. Cezanın üst sınırı on yılı aşmadığından, bu suça kural olarak asliye ceza mahkemesi bakar. Dava açılabilmesi için öngörülen dava zamanaşımı süresi de suçun cezasına göre belirlenir. Ele geçirilen kıymetli damganın gerçekten sahte olup olmadığı, uygulamada bilirkişi incelemesiyle tespit edilir ve sahte damgalar hakkında müsadere hükümleri uygulanır.

Sürecin İşleyişi ve Savunma

Kıymetli damgada sahtecilik iddiasıyla bir soruşturmaya muhatap olan kişi bakımından sürecin nasıl işlediğini bilmek önemlidir. Soruşturmanın merkezinde çoğunlukla iki soru yer alır: söz konusu damga veya pul gerçekten sahte midir ve fail bunu sahte olduğunu bilerek mi kullanmıştır?

İlk soru teknik bir tespit meselesidir; ele geçirilen kıymetli damganın sahte olup olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenir. İkinci soru ise suçun manevi unsuruyla, yani sahtelik bilgisiyle ilgilidir. Yukarıda açıkladığımız gibi, bu suç yalnızca kasten işlenebildiğinden, failin sahteliği bilmediğini ortaya koyan koşullar savunmanın merkezinde yer alır. Örneğin kişinin pulu iyi niyetle, resmî bir yerden veya güvenilir bir kaynaktan edindiğini gösteren durumlar önem taşıyabilir.

Bu nedenle, böyle bir suçlamayla karşılaşan kişinin olaya ilişkin belge ve bilgileri saklaması ve en başından itibaren bir avukatın desteğini alması yerinde olur. Erken ve doğru bir hukuki değerlendirme, hem gereksiz bir mağduriyetin önlenmesi hem de varsa etkin pişmanlık gibi imkânların zamanında kullanılabilmesi bakımından belirleyici olabilir. Ceza hukuku ile ilgili süreçler için Av. Sinan Karabacak ceza hukuku sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçunda Hologramların İğfal Kabiliyeti Mahkemece Doğrudan İncelenmelidir

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2013/656 E. – 2014/6568 K., 19.03.2014 T.

Kararın Özeti

Sanıktan mühür basma pres makinesi, 2 adet sahte mühür ve araç muayene işlemlerinde kullanılmak üzere imal edilmiş 61 adet sahte hologram ele geçirilmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığı resmi belgede sahtecilik ile kıymetli damgada sahtecilik suçlarından mahkûm etmiştir. Temyiz incelemesinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi, resmi belgede sahtecilik hükmünü onamıştır. Ancak kıymetli damgada sahtecilik yönünden; ele geçen mühürlerin mühürde sahtecilik (TCK 202/2) suçunu da oluşturabileceğinin gözetilmemesi, suça konu sahte hologramların aldatma yeteneğinin (iğfal kabiliyeti) hakim tarafından duruşmada bizzat incelenerek tutanağa geçirilmemesi, hapis cezası alt sınırdan verilirken adli para cezasının gerekçesiz şekilde alt sınırın üstünde belirlenmesi ve lehe hükümlerin değerlendirilmemesi nedenleriyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma gerekçesinde, sahtecilik suçlarının kurucu unsuru olan “aldatma yeteneği” denetimine ve ceza adaletine dair teknik usul kurallarına vurgu yapmıştır. Kriminal raporda sahte hologramların trafik belgelerindeki sahte araç muayene işlemlerinde kullanılacağı tespit edilmiş olsa da sahtecilik suçlarında iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığını takdir ve tayin etme yetkisi münhasıran mahkemeye aittir. Mahkeme, adli emanetteki sahte hologramları duruşma salonuna getirtip bizzat incelemeli, gözlemlerini duruşma tutanağına yansıtmalı ve yasal denetime olanak sağlayacak şekilde dosyada muhafaza etmelidir. Diğer bir bozma nedeni olarak; mahkemenin hapis cezasını alt sınırdan belirlemesine rağmen, aynı fiil için verilen adli para cezasının gün sayısını haklı bir gerekçe göstermeksizin alt sınırın üzerinde tayin ederek kendi içinde çelişkiye düşmesi ve sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanması talebine karşılık TCK’nın 50. maddesindeki seçenek yaptırımların tartışılmaması gösterilmiştir.

“…belgelerde yapılan sahteciliğin aldatma yeteneği bulunup bulunmadığının takdir ve tayini mahkemeye ait olması karşısında; emanete kayıtlı suça konu hologramların duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle, özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan… sonra, iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı hususları araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması…”

Değerlendirme

Bu karar, sahtecilik suçlarında delil ikamesi ve hakimin takdir yetkisinin sınırlarını netleştirmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Ceza muhakemesinde teknik bilirkişi raporları veya kriminal laboratuvar incelemeleri somut delil niteliği taşısa da hakimin sahtecilik olgusunu kendi gözlemiyle doğrulaması zorunludur. Aldatma yeteneği objektif bir kriter olup, belgenin ilk bakışta veya sıradan bir incelemeyle sahte olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı sorusu, davanın temel yönünü belirler. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bu tespiti dosya üzerinden veya sadece rapora dayanarak yapmasını eksik kovuşturma saymıştır.

Ayrıca kararda değinilen ceza çelişkisi, uygulamada sıklıkla yapılan bir yargılama hatasına işaret eder. Hakimin takdir hakkını kullanarak temel hapis cezasını en alt sınırdan başlatması, suçun işleniş biçimi ve failin kusur durumunun hafif olarak değerlendirildiğini gösterir. Aynı kararda hiçbir gerekçe sunmadan adli para cezasını alt sınırın üzerinde belirlemek, cezanın gerekçelendirilmesi ve bireyselleştirilmesi mantığıyla bağdaşmaz. Karar, hem sahtecilik suçlarındaki maddi unsur denetiminin ciddiyetle yapılması gerektiğini anımsatmakta hem de ceza tayinindeki iç tutarlılığın hukuki güvenlik açısından vazgeçilmez olduğunu ortaya koymaktadır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2013/656 E. – 2014/6568 K., 19.03.2014 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Resmi belgede ve kıymetli damgada sahtecilik

HÜKÜM : Hükümlülük

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK.nun 58. maddesinin uygulanmaması, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

I- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanık müdafıinin, suçun sabit olmadığına yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün oybirliğiyle (ONANMASINA),

II- Kıymetli damgada sahtecilik suçundan kurulan hükmün incelenmesin- de ise;

1- Oluşa, dosya kapsamına ve iddianamedeki anlatıma göre; sanıktan mü- hür basma pres makinası, 2 adet sahte sarı renkli erkekli dişili mühür, 61 adet sahte holog- ram elde edilmiş, sanık hakkında TCK.nun 199/1. maddesinden dava açılmış ise de, ele geçen mühürlerin aynı kanunun 202/2. maddesinde belirtilen mühür niteliğinde olduğu, sanığın eyleminin mühürde ve kıymetli damgada sahtecilik suçlarını oluşturacağının gözetilmemesi; kıymetli damgada sahtecilik suçunun gerekçesinde “kıymetli damgaların bir vasıtalı verginin veya harcın ödendiğini belgelemekle birlikte üzerlerinde taşıdıkları nominal değerle alınıp satıldıkları ve çok kere bir ödeme vasıtası olarak tedavül ettikleri, bu özelliklerinin de kıymetli damgaları bir vergi veya harcın ödendiğini gösteren bir makbuz olmaktan çıkardığı ve paraya yaklaştırdığı, bu nedenle de kıymetli damgalarda sahtecilik fiilerinin ayrı bir suç olarak tanımlandığının” belirtilmesi ve 11.02.2008 tarihli

kriminal raporda inceleme konusu hologramların trafik belgelerindeki sahte araç muayene işlemlerinde kullanılmak üzere imal edildiklerinin tespit edilmiş olmasına göre; suça konu hologramların bu vasıflara sahip olup olmadığının gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından belgelerde yapılan sahteciliğin aldatma yeteneği bulunup bulunmadığının takdir ve tayini mahkemeye ait olması karşısında; emanete kayıtlı suça konu hologramların duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle, özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan ve denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulduktan sonra, iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı hususları araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabul ve uygulamaya göre de;

a- Sanık hakkında temel hürriyeti bağlayıcı ceza alt sınırdan tayin edil- mesine karşın, hüriyeti bağlayıcı ceza yanında tayin olunan adli para cezasına esas alınan birim gün sayısının farklı bir gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın üstünde belirlenmesi suretiyle çelişkiye neden olunması,

b- Sanık müdafıinin lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmesine rağ- men sanık hakkında TCK.nun 50. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir karar verilmemesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafıinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görül- müş olduğundan hükmün CMUK 326/son maddesi uyarınca ceza bakımından kazanılmış hakları saklı tutularak bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASI- NA), 19.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

Para ve Kıymetli Damga Basım Araçlarının Niteliği Darphane Raporuyla, Kıymetli Damga Vasıfları ise Bilirkişi İncelemesiyle Saptanmalıdır

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2019/1929 E. – 2021/491 K., 18.01.2021 T.

Kararın Özeti

Sanıklar hakkında kıymetli damgada sahtecilik ve para ile kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçları bulundurma suçlarından kamu davası açılmıştır. Ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda sanıkların mahkûmiyetine karar verilmiştir. Hükümler, Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 8. Ceza Dairesi; ele geçen alet ve malzemelerin TCK’nın 200. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının tespiti için Kriminal Polis Laboratuvarı raporunun yetersiz olduğunu, CMK’nın 73. maddesi uyarınca Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden resmi rapor alınması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, suça konu bandrol ve hologramların kıymetli damga vasfını taşıyıp taşımadığının da uzman bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi gerektiğine hükmederek, eksik araştırma gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 8. Ceza Dairesi bozma gerekçesinde, ceza muhakemesinde özel teknik bilgi gerektiren ve kanunun açıkça yetkili merci tayin ettiği durumlarda usul kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalınması gerektiğini vurgulamıştır. TCK’nın 200. maddesinde düzenlenen “para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçları bulundurma” suçunun maddi unsurunun oluşabilmesi için ele geçen malzemelerin bu imalata elverişli teknik araçlar olması şarttır. CMK’nın 73. maddesi, bu tür teknik incelemelerde Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden görüş alınmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemenin sadece Kriminal Polis Laboratuvarı raporuyla yetinmesi bu yasal zorunluluğun ihlalidir. Diğer yandan, kıymetli damgada sahtecilik suçunun (TCK 199) yasal gerekçesine atıf yapan Daire; kıymetli damgaların nominal değer taşıyan, vergi/harç ödendiğini gösteren ve paraya yaklaşan niteliğine dikkat çekerek, ele geçen bandrol ve hologramların hukuki olarak bu vasıflara sahip olup olmadığının da bilirkişi görüşüyle şüpheye yer bırakmayacak biçimde saptanması gerektiğini belirtmiştir.

“…suça konu ele geçen alet ve malzemelerin TCK.nın 200. maddesi kapsamında para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçlar olup olmadığı hususlarında, 5271 sayılı CMK.nın 73. maddesindeki zorunluluk gözetilerek anılan madde hükmü gereğince T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden rapor alınarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden… eksik araştırma ile sanıklar hakkında yazılı biçimde hüküm kurulması…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza yargılamasında “özel nitelikli teknik delillerin” toplanması noktasında mahkemelerin uyması gereken yasal sınırları ve uzmanlık ilkelerini hatırlatması bakımından büyük önem taşımaktadır. Kamu güvenine karşı işlenen sahtecilik suçlarında, suça konu aletlerin veya sahte belgelerin (bandrol, hologram vb.) kanunun aradığı teknik özellikleri taşıyıp taşımadığı, hakimin genel hukuki bilgisiyle ya da standart genel amirllik raporlarıyla tam olarak çözülebilecek bir konu değildir. Kanun koyucu, devletin egemenlik alameti ve mali gücüyle doğrudan ilgili olan para ve kıymetli damga konularında, ihtisas kurumu olarak Darphane’yi yetkilendirmiştir.

Yargıtay’ın genel nitelikteki emniyet kriminal raporunu yeterli görmeyerek kanuni zorunluluk (CMK 73) doğrultusunda Darphane raporu aranmasını bozma sebebi yapması, usul güvencelerinin eksiksiz uygulanması gerektiğinin ilanıdır. Suçun maddi unsurunu oluşturan araçların elverişliliği ve ele geçen materyallerin (hologram/bandrol) “kıymetli damga” niteliği netleşmeden mahkûmiyet hükmü kurulması, ceza hukukunun en temel prensiplerinden olan şüpheden sanık yararlanır ilkesine ve eksik inceleme yasağına aykırılık teşkil eder. Karar, teknik boyutu yüksek ceza dosyalarında resmi ihtisas kurumlarının raporlarının alınmasının hukuki denetim ve adil yargılanma hakkı açısından vazgeçilmez bir zorunluluk olduğunu teyit etmiştir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2019/1929 E. – 2021/491 K., 18.01.2021 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇLAR : Kıymetli Damgada sahtecilik, para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçları bulundurma

HÜKÜMLER : Mahkumiyet

TEMYİZ EDENLER : Cumhuriyet Savıcısı, sanıklar …, … ve … müdafii, sanık … ve müdafii, sanık … müdafii,

Sanık … hakkında para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araç bulundurma; sanık … hakkında para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araç bulundurma ve kıymetli damgada sahtecilik suçlarından ve sanık … hakkında kıymetli damgada sahtecilik suçundan kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafii ve sanık …’ın temyiz taleplerinin incelenmesinde ise;

Suça konu ele geçen alet ve malzemelerin TCK.nın 200. maddesi kapsamında para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçlar olup olmadığı hususlarında, 5271 sayılı CMK.nın 73. maddesindeki zorunluluk gözetilerek anılan madde hükmü gereğince T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden rapor alınarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden,… Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün 02.05.2011 tarihli ekspertiz raporuna dayanılıp eksik araştırma ile sanıklar hakkında yazılı biçimde hüküm kurulması,

Kıymetli damgada sahtecilik suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Yasanın 199. maddesinin gerekçesinde, “kıymetli damgaların bir vasıtalı verginin veya harcın ödendiğini belgelemekle birlikte üzerlerinde taşıdıkları nominal değerle alınıp satıldıkları ve çok kere bir ödeme vasıtası olarak tedavül ettikleri, bu özelliklerinin de kıymetli damgaları bir vergi veya harcın ödendiğini gösteren bir makbuz olmaktan çıkardığı ve paraya yaklaştırdığı, bu nedenle de kıymetli damgalarda sahtecilik fiilerinin ayrı bir suç olarak tanımlandığının” belirtildiği cihetle, suça konu bandrol ve hologramların bu vasıflara sahip olup olmadığının bilirkişi görüşüne başvurularak araştırılması ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanıklar müdafii ve sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 18.01.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

Sıkça Sorulan Sorular

Kıymetli damgada sahtecilik suçunun cezası nedir?

Kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır (TCK 199/1). Sahte damgayı bilerek kabul etme (f.2) üç aydan bir yıla kadar; sahteliğini sonradan öğrenip yine de tedavüle koyma (f.3) ise bir aydan altı aya kadar hapis cezasını gerektirir.

Posta pulu veya damga pulu sahteciliği bu suça girer mi?

Evet. TCK 198/4’e göre damgalı kâğıtlar, damga ve posta pulları ile belirli bir vergi ya da harcın ödendiğini belgeleyen pullar kıymetli damga sayılır. Bu değerlerin sahte olarak üretilmesi veya tedavüle konulması kıymetli damgada sahtecilik suçunu oluşturur.

Kıymetli damgada sahtecilik ile parada sahtecilik arasındaki fark nedir?

İki suç aynı fiilleri (üretme, ülkeye sokma, nakletme, muhafaza, tedavüle koyma) cezalandırır; fark konudadır. Parada sahtecilikte konu doğrudan paradır ve ceza çok daha ağırdır (iki yıldan on iki yıla kadar hapis). Kıymetli damgada ise konu pul ve damga niteliğindeki değerlerdir ve ceza daha hafiftir (bir yıldan beş yıla kadar hapis).

Kıymetli damgada sahtecilikte etkin pişmanlık mümkün müdür?

Evet. TCK 201’deki etkin pişmanlık hükmü parada sahtecilik gibi kıymetli damgada sahteciliği de kapsar. Fail, sahte damgayı tedavüle koymadan ve resmî makamlar durumu öğrenmeden önce suç ortaklarını ve üretim/saklama yerlerini bildirir ve bu bilgi yakalamayı ve ele geçirmeyi sağlarsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

Kıymetli damgada sahtecilik suçuna hangi mahkeme bakar?

Cezanın üst sınırı on yılı aşmadığından bu suça kural olarak asliye ceza mahkemesi bakar. Suç şikâyete bağlı olmadığından savcılık tarafından resen soruşturulur; şikâyetten vazgeçme süreci sona erdirmez.

Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçu Bakımından Değerlendirme

Kıymetli damgada sahtecilik suçu (TCK 199), damga ve pul niteliğindeki değerlere duyulan kamusal güveni korur. Parada sahtecilikle aynı fiilleri, ancak daha hafif cezalarla düzenler; TCK 198/4’teki tanım kapsamını, TCK 201’deki etkin pişmanlık ise ortak bir savunma imkânını belirler. Dijitalleşmeyle uygulamada azalmış olsa da, suç hukuken güncelliğini korumaktadır.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir