İçindekiler
Dava zamanaşımı, bir suçun işlenmesinden itibaren kanunda öngörülen sürenin geçmesiyle, artık o suçtan dolayı kamu davası açılamaması veya açılmış davanın düşmesidir. Ceza hukukunda önemli bir düşme nedeni olan dava zamanaşımı, devletin cezalandırma yetkisini süreyle sınırlar; çünkü aradan uzun zaman geçtikten sonra delillerin güvenilirliği azalır ve cezalandırmanın toplumsal amacı zayıflar. Bu rehberde dava zamanaşımının sürelerini, başlangıcını, durma ve kesilme hâllerini ele alıyoruz. Konu, dava ve cezanın düşmesi nedenleri arasında yer alır.
Dava Zamanaşımı Nedir? (TCK 66)
Dava zamanaşımı, Türk Ceza Kanunu‘nun 66. maddesinde düzenlenmiştir. Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası, suçun cezasının ağırlığına göre belirlenen sürelerin geçmesiyle düşer. Dava zamanaşımı, kesinleşmiş bir hüküm bulunmadan, yani soruşturma ve kovuşturma aşamasında işleyen bir düşme nedenidir. Süre dolduğunda mahkeme, işin esasına girmeden davanın düşmesine karar verir; bu nedenle zamanaşımı, ceza yargılamasının en baştan gözetilmesi gereken meselelerindendir.
Dava Zamanaşımı Süreleri
Dava zamanaşımı süreleri, suçun gerektirdiği cezanın ağırlığına göre belirlenir. TCK 66’ya göre süreler şöyledir:
| Suçun cezası | Dava zamanaşımı süresi |
|---|---|
| Ağırlaştırılmış müebbet hapis | 30 yıl |
| Müebbet hapis | 25 yıl |
| 20 yıldan aşağı olmayan hapis | 20 yıl |
| 5 yıldan fazla, 20 yıldan az hapis | 15 yıl |
| 5 yıla kadar hapis veya adli para cezası | 8 yıl |
Sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının üst sınırı esas alınır; seçimlik cezalarda ise hapis cezası dikkate alınır. Dosyadaki mevcut delillere göre suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de zamanaşımı süresinin belirlenmesinde göz önünde bulundurulur.
Zamanaşımının Başlangıcı
Zamanaşımı süresinin ne zaman işlemeye başlayacağı, suçun türüne göre değişir:
- Tamamlanmış suçlarda süre suçun işlendiği günden,
- Teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden,
- Kesintisiz (mütemadi) suçlarda kesintinin gerçekleştiği günden,
- Zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden,
İtibaren işlemeye başlar. Çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda ise süre, çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden başlar. Bu başlangıç kuralları, zamanaşımının doğru hesaplanmasında belirleyicidir.
Dava Zamanaşımının Durması (TCK 67/1)
Zamanaşımının durması, belirli bir engel nedeniyle sürenin işlemesinin geçici olarak durmasıdır. TCK 67/1’e göre; soruşturma veya kovuşturmanın izin ya da karar alınmasına, başka bir merciide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı olduğu hâllerde ya da fail hakkında kaçaklık kararı verildiğinde zamanaşımı durur. Durma hâlinde, işlemiş olan süre yanmaz; engel ortadan kalktığında süre kaldığı yerden işlemeye devam eder. Bu yönüyle durma, kesilmeden farklıdır.
Dava Zamanaşımının Kesilmesi (TCK 67/2)
Zamanaşımının kesilmesi ise, belirli adli işlemlerle sürenin sıfırlanarak yeniden işlemeye başlamasıdır. TCK 67/2’ye göre zamanaşımını kesen başlıca hâller şunlardır:
- Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması ya da sorguya çekilmesi,
- Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararı verilmesi,
- Suçla ilgili iddianame düzenlenmesi,
- Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa mahkûmiyet kararı verilmesi.
Kesilme hâlinde, durmanın aksine, işlemiş olan süre dikkate alınmaz ve zamanaşımı yeni baştan işlemeye başlar. Birden fazla kesme nedeni varsa, süre son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden başlar.
Kesilmenin Süreye Etkisi
Zamanaşımının kesilmesi, süreyi sınırsızca uzatmaz. TCK 67/4’e göre kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suç için kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayabilir. Örneğin sekiz yıllık bir dava zamanaşımı süresi, kesilmelerle en fazla on iki yıla (8 + 4) kadar çıkabilir. Bu üst sınıra ulaşıldığında, artık başka kesme işlemleri süreyi uzatmaz ve süre dolduğunda dava düşer. Bu “mutlak zamanaşımı” sınırı, davaların sonsuza kadar sürüncemede kalmasını önleyen önemli bir güvencedir.
Zamanaşımının Sonucu ve Çocuklarda Uygulama
Dava zamanaşımı dolduğunda kamu davası düşer ve artık mahkûmiyet kararı verilemez. Dava ve ceza zamanaşımı re’sen (kendiliğinden) uygulanır; şüpheli, sanık ve hükümlü bundan vazgeçemez. Yani zamanaşımı, sanığın talebine bağlı olmaksızın mahkemece dikkate alınmak zorundadır. Fiili işlediği sırada on iki-on beş yaş grubundaki çocuklar hakkında bu sürelerin yarısının, on beş-on sekiz yaş grubundakiler hakkında ise üçte ikisinin geçmesiyle dava düşer. Zamanaşımının doğru hesaplanması, davanın kaderini belirleyebildiğinden, süreci Sinan Karabacak Hukuk Bürosu ile yürütebilirsiniz.
Örnek Üzerinden Zamanaşımı Hesabı
Zamanaşımı hesabını basit bir örnekle açıklayalım. Cezasının üst sınırı beş yıla kadar hapis olan bir suç için dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Bu süre, suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlar. Diyelim ki suçun işlenmesinden üç yıl sonra şüphelinin savcı huzurunda ifadesi alındı; bu işlem zamanaşımını keser ve sekiz yıllık süre yeni baştan işlemeye başlar. Ancak kesilmelerle süre sınırsızca uzamaz: bu suç için mutlak zamanaşımı, sekiz yılın yarısı eklenerek en fazla on iki yıldır. Suçun işlenmesinden itibaren on iki yıl dolduğunda, başka hiçbir işlem süreyi uzatamaz ve dava düşer.
Bu örnek, zamanaşımı hesabında iki ayrı süreyi (olağan ve mutlak zamanaşımı) birlikte değerlendirmek gerektiğini gösterir. Sürelerin hatalı hesaplanması, hak kayıplarına ya da zamanaşımı dolduğu hâlde yargılamanın sürdürülmesine yol açabilir.
Zamanaşımının İleri Sürülmesi
Dava zamanaşımı re’sen dikkate alınması gereken bir durum olsa da, uygulamada sanık ve müdafiin de zamanaşımını her aşamada ileri sürmesi büyük önem taşır. Zamanaşımı itirazı, soruşturma aşamasından temyiz aşamasına kadar her zaman gündeme getirilebilir; hatta hüküm kesinleşmeden önce zamanaşımının dolduğu fark edilirse, davanın düşmesi sağlanabilir. Mahkemenin zamanaşımını gözden kaçırdığı hâllerde, bu husus istinaf veya temyiz başvurusunda bozma nedeni olarak ileri sürülür.
Özellikle uzun süren ve çok sayıda işlem yapılan dosyalarda, zamanaşımının dolup dolmadığının sürekli takip edilmesi gerekir. Bu takip, sanığın lehine sonuç doğurabilecek en pratik savunma araçlarından biridir; bu nedenle sürecin en baştan itibaren titizlikle izlenmesi önemlidir.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Suça Sürüklenen Çocuklar Yönünden HAGB Döneminde Duran Dava Zamanaşımının Hesaplanması ve Sürenin Dolması Nedeniyle Davanın Düşmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2025/2242 – Karar: 2025/8895, Tarih: 16.12.2025
Kararın Özeti
Suça sürüklenen çocuk (SSÇ) hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan açılan kamu davasında, yerel mahkemece kurulan mahkûmiyet hükmü SSÇ müdafii tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi yaptığı incelemede; 31.05.2014 olan suç tarihinde 15-18 yaş grubunda bulunan SSÇ hakkında uygulanan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının kesinleştiği tarih ile denetim süresi içinde kasıtlı yeni suçun işlendiği tarih arasında dava zamanaşımının durduğunu saptamıştır. Duran süre de hesaba katılarak yapılan kronolojik hesaplamada, yasada öngörülen 7 yıl 12 aylık kesintili dava zamanaşımı süresinin temyiz inceleme tarihinden önce 28.11.2024 tarihinde dolduğu anlaşılmıştır. Daire, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun da bulunmadığını gözeterek yerel mahkemenin mahkûmiyet hükmünü bozmuş ve kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtayın bozma ve düşme gerekçesi, Türk Ceza Kanunu’nda çocuk failler (SSÇ) için öngörülen indirimli dava zamanaşımı sürelerinin ve Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca HAGB kararlarının zamanaşımını durdurma etkisinin matematiksel olarak hesaplanmasına dayanmaktadır. TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen suçun olağan cezası ve üst sınırı dikkate alındığında, yetişkinler için asli dava zamanaşımı 8 yıl, kesintili dava zamanaşımı ise 12 yıldır. Ancak suç tarihinde 15-18 yaş grubunda olan SSÇ yönünden TCK m. 66/2 gereğince bu süreler indirime tabi tutularak asli dava zamanaşımı 5 yıl 4 ay, kesintili dava zamanaşımı ise 7 yıl 12 ay olarak hesaplanır. Yargıtay, HAGB kararının kesinleştiği 27.04.2021 tarihi itibarıyla zamanaşımı saatinin durduğunu, denetim süresi içinde yeni suçun işlendiği 24.10.2023 tarihinde ise yeniden çalışmaya başladığını tespit etmiştir. Bu iki tarih arasında zamanaşımının durduğu 2 yıl 5 ay 27 günlük süre, suç tarihinden itibaren işleyen süreye eklendiğinde, kesintili dava zamanaşımı sınırının 28.11.2024 tarihinde aşıldığı netleşmiştir. Temyiz inceleme tarihi itibarıyla bu süre dolduğundan davanın esastan karara bağlanması hukuken imkânsız hale gelmiştir.
“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 27.04.2021 tarihi itibarıyla durduğu, denetim süresi içinde kasıtlı yeni suçun işlendiği 24.10.2023 tarihinde yeniden işlemeye başladığı, 27.04.2021-24.10.2023 tarihleri arasında duran 2 yıl 5 ay 27 günlük süre de göz önünde bulundurulup, önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süre birbirine eklenmek suretiyle hesaplandığında, 31.05.2014 olan suç tarihinden itibaren 7 yıl 12 aylık kesintili dava zamanaşımı süresinin temyiz inceleme tarihinden önce 28.11.2024 tarihinde dolduğu… anlaşılmaktadır.”
Değerlendirme
Bu karar, ceza muhakemesinde “suça sürüklenen çocuklar” lehine getirilen koruyucu zamanaşımı sürelerinin ve HAGB müessesesinin durma etkisinin yargılama takvimini nasıl doğrudan etkilediğini gösteren teknik bir örnektir. Pratik yargılama süreçlerinde, dosyaların bozma kararları sonrası yerel mahkemeler ve Yargıtay daireleri arasında gidip gelmesi ciddi zaman kayıplarına yol açmaktadır. Kararda dikkat çeken en önemli husus, HAGB kararının ihlal edilmesi durumunda zamanaşımının durduğu dönemin milimetrik olarak hesaplanmasıdır. Ceza adaleti sistemi, faillerin çocuk olması durumunda zamanaşımı sürelerini dramatik şekilde kısalttığı için, durma süresi biter bitmez zamanaşımı tehlikesi hızla baş gösterir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin gözünden kaçan veya dava dosyası üst mahkemedeyken tamamlanan bu süreyi tam zamanında tespit ederek, usul ekonomisi ve kanuni zorunluluk gereği davayı nihayete erdirmiştir. Karar, ceza davalarında zamanaşımı def’i ve incelemesinin, davanın esasına girilmeden önce çözülmesi gereken en birincil kamu düzeni kuralı olduğunu bir kez daha teyit etmektedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2025/2242 – Karar: 2025/8895, Tarih: 16.12.2025 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2024/1067 E., 2024/1431 K.
SUÇ : Trafik güvenliğini tehlikeye sokma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Zamanaşımı nedeniyle düşme
Suça sürüklenen çocuk hakkında verilen bozma ilâmı üzerine kurulan hükmün; suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
Suça sürüklenen çocuğa yüklenen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan yargılama konusu eylem, 5237 sayılı TCK’nın 179/3. maddesinde trafik güvenliğini tehlikeye sokma başlığı altında yaptırıma bağlanmış olup, cezanın türü ve üst sınırına göre anılan suçun asli dava zamanaşımı süresinin 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıl, kesintili dava zamanaşımı süresinin ise aynı Kanun’un 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda 12 yıl olduğu, ancak, 31.05.2014 tarihinde işlendiği iddia edilen eylemin işlendiği sırada suça sürüklenen çocuğun onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 66/2. maddesi uyarınca 15 – 18 yaş grubundaki suça sürüklenen çocuk açısından asli dava zamanaşımı süresinin 5 yıl 4 ay, kesintili dava zamanaşımı süresinin ise 7 yıl 12 ay olduğu, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddeleri gereği belirlenen 7 yıl 12 aylık kesintili dava zamanaşımı süresinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 27.04.2021 tarihi itibarıyla durduğu, denetim süresi içinde kasıtlı yeni suçun işlendiği 24.10.2023 tarihinde yeniden işlemeye başladığı, 27.04.2021-24.10.2023 tarihleri arasında duran 2 yıl 5 ay 27 günlük süre de göz önünde bulundurulup, önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süre birbirine eklenmek suretiyle hesaplandığında, 31.05.2014 olan suç tarihinden itibaren 7 yıl 12 aylık kesintili dava zamanaşımı süresinin temyiz inceleme tarihinden önce 28.11.2024 tarihinde dolduğu, 5271 sayılı CMK’nın 223/9. maddesi kapsamında derhâl beraat kararı verilmesini gerektirir hâllerin de bulunmadığı anlaşıldığından, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteği bu sebeple yerinde görülmüş olup, hükmün, 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereği BOZULMASINA,
1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince suça sürüklenen çocuk hakkındaki kamu davasının DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.12.2025 tarihinde karar verildi.
İftira Suçunda Dava Zamanaşımı Mağdurun Fiili İşlemediğinin Sabit Olduğu Tarihten Başlar; Sürelerin Karıştırılması Bozma Nedenidir
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Esas: 2024/6244 – Karar: 2025/764, Tarih: 15.01.2025
Kararın Özeti
Resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan ve iftira suçlarından sanık hakkında açılan kamu davasında yerel mahkeme düşme kararı vermiştir. Hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi; “resmi belgede sahtecilik” ve “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçları yönünden suç tarihinden hüküm tarihine kadar olağanüstü dava zamanaşımının dolduğunu tespit etmiştir. Ancak “iftira” suçu yönünden özel zamanaşımı kuralı (TCK m. 267/8) gereği, zamanaşımını kesen son sebep olan iddianame düzenleme tarihinden (19.01.2016) hüküm tarihine kadar olağan dava zamanaşımının gerçekleştiğini saptamıştır. Yerel mahkemenin bu suçların zamanaşımı sürelerini ve başlangıçlarını karıştırarak tek bir kalemde hüküm kurmasını yasaya aykırı bulan Daire, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hatayı düzeltmiş; gerekçeleri suç tiplerine göre ayrıştırarak kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine oy birliğiyle düzeltilerek onama kararı vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtayın bozma ve düzeltme gerekçesi, suçların niteliğine göre kanunda öngörülen farklı dava zamanaşımı sürelerinin ve özellikle iftira suçuna özgü ayrık yasal başlangıç hükmünün (TCK m. 267/8) doğru uygulanması zorunluluğuna dayanmaktadır. Kanun koyucu, sahtecilik ve yalan beyan suçlarında zamanaşımını doğrudan suçun işlendiği tarihten itibaren başlatırken, iftira suçunda mağdurun haklarını korumak adına özel bir rejim öngörmüştür. İftira suçunda zamanaşımı saati suç tarihinde değil, “mağdurun o fiili işlemediğinin kesin olarak sabit olduğu (örneğin takipsizlik veya beraat aldığı) tarihten” itibaren çalışır. Somut olayda bu başlangıç dikkate alındığında, iftira suçu yönünden en son zamanaşımını kesen işlem sanık hakkında iddianamenin düzenlendiği 19.01.2016 tarihidir. Bu tarihten yerel mahkemenin hüküm kurduğu 2024 yılına kadar TCK m. 66/1-e’de düzenlenen 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresi dolmuştur. İlk derece mahkemesinin tüm suçları aynı potada eritip zamanaşımı sürelerini gerekçede ve hükümde karıştırması usule aykırı bulunmuş, suçların zamanaşımı türleri (olağan/olağanüstü) ve başlangıç noktaları yasal sınırlarına göre ayrıştırılarak düzeltilmiştir.
“Sanığa yüklenen ‘iftira’ suçu yönünden ise 5237 sayılı TCK’nın 267/8. maddesinde düzenlenen ‘İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.’ hükmü karşısında… kesen son sebep olan sanık hakkında iddianamenin düzenlendiği 19.01.2016 tarihinden, hüküm tarihine kadar gerçekleştiği gözetilerek ayrı ayrı düşme kararları verilmesi gerekirken, hükmün karıştırılması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza yargılamasında birden fazla suçun bir arada işlendiği (bağlantılı suçlar) dosyalarda, mahkemelerin her bir suç için zamanaşımı hesabını tamamen bağımsız ve o suçun yasal karakterine uygun yapması gerektiğini hatırlatan teknik bir derstir. Uygulamada mahkemeler, dosyanın bütününe yansıyan uzun yargılama sürelerini gerekçe göstererek tüm suçlar için toptancı bir yaklaşımla tek bir “düşme” cümlesi kurabilmektedir. Ancak iftira suçu, yapısı gereği mağdur hakkındaki adli sürecin netleşmesini bekleyen bir suçtur ve zamanaşımı başlangıcı da bu netleşmeye endekslidir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin nihai olarak ulaştığı “düşme” sonucunu doğru bulmakla birlikte, hukuki gerekçedeki metodolojik hataya geçit vermemiştir. Hükmün karıştırılması, ileride başka dosyalar veya infaz aşaması için hatalı emsallere yol açabileceğinden, Yargıtay mekanik bir bozma yerine usul ekonomisini işleterek hüküm fıkrasını bizzat revize etmiş ve ceza yargılamasında mutlak surette aranması gereken “gerekçede berraklık” ilkesini güvence altına almıştır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Esas: 2024/6244 – Karar: 2025/764, Tarih: 15.01.2025
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/565 E., 2024/507 K.
SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, iftira
HÜKÜM : Düşme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Sanığa yüklenen “Resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçlarının Kanundaki cezalarının türü ve üst sınırına göre, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının, suç tarihlerinden hüküm tarihine kadar gerçekleştiği, “iftira” suçu yönünden ise 5237 sayılı TCK’nın 267/8. Maddesinde düzenlenen “İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.” hükmü karşısında, Kanundaki cezasının türü ve üst sınırına göre, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e. maddesinde öngörülen olağan dava zamanaşımının, kesen son sebep olan sanık hakkında iddianamenin düzenlendiği 19.01.2016 tarihinden, hüküm tarihine kadar gerçekleştiği gözetilerek ayrı ayrı düşme kararları verilmesi gerekirken, hükmün karıştırılması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasının (A) bendinin tamamen çıkartılarak, yerine ” Sanığa yüklenen “Resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçlarının Kanundaki cezalarının türü ve üst sınırına göre, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının, suç tarihlerinden hüküm tarihine kadar, sanığa yüklenen “iftira” suçu yönünden ise 5237 sayılı TCK’nın 267/8. maddesinde düzenlenen “İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.” hükmü de gözetilerek Kanundaki cezasının türü ve üst sınırına göre, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e. maddesinde öngörülen olağan dava zamanaşımının, kesen son sebep olan sanık hakkında iddianamenin düzenlendiği 19.01.2016 tarihinden, hüküm tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından, sanık hakkındaki kamu davalarının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca DÜŞMESİNE,” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.01.2025 tarihinde karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Dava zamanaşımı dolunca ne olur?
Dava zamanaşımı dolduğunda kamu davası düşer ve sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilemez. Mahkeme işin esasına girmeden düşme kararı verir. Bu, beraat değildir; davanın hukuki nedenle sona ermesidir.
Zamanaşımı hangi işlemlerle kesilir?
Şüpheli/sanığın savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorgusu, tutuklama kararı, iddianame düzenlenmesi ve mahkûmiyet kararı verilmesi zamanaşımını keser. Kesilmeyle süre yeni baştan işlemeye başlar; ancak toplamda kanuni sürenin en fazla yarısı kadar uzayabilir.
Zamanaşımı hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınır mı?
Evet. Dava ve ceza zamanaşımı re’sen (kendiliğinden) uygulanır ve şüpheli, sanık ya da hükümlü bundan vazgeçemez. Mahkeme, zamanaşımının dolduğunu tespit ettiğinde talep beklemeksizin düşme kararı vermek zorundadır.
Dava zamanaşımının doğru hesaplanması, bir ceza davasının sonucunu doğrudan etkileyebilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

2 Yorumlar