İçindekiler
I-Kasten Öldürme Suçu (TCK 81): Unsurları, Cezası ve Hukuki Süreç
Kasten öldürme, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenen ve hayata karşı suçların temel tipini oluşturan, en ağır yaptırıma bağlanmış suçtur. Bu yazıda kasten öldürme suçunun unsurlarını, cezasını, nitelikli hâllerini, öldürme kastının nasıl belirlendiğini ve yargılama sürecini İstanbul’da ceza hukuku alanında çalışan bir avukatın bakış açısıyla ele alıyoruz.
Kısa cevap: Kasten öldürme, bir insanın bilerek ve istenerek hayatına son verilmesidir. Suçun temel hâlinin cezası müebbet hapistir. Korunan hukuki değer, hukuk düzeninin en temel değeri olan yaşam hakkıdır.
II-Kasten Öldürme Suçu Nedir? (TCK 81)
Kanun, “Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” diyerek suçun temel hâlini düzenlemiştir. Suçun konusu, yaşayan bir insanın hayatıdır; bu nedenle henüz doğmamış ceninin yaşamı bu madde kapsamında değil, çocuk düşürtme suçları kapsamında korunur. Kasten öldürme, sonucu itibarıyla bir zarar suçudur: suçun tamamlanması için mağdurun ölmesi gerekir. Suçun temel hâlinin tek bir ceza (müebbet hapis) öngörmesi, bu suçu alt-üst sınırı bulunan diğer suçlardan ayırır; ceza, ancak kanunda sayılan indirim nedenlerinin varlığında süreli hapse dönüşebilir. Bu yönüyle kasten öldürme, hem maddi ceza hukuku hem de yargılama tekniği bakımından en dikkatli ele alınması gereken suç tiplerinin başında gelir.
III-Kasten Öldürme Suçunun Unsurları
A-Maddi Unsur (Fiil ve Netice)
Suçun maddi unsuru üç ögeden oluşur: öldürme fiili, ölüm neticesi ve ikisi arasındaki nedensellik bağı. Öldürme fiili çoğunlukla icrai bir hareketle (silah, kesici alet, darbe vb.) işlenir; ancak kişinin ölümü önleme yükümlülüğünü kasten yerine getirmemesi hâlinde suç, ihmali davranışla da işlenebilir. Failin hareketi ile ölüm arasında kesintisiz bir nedensellik bağı bulunmalıdır; araya giren başka bir etken bu bağı kesebilir. Mağdur, yaşayan herhangi bir insan olabilir; mağdurun yaşı, sağlık durumu veya yaşam beklentisinin kısalığı suçun oluşumunu etkilemez, yalnızca bazı nitelikli hâllerin uygulanmasında rol oynar.
B-Manevi Unsur (Kast)
Kasten öldürme yalnızca kasten işlenebilir. Kast, doğrudan kast (failin ölümü bizzat amaçlaması) biçiminde olabileceği gibi, olası kast (ölüm sonucunu öngörüp kabullenmesi) biçiminde de gerçekleşebilir. Failde öldürme kastının (animus necandi) bulunup bulunmadığı, somut delillerle belirlenir.
Uygulamada en çok tartışılan ayrım, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki sınırdır. Olası kastta fail, ölümün gerçekleşebileceğini öngörür ve “olursa olsun” diyerek bu sonucu kabullenir; bilinçli taksirde ise fail sonucu öngörmesine rağmen gerçekleşmeyeceğine güvenir. Bu ince ayrım, fiilin kasten öldürme mi yoksa taksirle öldürme mi sayılacağını ve dolayısıyla cezayı kökten belirler.
C-Hukuka Aykırılık
Bazı hâllerde fiil tipik olsa da hukuka uygun sayılabilir. Bunların başında meşru müdafaa gelir: kişinin kendisine veya başkasına yönelen haksız bir saldırıyı, saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla işlediği fiilden dolayı ceza verilmez. Buna karşılık, yaşam hakkı üzerinde kişinin serbestçe tasarruf hakkı bulunmadığından, mağdurun rızası bu suçta hukuka uygunluk sağlamaz.
IV-Öldürme Kastı Nasıl Belirlenir? (Kasten Öldürme mi, Kasten Yaralama mı?)
Uygulamadaki en kritik tartışma, failin öldürme kastıyla mı yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiğidir. Çünkü fail yaralama kastıyla hareket etmiş, ancak ölüm meydana gelmişse, fiil kasten öldürme değil; kasten yaralama sonucu ölüm, yani neticesi sebebiyle ağırlaşmış bir suç olarak nitelendirilir ve ceza önemli ölçüde değişir. Yargıtay bu ayrımı yaparken; kullanılan aletin niteliğini, darbelerin sayısını ve vücuttaki bölgesini, fail ile mağdur arasındaki mesafeyi, olay öncesi husumeti ve failin olay sonrası davranışlarını birlikte değerlendirir. Örneğin hayati bölgelere yönelen, tekrarlanan ve öldürücü güçte darbeler öldürme kastına işaret ederken; tek ve hedefsiz bir darbe yaralama kastı lehine yorumlanabilir. Failin olaydan sonra mağdura yardım etmesi ya da kaçması da kastın belirlenmesinde dikkate alınır. Bu değerlendirme, savunmanın en güçlü kurulabileceği alanlardan biridir. Bu nedenle sürecin uzman bir ceza avukatıyla yürütülmesi yararlı olacaktır.
V-Kasten Öldürmenin Nitelikli Halleri (TCK 82)
Suçun belirli ağırlaştırıcı durumlarda işlenmesi, cezayı müebbetten ağırlaştırılmış müebbet hapse yükselten nitelikli hâl oluşturur. Sitemizde sık karşılaşılan biçimleri ayrıntılı inceledik:
- Tasarlayarak öldürme (TCK 82/1-a)
- Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme (TCK 82/1-b)
- Bir suçu gizlemek amacıyla öldürme (TCK 82/1-h)
Bunların yanında üstsoy-altsoya, eşe veya kardeşe karşı; çocuğa ya da kendini savunamayacak kişiye karşı; gebe olduğu bilinen kadına karşı işlenme gibi başka nitelikli hâller de kanunda sayılmıştır. Ayrıca kan gütme ve töre saikiyle işlenen öldürmeler de bu kapsamdadır. Nitelikli hâllerin birden fazlasının bir arada bulunması mümkündür; ancak her birinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği ayrı ayrı tartışılmalı ve yalnızca varlığı sabit olan ağırlaştırıcı sebepler uygulanmalıdır. Nitelikli hâlin hatalı kabulü, sonradan istinaf veya temyiz aşamasında bozma nedeni oluşturabilir.
VI-Cezada İndirim: Haksız Tahrik ve Diğer Haller
Kasten öldürmede ceza her zaman müebbet olarak uygulanmaz; bazı hâller cezayı süreli hapse indirir. Bunların en sık karşılaşılanı haksız tahriktir: failin, haksız bir fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suçu işlemesi hâlinde ceza önemli ölçüde azaltılır. Haksız tahrikin uygulanabilmesi için, mağdurun haksız bir fiilinin bulunması, failin bu fiilin yarattığı öfke veya elemle hareket etmesi ve tepkinin tahriki doğuran fiile bir tepki niteliği taşıması gerekir. Benzer şekilde meşru müdafaada sınırın aşılması, yaş küçüklüğü ve aşağıda değineceğimiz teşebbüs de cezada indirim sebebidir. Bu indirim nedenlerinin somut delillerle ve doğru biçimde ileri sürülmesi, dosyanın sonucunu kökten etkiler; örneğin haksız tahrikin kabulü, müebbet hapis cezasının on sekiz yıldan yirmi dört yıla kadar hapse inmesi sonucunu doğurabilir.
VII-Kasten Öldürme Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
A-Teşebbüs
Kasten öldürme, neticeli bir suç olduğundan teşebbüse elverişlidir. Fail öldürme kastıyla icra hareketlerine başlayıp elinde olmayan nedenlerle ölümü gerçekleştiremezse, öldürmeye teşebbüsten sorumlu olur ve ceza, meydana gelen tehlikenin ağırlığına göre indirilir. Buna karşılık fail, icra hareketlerinden kendi iradesiyle vazgeçer veya kendi çabasıyla ölümü önlerse gönüllü vazgeçme söz konusu olur; bu hâlde teşebbüsten cezalandırılmaz, yalnızca o ana kadar tamamlanmış kısım bir suç oluşturuyorsa (örneğin yaralama) ondan sorumlu tutulur. Teşebbüs ile tamamlanmış suç arasındaki sınırın ve gönüllü vazgeçmenin doğru kurulması, savunmada belirleyici öneme sahiptir.
B-İştirak
Suça iştirakin her biçimi mümkündür: fiili birlikte gerçekleştirenler fail, bir başkasını öldürmeye azmettiren kişi azmettiren, eylemi kolaylaştıran kişi ise yardım eden olarak sorumlu tutulur. Birden fazla kişinin birlikte hareket ettiği dosyalarda her bir failin eyleme katkısının ayrı ayrı belirlenmesi gerekir; çünkü kimin asıl fail, kimin yardım eden olduğu, herkesin alacağı cezayı doğrudan etkiler. Azmettirme hâlinde azmettiren, işlenen suçun cezasıyla cezalandırılırken; yardım edenin cezası kural olarak indirilir.
C-İçtima
Önemli bir kural: kasten öldürmede zincirleme suç hükümleri uygulanmaz (TCK m.43/3). Bu nedenle birden fazla kişinin öldürülmesi hâlinde her bir ölüm ayrı suç sayılır ve fail her biri için ayrı ayrı cezalandırılır.
VIII-Kasten Öldürme Özgü Suç mudur?
Hayır. Kasten öldürme özgü suç değildir; failin belirli bir sıfat taşıması aranmaz, herkes tarafından işlenebilen genel bir suçtur. Yalnızca bazı nitelikli hâllerde fail ile mağdur arasındaki ilişki (eş, üstsoy-altsoy gibi) cezayı ağırlaştırır.
IX-Kasten Öldürme Şikâyete Tabi midir?
Hayır. Kasten öldürme, kamu düzenini doğrudan ilgilendirdiğinden re’sen soruşturulur; şikâyete bağlı değildir. Mağdurun yakınlarının şikâyetçi olmaması soruşturmayı engellemez; Cumhuriyet savcılığı suçu öğrendiği anda kendiliğinden harekete geçer.
X-HAGB, Uzlaşma, Erteleme ve Adli Para Cezası Uygulanır mı?
Kısa cevap: Kasten öldürmede bu kurumların hiçbiri uygulanmaz. Cezanın ağırlığı ve suçun niteliği, bu seçeneklerin tamamını kapsam dışı bırakır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ve cezanın ertelenmesi yalnızca iki yıl ve altındaki hapis cezalarında mümkündür; kasten öldürmenin cezası bu sınırın çok üzerinde olduğundan uygulanamaz. Uzlaştırma da öldürme suçlarında kapsam dışıdır. Adli para cezası ise bu suç için seçimlik yaptırım olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla savunmanın odağı, suçun nitelendirilmesi (kasten öldürme mi, yaralama sonucu ölüm mü) ve indirim nedenleri (haksız tahrik, meşru müdafaa, teşebbüs) üzerinde toplanır.
XI-Kasten Öldürme ile Karıştırılan Suçlar
Kasten öldürme, sonucu ölüm olan diğer suçlarla karıştırılabilir; ancak ayrım, failin iradesi ve kastında gizlidir. Taksirle öldürmede failin öldürme veya yaralama yönünde bir kastı yoktur; ölüm, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıktan doğar (trafik ve iş kazaları tipik örnektir). Kasten yaralama sonucu ölümde ise fail yaralama kastıyla hareket etmiş, ölüm bu kastı aşan bir netice olarak gerçekleşmiştir. İntihara yönlendirmede ise ölüm, mağdurun kendi eylemiyle gerçekleşir; fail yalnızca bu kararı doğuran ya da güçlendiren davranışta bulunur. Doğru nitelendirme, uygulanacak maddeyi ve cezayı tümüyle değiştirdiğinden, dosyanın en kritik aşamasıdır.
XII-Görevli Mahkeme
Kasten öldürme suçunda ve nitelikli hâllerinde görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesidir.
XIII-Yargılama Süreci ve Deliller
Kasten öldürme dosyaları, delil yoğunluğu yüksek ve yargılaması titizlik gerektiren dosyalardır. Soruşturma genellikle olay yeri incelemesi, otopsi raporu, balistik ve kriminal incelemeler, kamera kayıtları, telefon ve sinyal verileri ile tanık beyanlarının bir araya getirilmesiyle yürütülür. Bu suçlarda şüpheli hakkında çoğu zaman tutuklama tedbirine başvurulur. Hem maddi gerçeğin ortaya çıkması hem de sanığın lehine olan delillerin (meşru müdafaa, haksız tahrik, kast türü gibi) zamanında ve usulüne uygun toplanması bakımından, sürecin ilk ifadeden itibaren bir avukat eşliğinde yürütülmesi büyük önem taşır. Eksik veya hukuka aykırı toplanan deliller, ileri aşamada bozma nedeni olabilmektedir.
XIV-Dava ve Ceza Zamanaşımı
Dava zamanaşımı, suça öngörülen cezaya göre belirlenir (TCK m.66):
| Suç Tipi | Ceza | Dava Zamanaşımı |
|---|---|---|
| Kasten öldürme (TCK 81) | Müebbet hapis | 25 yıl |
| Nitelikli kasten öldürme (TCK 82) | Ağırlaştırılmış müebbet hapis | 30 yıl |
Ceza zamanaşımı ise (TCK m.68) müebbet hapiste 30 yıl, ağırlaştırılmış müebbet hapiste 40 yıldır. Bu uzun süreler, hayata karşı suçlarda devletin cezalandırma ilgisinin sürekliliğini gösterir.
XV-Kasten Öldürme Suçu İle İlgili Yargıtay Kararları
A-Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/228 E. – 2025/419 K. Sayılı İlamı (Karar 1): Öldürmeye Teşebbüs mü, Yaralama mı?
1-Olayın Özü ve Uyuşmazlık
Aynı avluda ayrı evlerde yaşayan amca (sanık) ve yeğen (mağdur) arasındaki olayda; bıçakla aile bireylerini tehdit eden ve “Yaklaşma seni de vururum!” diyerek bıçağı sanığa yönelten mağdura karşı, sanık av tüfeğiyle ateş etmiş ve mağduru göğüs bölgesinden, hayati tehlike geçirecek (hemopnömotoraks) şekilde yaralamıştır. Uyuşmazlık, eylemin neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama mı yoksa kasten öldürmeye teşebbüs mü olduğudur. Yerel mahkeme ısrarla yaralama derken, Ceza Genel Kurulu çoğunluğu eylemi öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirmiştir.
2-Kararın Çıkardığı İlke
Çoğunluğa göre belirleyici olan; atış mesafesinin av tüfeğinin etkili menzili içinde ve yakın olması, isabetin hayati bölgeye (göğüs) gelmesi ve tek başına yaşamsal tehlike oluşturması, kullanılan silahın öldürmeye elverişliliğidir. Atış sayısının ve mesafesinin kesin tespit edilememesi, bu olguların bütünü karşısında sanık lehine sonuç doğurmamıştır. Karar, öldürücü neticeye elverişli bir isabetin hayati bölgede gerçekleşmesinin, kast değerlendirmesinde ağır bastığını göstermektedir.
3-Tartışmalı Yön ve Karşı Oy
Karar oy çokluğuyla ve ancak ikinci müzakerede alınmış, altı üye karşı oy kullanmıştır. Yerel mahkemenin direnme gerekçesi de güçlüdür: atış sayısı belirlenemediğinden şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle sanığın “iki el havaya, bir el yere ateş ettiği” kabul edilmiş; mağdurun yere düşmesinden sonra sanığın eylemini sürdürme imkânı varken kendiliğinden sonlandırması, öldürme kastının bulunmadığına yorulmuştur. Bu, av tüfeğiyle saçma yaralanmalarında, isabetin yön ve dağılımının kast bakımından ne ölçüde çıkarımsal kaldığını ortaya koyar.
4-Gözden Kaçırılmaması Gereken İki Boyut
İlk olarak, olayda haksız tahrik (TCK 29) belirleyici bir arka plandır: bıçağı sanığa yönelten ve onu tehdit eden taraf bizzat mağdurdur. Bu nedenle eylem öldürmeye teşebbüs sayılsa dahi, ceza haksız tahrik nedeniyle önemli ölçüde indirilir; hatta meşru müdafaa sınırının tartışılabileceği bir zemin de mevcuttur. İkinci olarak, karar bir kazanılmış hak dersi içerir: sanık aleyhine temyiz bulunmadığından, suç vasfı yaralamadan öldürmeye teşebbüse çevrilse bile ceza miktarı artırılamamış, sanığın kazanılmış hakkı saklı tutulmuştur.
5-Savunma Açısından Sonuç
Bu karar, av tüfeği gibi saçma saçan silahlarla işlenen olaylarda savunmanın; atış mesafesi, atış sayısı ve isabet yönüne ilişkin belirsizlikleri ve failin eylemini kendiliğinden sonlandırdığını öne çıkarması gerektiğini gösterir. Buna karşılık hayati bölgeye gelen ve tek başına yaşamsal tehlike oluşturan bir isabet varsa, kastın öldürmeye yönelik kabul edilme ihtimali yükselir. Haksız tahrik ve meşru müdafaa savunmalarının ise her hâlükârda titizlikle değerlendirilmesi gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/228 E. – 2025/419 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 244-341
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 29/1, 62/1, 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Malazgirt Asliye Ceza Mahkemesince kurulan 03.05.2016 tarih ve 145-190 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2021 tarih ve 6715-8395 sayı ile; “…mağdur sanık …’daki her bir yaranın ayrı ayrı tek başına hayati tehlike oluşturup oluşturmadığı hususunda ayrıntılı rapor aldırıldıktan sonra mağdur sanık …’ın hukuki durumunun değerlendirilmesi; birden fazla yaralamanın hayati tehlike oluşturması durumunda, olayda kullanılan aletin niteliği, hedef alınan vücut bölgesi, darbe sayısı ve yaralanmanın hayati organların bulunduğu bölgeye nafiz olması birlikte değerlendirildiğinde, mağdur sanık …’ın eyleminin öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturma ihtimali ve bu eylemlerle bağlantılı olan diğer mağdur sanık …’ın da eylemlerine karşı delillerin takdir ve değerlendirilmesi üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre de; mağdur sanık … hakkında kasten yaralama suçundan hüküm kurulurken, 5237 sayılı TCK’nin 86/1, 86/3-e, 87/1-d ve 29. maddeleri uyarınca belirlenen ‘2 yıl 6 ay hapis cezası’ üzerinden, TCK’nın 62. maddesi uyarınca yapılan 1/6 oranındaki indirim sonucunda ‘2 yıl 1 ay hapis cezası’na hükmedilmesi yerine, yazılı biçimde ‘2 yıl 3 ay hapis cezası’na hükmedilmesi’ isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma üzerine Malazgirt Asliye Ceza Mahkemesince 08.07.2021 tarih ve 767-332 sayı ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderildiği Patnos Ağır Ceza Mahkemesince 21.02.2023 tarih ve 5-68 sayı ile sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 29/1, 62/1, 53/1, 54/1 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.03.2024 tarih ve 6619-2037 sayı ile; “…Muş Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan raporlara göre mağdur sanık …’ın sol kolunda 5×4 santimetre ebatta lezyon, sol yanında 4×2 santimetre ve 1×1 santimetre ebatta lezyon olduğu, göğüs solda 2 adet 4×2 santimetre ebatta sıyrık ve muhtelif sayı ve ebatta saçma giriş delikleri, sırt ve belde saçma tanesi girişleri bulunduğu ve solda pnömotoraks, sağ klavikulada kırık, 1. kotta kırık şeklinde tespit edilen yaralanmaları nedeniyle mağdurun hayati tehlike geçirecek, kemik kırığının yaşam fonksiyonlarına etkisi (4.) derece olacak şekilde yaralandığı gözetildiğinde; mağdurda meydana gelen yaralanmanın boyutu, suçta kullanılan silahın elverişli olması, hayati bölgenin hedef alınması hususları birlikte değerlendirildiğinde, mağdur sanık …’ın ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu gözetilmeden kasten yaralama suçundan hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Patnos Ağır Ceza Mahkemesince 24.10.2024 tarih ve244-341 sayı ile; ”…Taraflar arasında öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunmadığı, sanığın ani gelişen kavga ortamında eylemini icra ettiği, mağdur …’a ait her bir yaralanmanın ayrı ayrı tek başına hayati tehlike oluşturup oluşturmadığına ilişkin 06/01/2023 tarihli Patnos Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda, mağdur …’ın yaralanmalarından sadece göğüs bölgesinde hemopnömotoraksa neden olan yaralanmasının yaşamsal tehlike geçirecek nitelikte olduğu, klinik gözlem ve yapılan tıbbi müdahalelerin değerlendirilmesi sonucu mağdur sanığın karnında belinde ve sırtındaki yaralanmalarının tek başına yaşamsal tehlike oluşturabilecek nitelikte olmadığının tespit edildiği, bu rapor hükme esas alındığında, sanık …’ın mağdur …’ın hayati bölgelerini hedef alarak eylemini gerçekleştirdiğini gösterir kesin ve yeterli delilin elde edilemediği, yine adli tıp raporunda mağdura kaç kez ateş edildiği ve atış mesafesinin ne olduğu hususunda yorum yapılamadığı, yapılan atış sayısının belirlenememesi karşısında şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık beyanlarına itibar edilerek mahkememizce sanığın iki el havaya bir el yere ateş ettiğinin kabul edildiği, bu kapsamda sanığın mağduru doğrudan hedef almadığının ve eylemini devam ettirme imkanı varken kendi iradesi ile eylemine son verdiğinin anlaşıldığı, yine sanığın öldürmeye elverişli olan silahı etkili biçimde kullanma imkanı varken kullanmadığı, …’ın yere düşmesinden sonra eylemlerini sonlandırdığı, suçta kullanılan silahın öldürmeye elverişli olmasının başlı başına sanığın kastının öldürmeye yönelik olarak değerlendirilemeyeceği, zira silahın ne şekilde kullanıldığının ve meydana gelen neticenin de önem arz ettiği ve somut olayda öldürmeye teşebbüs suçunun unsurlarının bulunmadığı,” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.02.2025 tarihli ve 2024/122149 sayılı onama istemli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14.04.2025 tarih ve 592-2853 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
Direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık …’in mağdur …’e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık …’in mağdur …’e yönelik eyleminin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
19.07.2014 tarihli olay yeri inceleme raporu ve eklerinden; olay yerinde üç adet 36 numara av tüfeği kartuşu, bir adet bıçak, mağdurun ikametinin yatak odası olarak kullanılan bölümündeki pencerede 93 cm ve 100 cm mesafelerinden mermi giriş çıkış delikleri bulunduğu,
Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 16.12.2015-23.12.2015 tarihli uzmanlık raporlarından; sanık … adına düzenlenmiş av tüfeğinin atışa engel arızasının bulunmadığı, olay yerinde ele geçen üç adet av tüfeği kartuşunun incelenmek üzere gönderilen av tüfeğinden atılmış oldukları, sanıktan ve mağdurdan alınan svaplarda atış artığına rastlanmadığı, tüfekten kaç atış yapıldığının ve atış mesafesinin belirlenemediği,
Muş Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan rapordan; mağdur sanık …’ın sol kolunda 5×4 cm ebatta lezyon, sol yanında 4×2 cm ve 1×1 cm ebatta lezyon olduğu, göğüs solda iki adet 4×2 cm ebatta sıyrık ve muhtelif sayı ve ebatta saçma giriş delikleri, sırt ve belde saçma tanesi girişleri bulunduğu, solda pnömotoraksa neden olan yaralanması nedeniyle mağdurun hayati tehlike geçirdiği,
06.01.2023 tarihli Patnos Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen rapordan; mağdurun sol göğüs bölgesinden, sol kolundan, karnından, sırtından ve belinden yaralandığının anlaşıldığı, mağdurun göğüs bölgesinde hemopnömotoraksa neden olan yaralanmasının tek başına yaşamsal tehlike oluşturacak nitelikte olduğu, sol kolundaki yaralanması ile ilgili büyük damar yaralanmasına neden olduğuna dair herhangi bir bulgu olmadığından cihetle; tek başına yaşamsal tehlike oluşturabilecek nitelikte olmadığı, kişiye tomografi çekildiğine dair herhangi bir bilgi olmadığı ancak klinik gözlemi ve yapılan tıbbi müdahalelerin değerlendirilmesi sonucu kişinin karnında, belinde ve sırtındaki yaralanmalarının tek başına yaşamsal tehlike oluşturabilecek nitelikte olmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur … soruşturma aşamasında; olay günü saat 19.30 sıralarında kardeşi … ile tartıştığını, babası …’ın ve amcası sanığın gelerek kendilerini ayırmak istediklerini, sinirli olduğu için mutfağa yönelerek bıçak aldığını ve evdekilere rasgele salladığını, daha sonra tartışmanın bahçeye taştığını, bu esnada kaç el olduğunu hatırlamadığı silah sesleri duyduğunu, sanığın elindeki av tüfeği ile “Rahat dur!” diye bağırdığını, aralarındaki mesafenin yakın olduğunu, baktığında vücudunun üst kısmının kan olduğunu fark ettiğini, sonrasını hatırlamadığını,
Bozma sonrası alınan beyanında ise; sanıkla arasında yaklaşık 3-5 metre mesafe olduğunu, yaralandığında sırtının sanığa dönük olduğunu, sanığın nasıl ateş ettiğini hatırlamadığını, yaralanmadan önce sanıkla herhangi bir tartışma veya tehdit durumu söz konusu olmadığını, neden ateş ettiğini bilmediğini, ilk ateş edildiğinde merminin sırtına isabet ettiğini, silahla ikinci kez ateş edildiğinde göğüs bölgesinden yaralandığını,
İnceleme dışı mağdur … … aşamalarda: olay günü çarşıdan eve geldiğinde mağdurun kız kardeşi … ile tartıştığını gördüğünü, mağdurda bıçak olduğunu, bıçağı bırakmasını istediğini, mağdurun ise kendisine “Yaklaşma seni de bıçaklarım!” dediğini, kendisini iteklediğini, o esnada tartışmaları duyan kardeşi sanığın yanlarına gelerek mağdura uyarıda bulunduğunu, mağdurun sanığa bağırarak “Yaklaşma seni de vururum!” dediğini, bunun üzerine sanığın yanında getirmiş olduğu av tüfeğini mağduru korkutmak amacıyla havaya doğru iki el ateşlediğini, sonrasında mağdurun kolundan kan geldiğini,
İnceleme dışı mağdur … … aşamalarda; olay günü abisi mağdur … ile tartıştıklarını, kendisinin mağdura küfür ettiğini, mağdurun da kendisine tokat attığını, sonrasında ablası …’nun araya girerek kızdığını, o esnada babasının eve geldiğini, mağdur ile babasının tartışmaya başladıklarını, mağdur babası …’ın üzerine doğru yürüyünce “Koşun!” diye bağırdığını, o esnada dışarıdan silah sesi duyduklarını, silah sesi duyduklarında evin içerisinde olduklarını, dışarıya çıktıklarında mağdurun yaralandığını gördüklerini, silahla kimin, nasıl ateş ettiğini görmediğini, olay yerinde sanığı görmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; olay akşamı dinlenirken abisi …’ın evinden gelen bağırma seslerini duyduğunu, yeğenlerinin “Amca amca!” diye bağırması üzerine evinin balkonuna çıktığını, balkona çıktığında yeğeni mağdurun bıçakla abisini tehdit ederek boğuştuklarını gördüğünü, kendisinin mağdura balkondan “At o bıçağı! Babaya el kalkar mı?” diye söylediğini, mağdurun ise elindeki bıçakla kendi evine doğru gelerek ”Seni de öldürürüm, bana karışmayın!” diyerek tehdit ettiğini, bunun üzerine av tüfeğini alarak bir alt balkona indiğini ve önce havaya iki el, sonra da yere doğru bir el ateş ettiğini, seken saçmaların yeğenine değmiş olabileceğini, hemen 112’yi aradığını, ancak ilçe dışında olması sebebiyle ambulansın gelmediğini, daha sonra kardeşinin mağduru bir araç ile hastaneye götürdüğünü öğrendiğini, polislerin kendini aramaları üzerine evine gelerek ruhsatlı tüfeğini teslim ettiğini savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.02.2025 tarihli ve 613-43, 17.09.2025 tarihli ve 23-3 33… .02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;
Bir eylemin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Mağdur ile yeğeni olan sanığın aynı avlu içerisinde bulunan ayrı evlerde yaşadıkları, olay günü mağdurun tartışma yaşadığı kardeşi inceleme dışı mağdur …’u, eliyle vurarak yaraladığı ve mutfakta bulunan bıçağı alarak inceleme dışı mağdurlar … ve …’yu öldürmekle tehdit ettiği, bu sırada eve gelen mağdurun babası inceleme dışı mağdur …’ın mağdurdan bıçağı almaya çalıştığı, mağdurun ise elindeki bıçağı göstererek inceleme dışı mağdur …’a hitaben “Üstüme gelme seni de bıçaklarım!” şeklinde tehdit içerikli sözler söylediği; inceleme dışı mağdur …’un sanığın evine gidip “Amca, babamı öldürüyor, koş!” diyerek yardım istemesi üzerine sanığın av tüfeğiyle evinden çıktığı ve bahçeye geldiği, mağdurun elindeki bıçağı sanığa yönelterek “Yaklaşma seni de vururum!” demesini müteakip sanığın tüfekle önce havaya iki el sonra yere doğru bir el ateş ederek mağduru hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladığı kabul edilen olayda;
Atış mesafesi tayini yapılamamakla birlikte mağdurun ilk ifadesinde sanıkla aralarındaki mesafenin çok yakın olduğunu, kovuşturma aşamasında ise bu mesafenin üç-beş metre olduğunu belirtmesi, olay yeri fotoğraflarından kartuşların bulunduğu yer ile mağdurun vurulduğunu iddia ettiği yer arasındaki mesafenin çok yakın olduğunun dikkati çekmesi, söz konusu mesafenin av tüfeğinin etki alanı içerisinde bulunması, mağdurun sol göğüs bölgesindeki yaralanmanın hemopnömotoraksa ve hayati tehlike geçirmesine yol açması, aralarında önceye dayalı bir husumet bulunmadığı hâlde olay anında mağdurun sanığı bıçakla tehdit etmesi, hedef alınan vücut bölgesi, kullanılan silahın öldürmeye elverişli olması, atış sayısı ve mesafesi ile isabet yerleri ve niteliği birlikte değerlendirildiğinde; sanığın olaya bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararının gerekçesinin isabetli olmadığına ve direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün suçun niteliğinin tayininde yanılgıya düşülmesi isabetsizliğinden, bozma öncesi aleyhe yönelen temyiz bulunmadığından ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulması suretiyle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Patnos Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2024 tarihli ve 244-341 sayılı direnmeye konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi yerine neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden, aleyhe yönelen temyiz bulunmadığından 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulması kaydıyla BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.10.2025 tarihinde yapılan ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 22.10.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
B-Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/476 E. – 2024/86 K. Sayılı İlamı (Karar 2): Öldürmeye Teşebbüs mü, Silahla Tehdit mi?
1-Olayın Özü ve Uyuşmazlık
Resmî nikâhları devam ederken ayrı yaşayan ve hakkında uzaklaştırma kararı bulunan sanık (koca), eşinin sosyal medya paylaşımları nedeniyle onu takip etmiş, bindiği minibüse o da binmiş, eşini zorla indirmeye çalışmış; başaramayınca kuru sıkıdan dönüştürülmüş tabancayla minibüsün içine doğru tek el ateş etmiştir. Mermi kapı direğine çarpıp sekmiş, eşe isabet etmemiştir. Uyuşmazlık, eylemin eşe karşı (TCK 82/1-d) kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa silahla tehdit (TCK 106) mi olduğudur. Yerel mahkeme öldürmeye teşebbüs derken, Ceza Genel Kurulu çoğunluğu eylemi silahla tehdit olarak nitelendirmiştir.
2-Kararın Çıkardığı İlke
Çoğunluğa göre öldürme kastı kanıtlanamamıştır; zira sanık ilk karşılaşmada silahını göstermemiş, amacının “konuşmak/izahat almak” olduğu anlaşılmış, yakın mesafeden ve hedef seçme imkânı varken yalnızca bir el ve mağdurun “yanına doğru” ateş etmiş, isabet sağlanmamış, mağdurdan alınan svaplarda atış artığına rastlanmamış, ateş edip derhâl kaçmıştır. Bu olgular bütünüyle, eylemin korkutmaya yönelik olduğunu göstermektedir. Karar, hedef seçme imkânının fiilen kullanılmamasının ve isabetin bulunmamasının, öldürme kastını dışlayan güçlü göstergeler olduğunu ortaya koyar.
3-Tartışmalı Yön ve Karşı Oy
Dört üye, eylemin öldürmeye teşebbüs olduğu görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Karşı oyu güçlendiren olgular vardır: sanığın hakkında uzaklaştırma kararı bulunması, kuru sıkı tabancayı önceden öldürücü hâle dönüştürmüş olması ve olay yerinin bir polis karakoluna çok yakın olmasına rağmen ateş etmekten çekinmemesi. Bu yönüyle karar, son derece tehlikeli bir eylemin dahi, öldürme kastı “her türlü şüpheden uzak” biçimde kanıtlanamadığında silahla tehdide dönüşebileceğini gösterir.
4-Savunma Açısından Sonuç
Bu karar, ateşli silahla işlenen ve isabetin bulunmadığı olaylarda savunmanın; failin silahı geç göstermesi, tek el ateş etmesi, hedef seçme imkânını kullanmaması ve atış artığının bulunmaması gibi olgularla öldürme kastının yokluğunu ortaya koyabileceğini gösterir. Eylemin silahla tehdide dönüşmesi, ağırlaştırılmış müebbet riskini ortadan kaldıran çok ciddi bir nitelendirme farkıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/476 E. – 2024/86 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
DİRENME
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 14-39
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-d, 35/2, 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Bursa 9. Ağır Ceza Mahkemesince 13.10.2021 tarih ve 156-324 sayı ile kurulan hükme yönelik olarak sanık ve müdafii ile katılan vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 24.02.2022 tarih ve 550-463 sayı ile hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.12.2022 tarih ve 5582-4400 sayı ile; “(…)Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın, eşi olan müşteki ile ayrılma aşamasında olduğu ancak ayrılmak istemediği, bu konuda ısrarla konuşmak istediği, olay günüde müştekiyi takip ettiği, dolmuşa binen müştekinin ardından dolmuşa binerek müştekiye silahının olduğunu söyleyerek konuşmak istediğini belirttiği, bu isteği reddeden ve dolmuştan inmek isteyen müştekinin kolundan tutup ‘Evimize gidelim’ dediği, müştekinin sanığın elini ittirmesi üzerine, tabancasını çıkartarak bir el müştekinin yanına doğru ateş ettikten sonra olay yerinden kaçarak uzaklaştığı olayda; müştekinin ayrılma isteğini kabul etmeyen sanığın kendisi ile konuşmaya yanaşmayan müştekiyi korkutmak amacıyla dolmuşa bindiği akabinde tabanca ile ateş ederek eylemini gerçekleştirdiği anlaşıldığından; silahla tehdit suçundan, kastının yoğunluğu dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak temel ceza tayiniyle cezalandırılması gerekirken, yazılı şekilde kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetine karar verilmesi(…)” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bursa 9. Ağır Ceza Mahkemesince 31.03.2023 tarih ve 14-39 sayı ile; “(…)Olay yeri inceleme ekipleri tarafından çizilen kroki ve çekilmiş fotoğraflardan anlaşılacağı üzere, sanığın müştekiye yönelik silahla ateş etme eylemini gerçekleştirdiği sırada kullandığı tabancaya ait boş kovanın aracın duruş istikametine göre sol arka tarafında olduğu, tabancadan çıkan mermi çekirdeğinin, yolcu indirme-bindirme kapısının aracın yolcu binerken sağ tarafında bulunan ve küresel bir yüzeye sahip boruya isabet ederek parçalandığı, küresel yüzeyin eğiminden de kaynaklı olarak araç içerisine dağıldığı ve mermi çekirdeğine ait büyük parçanın aracın orta bölümünde bulunan yolcu koltuklarının taban bölümüne sektiği, kolluk birimlerinin olaya ilişkin 01.03.2021 tarihli tutanağından anlaşılacağı üzere yaralayıcı-öldürücü etkisi olan, sanığın ateş ettiği tabancadan çıkan 7,65 mm çapında fişeğe ait çekirdeğin minibüs içerisinde bulunan yolcu indirme- bindirme kapısı yanında bulunan isabet noktası ve müştekinin, sanığın kendisine doğru ateş ettiğine ilişkin beyanı ve sanık ile müşteki arasındaki mesafenin kısalığı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın savunmalarında her ne kadar havaya ettiğini söylemiş olsa da yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği, olayın gerçekleştiği yerin polis karakolunun, tanık araç sürücüsünün sesli olarak yardım talebinde bulunacak kadar yakın olması, sanığın eylemini tüm bunlara rağmen gerçekleştirme iradesinden vazgeçmeyerek silahla ateş etmekten çekinmediği ve olay yerinden kaçma iradesini gösterecek kadar kastının yoğun olduğu sonuç olarak tüm dosya kapsamı, müşteki ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suç olan resmi eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçunu işlediği ve ve eylemin yukarıda kabulü yapıldığı şekilde sübut bulduğu kanaatine varıldığından(…)” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnilerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Direnmeye konu bu mahkûmiyet hükmünün de sanık ve müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.04.2023 tarihli ve 40333 sayılı ve bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.10.2023 tarih ve 4105-5852 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa silahla tehdit suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine yönelik olup eylemin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğuna karar verilmesi hâlinde;
a- Sanık hakkında TCK’nın 35/2. maddesi uyarınca belirlenen ceza miktarının isabetli olup olmadığının,
b- Mahkûmiyet hükmünde katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekip gerekmediğinin,
Belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanıkla mağdurun yaklaşık dört yıldır evli oldukları ve suç tarihinden önceki dört aya yakın süredir aralarındaki sorunlar nedeniyle ayrı yaşadıkları, sanık hakkında eşinden uzaklaştırma kararı alındığı, ayrı kaldıkları süreçte mağdurun sosyal medyada arkadaşlarıyla birlikte çektirdiği fotoğrafları içeren paylaşımlarda bulunduğu, bu nedenle tarafların telefonla birçok kez görüştükleri, sanığın, mağdur eşinin kaldığı Melisa Evleri adlı sitenin adresini öğrendiği ve suç tarihinden bir gece öncesinde Osmangazi ilçesinde oturan teyzesinin oğlu ile eşinin ailece oturdukları evde kaldığı, suç tarihinde sabah saatlerinde bu evden çıkarak kuzeniyle balık pazarına gittiği, ardından oturduğu sitenin çıkışında karşılaştığı mağdura; “Bana paylaşımların hakkında izahat vereceksin!” dediği, mağdurun; “Sen kimsin, sen benim eski kocamsın, seninle ayrılmak istiyorum, anlamıyor musun?” şeklinde cevap verdiği ve el kaldırmak suretiyle durdurduğu 16 M 1787 plakalı minibüse bindiği, sanığın da eşinin hemen arkasından aynı minibüse binmek için el kaldırdığı, mağdurun minibüs şoförüne; “Onu almayın, hakkında uzaklaştırma kararı var!” dediği, ancak şoförün; “Meselenizi sonra aşağıda hâlledersiniz!” diyerek sanığı minibüse aldığı, mağdurun minibüsün en arka koltuğuna oturduğu ve ayaktaki eşiyle tartışmaya başladığı, sanığın mağdura; “Sevdiklerimle mangal keyfi diye paylaşım yapmışsın, bana bunu açıkla, bak emanet üzerimde, sana bir şey yapmıyorum!” dediği, ancak minibüs şoförü tanığın; “Tartışacaksanız aşağıda tartışın!” demesi üzerine tarafların bir süreliğine tartışmaya ara verdikleri, minibüs polis karakolu yakınlarında iken mağdurun; “İnecek var!” dediği, minibüsün durmasıyla sanığın; “Evimize gideceğiz.” diyerek mağduru kolundan tutup zorla indirmek istediği, ancak mağdurun inmekten vazgeçtiği, minibüsten aşağı inmesine karşın mağdurun inmediğini gören sanığın kuru sıkıdan dönüştürülen tabancasıyla dolmuşun içine doğru bir el ateş ettiği, açılan kapı direğine isabet edip sekerek soldaki koltukların arasına düşen mermi çekirdeğinin mağdura isabet etmediği, minibüs şoförünün yakındaki polis karakoluna doğru “İmdat!” şeklinde bağırmasıyla da sanığın olay yerinden hızla koşarak uzaklaştığı hususunda Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler
TCK’nın suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan hâliyle “Kasten öldürme” başlıklı 81. maddesi;
“Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş,
“Nitelikli hâller” başlıklı 82. maddesi;
“(1) Kasten öldürme suçunun;
…d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı,…
İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklindeki düzenlemeyle, eş, kardeş, üstsoy veya altsoydan birinin öldürülmesi, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır.
Madde gerekçesinde; kasten öldürme suçunun belli akrabalık ilişkisi içinde bulunan kişilere yani üstsoy veya altsoydan birine yada eş veya kardeşe karşı işlenmesinin bu suçun nitelikli hâli olarak düzenlendiği belirtilmiştir.
Kasten öldürme suçu, mağduru öldürülen insan olan neticeli bir zarar suçudur. Ölüm neticesini meydana getirmeye elverişli herhangi bir hareketle suçun işlenmesi mümkündür. Bu suçla korunan hukuki yarar kişinin yaşama hakkıdır. Suçun manevi unsuru ise kasttır.
TCK’nın 82/1-d maddesinde faille mağdur arasındaki akrabalık ve yakınlık derecesinin bir türü olarak düzenlenen üst soy – alt soy ilişkisi, doktrinde suçun işlenmesine etki eden şahsi bir ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilen ve asıl failin cezaî sorumluluğunun belirlenmesi bakımından uygulanması gereken bir nitelikli hâldir.
TCK’nın 82/1-d maddesinde yakın akrabalara karşı işlenen kasten öldürme suçunun nitelikli hâl olarak kabul edilmesinin nedeni; akrabasına karşı suç işleyen kimsenin suçu işlemek için daha yoğun bir kötülük içinde bulunması, bu nedenle kınanabilirliğinin daha fazla olması ve akrabası olan mağdurun failin kendisine karşı böyle bir eylemi yapmasını beklemeyeceğinden bahisle faile karşı kendisini savunma gereği ve ihtiyacı hissetmeyeceği gibi durumların var olmasıdır (Gökcan, Hasan Tahsin – Artuç, Mustafa, TCK Şerhi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, Cilt: II, s.2977).
TCK’nın “Suça teşebbüs” başlıklı 35. maddesinde; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastolunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.
Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315).
Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından TCK’nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır.” şeklinde açıklanmıştır.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüsü oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
Tehdit suçu ise TCK’nın 106. maddesinde;
“(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b)Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde “gözdağı verme” olarak tanımlanan tehdit, bir kimseye zarara ya da kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirim sözlü olabileceği gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlarla da iletilebilir.
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli bulunması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut ya da cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veyahut bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Bu suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya korkup korkmadığının araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, C. 2, s. 127; Abdullah Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, Kazancı Yayınları, 5. Baskı, C. 2, s. 517 ve 873).
Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar ya da menfaat, madde gerekçesinde; “Tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir.” şeklinde açıklanmaktadır.
Tehdidin silahla işlenmesi, mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırıp eylemin icrasını kolaylaştırması, tehdidin ciddiliğini göstermesi ve faile cesaret vermesi nedenlerinden ötürü kanun koyucu tarafından nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Suçun silahla işlendiğinin kabulü için failin silahlı olması yeterli olmayıp tehdidin gerçekleştirilmesi sırasında silahın kullanılmış olması, silahın korkutucu gücünden bir şekilde faydalanılmış olması gerekmektedir.
TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kasıt, insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olduğundan, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir. Kişinin eyleminin, bir suçu oluşturup oluşturmadığının, oluşturuyorsa da hangi suçu oluşturduğunun saptanması için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
B. Somut Olaya Dair Hukuki Nitelendirme
Sanık ile mağdurun yaklaşık dört yıldır evli oldukları, ancak aralarındaki sorunlar nedeniyle dört aydır ayrı evlerde yaşadıkları, sanığın ayrı yaşadıkları bu dönemde mağdurun arkadaşları ile olan ilişkilerini ve sosyal medya paylaşımlarını kıskanması ve başkalarıyla birlikte olmasından şüphelenmesi nedeniyle defalarca bu hususu katılanla telefonda konuşması, sanığın aşamalarda olay tarihinde katılanın uyuşturucu kullandığını düşündüğü bir arkadaşıyla birlikte oturduğu siteye, mağdurun son yaptığı paylaşımlar ile ilgili olarak konuşmak istediği için gittiğini savunması ve mağdur ile ilk karşılaşmasında ona üzerinde bulunan tabancayı göstermemesi, yoldan geçen bir minibüse binen katılanın arkasından, konuşmak için ısrar ederek binen sanığın araç içinde de eşinin ayrı yaşadıkları sırada sergilediği davranışlar hakkında onu bir izahat vermeye zorlaması, eşine sorduğu sorulara cevap alamayan ve istediğini yaptıramayan sanığın minibüse binene kadar da hiçbir şekilde göstermediği ve kullanmadığı kuru sıkıdan dönüştürdüğü tabancasıyla mağduru tehdit ederek aşağı indirmeye çalışması, ancak mağdurun inmekten vazgeçmesi sonucu onu zorla aşağı indirmek isteyen ve ondan önce aşağı inen sanığın minibüste başladığı tehdit içeren hareketini, indikten sonra da bel seviyesinden yukarıda kalan minibüsün ortasına doğru bir el ateş edip iki saniye sonra da koşarak olay yerinden derhâl uzaklaşmak suretiyle sona erdirmesi, minibüsün içinde başlayan ve oldukça kısa süren tartışma sırasında sanığın silahını eşini öldürmek için yanına aldığının ve bu amaçla hareket ettiğinin ispatlanamaması, minibüsten içeri doğru yakın mesafeden hedef seçme imkânı da varken sadece bir el yaptığı atış sonucu mağdurun hiçbir isabet almamasının ve mağdurdan alınan svaplarda herhangi bir atış artığına rastlanmamasının sanığın mağdurun yanına doğru tehdit amaçlı olarak ateş ettiği yönündeki savunmasını doğrulaması karşısında; sanığın kastının eşini öldürmeye yönelik olduğunun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delille ispatlanamadığı, ancak eylemin bu hâliyle silahla tehdit suçunu oluşturduğu ve eylemin yoğunluğu ile ortaya çıkan tehlikenin büyüklüğü dikkate alındığında cezanın üst sınıra yakın bir miktarda takdir edilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Öte yandan, direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünde katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı lehine vekâlet ücreti takdir edilmemesinin eleştiri konusu yapılacak bir husus olduğu değerlendirilmiştir.
Bu itibarla, sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğundan bahisle Yerel Mahkemece kurulan direnmeye konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin isabetli olmadığına ve Özel Dairenin bozma gerekçesiyle aynı yönde bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Bursa 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.01.2023 tarihli ve 14-39 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA ve hükmün, eylemin silahla tehdit suçunu oluşturduğu ve sanığın alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Yerel Mahkemece teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan kurulan hükmün sanığın eyleminin silahla tehdit suçunu oluşturması nedeniyle bozulmasına, sanığa yüklenen suçun niteliği ile anılan suç için kanunda öngörülen cezanın miktarı, sanığın cezaevinde geçirdiği süre, bozma gerekçesi ve 5275 sayılı Kanun’da koşullu salıverme süresi yönünden yapılan değişiklikler dikkate alındığında sanığın TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse derhâl salıverilmesi için ilgili kuruma YAZI YAZILMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
C-İki Kararın Birlikte Değerlendirilmesi: Aynı Ölçütler, Zıt Sonuçlar
Her iki olayda da fail ateşli silahla az sayıda atış yapmış, atış mesafesi/yönü tartışmalı kalmış ve Yargıtay aynı kast ölçütlerini uygulamıştır. Buna rağmen sonuçlar zıttır. Farkı yaratan iki temel etken şudur:
| Ölçüt | Karar 1 (öldürmeye teşebbüs) | Karar 2 (silahla tehdit) |
|---|---|---|
| İsabet ve sonuç | Hayati bölgeye (göğüs) isabet; tek başına yaşamsal tehlike | İsabet yok; mermi sekmiş, atış artığı yok |
| Davranış bütünü | Yakın mesafede hayati bölgenin hedef alınması | Silahı geç gösterme, “konuşma” amacı, tek el, derhâl kaçma |
| Sonuç (vasıf) | Kasten öldürmeye teşebbüs | Silahla tehdit |
Buradan çıkan öğreti açıktır: öldürme kastı, failin beyanından değil, eylemin nesnel neticesi ile davranışların bütününden geriye doğru kurulur. Öldürücü neticeye elverişli bir isabetin hayati bölgede gerçekleşmesi kastı öldürmeye yaklaştırırken; isabetin bulunmaması, hedef seçme imkânının kullanılmaması ve korkutmaya uygun bir davranış örüntüsü kastı tehdide veya yaralamaya çeker. İki kararın da güçlü karşı oylarla ve oy çokluğuyla alınması, bu sınırın en yüksek yargı merciinde dahi ne kadar tartışmalı olduğunu göstermektedir.
C-Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/315 E. – 2025/546 K. Sayılı İlamı: Olası Kastla Öldürme ile Bilinçli Taksir Ayrımı
Kasten öldürme ile taksirle öldürme arasındaki en ince sınır, olası kast (TCK 21/2) ile bilinçli taksir (TCK 22/3) arasındadır. Failin ölümü öngördüğü ancak doğrudan istemediği bu gri bölgede yapılan nitelendirme, cezayı müebbet hapisten birkaç yıllık hapse kadar değiştirebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun aşağıda incelediğimiz kararı, bu ayrımı ölüme neden olan bir silah kazası iddiası üzerinden ele almaktadır.
Kısa cevap: Olası kast ile bilinçli taksiri ayıran ölçüt kabullenmedir. Fail, öngördüğü ölüm sonucunu “olursa olsun” diyerek göze alıp kabulleniyorsa olası kast; sonucu istemeyip beceri, şans veya tecrübesine güvenerek gerçekleşmeyeceğine inanıyorsa bilinçli taksir vardır.
1-Olayın Özü: Aynı Eylem, Üç Aşamada Üç Farklı Nitelendirme
Uyuşturucu kullanan iki yakın arkadaştan biri (maktul), parkta bulduğu paslı bir tabancayı eve getirmiş; sanık onu uyarmasına rağmen maktul silahla ilgilenmiş, sanık silahı eline alıp geride kalan sürgüsünü indirmeye çalışırken silah ateş almış ve karşısında oturan maktulü boynundan vurarak öldürmüştür. Adli Tıp raporuna göre tabanca, tetiğine basınç uygulanmadıkça yalnızca sürgü çekilip bırakılmakla ateş almamaktadır; yani tetiğe basılmıştır.
Dikkat çekici olan, aynı eylemin yargılamanın her aşamasında farklı nitelendirilmesidir:
| Merci | Nitelendirme | Sonuç (yaklaşık) |
|---|---|---|
| İlk derece mahkemesi | Doğrudan kastla öldürme (TCK 81) | Müebbet hapis |
| Yargıtay 1. Ceza Dairesi | Olası kastla öldürme (TCK 81 + 21/2) | 15–20 yıl hapis |
| Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (itiraz) | Bilinçli taksirle öldürme (TCK 85 + 22/3) | – |
| Ceza Genel Kurulu (nihai) | Olası kastla öldürme | 15–20 yıl hapis |
Bu tablo tek başına, kast-taksir ayrımının ne kadar tartışmalı olduğunu ve sanığın geleceğinin bu nitelendirmeye nasıl bağlı olduğunu göstermektedir.
2-Çıkan İlke: Sınır “Kabullenme” ile “Güvenme” Arasındadır
Ceza Genel Kurulu, olası kast ile bilinçli taksiri ayırırken kanunun kabul ettiği ölçütü esas almıştır: olası kastta fail muhtemel neticeye kayıtsız kalarak onu kabullenir; bilinçli taksirde ise neticeyi istemez ve gerçekleşmeyeceğine güvenir. Kararda doktrindeki Frank formülüne de yer verilmiştir: fail “öyle de olsa böyle de olsa yine yapardım” konumundaysa olası kast; “neticenin gerçekleşeceğini bilseydi yapmazdı” konumundaysa bilinçli taksir söz konusudur.
Çoğunluğa göre somut olayda kabullenme mevcuttur: uyuşturucu etkisindeki sanığın, atışa engel arızası bulunmayan dolu bir silahı, karşısında bir insanın oturduğu bir odada ateşlemesi; silahın niteliği, etki alanı ve atış mesafesi birlikte değerlendirildiğinde, ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bilmesine rağmen eylemi gerçekleştirmesi, sonucu göze alıp kabullendiğini gösterir.
3-Adli Tıbbın Belirleyici Rolü: “Kaza” Savunmasının Çökmesi
Kararın çekirdeğinde balistik bir tespit yatar: silah, tetiğe basınç uygulanmadan sürgü hareketiyle ateş almamaktadır. Bu rapor, sanığın “silah kendiliğinden, kaza ile ateş aldı” savunmasını temelden zayıflatır; çünkü ateş alması için tetiğin çekilmiş olması zorunludur. Bu noktada eylem, salt bir kazadan (basit taksir) çıkıp en azından bilinçli taksir–olası kast bandına taşınır. Çoğunluk, tetiğe iradi basışın sabit olmasını, uyuşturucu etkisini ve karşılıklı oturma düzenini birlikte değerlendirerek kabullenmeye, dolayısıyla olası kasta ulaşmıştır. Bu karar, kast-taksir tartışmalarında adli tıp ve balistik raporların ne denli belirleyici olduğunun tipik örneğidir.
4-Tartışmalı Yön ve Karşı Oy
Karar, ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığı için ikinci müzakerede ve oy çokluğuyla alınmış; biri dâhil sekiz üye karşı oy kullanarak eylemin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğunu savunmuştur. Karşı oyun ve Başsavcılık itirazının mantığı güçlüdür: tetiğe basılmış olması, bunun bilerek ve isteyerek (neticeyi kabullenerek) yapıldığını tek başına kanıtlamaz; olay, uyuşturucu etkisindeki bir kişinin silahı dikkatsizce kurcalaması sırasında gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda fail, neticeyi öngörse de onu kabullenmemiş, yalnızca özen yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal etmiştir; bu da bilinçli taksirdir. Görüldüğü üzere aynı olgular, “kabullenme”nin var olup olmadığı sorusunda iki ayrı sonuca götürebilmektedir.
5-Cezada Etkisi: Nitelendirme Neden Hayati?
Bu üç nitelendirmenin pratik sonucu çarpıcıdır. Doğrudan kastla öldürmede ceza müebbet hapis iken; olası kastla öldürmede TCK 21/2 uyarınca ceza 15 yıldan 20 yıla kadar hapse iner. Eylem bilinçli taksirle öldürme sayılsaydı, taksirle öldürme cezası (TCK 85) esas alınıp bilinçli taksir artırımı uygulanacağından ceza çok daha düşük kalırdı. Dolayısıyla bu dosyada savunmanın “bilinçli taksir” mücadelesi, sanık açısından on yılları bulan bir fark anlamına gelmektedir.
6-Diğer İki Kararla Birlikte: Kasten Öldürmede “Kast Merdiveni”
Bu karar, daha önce incelediğimiz iki Yargıtay kararıyla birlikte okunduğunda, kasten öldürmedeki kast değerlendirmesinin tam haritasını ortaya koyar. Her bir sınırın kendi ayırt edici ölçütü vardır:
| Ayrım | Belirleyici Ölçüt |
|---|---|
| Öldürme kastı – yaralama kastı | İsabetin hayati bölgeye gelmesi ve yaşamsal tehlike oluşturması |
| Öldürme kastı – tehdit kastı | İsabetin bulunmaması, hedef seçme imkânının kullanılmaması |
| Olası kast – bilinçli taksir | Failin sonucu kabullenmesi mi yoksa gerçekleşmeyeceğine güvenmesi mi |
Bu “kast merdiveni”, kasten öldürme yargılamasının özünü oluşturur: ceza, fiilin dış görünüşünden çok, failin iç dünyasının bu basamaklardan hangisine oturduğuna göre belirlenir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/315 E. – 2025/546 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
İtirazname No : 2022/148660
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 1514-1991
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81, 53, 58/6-7 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Ankara 30. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.05.2022 tarihli ve 286-182 sayılı resen istinafa tabi olan hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 22.09.2022 tarih ve 1514-1991 sayı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.11.2023 tarih, 15241-7117 sayı ve oy çokluğu ile; “…Sanık ile maktul arasında bir husumet tespit edilemediği, tanıklar tarafından tartışma, kavga veya silah sesi duyulmadığı, olay yeri ve otopsi raporunda tarafların olaydan önce birbirlerine fiziki müdahalede bulunduklarına dair de bir delil bulunmadığı, sanığın aşamalardaki çelişkili beyanları, silahın yönü, doğrultusu, maktulün vücudundaki mermi giriş ve çıkış yerleri, suçta kullanılan silahın tetiğine basınç kuvveti uygulanmadan ateş almayacağına dair tanzim edilen Adli Tıp Kurumu raporu ile iradi olarak tetiğe bastığı sabit olan sanığın eylemini maktulü hedefleyerek doğrudan kastla bilerek ve isteyerek vurduğu yönünde bir delil bulunmadığı, ancak uyuşturucu etkisi altındayken silahla ateş ettiğinde oda içerisinde bulunan kanepede karşısında bulunan maktulün yaralanabileceğini veya ölebileceğini öngörebilecek durumda olması dikkate alındığında, sanığın ölüm sonucunu kabullenerek olası kast ile hareket ettiği anlaşıldığından; olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrası ve 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi …; sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise; 29.12.2023 tarih ve 148660 sayı ile; “…Sanığın tetiğe bastığının sabit olduğu ancak, tetiğe bilerek ve isteyerek (bilinçli olarak) basıp ateşlediğine ilişkin savunmanın aksine delil bulunmadığı, olayın sanığın dikkatsiz ve özensiz davranması sonucunda meydana geldiği ve olay anında sanık ve maktulün karşılıklı oturdukları nazara alındığında, eylemin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu.” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.04.2024 tarih ve 134-2992 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Olay yeri inceleme ve ölü muayene tutanağı ve eklerinden; 18.04.2021 tarihinde saat 20.00 sıralarında, Altındağ ilçesi, Karapürçek Mahallesi’nde ateşli silahla intihara teşebbüs edildiğinin bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, acil servis görevlileri ile görüşüldüğünde şahsın ölmüş olduğunun öğrenildiği, olayı acil servis görevlilerine haber veren kişinin sanık olduğunun tespit edilmesinden sonra, Cumhuriyet savcısının katılımı ile olay yerinde inceleme yapıldığı, bu esnada sanığın, olay günü maktul ile parkta dolaştıklarını, maktulün parkta bir tabanca bulduğunu, saat 19.00 sıralarında eve geldiklerini, oturma odasındaki koltuğa oturduklarını, silahla oynamaya başladığını, silahın birden ateş aldığını ve merminin maktulün sol göğüs hizasına isabet ettiğini, maktulün ayağa kalkarak evin kapısına doğru yöneldiğini ancak koridorda yığılıp kaldığını, kendisinin de yakınlardaki 112 acil servise giderek durumu haber verdiğini, korktuğu için şahsın intihar ettiğini söylediğini ifade ettiğinin belirtildiği,
Olay yeri inceleme raporundan; olayın Ankara ili, Altındağ ilçesi, Karapürçek Mahallesi’ndeki bir apartmanın -2. katındaki dairede meydana geldiği, giriş kapısının solunda içeride sağ eli başının üzerinde, sol eli yana açık bir erkek cesedinin olduğu, cesedin baş kısmında ve zeminde yoğun kan bulunduğu, cesedin başına 80 cm mesafede bir adet tabanca olduğu, tabancanın atım yatağında bir adet, şarjöründe ise beş adet fişek bulunduğu, oturma odası ile cesedin bulunduğu yer arasında kan lekeleri olduğu, kalorifer peteğinin altında bir adet boş kovan, duvarda yerden 126 cm yukarıda bir adet mermi isabet izi bulunduğu, Cumhuriyet savcısının talimatı ile duvar kırıldığında, duvara saplanmış bir adet deforme mermi çekirdeğinin muhafaza altına alındığı,
Otopsi raporundan; 30-35 yaşlarında, 175 cm boyunda, 80-85 kg ağırlığındaki erkek cesedinde boyun ön ortada, etrafında vurma halkası bulunan 0,9 cm çapında ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sırtta sağ midskapular hatta, kürek kemiğinin 2 cm üzerinde 1,2×1,1 cm ebadında mermi çekirdeği çıkış yarası olduğu, her iki ön kolda birbirine paralel çok sayıda kendini yaralama davranışına bağlı sedefi nedbe tespit edildiği, sağ kasıkta ve sol uylukta 2,5 cm çapında mor ekimozlar bulunduğu, boynun ön kısmından giren mermi çekirdeğinin, önden arkaya, hafif soldan sağa ve hafif yukarıdan aşağıya seyirle sol klavikulayı, vena cava superior, trunkus brakiosefalikus ve sağ akciğeri katederek sağ kürek kemiğinin üzerinden vücudu terk ettiği, maktulün kanında alkol bulunmadığı, idrarda uyarıcı uyuşturucu maddelerden metamfetamin, amfetamin, kodein ve morfin ile ilaç etkin maddesi olan parasetamol tespit edildiği, kanda 66 ng/ml metamfetamin bulunduğu, maktulün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kemik kırığı, büyük damar ve iç organ yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu öldüğü, vücutta bir adet mermi çekirdeği yarası tespit edildiği, cesetten mermi çekirdeği elde edilemediği, cilt, cilt altı ve kemik bulgularına göre atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik Şubesince düzenlenen 14.02.20 22… .03.2022 tarihli raporlardan; incelemeye gönderilen yivli, setli namluya sahip, 9×19 mm çapında fişekler kullanan yarı otomatik tabanca üzerinde yer yer paslanmalar görüldüğü, tabancanın ateş etmesine engel mekanik arızasının olmadığı, tetiğine basınç uygulanmadan sürgüsü geri çekilip bırakıldığında şarjörden fişek yatağına mermi sürdüğü, fişek yatağındaki fişeği, sürgüsü geri çekilip bırakıldığında kovan atma boşluğundan dışarı attığı ve şarjörde sırası gelen fişeği fişek yatağına sürdüğü, tetiğine basınç kuvveti uygulamadan, doldur boşalt esnasında patlatmadığı,
Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 28.04.2021 tarihli rapordan; suçta kullanıldığı bildirilen 9×19 mm çap ve tipinde mermi kullanan, numarasız, el yapısı, yarı otomatik tabancanın atışa engel arızasının bulunmadığı, olay yerinde bulunan bir adet kovan ile bir adet deforme mermi çekirdeğinin bu silahtan atıldığı,
29.04.2021 tarihli rapordan; silah üzerinde sanığın sağ orta parmak izinin bulunduğu,
18.06.2021 tarihli rapordan; maktul ve sanığın her iki el iç ve dış kısmından alınan svap örneklerinde atış artığına rastlandığı, maktulün kanlı tişörtündeki delik etrafında ise atış artığına rastlanılmadığı,
Sanık hakkında Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesince 19.04.2021 tarihinde düzenlenen rapor ve eklerinden; sanığın vücudunda darp cebir izine rastlanılmadığı, kanında alkol bulunmadığı, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerden amfetamin, metamfetamin, MDMA ve opiat tespit edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … aşamalarda; ölenin annesi olduğunu, oğlunun iki yıl önce boşanarak yalnız yaşamaya başladığını, oğlunun uyuşturucu ticareti yaptığı iddiası ile yargılandığını, beş aydır ev hapsinde olduğunu, olaydan iki gün önce ev hapsinin bittiğini, olaya ilişkin bilgisinin bulunmadığını, sanığı tanımadığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Tanık … mahkemede; maktul ile aynı apartmanda oturduklarını, zaman zaman yanına gidip görüştüğünü, olaydan önceki gece maktulün yanında kaldığını, saat 06.00 sıralarında sanığın, maktulün evine geldiğini, oturup konuştuklarını, saat 14.00 sıralarında maktulün evinden ayrıldığını, sanığın uyuşturucu kullandığını gördüğünü, ancak maktulün uyuşturucu kullandığını görmediğini, evde bulunduğu sırada sanıkta ve maktulde silah görmediğini, maktul ile sanık arasında tartışma yaşanmadığını,
Tanık … aşamalarda; maktulün komşusu olduğunu, olay akşamı saat 17.30 sıralarında maktulün gelerek kendisinden makine yağı istediğini, yağı ne yapacağını sorduğunda, karşıdaki ormanlık alanda silah bulduğunu, silahın paslı olduğunu, silahı yağlayacağını belirttiğini, kendisinde makine yağı olmadığını söyleyerek maktulü gönderdiğini, olay günü maktulün dairesinden kavga, tartışma veya silah sesi işitmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık aşamalarda benzer şekilde; maktulü 3-4 yıldır tanıdığını, olay tarihinde saat 06.00 sıralarında olayın meydana geldiği maktulün ikametine gittiğini, evde maktulden başka, maktulün komşusu … isimli çocuğun da bulunduğunu, kahvaltı yaptıklarını, …’ın saat 12.00 sıralarında ayrıldığını, maktulle dışarı çıktıkları, yakınlardaki parkta dolaştıklarını, saat 18.00 sıralarında maktulün bir ara kendisinden uzaklaştığını, yanına elinde siyah renkli bir tabanca ile döndüğünü, silahı bekçi kulübesinin orada bulduğunu söylediğini, maktule silahı aldığı yere bırakmasını, başlarının belaya girebileceğini söylemesine karşın maktulün silahı beline soktuğunu, maktulün evine gidip oturma odasına geçtiklerini, kanepenin cam kenarı tarafına kendisinin, duvar tarafına ise maktulün oturduğunu, uyuşturucu bağımlısı oldukları için bir miktar eroini folyoda yakarak içtiklerini, maktulün bir komşusundan makine yağı alıp geldiğini, yağladığı silahı sökmeye çalıştığını, sürgüyü çekiştirdiğini, maktulü silahla oynamaması hususunda uyardığını, kaza çıkabileceğini söylediğini, maktulün kendisini dinlememesi üzerine silahı elinden alıp kanepenin kenarına koyduğunu, bu sırada silahın sürgüsünün geride olduğunu, bir süre sonra geride duran bu sürgüyü indirmek için silahı tekrar eline aldığını ve sürgüyü geri bıraktığını, silahın birden ateş aldığını, boynundan isabet alan maktulün ağzından kan gelmeye başladığını, maktulün ayağa kalkıp koridora yöneldiğini ve koridorda yere yığıldığını, şoka girdiğini, maktule yardım etmek için yanına gittiğini, silahı maktulün yanına bırakıp yakınlardaki acil servise gittiğini, korktuğu için görevlilere başta doğru bilgi vermediğini, maktulün üzerinde daha önce silah görmediğini ancak maktulün silaha meraklı olduğunu bildiğini, kendisinin bu güne kadar eline silah almadığını, maktul ile kardeş gibi yakın olduklarını, olayın kaza sonucu meydana geldiğini,
Sorguda ayrıca; eline aldığı silahın geriye takılı sürgüsünü düzeltmeye çalıştığını, bu esnada silahın birden ateş aldığını, tetiğe basmış olabileceğini,
Savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Doktrinde Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
TCK’nın 21. maddesinde düzenlenen kast ve 22. maddesinde yer alan taksir ile ilgili olarak Ceza Genel Kurulunun 16.10.2024 tarihli ve 2024/12-249 E.- 2024/304 K., 11.10.2023 tarihli ve 2023/1-290 E.- 2023/508 K. sayılı kararları başta olmak üzere yerleşik pek çok kararında ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş olup uyuşmazlık konusu gözetilerek bilinçli taksir ve olası kast kavramlarının birbirlerinden hangi ölçütler kullanılarak ayırt edilmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır.
TCK’nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi” şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun’un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır” biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği kabullenme ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; “Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir” şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.).
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
Sanık ve maktulün birkaç yıldır birbirlerini tanıdıkları, her ikisinin de uyuşturucu madde kullandıkları, haklarında uyuşturucu madde ticaretinden açılmış soruşturmalar bulunduğu, olay günü saat 06.00 sıralarında maktulün evine sanığın geldiği, burada maktul ile oturup vakit geçirdiği, sanığın savunmasına göre gezmeye çıktıkları parkta maktulün bir silah bularak eve getirdiği, otopsi raporuna göre maktulün, boyun bölgesinden girip sırtından çıkan uzak atış mesafesinden ateşlenen tek mermi çekirdeği yaralanması sonucu hayatını kaybettiği, silahta sadece sanığın parmak izlerinin bulunduğu, silahın atışa engel bir arızasının bulunmadığı, tetiğine basınç uygulanmadıkça sürgüsünü çekip bırakmakla ateş almadığının, silahın namlusunda bir adet, şarjöründe ise beş adet daha mermi bulunduğunun ilgili uzmanlık raporlarında belirtildiği, olaydan sonra koridorda yere yığılan maktulün yanına tabancayı bırakan sanığın ilk yardım ekibine maktulün intihar ettiğini ifade ettiği, dinlenen tanıkların olay günü maktul ile sanık arasında herhangi bir tartışmaya tanık olmadıklarını, maktulün dairesinden kavga veya tartışma sesi işitmediklerini belirttikleri, sanığın savunmasında günlerdir uykusuz olduğunu, uyuşturucu maddenin tesiri altındayken silahı kurcalarken silahın ateş aldığını, tetiğe basmış olabileceğini, olayın kaza ile meydana geldiğini ileri sürdüğü anlaşılan dosyada;
Sanığın yakın arkadaşı olduğunu belirttiği maktulü öldürmek amacıyla bilerek ve isteyerek hareket ettiğine ilişkin dosyada herhangi bir kanıt bulunmamakla beraber, olay günü uyuşturucu madde kullandığını belirten sanığın, atışa engel herhangi bir arızası olmayan ve tetiğine basınç uygulamadıkça ateş almayacağı bilimsel raporla sabit olan dolu tabancayı maktul ile birlikte bulunduğu odada ateşlemesi, kullanılan silahın niteliği, etki alanı ve öldürmeye elverişliliği ile atış mesafesi de göz önünde bulundurulduğunda; silahın ateş alması durumunda namludan çıkan mermi çekirdeğinin maktule isabet edebileceğini ve atış mesafesine göre ölümcül bir etki meydana getirebileceğini, dolayısıyla ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bilmesine rağmen sanığın eylemini gerçekleştirmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, öngördüğü muhtemel neticeyi istememekle birlikte göze alıp kabullendiği anlaşılan sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu …; “Gerekçe bölümünde ayrıntılarına yer verilen açıklamalar doğrultusunda oluşturulduğu değerlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen nedenlerin yerinde olduğu anlaşılmakla; hükmün, sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulması gerektiğini düşündüğümden Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim.”,
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle,
Karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, Ankara 30. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.11.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 03.12.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
XVI-Sıkça Sorulan Sorular
Kasten öldürmenin cezası nedir?
Temel hâlde müebbet hapis; nitelikli hâllerde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Haksız tahrik, teşebbüs gibi indirim nedenleri cezayı süreli hapse indirebilir.
Öldürme kastı yoksa fail yine de cezalandırılır mı?
Evet, ancak farklı bir suçtan. Yaralama kastıyla hareket edip ölüme sebebiyet verilmişse fiil, kasten yaralama sonucu ölüm olarak nitelendirilir ve ceza buna göre belirlenir.
Kasten öldürmede şikâyetten vazgeçme davayı düşürür mü?
Hayır. Suç re’sen soruşturulduğundan şikâyetten vazgeçme yargılamayı sona erdirmez.
Meşru müdafaa hâlinde fail cezalandırılır mı?
Kendisine veya başkasına yönelen haksız bir saldırıyı, saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla işlenen fiilde fail cezalandırılmaz. Sınırın aşılması hâlinde ise cezada indirim uygulanabilir.
Kasten öldürmeye teşebbüsün cezası nedir?
Öldürmeye teşebbüs hâlinde ceza, tamamlanmış suça göre, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına bağlı olarak indirilerek belirlenir.
Soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin nasıl yürütüldüğüne dair daha kapsamlı bilgi için Av. Sinan Karabacak’ın İstanbul’daki ceza hukuku pratiği incelenebilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

9 Yorumlar