İçindekiler
Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 213. maddesinde, kamu barışına karşı suçlar bölümünün ilk maddesi olarak düzenlenmiştir. Madde, belirli bir kişiye değil, doğrudan topluma yönelen ve toplumda güvensizlik yaratmayı amaçlayan tehditleri cezalandırır. Cezası iki yıldan dört yıla kadar hapistir; suçun silahla işlenmesi halinde bu ceza artırılabilir.
Uygulamada bu madde, özellikle sosyal medya üzerinden yapılan ve belirsiz sayıda kişiyi hedef alan saldırı, patlama ya da toplu şiddet içerikli paylaşımlar bakımından gündeme gelmektedir. Ancak maddenin kapsamı ilk bakışta göründüğünden dardır: kanun hem tehdidin konusunu sınırlı biçimde saymış hem de failin belirli bir amaçla hareket etmesini aramıştır. Bu yazıda suçun unsurlarını, cezasını, benzer suçlardan farkını ve yargılama sürecini ayrıntılı olarak ele alıyoruz.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçu Nedir?
TCK 213’e göre; halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İkinci fıkra ise suçun silahla işlenmesi halinde cezanın, kullanılan silahın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabileceğini öngörür.
Maddenin koruduğu hukuki değer kamu barışıdır. Burada korunan, belirli bir kişinin iç huzuru veya karar verme özgürlüğü değil, toplumun genelinin güven içinde yaşama duygusudur. Bir tehdidin toplumun geniş bir kesimini hedef alması ve alenen ortaya konması, tek tek bireylerin ötesinde toplumsal düzeni sarsma potansiyeli taşır. Kanun koyucu bu nedenle fiili, kişilere karşı suçlardan ayırarak kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlemiştir.
Suç, bir tehlike suçu olarak kurgulanmıştır. Kanun, halkın gerçekten paniğe kapılmasını, bir kaçışma yaşanmasını veya somut bir zarar doğmasını aramaz. Failin, kanunda sayılan konularda alenen tehditte bulunması ve bunu halkta endişe, korku ve panik yaratma amacıyla yapması yeterlidir. Bu yönüyle madde, netice aramayan ancak failin amacına odaklanan bir yapı gösterir.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçunun Maddi Unsurları
Tehdidin Konusu: Sınırlı Sayıda Sayılan Değerler
Kanun, tehdidin hangi değerlere yönelmesi gerektiğini sınırlı biçimde saymıştır: hayat, sağlık, vücut dokunulmazlığı, cinsel dokunulmazlık ve malvarlığı. Bu sayım örnekleyici değil, tüketicidir. Dolayısıyla bu beş başlığın dışında kalan bir değere yönelen tehdit, ne kadar rahatsız edici olursa olsun TCK 213 kapsamına girmez. Örneğin toplumun bir kesimini itibarsızlaştıracağı ileri sürülen içerikler yayınlanacağına dair aleni bir beyan, hayat, sağlık, vücut, cinsel dokunulmazlık veya malvarlığına yönelmediği için bu maddeye girmeyecek; koşulları varsa başka hükümler bakımından değerlendirilecektir.
Malvarlığına yönelik tehdidin de kapsamda olması maddeyi genişletir. Belirli bir bölgedeki iş yerlerinin veya araçların yakılacağına, toplu bir yağmanın gerçekleştirileceğine dair aleni beyanlar, diğer unsurlar da varsa bu madde kapsamında değerlendirilebilir.
Hareket: Alenen Tehditte Bulunmak
Suçun hareket unsuru “tehditte bulunmak”tır. Tehdit, gelecekte gerçekleştirileceği bildirilen bir kötülüğün muhataba duyurulmasıdır. Bu bildirim sözlü olabileceği gibi yazılı, görsel veya sembolik biçimde de yapılabilir. Kötülüğün failin kontrolünde olması, yani gerçekleştirilmesinin failin iradesine bağlı görünmesi gerekir; failin elinde olmayan bir felaketin geleceğini haber vermek tehdit değildir.
Tehdidin ciddi ve korkutmaya elverişli olması aranır. Somut koşullar içinde hiç kimsenin ciddiye almayacağı, açıkça imkânsız ya da şaka niteliğinde olduğu anlaşılan beyanlar bu unsuru karşılamaz. Elverişlilik değerlendirmesi soyut olarak değil, beyanın yapıldığı ortam, muhatap kitlenin niteliği ve içeriğin somut ifade biçimi birlikte gözetilerek yapılır.
Aleniyet Unsuru
Madde açıkça “alenen” tehditte bulunmayı arar. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda ve önceden belirlenmemiş kişilerin görebileceği, duyabileceği veya öğrenebileceği bir biçimde gerçekleşmesini ifade eder. Meydan, cadde, toplu taşıma aracı, stadyum gibi kamuya açık alanlarda yapılan beyanlar ile herkese açık internet ortamlarındaki paylaşımlar kural olarak bu unsuru karşılar.
Buna karşılık kapalı bir toplantıda, sınırlı ve belirli bir kişi grubuna yönelik olarak yapılan beyanlar aleniyet unsurunu karşılamaz. İnternet ortamında, yalnızca sınırlı bir gruba açık özel bir yazışma ortamında yapılan paylaşımlarda aleniyetin bulunup bulunmadığı, ortamın gerçekten belirsiz sayıda kişiye açık olup olmadığına göre değerlendirilir. Uygulamada bu değerlendirme, savunma bakımından en önemli tartışma noktalarından biridir.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçunda Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failde özel bir sıfat aramaz. Bu yönüyle TCK 213, aynı bölümde yer alan ve yalnızca dini görevi bulunanların işleyebileceği TCK 219 gibi özgü suçlardan ayrılır.
Mağdur ise halkın kendisidir; yani belirsiz sayıda kişiden oluşan bir topluluk. Suçun bu özelliği, hem maddeyi TCK 106’daki tehditten ayıran temel ölçüt hem de uygulamada en çok tartışılan yönüdür. Tehdit, belirli bir kişiye ya da önceden belirlenmiş sınırlı bir gruba yöneltilmişse, aleni bir ortamda söylenmiş olsa dahi bu madde uygulanmaz.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçunda Manevi Unsur: Özel Kast ve Amaç
Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak genel kast tek başına yeterli değildir. Madde, failin fiili “halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla” işlemesini arar. Bu, ceza hukukunda özel kast (amaç veya saik) olarak adlandırılan unsurdur ve suçun en belirleyici parçasıdır. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Bunun pratik sonucu şudur: alenen yapılmış ve kanunda sayılan değerlere yönelmiş bir tehdit dahi, fail bu amacı taşımıyorsa TCK 213’e girmez. Örneğin öfke anında sarf edilen ve toplumu korkutma amacı taşımayan aleni bir söz, koşulları varsa başka bir suça vücut verebilir ancak bu madde bakımından eksik kalır. Amacın varlığı doğrudan failin beyanıyla değil, fiilin işleniş biçimi, kullanılan ifadeler, seçilen zaman ve mecra gibi dış dünyaya yansıyan verilerden hareketle belirlenir.
Bu unsur, savunma bakımından da merkezi öneme sahiptir. Fiilin gerçekleştiği kabul edilse bile, failin amacının halkta panik yaratmak olmadığının somut verilerle ortaya konulması, suçun oluşmadığı sonucuna götürebilir.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçunun Cezası
Suçun temel şeklinin cezası iki yıldan dört yıla kadar hapistir. Maddede seçimlik olarak adli para cezası öngörülmemiştir; ancak hâkim, temel cezayı alt sınırdan belirlediği ve kanuni indirim sebepleri uygulandığı hallerde, sonuç cezanın adli para cezasına çevrilmesi genel hükümler çerçevesinde gündeme gelebilir.
İkinci fıkra, suçun silahla işlenmesi halinde cezanın kullanılan silahın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabileceğini düzenler. Bu ifadenin iki ayrı özelliği vardır. Birincisi, artırım sabit değil takdiridir: hâkim artırım yapıp yapmamakta ve yaptığı takdirde oranını belirlemekte serbesttir. İkincisi, artırımın ölçüsü doğrudan silahın niteliğine bağlanmıştır; silahın toplum üzerinde yaratabileceği tehlike ne kadar büyükse artırım oranı da o ölçüde yükselebilir.
Bu takdiri yapı, aynı bölümdeki bazı hükümlerden farklıdır. Örneğin TCK 217/A’nın ikinci fıkrasında ve TCK 220’nin üçüncü ile sekizinci fıkralarında ceza “yarı oranında” artırılır; yani artırım zorunlu ve orandır. TCK 213/2’de ise “yarı oranına kadar” ifadesi kullanılmıştır. Nitelikli hallerin genel işleyişi için suçun nitelikli halleri yazımıza bakabilirsiniz.
| Hâl | Ceza | Niteliği |
|---|---|---|
| Temel şekil (f.1) | 2-4 yıl hapis | — |
| Silahla işlenmesi (f.2) | Yarı oranına kadar artırım | Takdiri artırım |
| Basın-yayın yoluyla işlenmesi (md. 218) | Yarı oranına kadar artırım | Takdiri artırım |
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenmesi ve Eleştiri İstisnası (TCK 218)
TCK 218, kamu barışına karşı suçlar bölümündeki ortak hükümdür ve md. 213 ila 217/A arasındaki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür. Burada da artırım takdiridir. Hükmün gerekçesi, basın ve yayın araçlarının yaygın etkisi nedeniyle fiilin kamu barışı üzerindeki tehlikesinin artmasıdır.
Maddenin ikinci cümlesi ise uygulamada en az artırım kadar önemlidir: haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hüküm, bir olayın haber değeri taşıyan yönlerinin aktarılmasını, bu aktarım sırasında tehdit içerikli ifadelere yer verilmiş olsa dahi cezalandırma dışında bırakır. Örneğin toplumu hedef alan bir tehdidin gerçekleştiğini haber olarak duyuran bir yayın, tehdidi benimsemediği ve haber verme sınırlarını aşmadığı sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez.
Bu istisnanın sınırı, aktarımın haber verme amacını aşarak fiilin bizzat işlenmesine dönüşüp dönüşmediğidir. Değerlendirme, yayının bütünü, başlık ile içerik arasındaki uyum ve sunum biçimi birlikte gözetilerek yapılır.
TCK 106’daki Tehdit Suçu ile Farkı
Uygulamada en sık karışan iki hüküm TCK 213 ile TCK 106’daki tehdit suçudur. İkisi arasındaki temel fark mağdurun yapısındadır. TCK 106’da tehdit belirli bir bireye yöneltilir ve korunan hukuki değer o kişinin iç huzuru ile karar verme özgürlüğüdür. TCK 213’te ise tehdit belirsiz sayıda kişiden oluşan halka yöneltilir ve korunan değer kamu barışıdır.
Bu farkı somutlaştırmak gerekirse: bir kişiye, kalabalık bir ortamda dahi olsa doğrudan yöneltilen “sana zarar vereceğim” nitelikli bir beyan TCK 106 kapsamındadır; buna karşılık belirli bir hedef kişi göstermeksizin, herkese açık bir mecrada “falanca bölgedeki insanlara zarar verilecek” biçiminde ortaya konan ve toplumu korkutmayı amaçlayan beyan TCK 213 kapsamında değerlendirilir.
İkinci önemli fark şikâyet bakımındandır. TCK 106’nın bazı hâlleri şikâyete tabiyken, TCK 213 kapsamındaki suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Üçüncü fark aleniyettedir: TCK 106 aleniyet aramazken, TCK 213’te aleniyet zorunlu bir unsurdur. Dördüncü fark ise özel kasttır; TCK 106 halkta panik yaratma amacı aramaz.
| Ölçüt | TCK 106 (Tehdit) | TCK 213 |
|---|---|---|
| Mağdur | Belirli birey | Halk (belirsiz sayıda kişi) |
| Korunan değer | Kişi hürriyeti, iç huzur | Kamu barışı |
| Aleniyet | Aranmaz | Zorunlu unsur |
| Özel amaç | Aranmaz | Korku ve panik yaratma amacı |
| Şikâyet | Bazı hâllerde gerekir | Gerekmez (resen) |
Benzer Suçlarla İlişkisi: TCK 214 ve TCK 217/A
TCK 213, aynı bölümdeki iki maddeyle yakın ilişki içindedir. Bunlardan ilki halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (TCK 217/A) suçudur. İki madde arasındaki yapısal benzerlik dikkat çekicidir: her ikisi de failin halk arasında endişe, korku veya panik yaratma amacıyla (saikiyle) hareket etmesini arar ve her ikisinde de fiilin alenen işlenmesi gerekir. Ayrım, fiilin niteliğindedir. TCK 213’te ileriye dönük bir kötülük bildirilir; TCK 217/A’da ise gerçeğe aykırı bir bilgi yayılır. Ayrıca TCK 217/A, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını da açıkça arar; TCK 213’te böyle bir elverişlilik şartı metinde yer almaz.
İkinci ilişki suç işlemeye tahrik (TCK 214) suçuyladır. TCK 214’te fail, başkalarını suç işlemeye yöneltir; fiili bizzat gerçekleştireceğini bildirmez. TCK 213’te ise fail, kötülüğü kendisinin (veya kontrolündeki kişilerin) gerçekleştireceği izlenimini verir. Aynı beyan hem başkalarını harekete geçirme hem de toplumu korkutma niteliği taşıyorsa, hangi maddenin uygulanacağı beyanın bütünü ve failin amacı gözetilerek belirlenir; bu durumda suçların içtimaı kuralları da devreye girebilir.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs
Suç, netice aranmayan bir tehlike suçu olduğu için teşebbüse elverişliliği öğretide tartışmalıdır. Tehdit içeren beyan aleni hale geldiği anda suç tamamlanır; halkın bundan haberdar olup olmaması veya paniğe kapılıp kapılmaması sonucu değiştirmez. Buna karşılık, hazırlanan bir içeriğin failin iradesi dışında yayımlanamaması gibi, hareketin bölünebildiği hallerde teşebbüsün mümkün olabileceği savunulmaktadır.
İştirak
Suça iştirak genel hükümlere tabidir. Tehdit içeren beyanı birlikte hazırlayan ve yayan kişiler müşterek fail; beyanı hazırlayan ancak yayma fiilinde bulunmayan ya da faile yardım eden kişiler ise duruma göre azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Ayrıntılar için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima
Aynı amaç doğrultusunda farklı zamanlarda tekrarlanan tehdit paylaşımları, koşulları varsa zincirleme suç hükümleri kapsamında değerlendirilebilir. Tehdit edilen fiilin ayrıca gerçekleştirilmesi halinde ise TCK 213 ile gerçekleştirilen suç arasında gerçek içtima kuralları uygulanır; her iki suçtan ayrı ayrı ceza verilir. Aynı fiille hem belirli bir kişinin hem de halkın tehdit edildiği hallerde farklı neviden fikri içtima gündeme gelebilir.
Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
Suçun temel cezasının üst sınırının dört yıl olması, sonuç ceza iki yıl veya altında kaldığında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezanın ertelenmesi kurumlarını gündeme getirebilir. Bu kurumların uygulanabilmesi için kanunda aranan diğer şartların da (sabıka durumu, kişilik özellikleri, zararın giderilmesi gibi) birlikte bulunması gerekir. Ancak silahla veya basın-yayın yoluyla işlenme nedeniyle artırım uygulanması halinde sonuç ceza bu sınırların üzerine çıkabilir.
Temel cezanın belirlenmesinde TCK 61 uyarınca fiilin işleniş biçimi, kullanılan araçlar, meydana gelen tehlikenin ağırlığı ve failin kastının yoğunluğu gözetilir. Failin geçmişte benzer bir suçtan mahkûm olması halinde tekerrür hükümleri uygulanabilir. Ayrıca somut olayın koşullarına göre ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler de değerlendirilir. Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Bu nedenle bir ihbardan veya şikâyetten vazgeçilmesi soruşturmayı sona erdirmez. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.
Cezanın üst sınırı dört yıl olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Yetkili mahkeme kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir; internet üzerinden işlenen fiillerde yer bakımından yetki, paylaşımın yapıldığı ve erişildiği yer gibi ölçütlere göre belirlenir. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde yapılır.
Dava zamanaşımı süresi, cezanın üst sınırı dikkate alınarak TCK 66 uyarınca sekiz yıldır. Mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri ise TCK 68’e göre belirlenir. Suçun tamamlanma anı, tehdit içeren beyanın aleni hale geldiği andır; zamanaşımı da bu andan itibaren işlemeye başlar.
Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar çoğunlukla bir ihbar veya kolluğun resen tespiti üzerine başlar. İnternet üzerinden işlendiği ileri sürülen fiillerde, içeriğin tespiti, hesabın kime ait olduğunun belirlenmesi ve dijital materyal incelemesi soruşturmanın merkezinde yer alır. Bu aşamada erişimin engellenmesi ve içeriğin çıkarılması gibi tedbirler de gündeme gelebilir.
Savunma bakımından üzerinde durulması gereken başlıklar genellikle şunlardır: beyanın gerçekten bir tehdit niteliği taşıyıp taşımadığı ve korkutmaya elverişli olup olmadığı; tehdidin kanunda sayılan beş değerden birine yönelip yönelmediği; fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı; hedefin belirli bir kişi mi yoksa halk mı olduğu; ve en önemlisi, failin halkta endişe, korku ve panik yaratma amacını taşıyıp taşımadığı. İnternet dosyalarında ayrıca hesabın gerçekten şüpheliye ait olup olmadığı ve içeriğin bütünlüğü teknik yönden tartışılabilir.
Bu değerlendirmelerin tamamı somut dosyanın içeriğine bağlıdır. İfade işlemine çağrıldığınızda ya da hakkınızda böyle bir soruşturma başlatıldığını öğrendiğinizde, ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz sürecin doğru yönetilmesi bakımından önem taşır. İstanbul ceza avukatı olarak yürüttüğümüz çalışmalar hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri ve ceza yargılamasında taraflar yazılarımız yol gösterici olabilir.
Bu Nitelikte Bir Tehditle Karşılaşanlar Ne Yapabilir?
Toplumu hedef alan bir tehdit paylaşımıyla karşılaşan kişiler, suç şikâyete tabi olmadığı için doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına ya da kolluğa ihbarda bulunabilir. İhbar için mağdur sıfatının bulunması gerekmez; fiili öğrenen herkes bildirimde bulunabilir.
İnternet ortamındaki içeriklerde, bildirimden önce içeriğin tarih ve bağlantı bilgisini de gösterecek biçimde kaydedilmesi delil bakımından yararlı olur. İçeriğin kısa sürede silinebileceği düşünüldüğünde bu adım önemlidir. Tehdidin aynı zamanda belirli bir kişiye de yöneldiği hallerde, o kişi bakımından ayrıca TCK 106 kapsamında bir değerlendirme yapılması gerekebilir. Böyle bir durumda haklarınızın kapsamını bir avukatla birlikte belirlemeniz yerinde olacaktır.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçu Yargıtay Karar Analizleri
Kalabalık İnsan Toplulukları Önünde İşlenen Tehdit Eyleminde Suçun Niteliği ve Seri Muhakeme Usulünün Uygulanması
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2020/14536 E. – 2023/6589 K., 26.09.2023 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, açık hava halk konseri sırasında belindeki ruhsatsız tabancayı çıkarıp doldur-boşalt yaptıktan sonra sahneye yönelerek sanatçıya hitaben tehdit içerikli sözler söylemesi nedeniyle “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” ile “ruhsatsız silah taşıma (6136 sayılı Kanun’a aykırılık)” suçlarından kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın her iki suçtan mahkûmiyetine karar vermiştir. Hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; kamuya açık, belirsiz sayıda kişinin bulunduğu alanda silah çekilerek gerçekleştirilen eylemin “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçunu oluşturduğunu belirterek bu suç yönünden mahkûmiyet kararını onamıştır. Ruhsatsız silah taşıma suçu yönünden ise Anayasa Mahkemesi iptal kararı doğrultusunda “seri muhakeme usulü” hususunun değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararda suçların niteliği ve usul hukuku yönünden iki temel hukuki değerlendirme yapmıştır. Tehdit suçu yönünden; TCK’nın 213. maddesinde düzenlenen “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçunda korunan hukuki yararın kamu barışı ve toplumun huzur duygusu olduğu, suçun mağdurunun belirsiz sayıdaki kişilerden oluşan toplum olduğu vurgulanmıştır. Sanığın tehdit sözleri şahsa (sanatçıya) yönelik görünse de eylemin kalabalık bir halk konserinde belden çıkarılan çalışır durumdaki ruhsatsız silahla ve kurma kolu çekilerek gerçekleştirilmesi sebebiyle toplumsal düzeyde bir dehşet ve panik iklimi yaratıldığı kabul edilmiş, suç nitelendirmesi hukuka uygun bulunmuştur. Ruhsatsız silah taşıma suçu yönünden ise; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı uyarınca 5271 sayılı CMK’nın 250. maddesinde düzenlenen “seri muhakeme usulünün” uygulanabilirliği yönünden dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
“…eylemi maddi anlamda müşteki Haluk Levent’e yönelik olsa da suçun işlendiği yerin muayyen olmayan sayıda kişinin bulunduğu konser alanı olması gözetildiğinde eylemin halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde ve uygulamasında isabetsizlik görülmemiştir.”
Değerlendirme
Bu karar, bireye yönelen tehdit eylemleri (TCK 106) ile kamu barışına karşı işlenen genel tehlike suçları (TCK 213) arasındaki hukuki sınırın belirlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. TCK’nın 213. maddesindeki suç tipinin vücut bulabilmesi için araç olarak kullanılan tehdidin, kamuya açık alanda toplum geneline hissettirilecek bir endişe, korku veya panik atmosferi yaratmaya elverişli olması şarttır. Sanığın belirli bir şahsı hedef alarak beyanda bulunması, icra hareketlerinin gerçekleştiği mekân ve yöntemin toplumsal etki doğurma potansiyelini ortadan kaldırmaz. Binlerce insanın toplandığı bir konser alanında elinde doldurulmuş ateşli silahla eylem yapılması, oradaki kalabalığın can güvenliği algısını doğrudan sarsmaktadır.
Kararın ikinci boyutu ise lehe usul hükümlerinin ve adil yargılanma hakkının güvence altına alınmasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi kararlarının geçmişe etkili usul iptallerinde sanık lehine olan seri muhakeme veya basit yargılama gibi alternatif çözüm yollarının mahkemelerce re’sen gözetilmesi zorunludur. Yargıtay bu yaklaşımıyla, bir yandan kamu barışını bozan eylemin suç vasfını doğru tanzim etmiş, diğer yandan ceza muhakemesi usulü kurallarını titizlikle uygulayarak sanığın usul güvencelerini korumuştur.
SABİM Hattına Yapılan İhbar İfadelerinde Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçunun Unsurları
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/8361 E. – 2023/3314 K., 16.05.2023 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, gittiği devlet hastanesinde çocuk doktoru bulunmamasına tepki göstererek 184 SABİM (Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi) hattını aradığı ve “Hastaneye hekim atanmadığı takdirde hastaneyi yakacağım” şeklinde beyanda bulunduğu iddiasıyla halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi eylemin kanunda suç olarak tanımlanmaması ve suçun unsurlarının oluşmaması gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısının eylemin basit tehdit suçunu oluşturabileceği yönündeki temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; sözlerin belirli bir kişiyi hedef almadığını, halka açık kitlesel bir korku ve panik yaratma amacı veya elverişliliği taşımadığını belirterek mahkemenin beraat kararını onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi onama kararında suç tiplerinin maddi ve manevi unsurlarını esas almıştır. TCK’nın 213. maddesinde düzenlenen “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçunun oluşabilmesi için tehdidin belirsiz sayıdaki insan topluluğuna (halka) yöneltilmesi, kamu barışını bozmaya elverişli olması ve toplumda genel bir endişe veya dehşet havası uyandırma kastıyla işlenmesi şarttır. Bireysel bir şikâyet ve çağrı hattı olan SABİM üzerinden telefondaki görevliye söylenen ifadelerin kamuya açık şekilde yayınlanmaması, doğrudan halka ulaşmaması ve kamuoyunda kitlesel bir panik oluşturmaya elverişli bulunmaması nedeniyle TCK’nın 213. maddesindeki suç tipi gerçekleşmemiştir. Öte yandan söz konusu beyanların somut ve belirli bir kişiyi (kişinin hayatı, vücut veya cinsel dokunulmazlığı ya da malvarlığını) hedef almaması sebebiyle TCK’nın 106. maddesinde yer alan basit tehdit suçunun unsurları da oluşmamıştır.
“…beyanlarının belirli kişilere yönelik olmadığı anlaşıldığından Cumhuriyet savcısının suç vasfına ve eksik araştırmaya yönelik temyiz sebepleri reddedilmiş… atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, eylemin kanunda suç olarak tanımlanmadığına ilişkin Mahkeme kabulü karşısında…”
Değerlendirme
Bu karar, kurumsal iletişim hatlarına (SABİM, BIMER/CİMER, 112 vb.) yapılan sitem, tepki ve ölçüsüz beyanların ceza hukuku anlamında nasıl nitelendirilmesi gerektiğini netleştiren önemli bir yargısal çerçevedir. Vatandaşların hizmet yetersizliğinden kaynaklanan öfke ve tepkilerini iletirken kullandıkları ağır veya tehditvari ifadeler, kamu idaresine yönelik bir memnuniyetsizlik tezahürüdür. Bir eylemin sırf “yakacağım” gibi sert bir kelime içermesi, otomatik olarak ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirmez.
TCK’nın 213. maddesi kamu barışına karşı işlenen bir suç olup toplumsal psikolojiyi korur. Bire bir telefon görüşmesinde dile getirilen ve toplum tarafından duyulma, kitlesel panik oluşturma ihtimali bulunmayan sözel çıkışların bu suç kapsamında değerlendirilmesi suç ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık oluşturur. Ayrıca ceza hukukunun serbest iradeyle belirli kişileri hedef almayan genel şikâyet beyanlarını tehdit olarak cezalandırmaması, ceza hukukunun son çare (ultima ratio) olması prensibinin doğal bir sonucudur. Yargıtay bu kararıyla hem idari tepki ile cezai sorumluluk arasındaki sınırı doğru çizmiş hem de suç tipikliği oluşmayan hallerde beraat kararının ilkesel duruşunu teyit etmiştir.
Sosyal Medyada Paylaşılan İfadelerde Suç Kastı ve Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçu
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/9947 E. – 2023/4014 K., 31.05.2023 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, Periscope adlı canlı yayın sosyal medya platformunda “Yarın canlı bomba olcam son yayınım isteklerinizi alalım” şeklinde beyanda bulunarak yayın yapması üzerine halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın suç işleme kastı ile hareket etmediği ve eyleminin bu sebeple suç oluşturmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısının sanığın suç kastının bulunduğu ve cezalandırılması gerektiği yönündeki temyiz istemi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; dosyadaki tutanaklar, araştırma raporları ve sanık beyanları doğrultusunda mahkemenin suç kastının bulunmadığına ilişkin kabulünü yerinde bularak beraat hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi onama kararında, ceza sorumluluğunun temel şartlarından biri olan “manevi unsur” ve “suç kastı” ilkelerini esas almıştır. TCK’nın 213. maddesinde düzenlenen “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçu, özel bir saik ve kast ile işlenebilen tehlike suçlarındandır. Failin sadece tehlike doğurabilecek bir ifade kullanması yeterli olmayıp, toplumu oluşturan bireyler üzerinde endişe, korku ve dehşet yaratma amacı ile bilerek ve isteyerek hareket etmiş olması gerekir. Dosyadaki dijital inceleme tutanakları, el koyma raporları ve sanığın aşamalardaki savunmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın paylaşımının toplumsal panik çıkarma amacı taşımadığı, mizahi/dikkat çekme amaçlı veya kastı aşan beyan niteliğinde kaldığı ve genel suç işleme iradesinin somut delillerle ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. Manevi unsuru oluşmayan fiilden dolayı sanığın cezalandırılamayacağı yönündeki yerel mahkeme kararı hukuka uygun görülmüştür.
“…araştırma raporu, sanık beyanları ve dava dosyasındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suç işleme kastı ile hareket etmediği ve bu gerekçe ile eyleminin suç oluşturmadığı yönündeki ilk derece mahkemesinin kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.”
Değerlendirme
Bu karar, sosyal medya ortamında sarf edilen kışkırtıcı veya ciddiyetsiz ifadelerin ceza hukuku sorumluluğuna etkisini ve suçun manevi unsuzunun tespitini netleştiren önemli bir örnektir. Dijital mecralarda kullanıcıların dikkat çekme, etkileşim alma ya da şaka yapma saikiyle kullandıkları hassas ifadeler (örneğin “canlı bomba” vb.) kamu güvenliği birimlerini alarmsa geçirse de, bir eylemin ceza yaptırımına bağlanabilmesi için biçimsel söylemden ziyade failin iç dünyasındaki gerçek kastın tespiti zorunludur.
TCK’nın 213. maddesindeki suç tipi, özel olarak halkı dehşete düşürme maksadını arar. Ceza hukukunda kast, şüpheye yer vermeyecek biçimde somut olgularla ortaya konmalıdır. Sanığın dijital materyalleri, geçmişi, eylemin öncesi ve sonrasındaki davranışları fiilen bir terör eylemi veya toplumsal panik maksadı taşımadığını gösteriyorsa, sırf kullanılan kelimelerin ağırlığı sebebiyle ceza verilmesi “kusursuz ceza olmaz” ilkesiyle çelişir. Yargıtay bu kararıyla, sosyal medyadaki sorumsuz söylemler ile gerçek suç kastı barındıran tehdit eylemleri arasındaki ayrımı korumuş, manevi unsur yokluğunda beraat verilmesi gerektiğine dair ilkesel duruşunu sürdürmüştür.
Kamu Binası Önünde Bıçakla Saldırgan Tavırlar Sergilenmesinde Suç Niteliği ve Akıl Sağlığı İddialarının Değerlendirilmesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/16905 E. – 2024/6645 K., 16.09.2024 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, Hükümet Konağı merdivenlerinde elindeki bıçağı sağa sola sallayıp küfürler ederek ve kolluk güçlerinin uyarılarına uymayarak halk arasında korku ve panik yaratmak suretiyle silahla tehdit ile Kaymakamlık önündeki aydınlatma direğinin lambasını sökerek kamu malına zarar verme suçlarından kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararlarına yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Sanığın temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi; kamu malına zarar verme suçundan verilen 1 yıl hapis cezasının miktar itibarıyla CMK’nın 286/2-a maddesi uyarınca temyizi kabil olmadığını belirterek bu suçtan kurulan temyiz istemini reddetmiştir. Silahla halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçu yönünden ise sanığın soyut akıl hastalığı savunmasına itibar edilmeyerek, kalabalık kamu alanında kesici aletle sergilenen eylemin suçu oluşturduğu gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında usul ve esas hukuku yönünden ayrı değerlendirmelerde bulunmuştur. Usul yönünden; Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararlarından 5 yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin olanların temyiz incelemesine tabi olmadığını (CMK 286/2-a) vurgulayarak kamu malına zarar verme suçuna ilişkin temyiz istemini kesinlik sebebiyle reddetmiştir. Esas yönünden ise; TCK’nın 213. maddesinde düzenlenen “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçunun oluşabilmesi için eylemin belirsiz sayıda insanın bulunduğu bir alanda toplumsal endişe doğuracak nitelikte işlenmesi gerektiğini teyit etmiştir. Sanığın elinde bıçakla vatandaşların geçtiği kamu binası önünde saldırgan tavırlarını sürdürmesi, çevredekilerde panik yaratması ve polisin müdahalesine rağmen eylemine devam etmesi suçun sübut bulduğunu göstermiştir. Ayrıca sanığın akıl hastası olduğuna dair dosyada hiçbir tıbbi rapor, resmi veri veya geçmiş sağlık kaydı bulunmaması sebebiyle son aşamadaki soyut ceza ehliyeti itirazı reddedilmiştir.
“…sanığın olay günü elindeki bıçağı kalabalık bir yerde sinkaflı küfürler ederek sağa sola doğru sallamak ve paniğe kapılan vatandaşlarca çağrılan polis memurlarının uyarılarını dinlemeyerek fiillerini sürdürmeye devam ettirmek suretiyle atılı suçu işlediği anlaşıldığından mahkemenin kabul ve uygulamasında hukuka aykırılık bulunmahıştır.”
Değerlendirme
Bu karar, kamusal alanlarda kesici veya delici aletlerle sergilenen denetimsiz şiddet davranışlarının ceza hukukundaki karşılığını netleştiren ve ceza ehliyeti iddialarının sınırını çizen bir emsal niteliğindedir. Hükümet konağı veya kaymakamlık gibi kamu binalarının önü, günün her saatinde belirsiz sayıda vatandaşın bulunduğu kamusal mekânlardır. Bu tür yerlerde elinde kesici aletle çevreye küfürler savurmak ve kolluğun ikazına rağmen eylemi sürdürmek, doğrudan doğruya kamu barışını ve vatandaşların güvenlik duygusunu hedef almaktadır.
Kararın dikkat çeken ikinci önemli noktası ise yargılamanın son aşamasında dile getirilen akıl sağlığı ve ilaç etkisi iddialarına yönelik Yargıtay yaklaşımıdır. Ceza muhakemesinde sanığın akıl sağlığının araştırılması (TCK 32), somut olgulara veya dosyaya sunulan tıbbi delillere dayanmalıdır. Yargılama boyunca ileri sürülmeyen, geçmiş adli sicilde güvenlik tedbiri kaydı bulunmayan ve soyut beyandan ibaret kalan iddiaların sırf cezadan kurtulmaya yönelik bir savunma taktiği olarak kabul edilemeyeceği gösterilmiştir. Ayrıca Yargıtay, CMK’nın 286. maddesindeki temyiz edilebilirlik sınırlarını titizlikle uygulayarak kesinleşen cezalar ile temyize açık suç tiplerini doğru ayrıştırmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular
Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçunun cezası nedir?
TCK 213/1 uyarınca iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun silahla işlenmesi halinde ceza, kullanılan silahın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabilir; bu artırım zorunlu değil takdiridir. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde ise TCK 218 uyarınca ceza yine yarı oranına kadar artırılabilir.
Sosyal medyada yapılan bir paylaşım bu suçu oluşturur mu?
Herkese açık bir sosyal medya hesabından yapılan paylaşım aleniyet unsurunu kural olarak karşılar. Ancak suçun oluşması için bu yeterli değildir: paylaşımın hayat, sağlık, vücut, cinsel dokunulmazlık veya malvarlığına yönelik ciddi bir tehdit içermesi ve failin halkta endişe, korku ve panik yaratma amacıyla hareket etmiş olması da gerekir. Her paylaşım kendi içeriği ve bağlamı içinde değerlendirilir.
TCK 213 ile TCK 106 arasındaki fark nedir?
Temel fark mağdurdadır. TCK 106’da tehdit belirli bir bireye yöneltilir ve o kişinin karar verme özgürlüğü korunur. TCK 213’te ise tehdit belirsiz sayıda kişiden oluşan halka yöneltilir ve kamu barışı korunur. Ayrıca TCK 213 aleniyet ile halkta panik yaratma amacını zorunlu unsur olarak arar ve şikâyete bağlı değildir.
Bu suç şikâyete tabi midir?
Hayır. TCK 213 kapsamındaki suç şikâyete bağlı değildir; Cumhuriyet savcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Bu nedenle ihbardan vazgeçilmesi soruşturmayı veya davayı sona erdirmez. Suç ayrıca uzlaştırma kapsamında da değildir.
Halkta gerçekten panik oluşmazsa suç oluşmaz mı?
Suç bir tehlike suçudur; halkın gerçekten paniğe kapılması aranmaz. Kanun, failin bu amacı taşıyarak alenen tehditte bulunmasını yeterli görür. Ancak beyanın somut koşullar içinde korkutmaya elverişli olması gerekir; hiç kimsenin ciddiye almayacağı nitelikteki beyanlar bu unsuru karşılamaz.
Bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkün müdür?
Sonuç cezanın iki yıl veya altında kalması ve kanunda aranan diğer şartların bulunması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir. Suçun silahla veya basın-yayın yoluyla işlenmesi nedeniyle artırım uygulanırsa sonuç ceza bu sınırın üzerine çıkabilir. Somut olayınızdaki durumu avukatınızla değerlendirmenizi öneririz.
Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçu Bakımından Sonuç
Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçu (TCK 213), kanunda sayılan değerlere yönelen aleni bir tehdidin, halkta endişe, korku ve panik yaratma amacıyla ortaya konmasını iki yıldan dört yıla kadar hapisle cezalandırır. Suçun sınırlarını belirleyen üç ölçüt öne çıkar: tehdit konusunun sınırlı sayıda sayılmış olması, aleniyet ve özel kast. Bu unsurlardan birinin dahi bulunmaması halinde fiil bu maddeye girmez.
Bölümdeki diğer suç tiplerine ilişkin genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Bir Yorum