Kasten Yaralama Suçu Cezası Nedir? Kasten Yaralama Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir? (TCK 86-89)

kasten yaralama suçu avukat sinan karabacak bağcılar

İçindekiler

I. GENEL BAKIŞ VE YASAL DÜZENLEME

Kasten yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenmiş olup temel hâlde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suç, temel hâl (TCK m.86/1), basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek yaralama (TCK m.86/2), nitelikli haller (TCK m.86/3, ceza bir kat artırılır), neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK m.87, dört aydan on iki yıla kadar değişen ayrı ceza aralıkları) ve ihmali davranışla işlenmesi hâlinde daha az cezayı gerektiren durum (TCK m.88) olmak üzere sistematik bir yapı içinde düzenlenmiştir. Kanun, TCK’nın İkinci Kitap’ının “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmında, vücut dokunulmazlığına karşı suçlar (TCK 86-91) bölümünde yer alır; konunun bütününü incelemek için vücut dokunulmazlığına karşı suçlar (TCK 86-91) rehberimize göz atabilirsiniz.

Anayasa’nın 17. maddesiyle güvence altına alınan kişi dokunulmazlığı ve vücut bütünlüğü, kasten yaralama suçunun koruduğu hukukî değeri oluşturmaktadır. TCK m. 86/1’e göre: “Bir kimsenin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Madde, yaralama eylemini üç seçimlik harekete bağlamıştır: (1) vücuda acı verme, (2) sağlığı bozma ve (3) algılama yeteneğini bozma. Aşağıda bu unsurlar, nitelikli haller, ceza miktarları, şikâyet ve uzlaştırma rejimi ile seçenek yaptırımlar güncel Yargıtay içtihadıyla birlikte ele alınmaktadır. Bu rehber genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınızın kendine özgü koşulları farklı sonuçlar doğurabileceğinden bir ceza avukatına danışmanız önerilir.

II. SUÇUN UNSURLARI

A. Maddi Unsur

1. Fail

Kasten yaralama, özgü suç niteliği taşımamaktadır; herhangi bir kimse fail olabilir. Suçun failleri gerçek kişilerdir; tüzel kişiler doğrudan ceza sorumluluğuna tabi tutulamaz. Ancak tüzel kişilerin organları aracılığıyla işlenen yaralama eylemlerinde, fiili gerçekleştiren gerçek kişi sorumlu tutulur.

2. Mağdur

Kasten yaralama suçunun mağduru, fiilden doğrudan zarar gören kişidir ve herhangi bir gerçek kişi olabilir. Failin kendi vücuduna zarar vermesi bu kapsamda değerlendirilmez; kişinin kendi vücudu üzerindeki tasarrufu kural olarak suç teşkil etmez. Anne karnındaki cenin, bağımsız bir hukuki kişiliğe sahip olmadığından mağdur konumunda bulunamaz; bu tür fiiller farklı hükümler çerçevesinde değerlendirilir.

3. Hareket (Seçimlik Hareketler)

TCK m. 86/1, kasten yaralama suçunun maddî unsurunu oluşturan üç seçimlik hareketi öngörmüştür:

  • Vücuda acı verme: Sinir sistemi üzerinde fiziksel veya kimyasal etki yoluyla ağrı oluşturulmasıdır. Beden bütünlüğünün bozulması şart değildir; acı hissinin varlığı yeterlidir. Tokat, darp, yanık, iğne batırma bu kapsamda değerlendirilebilir.
  • Sağlığı bozma: Vücudun normal işlevinin bozulması anlamına gelir; fiziksel veya psikolojik kökenli olabilir. Kırık, çıkık, iç kanama, travma sonrası stres bozukluğu bu kapsamda değerlendirilebilir.
  • Algılama yeteneğini bozma: Bilinç veya idrak kapasitesinin geçici ya da kalıcı biçimde azaltılması ya da ortadan kaldırılmasıdır. Uyuşturucu madde veya ilaç vermek yoluyla sersemletme, bilinç kaybına yol açma bu kapsamdadır.

4. Netice ve Nedensellik Bağı

Kasten yaralama, neticeli bir suçtur; seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesi suçun tamamlanması bakımından zorunludur. Hareket ile netice arasında uygun illiyet bağı kurulabilmelidir. Atipik nedensellik süreçlerinin devreye girdiği durumlarda (örneğin mağdurun beklenmedik bir alerjik reaksiyonu), nesnel isnat teorisi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir.

B. Manevi Unsur

Kasten yaralama suçunun manevi unsurunu kast oluşturur. TCK m. 21/1 uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kasten yaralama suçunda hem doğrudan kast hem de olası kast ile hareket edilmesi mümkündür. Doğrudan kast halinde fail, mağduru yaralamayı doğrudan istemektedir. Olası kast halinde ise fail, neticeyi öngörmekte; olası olarak öngördüğü bu netice gerçekleşse dahi bu sonucu kabullenmiş olmaktadır (TCK m. 21/2). Öğretide tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay yerleşik içtihatlarında olası kastta cezanın dörtte bir ila yarısına kadar indirildiğini ortaya koymaktadır.

Kastın niteliğinin doğru tespiti, uygulamada doğrudan sonucu değiştirir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2009/5456 E. – 2010/6916 K. sayılı ve 08.03.2010 tarihli ilamında, karşı takıma saldırırken kendisini engellemeye çalışan polis memurlarına çarparak yaralanmalarına neden olan sanığın eylemini, “engellemeye rağmen saldırıya devam ederek polis memurlarının yaralanabileceğini öngörüp neticeyi kabullenmesi” nedeniyle taksirle değil, olası kastla yaralama (TCK m.86/2, 3-c, 21/2) olarak nitelendirmiştir. Karara göre failin öngördüğü neticeyi “kabullenmesi” eylemi olası kasta taşırken, “istememesine rağmen gerçekleşmesi” bilinçli taksir olarak kalır; bu ayrım hem suç vasfını hem ceza miktarını köklü biçimde değiştirir.

Bulaştırma yoluyla işlenen fiillerde kastın bilgi unsuru da özel bir inceleme gerektirir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2013/4455 E. – 2014/6303 K. sayılı ve 17.12.2014 tarihli ilamında, HIV virüsü taşıyan bir sanığın rızaya dayalı cinsel ilişki yoluyla mağdura virüs bulaştırdığı bir olayda, “sanığın suç tarihinden önce HIV virüsü taşıdığını bilip bilmediğinin şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmesi” gerektiğine, suç kastının ancak bu tespitten sonra değerlendirilebileceğine hükmetmiştir. Failin hastalığından haberdar olmadığı bir durumda kasten hareket ettiğinden söz edilemeyeceğinden, bu tür olaylarda sağlık kayıtları üzerinden bilgi unsurunun netleştirilmesi suç vasfının (kasten öldürmeye teşebbüs mü, kasten yaralama mı, taksirli bir fiil mi) doğru belirlenmesinin ön koşuludur.

Kastın bulunmaması halinde eylem ya taksirle yaralama (TCK m. 89) olarak nitelendirilebilir ya da suç oluşturmayabilir. Taksirle yaralama ancak kanunda öngörülen istisnai hallerde suç teşkil ettiğinden, kastın varlığının ispat edilememesi sanık lehine bir sonuç doğurmaktadır.

C. Hukuka Aykırılık Unsuru

Fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran çeşitli hukuka uygunluk nedenleri bulunmaktadır: meşru müdafaa (TCK m. 25/1), zorunluluk hâli (TCK m. 25/2), mağdurun rızası ve hakkın kullanılması. Meşru müdafaa kapsamında kasten yaralama değerlendirilirken şu koşulların bir arada gerçekleşmesi aranmaktadır: haksız bir saldırının varlığı (başlamış veya başlaması kesin olan), saldırının hakka yönelik olması, savunmanın zorunlu olması ve savunma ile saldırı arasında orantılılık bulunması.

Meşru müdafaa ve haksız tahrik hükümlerinin re’sen tartışılması gerektiği, Yargıtay içtihadıyla da vurgulanmıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2017/8018 E. – 2018/4327 K. sayılı ve 13.03.2018 tarihli ilamında, cezaevi dönüşü aynı araçta bulunan ve aralarında husumet olan iki kişiden birinin, elleri kelepçeli ve savunmasız durumdaki diğerini darbetmesi olayında, tutanak ve tanık beyanlarının savunmayı doğrular nitelikte olması karşısında, mahkemenin meşru savunma (TCK m.25) ve haksız tahrik (TCK m.29) hükümlerini tartışmadan mahkûmiyet kuramayacağına hükmetmiştir. Karara göre dosyadaki deliller savunmayı destekliyorsa, bu hukuka uygunluk ve kusuru etkileyen sebeplerin değerlendirilmemesi başlı başına bozma nedenidir.

Mağdurun rızası da kural olarak vücut bütünlüğüne yönelik müdahaleleri hukuka uygun kılar; ancak rızanın geçerliliği için bilinçli, özgür ve önceden verilmiş olması gerekir. Buna karşılık “hakkın kullanılması” iddiası her zaman kabul görmez. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2019/3619 E. – 2019/11145 K. sayılı ve 22.05.2019 tarihli ilamında, küçük kızını sinirlenerek yaralayan babanın eyleminin “terbiye hakkından doğan disiplin yetkisi” kapsamında olduğu gerekçesiyle verilen beraat kararını, bu gerekçenin yasal bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilemeyeceğini belirterek bozmuştur. Türk hukukunda velinin çocuğu dövmesine cevaz veren bir disiplin yetkisi bulunmadığından, çocuğun vücut bütünlüğüne yönelik kasten yaralama fail ebeveyn dahi olsa suç oluşturur; üstelik bu, altsoya karşı işlenme (TCK m.86/3-a) nedeniyle ayrıca cezada artırım sebebidir.

D. Özel Görünüş Biçimleri

1. Teşebbüs

Kasten yaralama suçuna teşebbüs mümkündür. TCK m. 35 uyarınca, kişi bir suçu işlemeye kastederek doğrudan doğruya icra hareketlerine başlar; elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamazsa teşebbüsten sorumlu tutulur. Örneğin fail hedef almış, bıçak savurmuş; ancak isabet ettirememişse yaralamaya teşebbüs söz konusudur. Teşebbüs hâlinde ceza, suçun tamamlanması durumuna göre dörtte birden dörtte üçe kadar indirilir.

2. İştirak

Kasten yaralamada birden fazla kişinin birlikte hareket etmesi, hem suçun işlenişini hem de verilecek cezayı doğrudan etkilemektedir. TCK m. 37 uyarınca müşterek faillik halinde her fail, suç üzerinde ortak hâkimiyet esas alınarak sorumlu tutulur. Azmettirme ve yardım etme ise TCK m. 38-39 kapsamında değerlendirilmektedir. Öte yandan TCK m. 86/3-e uyarınca “birden fazla kişiyle” gerçekleştirilen yaralama, ayrı bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür.

3. İçtima

Kasten yaralama ile diğer suçlar arasında gerçek içtima, görünüşte içtima ya da fikri içtima sorunları gündeme gelebilir. Faili öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama, kastın yönelimine göre birbirinden ayrılmaktadır; kastın öldürmeye yönelik olduğunun tespiti durumunda yaralama suçunun ayrıca uygulanması mümkün değildir (bu ayrımın somut ölçütleri aşağıda IX. bölümde ayrıca ele alınmıştır). Mağdurun onayı olmaksızın gerçekleştirilen cinsel dokunuş içeren yaralama eylemlerinde ise cinsel saldırı ile yaralama suçları arasında fikri içtima kuralları uygulanabilir.

III. KASTEN YARALAMA SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ (TCK m. 86/3)

TCK m. 86/3, kasten yaralamanın belirli koşullar altında gerçekleşmesini nitelikli hâl olarak tanımlamış ve bu hâllerde cezanın bir kat artırılarak uygulanacağını öngörmüştür. Nitelikli hâller aşağıda alt bentler itibarıyla ele alınmaktadır.

a) Üstsoy, Altsoy veya Eşe ya da Kardeşe Karşı İşlenmesi: Suçun aile bağı gözetilerek nitelikli sayılabilmesi için fiilin üstsoy, altsoy, eş veya kardeşe karşı işlenmiş olması gerekir. “Eş” kavramının resmi evlilik, imam nikahı ve fiili birliktelik gibi durumları kapsayıp kapsamadığı uygulamada tartışmalıdır; Yargıtay kararlarında bu kavram dar yorumlanarak yalnızca resmî nikah kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

b) Beden veya Ruh Bakımından Kendini Savunamayacak Kişiye Karşı İşlenmesi: Engelli bireyler, ağır hastalar ve yaşlılar bu bent kapsamında koruma altındadır. Mağdurun savunmasızlığının failce bilinmesi kastın ispatı bakımından önem taşır.

c) Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı İşlenmesi: Mağdurun kamu görevlisi olması ve fiilin göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi gerekir. “Görevden dolayı” ifadesi görev sırasında ve görev nedeniyle gerçekleştirilen eylemi tanımlar; özel bir husumetten kaynaklanan saldırılar bu bent çerçevesinde değerlendirilemez.

d) Canavarca Hisle veya Eziyet Çektirerek İşlenmesi: Canavarca his, acımasızlık, vahşet veya aşırı kötülük güdüsünü ifade eder. Eziyet çektirerek yaralama ise mağdura uzun süre yoğun fiziksel veya psikolojik acı çektirilmesi anlamına gelir; bu bent özellikle sistematik şiddet vakalarında gündeme gelir.

e) Silahla İşlenmesi: TCK m. 6/1-f uyarınca silah kavramı, ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, kesici/delici/ezici aletler ile yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu veya zehirleyici maddeleri kapsar. Bu bent uygulamada en sık karşılaşılan nitelikli hâl olup aşağıda VIII. bölümde ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

f) Birden Fazla Kişiyle Birlikte İşlenmesi: Bu bent, suçun birden fazla failin aktif katılımıyla gerçekleştirilmesini nitelikli sayar. Fiilde aktif olarak yer almak yeterlidir; suç ortağı konumundaki kişilerin de fiili bizzat gerçekleştirmiş olması aranmaz.

IV. NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA (TCK m. 87)

TCK m. 87, kasıtlı yaralama eylemine bağlı olarak ortaya çıkan ağır neticeleri düzenler ve her netice için ayrı bir ceza aralığı öngörür. Bu hâllerde failin ağır netice yönünden de kusurlu olması (netice sebebiyle ağırlaşmış suç) gerekir; ağır netice öngörülebilir olmakla birlikte fail tarafından istenmemişse TCK m. 87 uygulanır, kasıtlı olarak istendiğinin kanıtlanması hâlinde ise daha ağır suç tipleri (örneğin kasten öldürme) gündeme gelir. Maddede öngörülen başlıca ağırlaştırıcı neticeler ve ceza aralıkları şu şekildedir:

TCK m. 87 FıkrasıAğırlaştırıcı NeticeCeza Aralığı
87/1-aDuyu veya organlardan birinin işlevinin yitirilmesi, konuşma veya çocuk yapabilme yeteneğinin kaybı1 yıldan az olmamak üzere yaralama cezası + üstsoy/altsoy vb. hâllerinde ayrıca artırım
87/1-cYüzün sürekli değişikliğe uğramasıAlt sınır 1 yıldan az olamaz
87/2Hayati tehlike geçirme veya çocuğun vücudunda tehlikeli değişikliğe yol açmaYaralama suçu için belirlenen cezanın yarısı oranında artırılması
87/3Kemik kırığına yol açma (kırığın hayat fonksiyonlarına etkisine göre kademeli)4 aydan 12 yıla kadar değişen aralıklarda (kırığın ağırlığına göre)
87/4Ölüme sebebiyet verme (kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesindekine benzer kusur değerlendirmesi hariç)8 yıldan 12 yıla kadar hapis

Bu tablo genel bir çerçeve sunmaktadır; her bir netice bakımından uygulanacak kesin ceza aralığı, dosyadaki adli tıp raporunun içeriğine ve fıkra metnindeki alt-üst sınırlara göre değişebileceğinden, somut olayda mutlaka adli tıp/adli rapor tespitleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

V. DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HÂL: İHMALİ DAVRANIŞLA YARALAMA (TCK m. 88)

TCK m. 88 uyarınca, kasten yaralama suçunun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu indirim uygulanırken, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin ölçütler (garantörlük yükümlülüğü, önleme imkânının bulunup bulunmadığı) kıyasen dikkate alınır. Bu hüküm, örneğin bir çocuğa veya bakıma muhtaç bir kişiye karşı bakım/gözetim yükümlülüğü bulunan failin, gerekli önlemi almayarak yaralanmaya neden olduğu durumlarda gündeme gelir.

VI. Kasten Yaralama Suçunda Ceza Miktarları — Özet Tablo

Aşağıdaki tablo, kasten yaralama suçunun temel ve nitelikli hâllerindeki ceza aralıklarını tek bakışta özetlemektedir:

HâlYasal DayanakCeza
Temel hâlTCK m. 86/11 yıldan 3 yıla kadar hapis
Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek yaralamaTCK m. 86/24 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası
Nitelikli haller (a-f bentleri)TCK m. 86/3Temel/BTM cezası bir kat artırılır
Duyu/organ işlev kaybı, konuşma/çocuk yapma yeteneği kaybıTCK m. 87/1Ağırlaştırılmış, alt sınır 1 yıldan az olamaz
Yüzde sürekli değişiklikTCK m. 87/1-cAlt sınır 1 yıldan az olamaz
Hayati tehlike geçirmeTCK m. 87/2Cezanın yarısı oranında artırım
Kemik kırığıTCK m. 87/34 aydan 12 yıla kadar (kırığın ağırlığına göre kademeli)
Ölüme sebebiyet vermeTCK m. 87/48 yıldan 12 yıla kadar hapis
İhmali davranışla işlenmesiTCK m. 88Ceza üçte ikisine kadar indirilebilir
TeşebbüsTCK m. 35Cezanın 1/4’ünden 3/4’üne kadar indirilmesi
Olası kastla işlenmesiTCK m. 21/2Cezanın 1/4’ünden yarısına kadar indirilmesi

VII. Şikâyet, Uzlaştırma ve Zamanaşımı

Kasten yaralama suçunda şikâyet ve uzlaştırma rejimi, suçun hangi fıkraya girdiğine göre değişir. TCK m. 86/2 kapsamındaki basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek yaralama, mağdurun şikâyetine bağlıdır ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun genel hükümleri uyarınca şikâyet hakkı, failin ve fiilin öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde kullanılmalıdır; bu süre içinde şikâyetten vazgeçilmesi davanın düşmesi sonucunu doğurur. Buna karşılık TCK m. 86/3’teki nitelikli haller ile TCK m. 87’deki neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, şikâyete tabi değildir; savcılık bu suçları resen (mağdurun şikâyeti olmasa dahi) soruşturup kovuşturur.

Uzlaştırma bakımından da aynı ayrım geçerlidir: TCK m. 86/2 kapsamındaki basit yaralama Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamındadır; taraflar mağdurun zararının giderilmesi karşılığında uzlaşabilir ve uzlaşmanın gerçekleşmesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığına ya da davanın düşmesine karar verilir. Buna karşılık TCK m. 86/3’teki nitelikli haller ile TCK m. 87 kapsamındaki ağırlaşmış yaralama, kural olarak uzlaştırma kapsamı dışında kalır; özellikle kamu görevlisine karşı işlenen nitelikli hâllerde Yargıtay, uzlaşmanın mümkün olmadığına hükmetmiştir. Dava zamanaşımı bakımından ise TCK m. 66 uyarınca, kasten yaralamanın temel ve nitelikli hâllerinde genel olarak sekiz yıllık asli dava zamanaşımı süresi uygulanır; bu süre, neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerde öngörülen ceza üst sınırına göre uzayabilir.

VIII. SİLAHLA YARALAMA – UYGULAMADA SIK KARŞILAŞILAN SORUNLAR

Silahla yaralama, TCK m. 86/3-e’de nitelikli hâl olarak öngörülmüş olmakla birlikte uygulamada en fazla soru işareti doğuran konuların başında gelmektedir.

A. Silah Kavramının Kapsamı (TCK m. 6/1-f)

TCK m. 6/1-f, silah kavramını geniş bir kapsamda tanımlamıştır: ateşli silahlar (tabanca, tüfek, av tüfeği vb.), patlayıcı maddeler, kesici/delici/ezici aletler (bıçak, kama, şiş, mızrak, sopa, taş vb.), yakıcı veya aşındırıcı maddeler (asit, bazlar) ile boğucu, zehirleyici veya yaralayıcı maddeler ve çevre kirliliğine yol açan katı, sıvı veya gaz hâlindeki maddeler bu kapsamdadır.

Silah kavramının kapsamı, cansız aletlerle de sınırlı değildir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2013/30417 E. – 2014/3632 K. sayılı ve 30.01.2014 tarihli ilamında, müştekiyle tartışan sanığın yanındaki köpeğini müştekiye saldırtarak yaralanmasına neden olması olayında, sanığın köpeğini bir saldırı aracı olarak kullanmasının fiili silahla kasten yaralama suçu kapsamına soktuğunu belirterek, suç vasfını hatalı tayin eden yerel mahkeme kararını bozmuştur. Karara göre eğitilmiş veya yönlendirilen bir hayvanın da failin elinde yaralama sonucunu doğurmaya elverişli bir saldırı aracına dönüşmesi hâlinde bu nitelendirme mümkündür; yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olması suçu şikâyete bağlı basit hâlden çıkarmaz, çünkü silahla işlenme nitelikli hali şikâyet aranmaksızın cezada artırım sebebidir.

B. “Silah” mı “Alet” mi? Yargıtay’ın Ölçütleri

Uygulamada sıklıkla tartışılan mesele, asıl işlevi saldırı veya savunma olmayan ancak somut olayda yaralama aracı olarak kullanılan nesnelerin silah kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir. Bu tartışmanın başvuru niteliğindeki kararı, bir nesnenin soyut tanıma girmesinin tek başına yeterli olmadığını, somut kullanılış biçimindeki elverişliliğin arandığını ortaya koymuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/311 E. – 2019/112 K. sayılı ve 19.02.2019 tarihli ilamında, boşanma kaynaklı bir tartışmada eski damadına su dolu 500 ml’lik bir pet şişe fırlatan sanığın eyleminde, şişenin kullanılış biçimine göre “faile bir avantaj veya üstünlük sağlayan, saldırı veya savunmada etkin şekilde kullanılan her nesnenin yapısı, kullanılış biçimi ve elverişlilik kriteri de göz önünde bulundurularak silah olarak kabul edilmesi” gerektiğini, ancak somut olayda bu niteliklerin gerçekleşmediğini belirterek eylemi şikâyete tabi basit yaralama (TCK m.86/2) kapsamında bırakmıştır.

Bu karardan çıkan ölçütleri maddeler hâlinde saymak gerekirse, bir nesnenin TCK m. 6/1-f anlamında silah sayılabilmesi için;

  1. Nesnenin, vücut uzuvlarıyla (yumruk/tekme) verilebilecek zararın ötesinde bir etki veya üstünlük sağlaması,
  2. Aynı nesnenin somut kullanılış biçimine göre değerlendirilmesi (örneğin bir şişeyi fırlatmak ile boğaza sokmak farklı sonuçlar doğurabilir),
  3. El, ayak, kafa gibi vücut uzuvlarının veya sabit direk/duvar gibi sabit cisimlerin -sonuç ne olursa olsun- silah sayılmaması,
  4. Nesnenin taşınabilir (mobil) nitelikte olması,

aranmaktadır. Bu nitelendirmenin pratik sonucu doğrudan usule yansır: nesne silah sayılırsa suç şikâyete bağlı olmaktan çıkar ve şikâyetten vazgeçme sonuç doğurmaz; silah sayılmazsa eylem TCK m.86/2 kapsamında kalır ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürür.

C. Ateşli Silahla Yaralama – Özel Durumlar

Ateşli silahla yaralama, TCK m. 86/3-e’deki nitelikli hâlin yanı sıra 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamında da ayrıca değerlendirilebilir. Ruhsatsız silah taşımak veya bulundurmak ayrı bir suç oluşturur; yaralama suçuyla gerçek içtima hükümleri uygulanarak birlikte cezalandırılır. Failin mağdura hedef alması ve yakın mesafeden ateş etmesi hâlinde öldürme kastının varlığına karine oluşur; bu durum öldürmeye teşebbüs kurallarının uygulanmasına yol açar. Buna karşın uzak mesafeden veya uyarı amacıyla rastgele atılan ateş sonucu meydana gelen yaralamalar, olası kastla yaralama çerçevesinde değerlendirilebilir.

D. Bıçakla Yaralama

Bıçakla yaralama, özellikle kavgadan kaynaklanan suçlarda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu tür davalarda Yargıtay, kastın belirlenmesinde şu ölçütleri esas alır: yaranın derinliği ve yeri, bıçak darbelerinin sayısı ve kararlılık göstergesi olup olmadığı, olayın oluş biçimi ile failin sözlü tehditleri. Hayati bölgelere yönelik derin yaralamalar öldürme kastına karine oluşturmakla birlikte, yüzeysel veya el ya da bacağa isabet eden yaralamalar kasten yaralama kapsamında değerlendirilebilir.

E. Asitle Yaralama (Yakıcı/Aşındırıcı Madde Kullanımı)

Asit veya diğer aşındırıcı maddelerle yaralama, özellikle yüz bölgesine uygulandığında hem TCK m. 86/3-e (silahla yaralama) hem de TCK m. 87/1-c (yüzün sürekli değişikliğe uğraması) kapsamında değerlendirilebilir. Yüzü hedef alan asit saldırıları kasten müessir fiil niteliği taşımakla birlikte, olayın koşullarına göre canavarca hisle işleme (TCK m. 86/3-d) bendi de uygulanabilir.

F. Silahla Yaralamada İspat Sorunları

Silahla yaralama davalarında sıkça karşılaşılan ispat güçlükleri şunlardır: silahın olay yerinde bulunamaması (bu durumda tanık ifadeleri ve adli tıp raporları belirleyici delil niteliği kazanır), birden fazla zanlı varlığında silahı kimin kullandığının tespiti, kazara ateşli silah yaralamalarında kastın belirlenmesi güçlüğü ve delil yetersizliği nedeniyle nitelikli hâlin mi yoksa temel suç tipinin mi uygulanacağının belirsizleşmesi.

IX. Kasten Yaralama ile Kasten Öldürmeye Teşebbüs Arasındaki Ayrım

Uygulamada en çok tartışılan ve dava sonucunu doğrudan belirleyen konulardan biri, failin kastının yaralamaya mı yoksa öldürmeye mi yönelik olduğunun tespitidir. Bu ayrım için içtihatlarla Yargıtay tarafından bazı kriterler ortaya konulmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.07.2008 tarihli, 2008/1-88 E., 2008/184 K. sayılı ilamı başta olmak üzere yerleşik içtihada göre, öldürme kastının varlığının tespitinde;

  1. Fail ile mağdur arasında suçun işlenmesini gerektirecek bir husumetin bulunup bulunmadığı,
  2. Olayda kullanılan aracın (silah, bıçak, sopa vb.) öldürmeye elverişli olup olmadığı,
  3. Bu aracın kullanılış şekli ve darbe sayısı ile şiddeti,
  4. Darbelerin mağdurun bedeninde isabet ettiği bölge ve bu bölgenin hayati önemi,
  5. Failin fiilini kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenle mi sonlandırdığı,
  6. Failin olay öncesi ve sonrasındaki davranışları,

birlikte değerlendirilir. Bu kriterlerin hiçbiri tek başına belirleyici olmayıp olayın bütünlüğü içinde birlikte değerlendirilmesi gerekir. Örneğin hayati bölgeye yönelen, birden fazla ve kararlılıkla tekrarlanan bir bıçak darbesi öldürme kastına karine oluştururken; kolun veya bacağın yüzeysel biçimde yaralanması ve failin saldırıyı kendiliğinden durdurması genellikle yaralama kastının göstergesi olarak kabul edilir.

X. SEÇENEK YAPTIRIMLAR VE USUL HUKUKU KURUMLARI

A. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), CMK m. 231’de düzenlenmektedir. Mahkûmiyet hükmünün kurulmasına karşın bu hükmün açıklanmasının beş yıl süreyle geri bırakılmasını öngören bir usul kurumudur. CMK m. 231/6 uyarınca HAGB uygulanabilmesi için şu koşulların bir arada gerçekleşmesi gerekir: hapis cezasının iki yıl veya daha az olması (adli para cezasına çevrilen hâller dahil), sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, mahkemenin sanığın yeniden suç işlemeyeceğine kanaat getirmesi ve zararın giderilmesi.

Kasten yaralamada temel ceza bir ila üç yıl hapis olarak belirlendiğinden, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için ilk önce cezanın takdiri ve yasal indirimlerle iki yıl veya daha az düzeye tayin edilmesi gerekir. Nitelikli hâllerde ceza bir kat artırıldığından bu durum HAGB uygulanmasını güçleştirir. HAGB kararı verildikten sonra sanık beş yıllık denetim süresine tabi tutulur; bu süre zarfında bir yıl süreyle denetimli serbestlik, mağdura tazminat ödenmesi ve kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi gibi yükümlülüklere uyulması zorunludur.

HAGB kararı verilirken dikkate alınacak zararın kapsamı ve seçenek yaptırımların ölçülülüğü de içtihatla sınırlandırılmıştır. Yukarıda II-B bölümünde ele alınan Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 2009/5456 E. – 2010/6916 K. sayılı ilamı, HAGB’de dikkate alınacak zararın yalnızca maddi zarar olduğunu (manevi zararı kapsamadığını) ve seçenek yaptırımın kanunun amacına uygun, ölçülü ve denetime elverişli olması gerektiğini; somut olayda futbolcu olan sanığa verilen ve onu fiilen meslekten men edecek nitelikteki “stada gitme yasağı”nın bu ölçütlere aykırı olduğunu hükme bağlamıştır.

B. Uzlaşma

Uzlaşma, CMK m. 253-254 ile Uzlaştırma Yönetmeliği’nde düzenlenmiş olup mağdurun zararının karşılanması karşılığında taraflar arasında bir anlaşmaya varılmasını amaçlayan alternatif bir uyuşmazlık çözüm mekanizmasıdır. Yukarıda VII. bölümde açıklandığı üzere TCK m. 86 kapsamındaki temel/basit kasten yaralama uzlaşma kapsamındadır; TCK m. 86/3 nitelikli hallerinde ise Yargıtay, özellikle kamu görevlisine karşı işlenen olaylarda uzlaşmanın mümkün olmadığına hükmetmiştir. Uzlaşma süreci; savcılık aşamasında uzlaştırma bürosunca teklif sunulması, taraflara uzlaştırmacı atanması, müzakere sürecinin yürütülmesi ve anlaşmaya varılması hâlinde kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşürülmesine karar verilmesi aşamalarından oluşur. Uzlaşma belgesi adli sicile işlenmez, cezai sicil kaydına yansımaz ve idari işlemlerde herhangi bir engel oluşturmaz; bu nedenle sanık açısından tercih edilebilir bir seçenektir.

C. Adli Para Cezasına Çevirme

TCK m. 50 uyarınca kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına dönüştürülebilir; bu dönüşümün uygulanabilmesi için hapis cezasının bir yıl veya daha az olması gerekir. Temel kasten yaralamada ceza bir ila üç yıl olarak öngörüldüğünden, çeşitli indirimler uygulanarak bu cezanın bir yıl veya daha az bir düzeye indirilmesi hâlinde adli para cezasına dönüştürme mümkün hale gelebilir. Adli para cezasının hesaplanmasında gün birimi esas alınır: bir gün adli para cezası, kanun kapsamında en az yirmi, en fazla yüz Türk Lirası olarak hâkimin takdir yetkisi dahilinde belirlenir; ödenmemesi hâlinde bu ceza hapis cezasına dönüştürülür. Mahkeme bu dönüşümün yanı sıra HAGB veya ertelenmiş hapis cezasını da tercih edebilir; adli para cezasının tercih edilmesinde sanığın mali durumu, daha önce hürriyeti bağlayıcı ceza alıp almadığı ve suçun niteliği gibi etkenler göz önünde bulundurulmalıdır.

XI. KASTEN YARALAMA SUÇU HAKKINDA YARGITAY KARARLARI

HIV Bulaştırma Eyleminde Suç Kastı, Failin Virüsü Taşıdığını Bilip Bilmediği Saptanarak Belirlenmelidir

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2013/4455 E. – 2014/6303 K., 17.12.2014 T.

Kararın Özeti

Evli olmasına rağmen ayrı bir evde ilişkiler yaşayan ve bu ilişkilerden birinde kendisine HIV bulaşan sanığın, aynı evde 17 yaşındaki mağdurla rızaya dayalı cinsel ilişkiye girerek mağdura HIV virüsü bulaştırdığı iddia edilmiştir. Yerel mahkeme, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan beraat kararı vermiş; Yargıtay, kastın belirlenmesi için eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

HIV taşıyan hastalara sağlık birimlerince özel kodlar verildiği gözetilerek, sanığın hangi tarihten itibaren HIV taşıdığı ilgili sağlık kurumlarından sorulmalı ve sanığın suç tarihinden önce virüsü taşıdığını bilip bilmediği şüpheye yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. Suç kastı ancak bu tespitten sonra değerlendirilebilir.

“…sanığın suç tarihinden önce HIV virüsü taşıdığını bilip bilmediğinin … şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra, sanığın suç kastının ve hukuki durumunun tayini gerekir…”

Değerlendirme

Bu karar, bulaştırma yoluyla işlenen fiillerde kastın bilgi unsuruna dikkat çekmesi bakımından önemlidir. Failin virüsü taşıdığını bilmesi, eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, (sürekli hastalığa yol açan) kasten yaralama mı, yoksa taksirli bir fiil mi olduğunu belirleyen ayırt edici unsurdur. Failin hastalığından haberdar olmadığı bir durumda kasten hareket ettiğinden söz edilemez. Bu nedenle, sağlık kayıtları üzerinden bilgi unsurunun resmî yazışmalarla netleştirilmesi, suç vasfının doğru belirlenmesinin ön koşuludur.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2013/4455 E. – 2014/6303 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”
TÜRK MİLLETİ ADINA

1- Sanık İ.. A..’nın, mağdur Ayşegül hakkında reşit olmayanla cinsel ilişkide bulunma suçundan, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, CMK’nın 231/12. madddesi gereğince temyizi kabil olmayıp itiraz yasa yoluna tabi kararlardan olduğundan ve mahallince değerlendirilmesi gerektiğinden inceleme dışı bırakılmıştır.
2- Sanık İ.. A.. hakkında mağdur Ayşegül’ü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesinde,
Sanık İrfan’ın, evli olmasına rağmen ayrı bir ev kiraladığı, bu evde Gürcistan uyruklu bir kadınla cinsel ilişki yaşadığı, bu ilişki sonucunda sanığa HIV virüsü bulaştığı, yine aynı evde zaman zaman 17 yaşındaki mağdurla rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiği, sanığın mağdur Ayşegül ile cinsel ilişkiye girmesi sonucunda, sanığın mağdura HIV virüsü bulaştırdığı olayda;
HIV virüsü taşıyan hastalara, sağlık birimlerince özel kodlar verildiği dikkate alınarak, sanığın hangi tarihten itibaren HIV virüsü taşıdığının, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Kurumu ile sanığın ikametgahı İl Sağlık Müdürlüğünden sorulması, sanığın suç tarihinden önce HIV virüsü taşıdığını bilip bilmediğinin resmi kurumlarla yapılacak yazışmalardan sonra şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra, sanığın suç kastının ve hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), 17/12/2014 gününde oybirliği ile karar verildi.

Engellemeye Rağmen Saldırıya Devam Edip Üçüncü Kişiyi Yaralama Olası Kastla Yaralamadır

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2009/5456 E. – 2010/6916 K., 08.03.2010 T.

Kararın Özeti

İki takım oyuncuları arasında çıkan kavgada, bir sanığın tekmeyle yaralama eylemi doktor raporu ve tanık beyanıyla sabit olmasına rağmen beraatine karar verilmiş; diğer sanığın ise karşı takıma saldırırken araya barikat kuran polis memurlarına çarparak yaralamasına neden olan eylemi taksirle yaralama sayılmıştır. Yargıtay, her iki yönden ve ayrıca seçenek yaptırım/HAGB uygulamaları yönünden hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Doktor raporu ve tanıkla sabit olan yaralamada beraat kararı verilemez. Engellemeye rağmen saldırıya devam ederek polis memurlarının yaralanabileceğini öngörüp neticeyi kabullenen sanığın eylemi, taksirle değil, olası kastla yaralama (TCK m.86/2, 3-c, 21/2) niteliğindedir. Ayrıca HAGB’de dikkate alınacak zarar yalnızca maddi zarardır (manevi zararı kapsamaz); seçenek yaptırım ise kanunun amacına uygun, ölçülü ve denetime elverişli olmalıdır; futbolcu olan sanığı fiilen meslekten men edecek nitelikteki stada gitme yasağı bu ölçütlere aykırıdır.

“…ortaya çıkacak neticeyi kabullendiğinden sanığın eyleminin … olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden…”

Değerlendirme

Karar dört ayrı ilkeyi bir arada sunar. En öne çıkanı, olası kast ile bilinçli taksir ayrımıdır: failin öngördüğü neticeyi “kabullenmesi” eylemi olası kasta taşır; “istememesine rağmen gerçekleşmesi” ise bilinçli taksirdir. Bu ayrım, hem suç vasfını hem ceza miktarını köklü biçimde değiştirir. Ek olarak karar, HAGB’deki zararın maddi zararla sınırlı olduğunu ve seçenek yaptırımların kişinin mesleğini fiilen sona erdirecek ölçüde ağırlaştırılamayacağını ortaya koyarak, uygulamada sık karşılaşılan iki hatayı da düzeltmektedir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2009/5456 E. – 2010/6916 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dosya içeriğine göre, sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1)-Sanık A.. K..’nin katılana tekme ile vurmak suretiyle kasten yaralama suçunu işlediği katılanın aşamalardaki tutarlı iddialarını doğrulayan doktor raporu ve tanık M.Y.beyanı ile sabit olduğu halde, atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
2)-Sanık E.. T..’nın iki takım oyuncuları arasında çıkan kavgada karşı takım oyuncularına vurmak için saldırırken arada barikat kuran polis memurlarına çarparak yaralanmalarına neden olabileceğini öngörmesine rağmen eylemine devam ederek ortaya çıkacak neticeyi kabullendiğinden sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 86/2, 3-c ve 21/2. maddelerine uyan olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde taksirle yaralama suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
3)-Kabule göre de:
a)-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-2009/13 sayılı kararında da belirtildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde dikkate alınacak zararın maddi zarar olduğu, manevi zararı kapsamadığı ve katılanın dosyaya yansıyan maddi bir zararının da bulunmadığı gözetilmeden zarar tazmini şartı sanık tarafından yerine getirilmediğinden sanık E.. T.. hakkında 5271 sayılı CMK.nun 231/6. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
b)-5237 sayılı TCK’nun “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı 50/1-d.maddesinde “Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama süresinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlemesindeki özelliklere göre; mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, çevrilebilir.” hükmünün yer aldığı, sanığa tayin edilen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırıma çevrilirken, kanun koyucunun amacına uygun, akla ve mantığa aykırı olmayan tarafları tatmin edici, denetime elverişli bir seçenek yaptırıma hükmedilmesi gerektiği ve cezanın bir katından anlaşılması gerekenin cezanın kendisi olduğu gözetilmeden, dosya içeriğine göre, Yeni Güneyspor’da futbolcu ve antrenör olduğu anlaşılan sanık E.. T..’nın cezasının meslekten men sonucunu doğuracak ve 2 ay 15 gün olan ceza süresini de geçecek şekilde 5 ay süreyle Yeni Güneyspor’un maçlarının oynandığı Güney Atatürk Stadına gitmekten yasaklanma seçenek yaptırımına çevrilmesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık E.. T.. ve katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 08.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Köpeğini Saldırtarak Yaralama “Silahla Kasten Yaralama” Suçunu Oluşturur

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2013/30417 E. – 2014/3632 K., 30.01.2014 T.

Kararın Özeti

Müştekiyle tartışan sanık, yanında bulunan köpeğini müştekiye saldırtarak, adli rapora göre basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olmuştur. Yerel mahkeme suç vasfını hatalı belirlemiş; Yargıtay, eylemin silahla kasten yaralama suçunu oluşturduğunu belirterek hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Sanığın köpeğini bir saldırı aracı olarak kullanarak yaralama eylemi gerçekleştirmesi, fiili TCK’nın silahla yaralamaya ilişkin nitelikli hali kapsamına sokar. Suç vasfında yanılgıya düşülerek karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

“…sanığın gerçekleşen eyleminin silahla kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek…”

Değerlendirme

Bu karar, “silah” kavramının yalnızca cansız aletlerle sınırlı olmadığını; saldırı aracı olarak yönlendirilen bir hayvanın da bu kapsamda değerlendirilebileceğini göstermesi bakımından öğreticidir. Belirleyici olan, eğitilmiş/yönlendirilen hayvanın failin elinde yaralama sonucunu doğurmaya elverişli bir saldırı aracına dönüşmesidir. Yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olması suçu basit hale getirse de, silahla işlenme nitelikli hali şikâyet aranmaksızın cezada artırım sebebidir; bu nedenle vasıf tayini sonucu doğrudan etkiler.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2013/30417 E. – 2014/3632 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;
1)Sanığın, tartıştığı müştekiye yanında bulunan köpeğini saldırtarak müştekiyi adli rapora göre basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralaması olayında, sanığın gerçekleşen eyleminin silahla kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,
2)Kabule göre de, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik ve Tedbirlerinin İnfazı Hakkında kanunun 108. maddesinin 4, 5 ve 6. fıkralarına göre, denetim süresini belirleme ve gerektiğinde uzatma görevi, hükmü veren mahkemeye değil, hükümlünün infaz aşamasındaki davranışlarını da değerlendirerek koşullu salıverme ile ilgili kararı verecek olan mahkemeye ait olup, mahkumiyet hükmünde, mükerrir olan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 58/7 maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken denetimli serbestlik süresinin belirlenmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 30/01/2014 günü oybirliğiyle karar verildi.

Bir Nesnenin “Silah” Sayılması, Soyut Tanıma Değil Somut Olaydaki Elverişliliğe Bağlıdır (Pet Şişe Örneği)

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/311 E. – 2019/112 K., 19.02.2019 T.

Kararın Özeti

Boşanma kaynaklı bir tartışmada sanığın, eski damadı olan mağdura su dolu 500 ml’lik bir pet şişe fırlatması ve tekme atmaya çalışması olayında, bu şişenin TCK m.6/1-f kapsamında “silah” sayılıp sayılmayacağı ve buna bağlı olarak suçun şikâyete tabi olup olmadığı tartışılmıştır. Ceza Genel Kurulu, kullanılış biçimine göre pet şişenin silah sayılamayacağına ve eylemin şikâyete bağlı basit yaralama (TCK m.86/2) kapsamında kaldığına karar vererek, şikâyetten vazgeçme nedeniyle verilen düşme hükmünü onamıştır.

Ceza Genel Kurulunun Gerekçesi

5237 sayılı TCK, “saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen kullanılmaya elverişli diğer şeyler” ifadesiyle silah kapsamını genişletmiştir. Ancak bir nesnenin soyut olarak silah tanımına girmesi tek başına yeterli değildir; somut olaydaki kullanılış biçimine göre elverişlilik aranır. Ölçüt şudur: nesne, yumruk veya tokatla verilebilecek zararın ötesinde yaralamaya yol açıyor ya da faile bir üstünlük/avantaj sağlıyor veya caydırıcılığıyla mağdurun direncini kırıyorsa silahtır. Somut olayda su dolu pet şişe, kullanılış biçimine göre bu nitelikleri taşımamış, ayrıca dosyada yaralanmaya dair adli rapor da bulunmamıştır.

“…faile bir avantaj veya üstünlük sağlayan … saldırı veya savunmada etkin şekilde kullanılan her nesne, yapısı, kullanılış biçimi ve elverişlilik kriteri de göz önünde bulundurularak silah olarak kabul edilmeli…”

Değerlendirme

Bu karar, kasten yaralamada “silah” tartışmasının başvuru içtihadıdır ve nesnenin türünden çok kullanılış biçimini merkeze alır. Karardan çıkan ölçütler şunlardır:

  • Elverişlilik kriteri: Nesne, vücut uzuvlarıyla (yumruk/tekme) verilebilecek zararın ötesinde bir etki/üstünlük sağlamalıdır.
  • Somut değerlendirme: Aynı nesne bir olayda silah sayılırken, başka bir kullanımda sayılmayabilir (pet şişeyi fırlatmak ≠ boğaza sokmak).
  • Vücut uzuvları ve sabit cisimler: El, ayak, kafa ile sabit direk, duvar, sert zemin -sonuç ne olursa olsun- silah sayılmaz.
  • Taşınabilirlik: Baskın görüşe göre silah mobil (taşınabilir) olmalıdır.

Pratik sonuç doğrudan usule yansır: nesne silah sayılırsa suç şikâyete bağlı olmaktan çıkar (m.86/3-e) ve şikâyetten vazgeçme sonuç doğurmaz; silah sayılmazsa eylem m.86/2 kapsamında kalır ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürür. Bu nedenle silah nitelendirmesi, davanın kaderini belirleyen kritik bir eşiktir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/311 E. – 2019/112 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 751-923

Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan açıklan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle TCK’nın 73/4 ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşmesine ilişkin Ankara (Kapatılan) 13. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 17.06.2014 tarihli ve 294-686 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 10.09.2015 tarih ve 8024-25253 sayı ile;
“…Sanığın olayda yerden alıp mağdura doğru fırlattığı pet şişenin TCK’nın 6/1-f maddesinde belirtilen silah niteliğindeki maddelerden sayılacağı gözetilmeden yerinde olmayan gerekçeyle şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
6545 sayılı Kanun’un 84. maddesiyle 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrası uyarınca sulh ceza mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle bozmadan sonra yargılama yapan Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesi ise 08.12.2015 tarih ve 751-923 sayı ile;
“…Silah tabiri TCK’nın 6. maddesinde genel hatlarıyla sayılmıştır.
Bunlar ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, saldırı ve savunmada kullanılmak üzere her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, saldırı ve savunma amacı ile yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı, nükleer, radyoaktif, kimyasal biyolojik maddeler olarak sayılmıştır.
Buna göre TCK’da silah tanımına genelleme getirmek gerekirse delici, kesici, ezici, aşındırıcı, yakıcı, hastalık oluşturucu madde ve nesneler silahtır demek kanaatimizce yanlış olmayacaktır.
Ancak nesnenin silah olarak tanımlanmış olması tek başına arttırım nedeni olarak hüküm kurarken uygulanamaz. Çünkü bir şeyin silah olarak tanımlanmış olması suçta kullanımına elverişli olduğu sonucunu doğurmaz. Örneğin savaş tankı adı üzerinde bir silahtır. Ancak kimse bir tankı namlusundan tutup başkasına vurarak yaralama suçu işleyemez. Yani basit yaralama suçunun işlenmesi için tank mobil kullanıma elverişli bir silah değildir. Ancak bu aletin silah olarak kullanılabilmesi için ya namlusunu insanlara doğru çevirip ateş etmek gerekir ya da insanların üzerlerine sürerek paletleri ile ya da gövdesi ile bir şekilde üçüncü kişileri yaralamaya çalışılması lazımdır.
Tam tersini düşünecek olursak kürdan herhangi bir Yargıtay kararında silah olarak sayılmamıştır. Fakat somut olayın niteliğine göre bir kişinin gözüne batırılması sureti ile kürdan, yaralama suçunun işlenmesinde elverişli bir silah olarak kullanılabilme niteliğini haizdir.
Bu örneklerden de görüleceği gibi bir nesnenin silah olarak sayılıp sayılmaması ile ilgili yargıç tarafından olay dışı yapılacak bir ‘ön kabul’ bize göre doğru değildir. Yargıç olayda kullanılan nesnenin karşı tarafın yaralanmasına müsait yapı arz edip etmediğini ve bu amaçla kullanılıp kullanılmadığını araştırmak zorundadır.
Hukuku şablonlara hapsetmek yanlıştır ve şablonlara hapsedilmiş yargılamadan da adil sonuç çıkmasını beklemek aşırı iyimserlik olacaktır.
Meydana gelen bir olay sırasında kullanılan bir nesnenin veya maddenin silah sayılabilmesi için saldırıda bulunan kişinin vücut organlarına nazaran bu kişiye bir üstünlük sağlaması ve korunan yarara yönelik de bir zarar meydana getirmeye elverişli olması gerekmektedir.
Doktrinde silahın taşınabilir olup olmaması yönünde de çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Baskın görüşe göre silahın mobil yani taşınabilir niteliği haiz olması gerektiği düşünülmektedir.
Ancak yine kanımızca bu görüş de yanlıştır. Çünkü örneğin saldırganın saldırdığı kişinin kafasını tutarak sabit hâlde bulunan örs gibi bir demir alete vurmak sureti ile yaralanmasına sebebiyet verirse yine burada bizce hâkim tarafından silahla yaralama nedeni ile arttırım yapılması gerekecektir.
Olayımıza gelirsek; 01.02.2013 tarihli olayda taraflar arasında çıkan tartışma sırasında … isimli kişi eline geçirdiği 500 ml’lik içi su dolu bir pet şişeyi diğer müşteki sanığa fırlatmıştır.
Dosyada bulunan olay anını gösterir bilirkişi raporundan da bu anlaşılmaktadır.
Somut olayda kullanılan pet şişenin sanık …’nın kullanım amacına göre bir silah olarak kabul edilmesi mahkememizin kanaatine göre mümkün değildir. Çünkü pet şişenin fırlatılarak atılması sureti ile atan kişinin vücut organlarını yani tekmesine veya yumruğuna göre bir üstünlük sağlayamayacağı açıktır. Yani pet şişeyi bir kişiye vurarak onu yaralamanız oldukça zordur. Bunun yerine yumruk ve tekme kullanılması zarar vermek isteyen kişiye daha büyük bir avantaj sağlayacaktır.
Olaya göre değerlendirme yapılması gerektiğini söylediğimize göre mesela pet şişenin silah olarak kullanılabilmesi saldırganın pet şişeyi saldırdığı kişinin boğazına sokarak onu öldürmeye çalışması ile mümkün olabilir. Bu durumda tabi ki yargıç kullanılan aletin bir silah olduğunu kabul edecek ve hükmünü buna göre kuracaktır.
Ancak olayımızda sanık …’nın kullanım şekline göre 500 ml ebatında içi su dolu pet şişenin saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeylerden ve dolayısıyla silah olarak sayılmasının mümkün olmadığı,” gerekçesiyle bozma kararına direnerek sanık hakkında açılan kamu davasının önceki hüküm gibi düşmesine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.03.2016 tarihli ve 85002 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 407-621 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.02.2017 tarih ve 459-1794 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan verilen kamu davasının düşmesine ilişkin hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık … hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasının düşmesine ilişkin hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kasten yaralama suçunda kullanılan su dolu 500 ml’lik pet şişenin TCK’nın 6/1-f maddesi kapsamında silah sayılıp sayılmayacağının, buna bağlı olarak kasten yaralama suçunun şikâyete tabi olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık … hakkında, kızı…. (….) Alıcı ile eski damadı mağdur …’nin boşanmalarından dolayı çıkan tartışmada mağdura su dolu 500 ml’lik pet şişe fırlatıp tekme atmaya çalışarak kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla TCK’nın 86/2, 86/3-e ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı,
Olayın meydana geldiği Bener Çarşısında bulunan güvenlik kamerası görüntülerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 04.02.2014 tarihli bilirkişi raporunda; 01.12.2013 tarihinde kamera saatine göre saat 17.40.58’de sanık …’nın, görüntünün sağından fırlayıp yere düşen pet şişeyi yerden aldığı, saat 17.41.01’de sanığın yerden aldığı pet şişeyi mağdur …’ye doğru fırlattığı, saat 17.41.02’de sanıkla mağdurun birbirlerinin yakasından tutarak itişmeye başladıkları,…. (….) Alıcı’nın tarafları ayırmaya çalıştığı, saat 17.41.05’te karşılıklı itişmeler devam ederken sanığın mağdura tekme attığı, saat 17.41.17’de sanığın çarşı içerisinde doğru gittiği, saat 17.41.19’da mağdurun merdivenlerden çıktığı, saat 17.41.55’te tekrar merdivenlerden inip çarşı içerisine yönelen mağdurun arkasından sanığın işaret parmağını salladığı ve bir şeyler söylediğinin belirtildiği,
Dosya içerisinde mağdur … hakkında düzenlenmiş herhangi bir adli muayene raporu bulunmadığı,
Sanık … hakkında düzenlenen 12.02.2014 tarihli nüfus kayıt örneğinde; sanık …’in kızı…. (….) Alıcı’nın, mağdur … ile Ankara 11. Aile Mahkemesinin 27.11.2013 tarihinde kesinleşen 1081-1012 sayılı kararıyla boşandıklarına dair kayıt bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur … kollukta şüpheli sıfatıyla alınan beyanında; sanık …’nın eski kayınvalidesi olduğunu, eski eşi olan…. ile aralarında birtakım anlaşmazlıklar bulunduğunu, bu nedenle aralarında anlaşarak boşandıklarını, olay günü boşanma nedeniyle eski eşine ödeyeceği para ve müşterek çocuklarının velayetiyle ilgili konularda görüşmek için sanık … ve eski eşi…. ile saat 17.30 sıralarında Bener Çarşısında buluştuklarını, ödenecek para miktarı ve çocuğunun velayeti konusunda çıkan tartışma üzerine sanığın, yakasını tutmak için kendisine doğru uzandığını, bunun üzerine kendisini geriye çektiğini, sanığın elinde bulunan su şişesini alnına attığını, migren hastası olması nedeniyle zaten başının ağrıdığını, su şişesinin alnına isabet etmesiyle başının daha da çok ağrıdığını, o andaki acı nedeniyle bir anlık refleksle mağdura tekme attığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Kovuşturma aşamasında; sanıkla karşılıklı olarak şikâyetlerinden vazgeçtiklerini, sanığın olay esnasında kendisine pet şişe fırlattığını, pet şişenin vücuduna isabet etmesine rağmen herhangi bir acı hissetmediğini, herhangi bir şekilde yaralanmasının da mümkün olmadığını,
İfade etmiştir.
Sanık soruşturma aşamasında müşteki sıfatıyla alınan beyanında; kızı…. ile mağdur …’in anlaşmalı olarak boşandıklarını, ancak mağdurun sürekli olarak kızını arayıp rahatsız ettiğini, olay günü kızı ve mağdurun boşanmasıyla ilgili hususlarda görüşmek için mağdurla Yeni Batı Mahallesinde bulunan Bener Çarşısında buluştuklarını, mağdurun, kendilerini görür görmez tehdit ve hakaret içerikli sözler söylemeye başladığını, ayrıca tekme atıp boğazına sarıldığını, mağdurun çarşıda bulunanlar tarafından uzaklaştırıldığını, olay nedeniyle doktor raporu aldırmak istemediğini, eski damadı olan mağdur …’den şikâyetçi olduğunu,
Kovuşturma aşamasında; tartışma sırasında mağdura pet şişe fırlattığını, mağdurla barışarak karşılıklı olarak şikâyetlerinden vazgeçtiklerini, tekrar aralarının açılmasını istemediğini, atılı suçu işlemediğini,
Savunmuştur.
Kasten yaralama suçu 5237 sayılı TCK’nın 86. maddesinde;
“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silâhla,
İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” şeklinde düzelenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her türlü davranışla kasten yaralama suçunun işlenebileceği kabul edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, kasten yaralama eylemi nedeniyle mağdurda meydana gelen yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olması durumunda suçun şikâyete tabi olduğu, maddenin üçüncü fıkrasında sayılan hâllerin bulunması durumunda ise şikâyet şartının aranmayacağı belirtilmiştir.
Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından “silah” kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.
Silah kavramı, 765 sayılı TCK’nın 189. maddesinde;
“Ceza tâyininde kanunun şiddet sebebi sayarak bildirdiği silâh tabirinden maksat;
1 – Ateşli silâhlar;
2 – Patlayıcı maddeler;
3 – Tecavüz ve müdafaada kullanılan her türlü kesici, delici veya bereleyici âletler,
4 – Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler ve boğucu, kör edici gazlardır” şeklinde,
5237 sayılı TCK’nın 6. maddesinde ise;
“(1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;
… f) Silâh deyiminden;
1. Ateşli silâhlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, biyolojik maddeler,
… Anlaşılır” biçiminde tanımlanmıştır.
Her iki Kanun normu ana hatları itibarıyla benzer düzenlemeleri içermekte ise de anılan normların, farklı yönlerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine geçmeden önce 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü döneminde 189. maddenin yargısal kararlarda nasıl yorumlandığını belirlemek gerekmektedir.
765 sayılı Kanun döneminde, 189. maddenin 1, 2 ve 4. bendlerinin yorumunda herhangi bir sorunla karşılaşılmamış ise de, “Tecavüz ve müdafaada kullanılan her türlü kesici, delici veya bereleyici âletler” şeklindeki 3. bent farklı uygulamalara yol açmış, bendin “tecavüz ve müdafaada kullanılan silahlardan her türlü aletler, saldırma, kama ve her nevi bıçaklar ve çakılar ve yine bunlar gibi kesici olan ustura ve jiletler ve delici aletler, şişli bastonlar, şişleri ve uçları sivriltilmiş demir çubukları, büyük çivileri ve hülasa batmaya, delmeye yarayan bütün aletler ve Amerikan yumruğu, ustura, topuz ve matrak gibi taarruz için hazırlanmış aletleri ifade eder” şeklindeki gerekçesi uygulamaya yol göstermiş, “alet” kavramı silah tanımında anahtar kavram olarak kabul edilmiştir. Ancak ne var ki bendin uygulanması yönünde genel bir ilke ortaya konulamamış, nelerin silah sayılacağı, nelerin sayılmayacağı olaysal olarak belirlenmiştir.
Bu uygulamanın sürdürülmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesine geçmeden önce, öğretinin konuya bakışının da açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Bu konuda öğretide; “Tanım kapsamına giren her şey silah olmakla birlikte, silahın bir suçun temel veya nitelikli şekline ilişkin unsur oluşturduğu hâllerde, kullanılan aletin işlenmesi kastedilen suç açısından elverişli olması gerekir. Başka bir deyişle, kullanılan aletin işlenmesi kastedilen suçla bağlantılı olarak elverişli silah olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Bu itibarla, bir nesne, bir suçun işlenmesi ile ilgili olarak elverişli silah niteliğini taşımakla birlikte; başka bir suç açısından bu niteliği haiz olmayabilir. Örneğin fiilen saldırıda kullanılmaya elverişli olan, sopa, taş vs. kasten yaralama suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurunu oluşturan elverişli silah niteliğini taşımaktadır. Buna karşılık, taş, sopa, kazma ve kürek gibi aletler, devletin güvenliğine karşı suç işlemek üzere silahlı örgüt kurma suçunun unsurunu oluşturan elverişli silah niteliğini haiz değildir.” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, 3. Bası, s.107.); “Objektif olarak, bir silahın etkisini oluşturmaya elverişli her objenin silah kapsamında görülmesi gerekir… Silahın saldırı ve savunma aracı olarak kullanılması gerekir. Bu nedenle vücut kısımları silah sayılmaz. Ancak, suç işlenirken kullanılan aracın silah sayılması ve fail hakkında ağırlaştırıcı nedenin uygulanması için, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi, saldırı ve savunmada kullanılmak üzere, özel olarak üretilmiş olması şart değildir… Öte yandan silah taşınabilir olmalıdır… Somut olayın özellikleri dikkate alındığında, aracın kullanılma biçimiyle yaratılan tehlike, objenin silah olarak değerlendirilmesinde esas alınmalıdır. Dolayısıyla, yapısına ve olaydaki kullanılış biçimine göre, yaralanmaya neden olan her çeşit araç, silah olarak kabul edilmeli ve ağırlaştırıcı neden uygulanmalıdır.” (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut; Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, 4. Baskı, Eylül 2017, İstanbul, s. 155-157.); “Suçun silahla işlenmiş olmasının nitelikli hâl sayılmasının altında yatan düşünce, söz konusu aracın mağdurun yaşamı, vücut bütünlüğü ve özgürlüğü bakımından ortaya çıkardığı (potansiyel) tehlikedir. Suçun silahla işlenmesinin nitelikli hâl sayılması, silahın suçun işlenmesini kolaylaştırdığı ve mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırdığı düşüncesine dayanmaktadır… Silah denildiğinde bundan anlaşılması gereken, somut olayda objektif niteliğine ve kullanma biçimine göre önemli yaralanmaya yol açabilen saldırı ve savunmaya yarayan her türlü teknik araçtır… Aracın etkisini vücudun dışından mı, yoksa içerisinden mi gösterdiği önem taşımaz… Aracın ‘saldırı ve savunma aracı’ olarak kullanılması zorunluluğu nedeniyle, vücudun bölümleri de silah kavramının dışında kalır. Bu nedenle yumruk, elin kenarı, çıplak ayak veya diz, TCK uygulamasında silah sayılmazlar… Bir aracın TCK anlamında silah sayılabilmesi için, aynı zamanda bunun taşınabilir olması da gerekir. Bu nedenle mağdurun kafasını duvara veya sert zemine vurma durumunda suç silahla işlenmiş sayılmaz… Kullanılan bir aracın silah sayılabilmesi bakımından önemli olan, somut olayda aracın kullanma biçiminden ortaya çıkan tehlikedir. Bu bakımdan kullanılan aracın silah sayılıp sayılmayacağı konusunda ‘somut olayın özellikleri’ göz önünde bulundurulur.” (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, Ankara 2017, s. 232-234.); “Maddede sınırlı bir sayım yapıldığı izlenimi bulunsa da ‘saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler’ ibaresi maddede sayılı olmayan ve fakat silah etkisi doğurmaya elverişli her şeyin silah olarak anlaşılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Diğer bir deyişle fiili işlerken faile bir avantaj sağlamış veya mağdurun suça karşı direncinin kırılmasına yardımcı olmuş veya mağdurun üzerinde bu nesnenin kullanılmamış olmasına göre, daha ağır bir etki yapmış ise bu nesne silah sayılır. Bu yönüyle TCK’da silah tanımının 765 s. TCK’daki tanımdan daha geniş olduğu ifade edilmelidir. Bir vasıtanın silah sayılabilmesi için … suçun niteliği, kullanılış şekli, mesafe ve mağdur üzerinde yarattığı etki de değerlendirmede göz önünde tutulmalıdır. Yaralama neticesine yol açabilecek nitelikte olan her vasıta silahtır.” (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 12. bası, Ankara 2017, s. 204.) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Tüm bu hususlar göz önüne alındığında Ceza Genel Kurulunca yapılan değerlendirme ve varılan sonuçlar şöyle özetlenebilir:
1) Gerek 765 sayılı TCK’nın 189. maddesi gerekse 5237 sayılı TCK’nın 6. maddesinin 1/f bendi benzer düzenlemeleri içermekte ise de her iki düzenlemedeki en temel ayrım, 6. maddenin 1. fıkrasının (f) bendinin 4. alt bendinde; “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler”in silah kapsamına alınmasıdır.
2) Bu alt bent ile silah kapsamı, 5237 sayılı TCK’da genişletilmiş ve önceki daraltıcı uygulama terk edilmiştir.
3) Kanun koyucu bu düzenleme ile “fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli” olmak şartı ile her nesneyi, imal edilip edilmediğine ve hangi amaçla yapılmış olduğuna bakmaksızın silah kapsamına dâhil etmiştir.
4) Buradaki ayırıcı ölçüt, “saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişliliktir.”
5) Kullanılan alet veya diğer eşyanın, işlenmesi kast edilen suç açısından saldırı ve savunmada etkinliği sağlamaya elverişli olması yeterlidir.
6) Fiilen istenen sonucun gerçekleşmesi, kullanılan şeyi silah olarak değerlendirmek açısından, hâkime bir kanaat verebilecek ise de sonucun gerçekleşmesi zorunlu bulunmamakta, başka bir anlatımla suçun teşebbüs safhasında kalması hâllerinde de, silah faktörünün varlığını kabul ve buna göre ceza tertibi mümkün bulunmaktadır.
7) Her somut olayda hâkim; olayın bütünlüğü içinde bir değerlendirme yaparak kullanılan nesnenin silah niteliğinde bulunup bulunmadığını 5271 sayılı CMK’nın 63/1. maddesi kapsamında “hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgisiyle” değerlendirmeli, hukuki bilgisinin yeterli olmadığı durumlarda ise bu konuda bilirkişi görüşüne başvurmalıdır. Nesnenin ele geçirilemediği hâllerde değerlendirmeyi ortaya çıkan sonuca göre yapmalı, “elverişlilik” faktörünü gözetmelidir.
8) Kullanılan aletin silah sayılıp sayılmayacağı hususunda işlenmesi kastedilen suçun niteliği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu itibarla, bir nesne, bir suçun işlenmesi için elverişli silah niteliğini taşımakla birlikte başka bir suç açısından bu niteliği haiz olmayabilecektir.
9) Vücudun bölümleri, el, ayak, kafa gibi uzuvlar, eylemde kullanılış yöntemine göre saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli sayılabilirse de kişinin beden bütünlüğüne dâhil olmaları nedeniyle silah kapsamında değerlendirilmeleri mümkün değildir.
10) Yine aynı şekilde sabit bir direk, sert bir zemin ve duvar, doğurduğu sonuç ne kadar ağır olursa olsun silah kapsamında değerlendirilmemelidir.
Sonuç olarak; uyuşmazlık konusu kasten yaralama suçu bakımından somut olayın özelliklerine göre örneğin yumruk veya tokatla verilebilecek zararın ötesinde yaralamaya yol açan veya yaralama tehlikesini barındıran, faile bir avantaj veya üstünlük sağlayan ya da korkutucu ve caydırıcı özelliği nedeniyle mağdurun suça karşı direncinin kırılmasına yardımcı olan ve bu doğrultuda saldırı veya savunmada etkin şekilde kullanılan her nesne, yapısı, kullanılış biçimi ve elverişlilik kriteri de göz önünde bulundurularak silah olarak kabul edilmeli ve ağırlaştırıcı neden uygulanmalıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık … ile eski damadı olan mağdur …’in, boşanma meselesinden kaynaklanan sorunları görüşmek amacıyla Yeni Batı Mahallesinde bulunan Bener Çarşısında buluştukları, aralarında çıkan tartışmada sanığın su dolu 500 ml’lik pet şişeyi mağdura fırlattığı ve tekme atmaya çalıştığı olayda; kullanılış amacı ve yapısı bakımından saldırı ve savunma amacıyla üretilmediği, caydırıcı ve korkutucu özelliğe sahip olmadığı hususunda tereddüt bulunmayan su dolu 500 ml’lik pet şişenin, sanık tarafından kullanılış biçimine göre mağdurun yaralanması sonucunu doğuracak elverişlilikte olmaması, yine kullanılış biçimine göre kavgada tokat veya yumrukla meydana getirilebilecek zarardan öte sanığa bir avantaj veya üstünlük sağlamaması, kavgada sanık tarafından etkin bir şekilde kullanılmaması ve dosyada mağdurun yaralandığına dair herhangi bir adli rapor da bulunmaması karşısında, su dolu 500 ml’lik pet şişenin, kullanılış biçimine göre kasten yaralama suçu bakımından silah olarak nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, sanığın eylemi TCK’nın 86/2. maddesinde düzenlenen ve takibi şikâyete bağlı olan kasten yaralama suçu kapsamında kaldığından, mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine ilişkin Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; “su dolu 500 ml’lik pet şişe, kasten yaralama suçu bakımından silah niteliğinde olduğundan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına kararı verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Su dolu 500 ml’lik pet şişenin kullanılış biçimine göre kasten yaralama suçu bakımından silah niteliğinde olmadığı ve sanığın eyleminin TCK’nın 86/2. maddesinde düzenlenen ve takibi şikâyete bağlı olan kasten yaralama suçu kapsamında kaldığına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Usul ve yasaya uygun bulunan Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2015 tarihli ve 751-923 sayılı direnme kararına konu düşme hükmünün ONANMASINA,
3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Çocuğu Dövmek “Terbiye/Disiplin Hakkı” Kapsamında Değildir; Altsoya Karşı Yaralama Suçunu Oluşturur

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2019/3619 E. – 2019/11145 K., 22.05.2019 T.

Kararın Özeti

Sanık baba, yaşı küçük kızının telefonlarına yanıt vermemesi ve uygunsuz gördüğü kişilerle gezmesi nedeniyle sinirlenerek eliyle kızının yanağına vurmuş ve mağdurun yaralandığı adli raporla saptanmıştır. Yerel mahkeme, eylemin “terbiye hakkından doğan disiplin yetkisi” kapsamında olduğu gerekçesiyle beraat kararı vermiş; Yargıtay bu gerekçeyi hukuka aykırı bularak hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

“Terbiye hakkından doğan disiplin yetkisi” yasal bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilemez; sanığın altsoya karşı basit yaralama suçundan cezalandırılması gerekir. Ayrıca hüküm fıkrasında “ceza verilmesine yer olmadığına” denirken gerekçede “beraat”ten söz edilmesi, gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturmaktadır.

“…’sanığın eyleminin terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin kullanılması sınırları içerisinde olduğu’ şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile … beraatine karar verilmesi…”

Değerlendirme

Bu karar, çocuğa yönelik fiziksel şiddetin “terbiye” adı altında meşrulaştırılamayacağını açıkça ortaya koyması bakımından önemlidir. Türk hukukunda velinin çocuğu dövmesine cevaz veren bir disiplin yetkisi bulunmamaktadır; çocuğun vücut bütünlüğüne yönelik kasten yaralama, fail ebeveyn dahi olsa suç oluşturur. Üstelik bu, altsoya karşı işlenme (TCK m.86/3-a) nedeniyle şikâyet aranmaksızın cezada artırım sebebidir. Karar ayrıca, hüküm fıkrası ile gerekçe arasındaki çelişkinin başlı başına bir bozma sebebi olduğunu da hatırlatmaktadır.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2019/3619 E. – 2019/11145 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
HÜKÜM : Beraat

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanığın kovuşturma aşamasında yaşı küçük mağdur kızı ile suç tarihinde telefonlarına yanıt vermemesine ve gezmemesi gereken insanlarla gezdiği için sinirlenerek sert olmamak suretiyle hafifçe sol eliyle mağdurun yanağına vurduğunu savunduğu ve mağdurun aşamalardaki mağdur ve tanık anlatımları ile adli raporu ile doğrulandığı şekilde yaralandığı olayda, sanığın altsoya karşı basit yaralama suçundan cezalandırılması yerine “sanığın eyleminin terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin kullanılması sınırları içerisinde olduğu” şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
2) Hüküm fıkrasında sanık hakkında kasten yaralama suçundan 5271 sayılı CMK’nin 223/4-d maddesi uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verildiği belirtildiği halde, gerekçe kısmında “sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 232 maddesi kapsamında kaldığı dikkate alınarak sanığın 5271 sayılı Kanun’un 223/4-d maddesi gereğince beraatine” karar verildiği belirtilmek suretiyle gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 22.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kelepçeli ve Savunmasız Halde Darbedilen Sanık İçin Meşru Savunma ve Haksız Tahrik Tartışılmalıdır

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2017/8018 E. – 2018/4327 K., 13.03.2018 T.

Kararın Özeti

Daha önce cezaevinde aralarında husumet bulunan iki kişi, adliye dönüşünde -sanığın ısrarlı talebine rağmen- aynı ring aracının aynı kabinine konulmuştur. Diğer sanık kelepçelerini sökerek, elleri kelepçeli ve savunmasız durumdaki sanığı darbetmiştir. Yerel mahkeme mahkûmiyet kararı vermiş; Yargıtay, meşru savunma ve haksız tahrik hükümlerinin tartışılmadığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Diğer sanığın beyanı ve tutanak içeriği sanığın savunmasını doğrular niteliktedir. Bu durumda, tutanak tanıkları ve araçtaki diğer kişiler dinlenerek, sanık hakkında TCK m.25 (meşru savunma) ve m.29 (haksız tahrik) hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı karar yerinde tartışılmalıdır. Ayrıca AYM’nin TCK m.53’e ilişkin kısmi iptali gözetilerek hak yoksunlukları yeniden değerlendirilmelidir.

“…meşru savunma ve … haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması…”

Değerlendirme

Bu karar, kasten yaralama yargılamalarında hukuka uygunluk ve kusuru etkileyen sebeplerin re’sen araştırılması gerektiğini vurgular. Saldırıya uğrayan ve özellikle kelepçeli/savunmasız konumda bulunan bir kişinin karşılık vermesi söz konusu olduğunda, mahkeme meşru savunmayı (cezasızlık) ve haksız tahriki (indirim) tartışmadan mahkûmiyet kuramaz. Dosyadaki tutanak ve tanık beyanları savunmayı destekliyorsa, bu sebeplerin değerlendirilmemesi başlı başına bozma nedenidir. Savunma stratejisi açısından, saldırının başlangıcı, tarafların konumu ve savunmasızlık hali gibi olguların delillerle ortaya konması belirleyicidir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2017/8018 E. – 2018/4327 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1) Sanığın, aşamalarda değişmeyen savunmalarında, müşteki sanık … ile daha öncesinde cezaevinde yaşanan kavga olayı sebebiyle aralarında husumet bulunduğunu, olay tarihinde adliyeye götürülürken, farklı araçlarda götürüldüklerini ancak dönüşte ısrarla talep etmiş olmasına rağmen aynı ring aracı içerisine aynı kabine konulduklarını, diğer sanık …’ın bir süre sonra ellerindeki kelepçeleri sökerek kendisinin ise elleri kelepçeli ve savunmasız bir durumda bulunurken kendisini darp ettiğini savunduğu, diğer sanık …’ın beyanı ve 11.02.2014 tarihli tutanak içeriğinden sanığın savunmalarının doğrulanmış olması karşısında; tutanak tanıkları ve araçta bulunan diğer tutuklu ve hükümlülerden olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisi bulunanların da dinlenilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma ve 29. maddesindeki haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması,
2) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas- 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 13.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

XII. SIK SORULAN SORULAR

XIII. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Kasten yaralama suçu; yaygın görülmesi, nitelikli hâllerinin çokluğu ve uygulamada yarattığı yorumlama sorunları nedeniyle Türk ceza hukukunun en kritik suç tiplerinden birini oluşturmaktadır. Temel hâlde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılan bu suç; mağdurla fail arasındaki ilişki, kullanılan araç, netice ve şikâyet/uzlaştırma rejimine göre çok farklı sonuçlar doğurabilmektedir.

Uygulamada temel önem taşıyan noktalar şunlardır: kastın türünün doğru belirlenmesi (doğrudan kast/olası kast) ve kasten öldürmeye teşebbüsten ayrılması, silah kavramının geniş kapsamıyla göz önünde bulundurulması, hangi nitelikli hâllerin uygulanacağına ilişkin dikkatli bir değerlendirme yapılması, şikâyet ve uzlaştırma rejiminin fıkraya göre doğru tespiti ve HAGB gibi sanık lehine kurumların süresinde kullanılması.

Somut olayın kendine özgü koşulları her davayı birbirinden farklı kıldığından, benzer görünen durumlarda dahi yargısal sonuçlar belirgin biçimde değişkenlik gösterebilmektedir. Yaralama suçlarında deneyimli bir ceza avukatıyla çalışmak, gerek sanık gerek mağdur açısından olası riskleri en aza indirmek ve hukuki haklardan tam anlamıyla yararlanmak bakımından vazgeçilmez bir gerekliliktir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

8 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir