|

Türk Ceza Hukukunda Cezanın Ertelenmesi Nedir?

cezanın ertelenmesi nedir bağcılar avukat sinan karabacak

Cezanın ertelenmesi nedir? Mahkemenin verdiği hapis cezasının cezaevinde değil, belirli bir denetim süresi boyunca toplum içinde infaz edilmesini sağlayan bir kurumdur. Sanığın kişiliği ve yeniden suç işlemeyeceği yönündeki olumlu kanaat nedeniyle uygulanan bu kurum, kişiyi hapis hayatının yıkıcı etkilerinden korurken aynı zamanda yargı denetimi altında tutar. Bu rehberde cezanın ertelenmesinin şartlarını, sonuçlarını, HAGB ve seçenek yaptırımlardan farkını ve uygulamadaki ayrıntılarını ele alıyoruz.

Kısa Yanıt: Cezanın Ertelenmesi Nedir?

Cezanın ertelenmesi, Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenen bir infaz rejimidir. İki yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm edilen ve kanuni şartları taşıyan bir kişinin cezası, cezaevine girmeksizin denetim süresi içinde infaz edilebilir. Sanık denetim süresini başarıyla tamamlarsa cezası infaz edilmiş sayılır. Önemli bir nokta, ertelemede ortada kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmasıdır; bu yönüyle erteleme, hükmün hiç açıklanmadığı HAGB’den ayrılır ve adli sicile işlenir.

Hangi Cezalar Ertelenebilir?

Erteleme yalnızca hapis cezalarına özgüdür. Süreli hapis cezasının iki yıl veya daha az olması hâlinde erteleme gündeme gelebilir. Buna karşılık adli para cezalarının ertelenmesi kanunen mümkün değildir; çünkü TCK m. 51 açıkça yalnızca hapis cezasından söz eder. Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, sonuç cezası adli para cezası olan dosyalarda erteleme talep edilmesidir. Para cezası için erteleme değil; taksitlendirme veya farklı infaz yolları söz konusu olabilir.

Yaş bakımından bir istisna vardır: suçun işlendiği tarihte on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üst sınır iki yıl değil, üç yıldır. Yani bu kişilerin üç yıla kadar olan hapis cezaları da ertelenebilir.

Cezanın Ertelenmesi Şartları Nelerdir?

Mahkemenin erteleme kararı verebilmesi için kanunda öngörülen şartların bir arada bulunması gerekir. Bu şartları objektif ve sübjektif olarak ayırmak mümkündür.

Objektif Şartlar

  • Ceza miktarı: Hükmolunan hapis cezasının iki yıl veya daha az (18 yaşından küçük ya da 65 yaşından büyük kişiler için üç yıl veya daha az) olması gerekir.
  • Sabıka durumu: Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması gerekir. Önceki mahkûmiyet taksirli bir suça ilişkinse veya üç aydan az süreliyse, erteleme önünde engel oluşturmaz.

Sübjektif Şart

  • Mahkemenin olumlu kanaati: Hâkimin, sanığın suç işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığı ve kişilik özelliklerini değerlendirerek, cezası ertelenirse yeniden suç işlemeyeceği yönünde bir vicdani kanaate ulaşması gerekir. Bu şart, hâkimin takdir yetkisiyle ilgilidir; ancak takdir keyfî olamaz, somut gerekçeye dayanmalıdır.

Bu üç ölçütün dışında zarar giderme, ertelemenin zorunlu bir şartı değildir. Aşağıda göreceğimiz üzere mahkeme ertelemeyi zararın giderilmesi koşuluna bağlayabilir, ancak bu her dosyada aranan bir şart değildir.

Erteleme ve Mağdurun Zararı: Zorunlu mu?

TCK m. 51/2 uyarınca mahkeme, ertelemeyi mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, eski hâle getirme ya da tazmin yoluyla giderilmesi koşuluna bağlayabilir. Ancak bu, ertelemenin olmazsa olmaz şartı değildir; mahkemenin tercihine bağlı bir ihtimaldir. Zarar giderme koşulu getirildiğinde, mahkemenin mağdurun iddia ettiği soyut bir rakamı değil, araştırarak tespit ettiği gerçek zararı ve sanığın ödeme gücünü esas alması gerekir. Aksi hâlde erteleme, ödenmesi imkânsız bir borca bağlanarak fiilen anlamsız hâle gelir.

Erteleme Denetim Süresi ve Yükümlülükler

Cezası ertelenen hükümlü hakkında bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere bir denetim süresi belirlenir. Bu süre, hükmolunan hapis cezasının süresinden az olamaz. Mahkeme, denetim süresinin uzunluğunu cezayla uyumlu ve gerekçeli biçimde belirlemek zorundadır; keyfî olarak en üst sınırdan tayin edemez.

Denetim süresi içinde mahkeme, hükümlüye çeşitli yükümlülükler getirebilir:

  • Bir eğitim kurumuna devam etmesi,
  • Belirli bir meslek veya sanat dalında bir rehber gözetiminde çalışması,
  • Belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanması.

Uygulamada mahkemeler çoğu zaman özel bir yükümlülük belirlemeksizin, hükümlünün denetim süresini bir gözetim altında geçirmesine karar verir. Bu durumda hükümlünün asıl yükümlülüğü, denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlememektir.

Erteleme Süreci Nasıl Sonuçlanır?

Cezanın ertelenmesi iki farklı şekilde sonuçlanabilir:

  • Olumlu sonuç: Hükümlü, denetim süresini kasıtlı bir suç işlemeden ve yükümlülüklere uygun biçimde tamamlarsa, cezası infaz edilmiş sayılır. Yani kişi cezaevine girmez. Ancak unutulmamalıdır ki erteleme kararı adli sicil kaydında görünür; sadece cezaevine girilmemiş olur.
  • Olumsuz sonuç (iptal): Hükümlü denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işler ya da yükümlülüklere ısrarla uymazsa, erteleme kararı geri alınır ve ertelenen cezanın tamamı cezaevinde infaz edilir.

Cezanın Ertelenmesi ile HAGB Arasındaki Fark

Cezanın ertelenmesi en çok Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ile karıştırılır. İki kurum da sanığı cezaevinden uzak tutmayı amaçlar; ancak hukuki nitelikleri ve sonuçları farklıdır. Aşağıdaki tablo temel farkları özetler:

ÖlçütCezanın ErtelenmesiHAGB
Kararın niteliğiKesinleşmiş mahkûmiyetin infaz biçimiHüküm açıklanmaz, dava askıdadır
Adli sicil (sabıka)İşlenirGenel sicilde görünmez
Üst ceza sınırı2 yıl (istisnaen 3 yıl)2 yıl veya daha az
Kanun yoluİstinaf ve temyizİtiraz
Hangisi daha lehe?Kural olarak daha lehe sayılır

HAGB sabıka kaydı doğurmadığı için kural olarak sanık açısından daha lehe kabul edilir. Bu nedenle mahkemenin, kişiselleştirme yaparken önce HAGB’yi değerlendirmesi, koşulları yoksa seçenek yaptırımlar ve ertelemeyi tartışması gerekir. Bu sıralama uygulamada sıkça atlanır ve bozma sebebi oluşturur.

Erteleme ile Adli Para Cezasına Çevirme Arasındaki Tercih

Kanun, hapis cezasının ertelenmesi ile adli para cezasına çevrilmesi arasında bir öncelik sıralaması belirlememiş; hangisinin uygulanacağını hâkimin takdirine bırakmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta, hangisinin gerçekten sanık lehine olduğudur. Adli para cezası kâğıt üzerinde hapisten hafif görünse de, ödeme gücü olmayan bir sanık için para cezasının ödenmemesi hâlinde ceza yeniden hapse dönüşür. Bu nedenle düşük gelirli veya ileri yaştaki sanıklar bakımından, gerçek lehe sonuç çoğu zaman erteleme olur. Kişiselleştirme mekanik bir tercih değildir; sanığın somut durumuna göre yapılmalıdır.

Ertelemenin Memuriyete ve Mesleğe Etkisi

Cezası ertelenmiş olsa dahi, mahkûmiyet adli sicile işlendiğinden, ertelemenin memuriyet ve bazı meslekler üzerinde etkisi olabilir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesi uyarınca, belirli süre ve nitelikteki mahkûmiyetler memuriyete engel oluşturabilir. Burada çoğu zaman ceza miktarından çok suçun türü belirleyicidir; özellikle yüz kızartıcı sayılan suçlardan mahkûmiyet, ceza ertelenmiş olsa bile memuriyete giriş veya devam bakımından engel teşkil edebilir. Bu nedenle kamu görevi yapan ya da yapmayı planlayan kişilerin, ertelemenin kendi durumlarına etkisini önceden değerlendirmesi önemlidir.

Cezanın Ertelenmesi Neden Giderek Daha Önemli?

Cezanın ertelenmesi, son dönemde önemi artan bir kurumdur. HAGB’yi düzenleyen hükümlerin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve bu iptalin yürürlük takviminin yaklaşması nedeniyle, HAGB’nin geleceği belirsizleşmiştir. HAGB’nin uygulanamaz hâle gelmesi durumunda, sanığı cezaevinden uzak tutan kişiselleştirme kurumları arasında cezanın ertelenmesi ön plana çıkacaktır. Bu nedenle erteleme şartlarının ve sınırlarının doğru bilinmesi, hem sanıklar hem de uygulayıcılar için giderek daha kritik hâle gelmektedir.

Erteleme Nasıl Talep Edilir ve Karara Nasıl İtiraz Edilir?

Cezanın ertelenmesi, bağımsız bir dava değil; mevcut ceza yargılamasının hüküm aşamasında gündeme gelen bir kişiselleştirme kararıdır. Mahkeme, sonuç cezası iki yıl veya daha az hapis olduğunda erteleme şartlarını kendiliğinden (resen) değerlendirmek zorundadır; ancak uygulamada sanığın veya müdafinin esas hakkındaki savunmada ertelemeyi açıkça talep etmesi, hem kaydın tutanağa geçmesini hem de mahkemenin gerekçe üretmesini güvence altına alır. Mahkeme ertelemeyi reddedecekse, bunu somut ve yeterli bir gerekçeyle açıklamak durumundadır; “takdiren” gibi soyut ifadeler bozma sebebidir.

Erteleme bir mahkûmiyet hükmü içinde yer aldığından, bu karara karşı başvurulacak yol HAGB’den farklıdır. Erteleme içeren mahkûmiyet hükümlerine karşı, koşulları varsa istinaf ve temyiz yollarına başvurulabilir. Bu, ertelemenin reddi kadar denetim süresinin gerekçesiz biçimde üst sınırdan belirlenmesi gibi hatalara karşı da etkili bir denetim imkânı sağlar.

Cezanın Ertelenmesi ile Koşullu Salıverilme Aynı Şey mi?

Bu iki kurum sıkça karıştırılır, oysa tamamen farklıdır. Cezanın ertelenmesinde kişi cezaevine hiç girmez; cezası baştan itibaren toplum içinde, denetim süresiyle infaz edilir. Koşullu salıverilme ise cezaevinde belirli bir süre geçirdikten sonra, iyi hâl ve diğer şartların varlığı hâlinde cezanın kalan kısmının dışarıda infazına imkân tanır. Yani erteleme “cezaevine girmeden” işlerken; koşullu salıverilme “cezaevinden erken çıkma” aşamasına ilişkindir. Erteleme hükmü mahkeme tarafından yargılama sonunda verilirken, koşullu salıverilme infaz aşamasında gündeme gelir. Bu ayrımın bilinmesi, hangi aşamada hangi hakkın talep edileceğinin doğru belirlenmesi açısından önemlidir. Sürecin temel kavramlarını ve aşamalarını derlediğimiz İstanbul ceza hukuku rehberi sayfasından yararlanabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Cezanın ertelenmesi sabıkaya işler mi?

Evet. Erteleme kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüne dayandığından adli sicil kaydında görünür. Kişi yalnızca cezaevine girmemiş olur; HAGB’den farkı budur.

Denetim süresi ne kadardır?

Denetim süresi bir yıldan az, üç yıldan fazla olamaz ve hükmolunan hapis cezasının süresinden kısa olamaz. Mahkeme bu süreyi cezayla uyumlu ve gerekçeli biçimde belirler.

Birden fazla suçtan ceza aldım; toplamı 2 yılı aşıyor. Erteleme mümkün mü?

Erteleme, cezaların toplamı üzerinden değil, her suç için ayrı ayrı değerlendirilir. Her bir suça ilişkin ceza ayrı ayrı sınırın altındaysa, toplam ceza iki yılı aşsa bile erteleme mümkün olabilir.

Denetim süresinde yeni bir suç işlersem ne olur?

Denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemeniz hâlinde erteleme kararı geri alınır ve ertelenen cezanın tamamı cezaevinde infaz edilir.

Cezanın Ertelenmesi Kurumu Genel Değerlendirme

Cezanın ertelenmesi, kişiyi hapis hayatının travmatik etkilerinden koruyan, buna karşılık ona toplum içinde ciddi bir sorumluluk yükleyen önemli bir kurumdur. Erteleme kararının doğru biçimde talep edilmesi, kişiselleştirme kurumlarının doğru sırayla değerlendirilmesi ve denetim süresinin gerekçeli belirlenmesi, sonucu doğrudan etkiler.

Cezanın Ertelenmesi Hakkında Öne Çıkan Yargıtay Kararları ve Yorumları

Aşağıdaki kararlar Yargıtay karar arama sisteminden konuya göre seçilmiş olup, her içtihat önce kısa bir özet, ardından kararın belirleyici cümlesi ve uygulamadaki anlamına ilişkin bir değerlendirme ile sunulmuştur.

1. “Lehe Hükümlerin Uygulanması” Talebi Erteleme Talebini de Kapsar

Karar özeti: Sanığın duruşmada lehe hükümlerin uygulanmasını istemesi, TCK m. 51’deki erteleme talebini de kapsar. Mahkemenin, TCK m. 62’deki ölçütleri değerlendirmeden “takdiren” gibi yetersiz bir gerekçeyle ertelemeyi uygulamaması hukuka aykırıdır.

“…lehe olan hükümlerin uygulanması istemi TCK’nın 51. maddesindeki ertelemeyi de içerdiği halde, bu konuda bir karar verilmemesi… ‘takdiren’ biçimindeki yetersiz gerekçeyle anılan maddenin uygulanmaması, kanuna aykırı…” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/36896 E. – 2014/33891 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Karar iki pratik sonuç doğurur. Birincisi, sanık açıkça “erteleme” demese bile “lehe hükümler” talebi ertelemeyi kapsar. İkincisi, mahkeme ertelemeyi reddedecekse, failin geçmişi ve yargılama sürecindeki davranışları gibi somut ölçütlere dayalı gerekçe göstermek zorundadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/36896 E. – 2014/33891 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Sanığın 11.04.2011 tarihli oturumdaki lehe olan hükümlerin uygulanması istemi TCK’nın 51. maddesindeki ertelemeyi de içerdiği halde, bu konuda bir karar verilmemesi,
2-TCK’nın 62. maddesinde öngörülen ” failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri” gibi hususlar değerlendirilmeden, “takdiren” biçimindeki yetersiz gerekçeyle anılan maddenin uygulanmaması,
Kanuna aykırı ve sanık E.. K..’ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 24/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2. Koşullar Varsa Önce Daha Lehe Olan HAGB Değerlendirilmelidir

Karar özeti: Cezası ertelenen sanık hakkında, kişiselleştirme kurumları arasında öncelikle daha lehe olan HAGB değerlendirilmelidir. Mahkemenin HAGB’ye yer olmadığına dair gösterdiği gerekçe, erteleme gerekçesiyle çelişemez.

“Cezası ertelenmesine karar verilen sanık hakkında diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce değerlendirilmesi gereken hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu… daha lehe sonuç doğuran HAGB kararının verilmesi gerektiği…” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/114 E. – 2021/99 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Bu karar kişiselleştirme sırasını netleştirir: önce HAGB, sonra seçenek yaptırımlar, en son erteleme. Daha lehe kurum varken doğrudan ertelemeye geçilmesi ve çelişkili gerekçe kurulması bozma sebebidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/114 E. – 2021/99 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Sanık … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın TCK’nın 204/1, 62, 51 ve 51/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve bir yıl sekiz ay süre ile denetime tabi tutulmasına ilişkin Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.02.2013 tarihli ve 1721-144 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 16.03.2016 tarih ve 16196-2396 sayı ile;
“…Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Dairemizin yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, yasa metninin tekrarı gerekçe olmadığı gibi yasalarda yer alan hükümler uygulanırken gösterilen gerekçelerde çelişkiye, zafiyete düşülmemesi gerekir. ‘Suç işlemedeki pişmanlıkları ve cezasının ertelenmesi halinde bir daha suç işlemeyecekleri hususunda mahkememizde olumlu kanaatin oluşması’ gerekçesi ile erteleme şartlarının varlığı kabul edilmek suretiyle TCK’nun 51. maddesi uyarınca sanığın cezası ertelendiği halde ‘sanıkların tespit edilen kimlikleri, sosyal ve ekonomik durumları, yargılama sürecinde savunmaları ve davranışlarından hükmün tefhiminin geri bırakılması durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından diğer taraftan mağdurun zararının giderilmediğinden’ gerekçesiyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi suretiyle gerekçeler arasında çelişkiye düşülmesi ve işlenen suç nedeniyle CMK.nun 231/6. maddesi kapsamında giderilmesi zorunlu somut bir zararın oluşmadığı da gözetilmeden, sabıkası bulunmayan sanık hakkında daha lehe sonuç doğuran CMUK’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 25.05.2016 tarih ve 267-390 sayı ile;
“…Yasa koyucu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair düzenlemeyi ilk defa suç işleyenler bakımından ve bir kısım suçlarda uygulanması gerekçesiyle yasalaştırmış. Yasa koyucu önce suça sürüklenen çocuklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili düzenleme yapmış. Daha sonra yasa koyucu CMK’nın 231. maddesinde değişiklik yaparak sanıklar hakkında ve bir kısım suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını yasalaştırmış. Buna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili gerekçe ve cezanın ertelenmesine dair gerekçe aynı doğrultuda kabul edilse bile mahkememiz sanık … hakkında hukuki sonuç doğurmayan CMK’nın 231. maddesinin tatbiki caydırıcı olmayacağı gerekçesiyle adı geçen hükmü tatbik etmemiştir. Bilindiği gibi TCK’nun 51. maddesinin uygulanabilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezası almaması, sonuç cezanın iki yıl hapis cezası veya daha az hürriyeti bağlayıcı ceza olması ve sanığın ileride suç işlemeyeceği hususunda kanaat oluşması gerekir. CMK’nın 231. maddesinde ise sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum edilmemesi, sonuç cezanın iki yıl hapis cezası veya daha az hapis cezası, adli para cezası olmasını ve sanığın ileride suç işlemeyeceği hususunda kanaat oluşmasını aramakta, ayrıca işlenen suçtan dolayı bir zarar meydana gelmişse bunun tazmin edilmesini şart koşmaktadır. Diğer taraftan uygulamada adli para cezası ile birlikte hapis cezası verilmesi durumunda diğer şartlar oluştuğunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmekte ise de CMK’nın 231 maddesinde sadece hürriyeti bağlayıcı ceza veya adli para cezası verilmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileceği lafzı yorumla anlaşmaktadır. Keza İnkılap Kanunlarında yer alan suçlar bakımından CMK’nın 231. maddesi tatbik edilemeyeceği sarihtir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında mahkememizin 12.02.2013 tarihli kararın gerekçesinde bir çelişki bulunmadığından; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde hukuki sonuç doğurmayan bir cezanın caydırıcı olmayacağı kanaati hasıl olduğundan CMK 231 maddesi tatbik edilmeyip hukuki sonuç doğuran bir ceza verilip ertelenmesi sanık için caydırıcı olacağı düşünüldüğünden TCK’nun 51. maddesinin tatbik edilmesi usül ve yasalara aykırı görülmediğinden ve mahkememizin gerekçesi yerinde olduğundan” gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.11.2016 tarihli ve 321007 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 1397-2090 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 22.02.2017 tarih ve 365-1236 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilirken gösterilen gerekçenin CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçe ile çelişip çelişmediği ve bu bağlamda sanık hakkında daha lehe sonuç doğuran hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanık …’in, maliki bulunduğu taşınmaza elektrik aboneliği bağlatmak için Toroslar EDAŞ’a yaptığı başvuru ekinde ibraz ettiği “Mersin Toroslar Belediye Başkanlığı Mali Hizmetler Müdürlüğü” başlıklı, inşaat bitim tarihi konulu, 04.04.2011 tarihli ve 1101 sayılı belgenin sahte olduğundan bahisle Toroslar EDAŞ vekilinin şikâyeti üzerine sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı,
Toroslar Belediye Başkanlığının 30.05.2011 tarihli yazısında; suça konu belgenin Belediye tarafından verilmediğinin belirtildiği,
11.10.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre özetle; suça konu belge altında Belediye Başkan Yardımcısı sıfatıyla … adına atılı bulunan imzanın … eli ürünü olmadığı, söz konusu imza ve belgede yer alan rakamların inceleme dışı sanık Bekir Şimşek eli ürünü olup olmadığının da tespit edilemediği,
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda 14.09.2011 tarih ve 12543-5305 sayı ile sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda ise 12.02.2011 tarih ve 172-144 sayı ile TCK’nın 204/1, 62, 51 ve 51/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılan sanık hakkında “Sanığın tespit edilen kimliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki savunması ve davranışından hükmün tefhiminin geri bırakılması durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından diğer taraftan mağdurun zararı giderilmediğinden” bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken “…sanığın suçu işlemedeki pişmanlığı ve cezasının ertelenmesi hâlinde bir daha suç işlemeyeceği hususunda mahkememizce olumlu kanaatin oluşması” şeklindeki gerekçe ile hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği,
Dosya içerisinde yer alan 19.09.2011 tarihli ve UYAP sistemi üzerinden alınan güncel adli sicil kayıtlarına göre; sanığın adli sicil ve arşiv kaydının bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Müşteki …; Toroslar Belediyesinde Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığını, Toroslar EDAŞ tarafından Belediyelerine teyit amaçlı sorulan inşaat bitim tarihi konulu belgeler altındaki imzaların kendisine ait olmadığını, bu belgelerin, 27.10.2004 tarihinden önce yapılmış olan binalar yönünden maliklerin elektrik ve su aboneliklerini yaptırabilmeleri amacıyla düzenlenerek verildiğini, 27.10.2004 tarihinden sonra yapılmış olan binalar için ise kullanma izni olmadığı takdirde bu belgelerin verilmediğini, davaya konu şahısların meskenlerinin numarataj kaydında inşaat olarak görünmesi nedeniyle bu kişilere bu tür belgelerin verilemeyeceğini, bu sebeple sahte evrak tanzim edilmiş olabileceğini, suça konu belgelerdeki yazı formatının Belediyelerindeki formatla aynı nitelikte olduğunu, belgelerin muhtemelen Belediye içerisinden düzenlendiğini, belgeleri bizzat kimin düzenlediğini bilmediğini, davaya katılmak istemediğini, şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir.
Sanık … soruşturma evresinde; Yalınayak Mahallesi 1013 Sokak No:2/1 sayılı yerde bulunan evin kendisine ait olduğunu, üç kattan ibaret olan bu evin, zemin katının bitmiş vaziyette bulunduğunu, 1 ve 2. katlar ile teras katının inşaat hâlinde olduğunu, Belediyeden inşaat bitim ruhsatı alınamadığını, kendisinin bu evi yaklaşık 7-8 ay önce bu hâli ile satın aldığını, zemin kata elektrik bağlatmak için Toroslar EDAŞ’a başvurduğunu, abonelik için hangi evrakların gerekli olduğunu kendisine söylediklerini, kendisinin de bu evrakları hazırladığını, elektrik aboneliği için Toroslar Belediyesinden o tarihte bir evrak aldığını, ancak bu evrakın suça konu belge olup olmadığını hatırlayamadığını, bu belgeyi Belediyenin hangi servisinden ve kimden aldığını da hatırlayamadığını, bu belge için 250 TL verdiğini, karşılığında makbuz alıp almadığını da hatırlayamadığını, aldığı belgenin sahte olup olmadığını da bilmediğini, kesinlikle sahtecilik yapmadığını,
Kovuşturma evresinde ise Toroslar Belediyesine belge almak için müracaat ettiğinde yanına daha önce tanımadığı üniformalı ve Belediyede çalıştığı anlaşılan bir şahsın geldiğini, şahsın kendisinden 200 TL istediğini, kendisinin de verdiğini, bu paranın verilmesi gerektiğini düşündüğünü, daha sonra belgenin kendisine verildiğini, bu belgenin sahte olduğunu bilmediğini, hakkında ceza verilecek olması hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ettiğini, çelişki nedeniyle sorulduğunda; ilk ifadesinin de doğru olduğunu, aslında 200 TL verdiğini ifade ettiğini ancak tutanağa 250 TL olarak geçmiş olabileceğini,
Savunmuştur.
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle de 5271 sayılı Kanun’un “hükmün açıklanması” başlıklı 231. maddesi;
“(1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, bir yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.” şeklinde yeniden düzenlenerek büyükler için de uygulamaya konulmuş, 5560 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile de 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
5560 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin komisyon gerekçesi; “Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanundaki düzenlemesi itibariyle, erteleme, bir koşullu atifet kurumu niteliği taşımakta idi. Buna göre, deneme süresi içerisinde yeni bir suçun işlenmemesi halinde, ‘mahkumiyet vaki olmamış’ sayılmakta idi. Keza, erteleme, sadece hapis cezası açısından değil, ‘ertelemenin bölünmezliği’ kuralı gereğince, diğer bütün ceza hukuku yaptırımları bakımından da, kural olarak, aynı sonucu doğurmakta idi. Buna karşılık 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun sisteminde ise, erteleme, sadece hapis cezasına özgü bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yeni sistemde artık ‘ertelemenin bölünmezliği’ kuralından söz etmek mümkün değildir. Hapis cezası açısından bir infaz rejimi olarak kabul edilen ertelemede, hükümlü, denetim süresi zarfında kasıtlı yeni bir suç işlemediği ve kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, hakkında hükmolunan ‘hapis cezası’ infaz edilmiş sayılacaktır. Şayet hakkında hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezasına veya güvenlik tedbirine hükmedilmişse, adli para cezası ve güvenlik tedbirleri bakımından erteleme söz konusu olmayacaktır. Bu durum, ertelemeyi hükümlü açısından, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemindeki düzenlemeye nazaran daha ağır sonuçlar doğuran bir kurum haline getirmiştir. Bu nedenle kurumlar arasındaki dengeli geçişi sağlamak amacıyla, Türk Ceza Hukukuna ilişkin yeni mevzuatımızda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, bir kurum olarak düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır.” şeklinde açıklanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun düzenlenme amacı ile bu kurumun hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezasına hükmedilmiş ise erteleme kapsamı dışında kalan bu adli para cezaları hakkında da uygulanmasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu anlamda CMK’nın 231. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “…iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası…” şeklindeki ifadenin TCK’nın 45. maddesinde hapis ve adli para cezası olarak düzenlenen ceza türleri açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kapsamının belirlenmesine yönelik olduğunun kabulünü gerektirmektedir. Aksi yönde bir yorum kurumun düzenlenme amacına aykırı olacak ve sanık aleyhine sonuç doğuracaktır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 10.02.2009 tarihli ve 265-22, 10.03.2009 tarihli ve 48-53 ile 25.09.2012 tarihli ve 7-1783 sayılı kararlarında da “5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5. fıkrasında kast edilen adli para cezası, seçenek yaptırım olarak hükmedilen adli para ceza olmayıp, 5237 sayılı Yasanın 52. maddesinde öngörülen ve hapis cezası ile birlikte veya yalnız hükmedilen adli para cezasıdır.” denilmek suretiyle aynı sonuca ulaşılmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27650 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da bu hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya “tazmin suretiyle” tamamen giderilmesidir. Burada kastedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Objektif şartlardan diğeri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır. Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmakla birlikte adli sicilden silinme şartları oluşmuş mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kanuni engel oluşturmayacak, ancak bu durum, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 23.01.2018 tarihli ve 962-16 sayılı, 28.02.2017 tarihli ve 896-111 sayılı kararlarında da kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.
Hapis cezasının ertelenmesi kurumu ise 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde;
“İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
Gerekir…” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre, iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezasının ertelenebileceği, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olanlar bakımından ise bu sürenin üst sınırının üç yıl olduğu belirtilmiş, ancak erteleme kararının verilebilmesi;
1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
2- Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
Şartlarına bağlanmıştır.
Bu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmekle birlikte, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûmiyet, hapis cezasının ertelenmesine kanuni engel oluşturmaktadır. Bu durumda ayrıca kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması şartının değerlendirilmesine gerek olmayacaktır. Birinci şartın gerçekleştiği hâllerde ise cezanın ertelenmesine karar verilebilmesi için, kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir. Anılan Kanun maddesi uyarınca, yalnızca hapis cezalarının ertelenmesi mümkün olup hapis cezasından çevrilen veya doğrudan verilen adli para cezalarının ertelenmesi imkânı bulunmamaktadır.
07.06.1976 tarihli ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karara uyum gösteren Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, “erteleme” cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören bir şahsileştirme kurumudur. Hapis cezasının ertelenmesine veya ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken mahkemece gerekçe gösterilmeli ve bu gerekçenin dosyada bulunan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olması, aynı zamanda hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile de çelişmemesi gerekir. Gerekçenin bu niteliği keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini de taşır. Zira kanuni, yeterli ve dosya kapsamıyla uyumlu bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme hükmünün uygulanmaması, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine de aykırı olup uygulamada keyfiliğe yol açabilecektir.
Mahkemece, hapis cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin takdir kullanılırken, sanığın yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilmeli ve tekrar suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat buna göre belirlenmelidir. Diğer taraftan yerel mahkemece gösterilen gerekçenin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığının Yargıtay denetimine tabi olacağında da şüphe bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması, hükmolunan hapis cezasının iki yıldan az olması, inceleme konusu suç bakımından karşılanması gereken herhangi bir zararın bulunmaması ve sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmesi karşısında hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesinin subjektif şartı olan ve 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde düzenlenen; “sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şartı üzerinde durulması gerekmektedir.
İnceleme tarihi itibarıyla adli sicil ve arşiv kaydı bulunmayan, suçu işledikten sonra pişmanlık göstermediğine ilişkin bir beyanı ya da dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı olmayan, davete uyup duruşmaya katılması lehine takdiri indirim sebebi olarak kabul edilerek hakkında TCK’nın 62. maddesi uygulanan ve hükmolunan hapis cezasının “…sanığın suçu işlemedeki pişmanlığı ve cezasının ertelenmesi hâlinde bir daha suç işlemeyeceği hususlarında mahkememizce olumlu kanaatin oluşması…” şeklinde gösterilen gerekçe ile ertelenmesine karar verilen sanık hakkında diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce değerlendirilmesi gereken hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin olarak sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceğine yönelik bir değerlendirme yapılması, bu değerlendirme sonucunda yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılamaması hâlinde ise diğer kişiselleştirme kurumları olan seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme müesseselerinin tartışılması gerektiği gözetilmeden “Sanığın tespit edilen kimliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki savunmaları ve davranışlarından hükmün tefhiminin geri bırakılması durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından, diğer taraftan mağdurun zararı giderilemediğinden CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına” şeklindeki erteleme kararıyla açıkça çelişen ve somut olaya göre yasal ve yeterli olamayan gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiğinin belirlenmesi karşısında, CMK’nın 231. maddesindeki diğer şartları haiz olan sanık yönünden, subjektif şart olan ve 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde düzenlenen; “sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şartını da verilen erteleme kararı sırasında değerlendiren Yerel Mahkemece sanık hakkında daha lehe sonuç doğuran hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen yasal ve yeterli olmayan gerekçenin erteleme hükümlerinin uygulanmasına ilişkin gerekçe ile çelişmesi ve sanık hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken ertelenmesine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.05.2016 tarihli ve 267-390 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen yasal ve yeterli olmayan gerekçenin erteleme hükümlerinin uygulanmasına ilişkin gerekçe ile çelişmesi ve sanık hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken ertelenmesine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

3. Erteleme Her Suç İçin Ayrı Ayrı Değerlendirilir

Karar özeti: Erteleme değerlendirmesi cezaların toplamı üzerinden değil, her suç için ayrı ayrı yapılır. Her biri ertelemeye uygun olan cezaların, toplam ceza miktarı gerekçe gösterilerek reddedilmesi hukuka aykırıdır.

“Erteleme hükümlerinin cezaların toplamı üzerinden değil; her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmesi…” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2013/31510 E. – 2013/28544 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Birden fazla suçtan mahkûmiyet hâlinde, cezaların toplamı iki yılı aşsa bile her suça ilişkin ceza ayrı ayrı sınırın altındaysa erteleme mümkündür. Bu, çok sayıda suçtan yargılanan sanıklar için kritik bir savunma noktasıdır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2013/31510 E. – 2013/28544 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak,
1- Sanık hakkında 2011/402 sayılı iddianame ile açılıp bu dava ile birleştirilen kamu davasında sanığa atılı suç anlatılıp usulüne uygun olarak sorgusu yapılmadan hüküm kurulmak suretiyle CMK’nın 147 ve 191. maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,
2- Sanığın adli sicil belgesi dosya arasına konulmadan ve 13.12.2005 tarihli olayla ilgili olarak düzenlendiği belirtilen parmak izi inceleme raporu getirtilmeden, eksik inceleme ile hüküm kurulması,
3- Kabule göre,
A- Sanığın 29.11.2005 ve 13.12.2005 tarihlerinde aynı suç işleme kastıyla aynı katılana ait işyerinin pencere camını kırıp içeriye girerek hırsızlık yapma eylemlerinde, her iki eylem arasında geçen sürenin makul ve kısa süre olması karşısında, atılı suçlar bakımından TCK’nın 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
B- Sanığın talimat mahkemesince yapılan 29.09.2011 tarihli oturumdaki lehe hükümlerin uygulanması isteğinin işyeri dokunulmazlığının ihlali suçu bakımından paraya çevirme hükümlerini de kapsamasına karşın, bu konuda bir karar verilmemesi,
C- Erteleme hükümlerinin cezaların toplamı üzerinden değil; her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmesine göre, sanığa atılı işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından verilen 9 ay hapis cezalarının miktar itibariyle ertelemeye engel oluşturmamasına karşın, “verilen
ceza miktarı dikkate alınarak” biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle TCK’nın 51. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 03/12/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

4. Ödeme Gücü Olmayan Sanıkta Para Cezası Yerine Erteleme

Karar özeti: Hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi ilk bakışta lehe görünse de, ödeme gücü olmayan sanık için bu, ödenmeyen cezanın yeniden hapse dönüşmesi riskini doğurur. İleri yaşta ve düşük gelirli sanık hakkında erteleme tercih edilmelidir.

“Sanığın ekonomik durumu itibariyle adli para cezasını ödeyemeyeceği anlaşılmaktadır… hükmedilen 2 yıl 1 ay hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi gerekirken… adli para cezasına çevrilmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2011/3427 E. – 2011/4878 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Karar, “sanık lehine olan” değerlendirmesinin mekanik olmadığını gösterir. Para cezası kâğıt üzerinde hafif görünse de ödeme gücü yoksa fiilen hapse dönüşür; bu nedenle gerçek lehe sonuç erteleme olur.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2011/3427 E. – 2011/4878 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü
1-Sanığın sulamak için tarlasında açtığı su kuyusunun etrafını girmeyi engelleyici tedbirler almaması sonucu zeka özürlü maktülün yüzmek için kuyuya girmesi sonucu ölmesi ile gelişen olayda, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan açılan kamu davası sonunda sanığın TCK’nun 85/1 ve 62.maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezasının aynı kanunun 50.maddesi gereğince sonuçta 15.200 lira adli para cezasına çevrilmesine ve taksitler halinde sanıktan alınmasına karar verilmiştir. Ölenin mirasçıları sanıktan şikayetçi olmadıklarını belirtmişlerdir.
Mahkemenin sanık hakkında sonuç olarak hapis cezasını adli para cezasına çevirmesi sanık lehine olarak görülse bile sanık 1933 doğumlu olup suç tarihinde 73 yaşındadır. Savunmasının alındığı duruşmada çiftçilik yapan sanığın aylık gelirinin 250 lira olduğu anlaşılmaktadır. Kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin olarak hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi veya adli para cezasına çevrilmesi bakımından her iki kurum yönünden bir öncelik sıralaması belirlememiş, gözetilecek ölçütleri göstermekle yetinerek hangisinin uygulanacağı hususunu hakimin takdirine bırakmıştır. Cezanın kişiselleştirilmesinde hakim, sanığın durumunu dosyadaki bilgi ve belgelere , duruşmada edindiği izlenime göre değerlendirecek ve bu kurumlardan hangisinin uygulanacağını, ya da uygulanmasının gerekmediğini kanunda öngörülen ölçütlere göre takdir edecektir. Sanığın ekonomik durumu itibariyle adli para cezasını ödeyemeyeceği anlaşılmakadır. Adli para cezasına çevrilen cezanın süresinde ödenmemesi halinde özgürlüğü bağlayıcı cezaya dönüştürülerek infaz edileceği kanunun emredici bir kuralıdır. Dairemiz incelemesi sırasında UYAP üzerinden alınan adli sicil kayıtlarına göre de sanığın sabıkası bulunmamaktadır. Sanığa verilen özgürlüğü bağlayıcı cezanın sanığın suç tarihinde 65 yaşından büyük olduğu da nazara alınarak sonuçta hükmedilen 2 yıl 1 ay hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle adli para cezasına çevrilmesine karar verilmesi,
2-Kabule göre de,
Yargılama aşamasında sanığa ait nüfus ve sabıka kayıtları celbedilmeden karar verilmesi;
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden,
hükmün 5320 sayılı kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

5. Yalnızca Hapis Cezaları Ertelenebilir

Karar özeti: TCK m. 51/1 yalnızca hapis cezalarının ertelenmesine izin verir. Belirlenen adli para cezasının ertelenmesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

“…sanık hakkında belirlenen adlî para cezasının ertelenemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2019/15680 E. – 2020/22 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Erteleme hapis cezasına özgüdür. Sonuç cezası para cezası olan dosyalarda bu ayrım sıkça karıştırılır; para cezası için erteleme değil, farklı infaz imkânları gündeme gelir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2019/15680 E. – 2020/22 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Dolandırıcılık suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 2.000,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hakkında verilen cezanın anılan Kanun’un 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine dair… 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/12/2018 tarihli ve 2018/359 esas, 2018/603 sayılı kararı aleyhine, Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 19/11/2019 gün ve 94660652-105-34-3832-2019 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/12/2019 gün ve 2019/119235 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21/11/2006 tarihli ve 2006/3-246 esas, 2006/261 sayılı ilâmında da değinildiği üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51/1. maddesinde düzenlenen; “İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin; a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekir.” şeklindeki emredici hüküm karşısında, sanık hakkında belirlenen adlî para cezasının ertelenemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
5237 sayılı Kanun’un 51. maddesi uyarınca yalnızca hapis cezalarının ertelenmesi mümkün olup, hapis cezasından çevrilen veya doğrudan verilen para cezalarının ertelenmesine imkân bulunmadığından,… 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/12/2018 tarihli ve 2018/359 esas, 2018/603 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca, aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA, 13/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

6. Zarar Şartında Gerçek Zarar ve Ödeme Gücü Araştırılmalıdır

Karar özeti: Erteleme, zararın giderilmesi koşuluna bağlanabilir; ancak bu durumda mağdurun iddia ettiği değil, araştırılarak belirlenen gerçek zarar ve sanığın ödeme gücü esas alınmalıdır.

“…gerçek zarar miktarı belirlenmeksizin ve sanığın ödeme gücüyle ilgili herhangi bir tespitte bulunulmaksızın mağdurun iddia ettiği… zararın ödenmesi şartıyla ertelemeye karar verilmesi, kanuna aykırı…” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/10477 E. – 2014/2856 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Karar, zarar giderme şartının keyfî bir rakama dayandırılamayacağını ortaya koyar. Mahkeme önce gerçek zararı tespit etmeli, sonra sanığın ödeme gücünü gözeterek şartı belirlemelidir; aksi hâlde erteleme fiilen imkânsız kılınır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/10477 E. – 2014/2856 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;
5237 sayılı TCK’nın 51/2. maddesi gereğince cezanın ertelenmesi mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir ise de, sanığın ödeme gücünün de dikkate alınması suretiyle zararın belirlenmesinden sonra tazmin şartıyla cezanın infazının ertelenmesine karar verilebileceği gözetilmeksizin, gerçek zarar miktarı belirlenmeksizin ve sanığın ödeme gücüyle ilgili herhangi bir tespitte bulunulmaksızın mağdurun iddia ettiği ve somut herhangi bir bulguya dayanmayan 15500 TL zararın ödenmesi şartıyla ertelemeye karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8.maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 06.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

7. Denetim Süresi Ceza ile Uyumlu ve Gerekçeli Olmalıdır

Karar özeti: Erteleme denetim süresi, hükmolunan ceza ile uyumlu olmalıdır. Yasal bir gerekçe gösterilmeden denetim süresinin en üst sınır olan üç yıl olarak belirlenmesi hukuka aykırıdır.

“…ertelemeye ilişkin denetim süresinin herhangi bir yasal gerekçe gösterilmeksizin 3 yıl olarak en üst hadden tayini, kanuna aykırıdır.” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2013/8864 E. – 2015/11849 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Denetim süresi (bir ila üç yıl) mahkemenin takdirindedir, ancak keyfî değildir; ceza süresiyle orantılı ve gerekçeli olmalıdır. Gerekçesiz üst sınır uygulaması, sanık aleyhine ölçüsüz bir denetim doğurur.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2013/8864 E. – 2015/11849 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Görevi kötüye kullanma suçunu zincirleme biçimde ve TCK’nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Kanunun 43/1 ve 53/5. maddelerinin uygulanmaması,
Sanık hakkında TCK’nın 257/2. maddesi uyarınca hükmolunan hapis cezası suçun işleniş biçimi ve sanığın kasta dayalı kusurluluğunun ağırlığına göre takdiren bir kat artırım ile tayin edildiği halde, ertelemeye ilişkin denetim süresinin herhangi bir yasal gerekçe gösterilmeksizin 3 yıl olarak en üst hadden tayini,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri gereğince BOZULMASINA, 25/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

8. Erteleme İçin Her Hâlükârda Zarar Giderme Şartı Aranmaz

Karar özeti: TCK m. 51 ertelemeyi zorunlu olarak zarar giderme şartına bağlamaz. Ceza miktarı ve sabıka koşullarını taşıyan sanık hakkında, “kurum zararı karşılanmadı” gerekçesiyle değil; pişmanlık ve tekrar suç işlememe kanaatine göre değerlendirme yapılmalıdır.

“…tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşup oluşmadığına bakılarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, ‘atılı eylemden kaynaklı kurum zararı karşılanmadığından’ biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi, bozmayı gerektirmiş…” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2015/4370 E. – 2015/8122 K. Sayılı İlamı)

Değerlendirme: Zarar giderme, ertelemenin olmazsa olmaz şartı değil; mahkemenin şarta bağlayabileceği bir ihtimaldir. Zararın giderilmemesi tek başına ret gerekçesi olamaz; asıl ölçüt sanığın yeniden suç işlemeyeceği yönündeki kanaattir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2015/4370 E. – 2015/8122 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1- 02/07/2012 tarihinde kabul edilerek, 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesinin 1. fıkrası uyarınca aynı maddenin 2. fıkrası gereğince, şikayetçi kurumun zararını tazmin etmesi halinde sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilerek, sanığın kurumun zararını giderip gidermediğinin katılan kurumdan yeniden sorularak, gidermediğinin tespiti halinde, dört farklı tutanak için bilirkişi tarafından vergi ve ceza hesaba katılmadan hesaplanmış olan 85,74 TL’lik tutar açıkça belirtilmek suretiyle sanığa makul bir süre tanınmakla “şikayetçi kurumun zararını gidermesi halinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 2/2. maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine” dair bildirimde bulunularak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
2- TCK’nın 51/1. maddesinde, erteleme kararının verilebilmesi için, ceza miktarının iki yılı aşmaması, kişinin, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması koşullarının bulunması gerektiği
belirtilmiş olup, somut olayda, ceza miktarı ve daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olma koşullarını taşıyan sanık hakkında, erteleme kararının “suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin” oluşup oluşmadığına bakılarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, “atılı eylemden kaynaklı kurum zararı karşılanmadığından” biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 20/04/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Benzer Yazılar

23 Yorumlar

  1. Geri bildirim: Hakaret Suçu (TCK-125)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir