|

Kast ve Taksir Nedir? (TCK 21-22)

kast ve taksir

Kast ve taksir, ceza hukukunda suçun manevi unsurunu oluşturan iki temel kavramdır ve bir fiilin hangi suçu oluşturduğunu, failin ne kadar ceza alacağını doğrudan belirler. Aynı sonuç (örneğin bir kişinin ölümü), failin ruhsal tutumuna göre kasten öldürme gibi çok ağır bir suç olabileceği gibi, taksirle öldürme gibi çok daha hafif bir suç da olabilir. Bu nedenle kast ve taksir ayrımı, hem iddia hem de savunma açısından bir ceza davasının en kritik meselelerinden biridir. Bu rehberde kastın ve taksirin tanımını, türlerini, uygulamada en çok tartışılan olası kast–bilinçli taksir ayrımını ve bunların cezaya etkisini ele alıyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümler kısmında düzenlenmiştir.

Suçun Manevi Unsuru: Kast ve Taksir

Bir suçun oluşması için yalnızca dış dünyada bir hareketin gerçekleşmesi (maddi unsur) yeterli değildir; failin bu hareketle olan ruhsal bağı da aranır. İşte suç ile fail arasındaki bu ruhsal bağa suçun manevi unsuru denir ve bu unsur kural olarak kast, istisnaen ise taksir biçiminde ortaya çıkar. Türk Ceza Kanunu‘na göre suçun oluşması kural olarak kastın varlığına bağlıdır; taksirle işlenen fiiller ise yalnızca kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır. Bu temel kural, ceza sorumluluğunun sınırlarını çizen en önemli ilkelerdendir.

Kast Nedir? (TCK 21)

Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesine göre kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kastın iki temel öğesi vardır: bilme (suçun unsurlarının farkında olma) ve isteme (o sonucu istemek). Fail, hem ne yaptığını bilmeli hem de o sonucu iradesiyle istemelidir. Örneğin bir kişiye zarar vermek amacıyla bilerek ve isteyerek vuran kişi, kasten hareket etmiş sayılır. Kast, ceza hukukunda kural olan manevi unsurdur; çünkü suçların büyük çoğunluğu yalnızca kasten işlenebilir.

Kastın Türleri: Doğrudan Kast ve Olası Kast

Doğrudan kast, failin suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve doğrudan doğruya isteyerek gerçekleştirmesidir. Burada fail, sonucu bilir ve onu ister; sonuç, failin amacı ya da amacına ulaşmak için zorunlu gördüğü bir aşamadır. Örneğin bir kişiyi öldürmeyi amaçlayan ve bu amaçla ateş eden kişide doğrudan kast vardır.

Olası kast (muhtemel kast) ise TCK 21/2’de düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile 5237 sayılı TCK ile olası kastın tanımı ilk kez mevzuatımıza yer almıştır. Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır. Burada fail sonucu doğrudan istemez; ancak sonucun gerçekleşmesini göze alır, adeta “olursa olsun” diyerek kabullenir. Örneğin kalabalık bir ortamda rastgele ateş eden kişi, birini öldürmeyi doğrudan istememiş olsa da bu sonucu göze aldığından olası kastla hareket etmiş sayılır. Olası kast hâlinde kanun, doğrudan kasta göre belirli oranda indirim öngörür.

Taksir Nedir? (TCK 22)

Taksir, Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinde düzenlenmiştir. Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen sonucunu öngörmeyerek gerçekleştirilmesidir. Kastan farklı olarak taksirde fail, sonucu istememekte, hatta çoğu zaman öngörmemektedir; ancak göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermediği için sorumlu tutulur. Taksirle işlenen fiiller yalnızca kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır; nitekim taksirle öldürme ve taksirle yaralama bu istisnalara örnektir. Uygulamada taksir en çok trafik kazalarında ve iş kazalarında gündeme gelir.

Taksirin Türleri: Basit Taksir ve Bilinçli Taksir

Basit taksirde fail, gerekli dikkat ve özeni göstermediği için sonucu hiç öngörmez. Yani sonucun gerçekleşme ihtimali failin zihninde hiç canlanmamıştır; ancak dikkatli davransaydı bu sonucu öngörebilecekti. Bilinçli taksirde ise fail sonucu öngörür, fakat gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket eder. TCK 22/3’e göre, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır ve bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

Bilinçli taksir, taksir ile kast arasında yer alan bir kusurluluk durumudur. Bir taraftan taksire (bilinçsiz taksir) uzanırken bir taraftan da kasta (olası kast) uzanır. Türk Ceza Hukukunda kusurluluk halleri; taksir, bilinçli taksir, olası kast ve kast olarak düzenlenmiştir.1

Örneğin, kırmızı ışıkta geçen ya da yüksek düzeyde alkollü olarak araç kullanan bir sürücü, bir kazaya sebep olabileceğini öngörmesine rağmen “bana bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket etmişse bilinçli taksirle hareket etmiş sayılır. İki tür arasındaki bu ayrım, cezanın miktarını doğrudan etkilediğinden dosyada titizlikle incelenir.

Bilinçli taksir, taksirden daha yoğun bir kusurluluk durumudur. Kişi neticeyi öngörmesine rağmen, neticeyi meydana getiren davranıştan kaçınmamıştır. Ancak bilinçli taksirde de, neticenin gerçekleşmesi kesinlikle istenmez ve gerçekleşmeyeceğine inanır. Kişi, “neticenin meydana geleceğine inansaydı, hareketi yapmayacaktı” diyebiliyorsak, artık failin bilinçli taksir ile hareket ettiği kabul edilir; aksi halde olası kast söz konusu olur. Örneğin; kendisine kırmızı ışığın yandığını görmesine rağmen, birşey olmayacağı inancıyla kırmızı ışıkta geçerek kazaya neden olan sürücü, bilinçli taksirle hareket etmiş olacaktır. Örneğimizde fail, kazanın meydana gelmesini istememekte, gerçekleşmeyeceğine inanmakta, ancak; öngördüğü bu neticeyi engelleyecek gerekli davranışı da yapmamaktadır. Yargıtay’ın mevcut uygulamaları da bu yöndedir.2

Olası Kast ile Bilinçli Taksir Arasındaki Fark

Ceza hukukunun en çok tartışılan ayrımlarından biri, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki farktır. Her iki hâlde de fail sonucu öngörür; ayrımı belirleyen kritik ölçüt, failin sonucu kabullenip kabullenmediğidir. Olası kastta fail sonucu göze alır ve kabullenir (“olursa olsun”); bilinçli taksirde ise fail sonucu istemez ve gerçekleşmeyeceğine güvenir (“bana bir şey olmaz”). Aşağıdaki tablo bu farkı özetler:

ÖlçütOlası KastBilinçli Taksir
Sonucu öngörmeVarVar
Sonuca karşı tutumKabullenir (“olursa olsun”)İstemez, gerçekleşmeyeceğine güvenir
Önlem almaÖnlem almazSonucu önlemeye çalışır
SonuçKasten işlenen suç (indirimli)Taksirli suç (artırımlı)

Bu ayrımın pratik önemi çok büyüktür: olası kast kabul edilirse fiil kasten işlenmiş sayılır ve ceza katbekat artar; bilinçli taksir kabul edilirse fiil taksirli suç olarak değerlendirilir ve ceza çok daha düşük kalır. Failin davranış öncesi ve sırasındaki tutumu, aldığı ya da almadığı önlemler, hızı, ortam ve olay sonrası davranışları bu ayrımın belirlenmesinde birlikte değerlendirilir.

Olası kast olarak nitelendirilen vakıalarda fail, neticenin gerçekleşmeyeceğine dair hiçbir sebep olmaksızın iradesini oluşturmaktadır. Buna karşılık bilinçli taksirle hareket edilen hallerde fail iradesini oluştururken, neticenin gerçekleştirilme ihtimalinin zayıflığına, kendi yeteneklerine veya başkaca sebeplere güvenmektedir ve iradenin oluşturulmasındaki bu motivasyon daha az kınanmaktadır. Sonuç itibariyle bu ayrım haksızlık alanında yapılan bir ayrım değildir, failin kınanması bağlamında yapılan normatif bir ayrımdır.3

Kast ve Taksirin Cezaya Etkisi

Kast ve taksir yalnızca suçun oluşup oluşmadığını değil, cezanın miktarını da belirler. Doğrudan kastla işlenen bir suç, olası kastla işlenene göre daha ağır cezalandırılır; olası kast hâlinde temel cezada indirim yapılır. Taksirli suçlarda ise ceza failin kusuruna göre belirlenir ve bilinçli taksir hâlinde ceza artırılır. Ayrıca failin öngörmediği ancak sorumlu tutulduğu ağır sonuçlar bakımından neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümleri devreye girebilir. Bu nedenle bir olayda failin ruhsal tutumunun doğru belirlenmesi, cezanın adil biçimde tayini için zorunludur.

Kast ve Taksirin Bulunmadığı Hâl: Kaza

Bir zararlı sonucun ortaya çıkması, her zaman failin cezalandırılmasını gerektirmez. Sonuç, failin ne kastıyla ne de taksiriyle bağlanabiliyorsa, ortada ceza hukuku anlamında bir kaza (beklenmeyen durum) vardır ve bu hâlde faile ceza verilmez. Kaza, failin öngörebileceği ve önleyebileceği sınırların tamamen dışında kalan, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık bulunmayan durumları ifade eder.

Örneğin, tüm trafik kurallarına eksiksiz uyan ve gerekli tüm önlemleri alan bir sürücünün, aniden ve öngörülemez biçimde önüne fırlayan bir kişiye çarpması hâlinde, kusuru (taksiri) bulunmadığından ceza sorumluluğu doğmayabilir. Kaza ile taksir arasındaki sınır çok incedir ve bu sınırın belirlenmesi, failin gerekli dikkat ve özeni gösterip göstermediğinin somut olayda titizlikle değerlendirilmesini gerektirir. Bu değerlendirme, çoğu zaman bir cezasızlık ile mahkûmiyet arasındaki farkı oluşturur.

Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği (TCK 20)

Kast ve taksir kavramları, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle yakından ilişkilidir. TCK 20’ye göre ceza sorumluluğu şahsidir; kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Bu ilke, herkesin yalnızca kendi kusuru (kastı veya taksiri) ölçüsünde sorumlu olacağını ifade eder. Nitekim birden fazla kişinin taksirle sebep olduğu olaylarda da herkes kendi kusuru oranında sorumlu tutulur. Ayrıca tüzel kişilere ceza yaptırımı uygulanamaz; ancak kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri saklıdır. Şahsilik ilkesi, modern ceza hukukunun temel taşlarından biridir ve kusursuz sorumluluğu reddeder.

Kast ve Taksir Hakkındaki Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Silah Emniyeti Almadan Nezarethaneye Giren Polisin Çekiştirme Sonucu Ateş Alan Silahı Taksirle Ölüme Sebebiyet Verme Suçunu Oluşturur

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2021/10404 E. – 2021/13876 K., 03.11.2021 T.

Kararın Özeti

Polis memuru olan sanık, uyuşturucu madde bulundurmaktan şüpheli olan yabancı uyruklu maktulü yakalayarak asayiş büro amirliğine getirmiştir. Nezarethanenin tamiratta olması sebebiyle maktul avukat görüşme odasına alınmış, burada yapılan üst aramasında gizlenmiş uyuşturucu maddeler ele geçirilmiştir. İşlemler sırasında sanığın namlusuna mermi sürülü ve emniyeti kapalı durumdaki beylik tabancasını almak için maktul hamle yapmıştır. Silahı kurtarmak amacıyla taraflar arasında yaşanan çekiştirme esnasında tabancanın ateş alması sonucu maktul vurularak hayatını kaybetmiştir. İlk derece mahkemesi sanığı “olası kastla öldürme” suçundan mahkûm etmiştir. Sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay, olayda öldürmeyi gerektirecek bir husumet, kötü muamele veya neticeyi kabullenme iradesinin bulunmadığını, eylemin “taksirle ölüme neden olma” suçunu oluşturduğunu belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, kararında ceza hukukunun temel manevi unsur kavramları olan doğrudan kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir arasındaki sınırları ayrıntılı biçimde analiz etmiştir. Olası kastta failin muhtemel neticeyi göze alması ve kabullenmesi şarttır. Taksirde ise dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle neticenin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi esastır. Somut olayda, taraflar arasında geçmişe dayalı veya karakolda gelişen bir husumet bulunmadığı, otopsi raporuna göre kötü muamele izine rastlanmadığı saptanmıştır. Silah bulundurma konusunda tecrübeli bir polis memuru olan sanık, ilgili teşkilat talimatnamesinin emredici hükmüne aykırı olarak, silah emniyeti tedbirlerini almadan şüphelinin tutulduğu odaya girmekle objektif özen yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Ancak ölüm neticesi, maktulün ani bir refleksle silaha sarılması ve yaşanan fiziki arbede esnasında meydana gelmiştir. Bu ani gelişen süreçte neticenin sanık tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla fiilin olası kast boyutuna varmayıp taksir düzeyinde kaldığı kabul edilmiştir.

“Silah kullanma ve bulundurma konusunda tecrübeli olan sanığın… silah bulundurma kaidesinin istisnası olan nezarethaneye, silah emniyeti konusunda gerekli tedbirleri almadan… girmesiyle, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve yaşanan olaya sebebiyet verdiği anlaşılmakla, neticenin sanık tarafından öngörülmesinin mümkün olmaması nedeniyle sanık hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekir…”

Değerlendirme

Bu karar, kolluk görevlilerinin karakol ve nezarethane ortamındaki operasyonel ihmallerinin ceza hukukundaki karşılığını ve manevi unsur derecelendirmesini net bir biçimde ayrıştıran emsal bir karardır. Yargıtay, “olursa olsun” mantığına dayanan olası kast ile “özen yükümlülüğü ihlali” niteliğindeki taksir arasındaki o hassas çizgiyi somutlaştırmıştır. Bir kamu görevlisinin mevzuata aykırı davranarak emniyetsiz bir şekilde nezarethaneye girmesi ağır bir idari ve mesleki kusurdur; ancak bu kusur otomatik olarak kasten öldürme iradesi barındırdığı anlamına gelmez. Eğer olayda maktulün ani ve öngörülemez bir fiziki müdahalesi (silahı kapma yeltenmesi) olmasaydı, ölüm neticesi de doğmayacaktı. Yargıtay, şüpheden uzak kesin delil bulunmayan hallerde objektif sorumluluk yüklenerek suç vasfının ağırlaştırılamayacağını vurgulamış, mesleki kurallara aykırılığın sınırını “taksir” alanı içinde tutarak ceza adaleti dengesini korumuştur.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2021/10404 E. – 2021/13876 K., 03.11.2021 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

ÖZET : Dava, olası kastla öldürme ve taksirle ölüme neden olma suçuna ilişkindir.

Maktul ile polis memuru sanık arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumetleri olmadığı gibi, olay öncesi tanışıklıkları dahi bulunmadığı, maktulün yakalanmasıyla asayiş büro amirliğine götürülüp ölüm olayını gerçekleştiği aralıkta da sanık ile maktul arasında öldürmeyi gerektirecek derecede husumete neden olacak bir olayın yaşandığına dair bir delilin bulunmadığı, maktulün cesedi üzerinde yapılan otopsi ve ölü muayeneye ilişkin tutanaklardan anlaşılacağı üzere kötü muameleye maruz kaldığına dair bir tespitin de bulunmadığı, atış mesafesinin tayinine ilişkin delil niteliği taşıyan maktulün gömleğinin kasten yok edildiğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığı, olayın oluşuna ilişkin sanığın tanık tarafından da doğrulanan savunmasına itibar edilmesinin gerektiği ve buna göre, silah kullanma ve bulundurma konusunda tecrübeli olan sanığın, Polisin Merasim ve Topluluklardaki Rolüne ve Polis Karakolları Teşkilatlanmasına dair talimatnamenin 215. maddesine göre polisin silah bulundurma kaidesinin istisnası olan nezarethaneye, silah emniyeti konusunda gerekli tedbirleri almadan, uyuşturucu madde bulundurmaktan şüpheli olan maktulün tek başına bulunduğu odaya girmesiyle, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve yaşanan olaya sebebiyet verdiği anlaşılmakla, neticenin sanık tarafından öngörülmesinin mümkün olmaması nedeniyle sanık hakkında TCK’nin 85. maddesi uyarınca taksirle ölüme neden olma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi yerine suç vasfında yanılgılı değerlendirme sonucu olası kastla öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Mahalli mahkemece bozma üzerine verilen hüküm sanık müdafii ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek;

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’ın maktul …’e yönelik eyleminin sübutu kabul edilmiş, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin TCK’nin 24. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğine, sübuta yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak; sanık hakkında hüküm tesis edilirken kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir gibi ceza hukuku kavramlarının incelenmesi ve somut olaya tatbik edilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda, Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 05.06.2012 tarih ve 2011/840 Esas – 2012/214 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir. Ancak, failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmektedir.

Öğreti ve uygulamada “dolaylı kast”, “belirli olmayan kast”, “gayrimuayyen kast” “olursa olsun kastı” olarak da adlandırılan olası kast, TCK’nin 21. maddesinin 2. fıkrasında; “öngörmesine rağmen fiili işlemesi” şeklinde tanımlanmıştır. Olası kastı, doğrudan kasttan ayıran temel ölçüt ise; suçun yasal tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin mutlak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda, bu ihtimalin gerçekleşmesini kabullenerek, olursa olsun düşüncesi ile ve ona katlanmayı da göze alarak hareket etmekte ve muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için de önlem almamaktadır.

Taksirdeki düzenlemeye bakıldığında ise; kural olarak suç, ancak kastla işlenebilir, fakat, yasada açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir. Taksir, TCK’nin 22/2. maddesinde; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.

Öte yandan, olası kastın, başka bir ayırıcı unsura yer verilmemesi nedeniyle, anılan Yasanın 22. maddesinin 3. fıkrasında; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır” şeklinde tanımlanan bilinçli taksirle karıştırılabileceği hususu öğretide dile getirilmiş ise de, yasa koyucu, madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçütüne, madde gerekçesinde; “olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir” şeklinde açıklama yapmak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçütü ortaya koymuştur.

Olası kast ve bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçütleri, yargısal kararlar ve bilimsel görüşlerden de yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek olanaklıdır;

Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği … edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında özetle; gerçekleşmesi mutlak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen olası neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır.

Somut olayın kabulünde ise; oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; sanık …’in polis memuru olarak İstanbul İli Beyoğlu İlçesi’nde görev yaptığı, olay günü yanında tanıklar … ve … A. ile birlikte sivil olarak asayiş uygulamaları yaptıkları esnada yanında M. isimli şahıs olan maktulün şüpheli davranışlar sergilemesi üzerine, kimlik kontrolü akabinde üst araması yapıldığı, yapılan aramada daha sonra niteliği kokain olduğu anlaşılan uyuşturucu madde ele geçirildiği, bunun üzerine, M. isimli şahsın tanıklar … ve … tarafından, maktulün ise sanık … tarafından yasal işlemler yapılmak üzere Beyoğlu Asayiş Büro Amirliğine götürüldüğü, nezarethanenin tamiratta olması nedeniyle maktulün sanık tarafından avukat görüşme odasına alındığı, burada yapılan detaylı üst aramasında maktulün iç çamaşırına gizlenmiş vaziyette 13 parçaya bölünmüş olan kokain maddesi ele geçirildiği, tüm bu işlemler esnasında sanığın beylik tabancasının kemer ile vücudu arasında konulmuş, namlusuna mermi sürülü ve horoz emniyeti kapalı vaziyette bulunduğu, sanık …’in maktule el kol hareketleriyle giyinmesini söyleyip tanık polis memuru …’ı çağırmak için kapıya yöneldiği anda, tanık … dışında tarafsız tanığı bulunmayan olayda sanığın aksi kanıtlanamayan savunmasına göre; maktulün sanığın beline davranarak silahını almaya yeltendiği, sanığın da silahına davranıp tuttuğu, maktulün namlu kısmından sanığın ise kabze kısmından tutarak silahı aralarında çekiştirdikleri ve sanığın sert bir şekilde çekmesiyle maktulün namluyu bırakmadığı ancak dizlerinin üzerine düştüğü, sanığın tekrardan silahını maktulden kurtarmak istediği sırada silahın ateş aldığı ve maktulün sol klavikula bölgesinden aldığı isabet nedeniyle iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu hayatını kaybettiği anlaşılan olayda;

Nijerya uyruklu maktul … ile polis memuru sanık … arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumetleri olmadığı gibi, olay öncesi tanışıklıkları dahi bulunmadığı, maktulün yakalanmasıyla asayiş büro amirliğine götürülüp ölüm olayını gerçekleştiği aralıkta da sanık ile maktul arasında öldürmeyi gerektirecek derecede husumete neden olacak bir olayın yaşandığına dair bir delilin bulunmadığı, maktulün cesedi üzerinde yapılan otopsi ve ölü muayeneye ilişkin tutanaklardan anlaşılacağı üzere kötü muameleye maruz kaldığına dair bir tespitin de bulunmadığı, atış mesafesinin tayinine ilişkin delil niteliği taşıyan maktulün gömleğinin kasten yok edildiğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığı, olayın oluşuna ilişkin sanığın tanık … tarafından da doğrulanan savunmasına itibar edilmesinin gerektiği ve buna göre,

Nezarethanesi tamiratta olan karakolun avukat görüşme odasının şüphelilerin gözetim altında tutulduğu yer olarak kullanılması nedeniyle nezarethane olarak kullanıldığı hususu göz önünde bulundurulduğunda; silah kullanma ve bulundurma konusunda tecrübeli olan sanık …’in, Polisin Merasim ve Topluluklardaki Rolüne ve Polis Karakolları Teşkilatlanmasına dair talimatnamenin 215. maddesine göre polisin silah bulundurma kaidesinin istisnası olan nezarethaneye, silah emniyeti konusunda gerekli tedbirleri almadan, uyuşturucu madde bulundurmaktan şüpheli olan maktulün tek başına bulunduğu odaya girmesiyle, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve yaşanan olaya sebebiyet verdiği anlaşılmakla, meydana gelen neticenin sanık tarafından öngörülmesinin mümkün olmaması nedeniyle sanık hakkında TCK’nin 85. maddesi uyarınca taksirle ölüme neden olma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi yerine suç vasfında yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde olası kastla öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafii ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle, hükmün 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 03.11.2021 gününde oybirliği ile karar verildi.

Sürgüyü Çekip Bırakırken Silahın Ateş Alması Bilinçli Taksirle Öldürme Suçunu Oluşturur

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020/290 E. – 2021/8422 K., 30.11.2021 T.

Kararın Özeti

Maktul, arkadaşı ile birlikte uzaktan akrabası olan sanığın yeni açtığı işyerini ziyarete gitmiştir. İşyeri yazıhanesinde birlikte yemek yedikleri sırada sanık, maktule kendisinde bir silah olduğunu belirterek bakmasını istemiş ve oturduğu yerden silahı uzatmıştır. Sanık, silahın tetiğine bir iki defa basıp “tık-tık” sesi geldikten sonra silahın sürgüsünü çekip bıraktığı sırada silah ateş almıştır. Bu esnada silaha uzanmakta olan maktul göğüs bölgesinden yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede vefat etmiştir. İlk derece mahkemesi eylemi bilinçli taksir kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Katılanlar vekilinin eylemin olası kast oluşturduğu, sanık müdafiinin ise bilinçli taksir şartlarının bulunmadığı yönündeki temyiz itirazlarını inceleyen Yargıtay, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bularak onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, olayın meydana geliş şeklini ve tanık beyanlarını esas alarak manevi unsur nitelendirmesi yapmıştır. Sanığın boş olduğunu düşünerek tetiğe basması, ses geldikten sonra bu kez mekanizmayı (sürgüyü) çekip bırakması, ateşli silahların işleyiş mekanizması ve tehlikeliliği karşısında neticenin öngörülebilir olduğunu göstermektedir. Bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranarak neticenin meydana gelmesini engelleyememesi durumudur. Sanığın ateşli silahla toplu ve kapalı bir alanda, emniyet kurallarına aykırı şekilde manipülasyon yapması neticeyi öngördüğünü ancak gerçekleşmeyeceğine güvendiğini gösterir. Eylemin olası kast boyutuna varmamasının nedeni ise sanığın maktulün ölüm neticesini kabullenerek “olursa olsun” mantığıyla hareket ettiğine dair bir iradesinin bulunmamasıdır. Bu doğrultuda mahkemenin bilinçli taksir kabulü yerinde bulunmuştur.

“Sanığın, bir iki defa silahın tetiğine bastığı, silahtan ‘tık-tık’ sesi geldikten sonra, silahın sürgüsünü çekip bıraktığı sırada silahın ateş aldığı… sanığın eyleminde bilinçli taksir koşullarının oluştuğu…”

Değerlendirme

Bu karar, ateşli silahların özensiz kullanımı neticesinde meydana gelen ölüm olaylarında olası kast, basit taksir ve bilinçli taksir arasındaki sınırın belirlenmesi açısından öğretici bir örnektir. Failin silahın içinde mermi olup olmadığını tam olarak kontrol etmeden, tetik düşürmesi ve ardından sürgüyü çekip bırakması ağır bir ihmal ve dikkat eksikliğidir. Silah mekanizmasına hakim olan veya olması gereken her birey, bu tür hareketlerin ölümcül sonuçlar doğurabileceğini öngörebilir. Yargıtay, failin maktulü öldürme noktasında kayıtsız kaldığına dair somut bir “kabullenme” unsuru saptamadığı için olası kast iddialarını reddetmiştir. Ancak sıradan bir dikkatsizliğin ötesine geçen, tetiğe basılmasına rağmen namluya mermi sürme hamlesiyle tehlikeli süreci devam ettiren failin hareketini bilinçli taksir olarak görerek ceza adaletine uygun bir sınır çizmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020/290 E. – 2021/8422 K., 30.11.2021 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi

Suç : Taksirle öldürme

Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Ölenin, arkadaşı tanık Osman Ç ile birlikte uzaktan akrabası olan sanığın yeni açmış olduğu işyerini ziyaret için gittiği, sanığın yemek söylediği, işyeri yazıhanesinde yemek yedikleri sırada sanığın, ölene “Hacı abi bende silah var, sen anlarsın bir bakar mısın?” dediği ve silahı getirdiği, oturduğu yerden silahı uzattığı, tanık Osman’ın beyanına göre, sanığın, bir iki defa silahın tetiğine bastığı, silahtan “tık-tık” sesi geldikten sonra, silahın sürgüsünü çekip bıraktığı sırada silahın ateş aldığı, bu esnada oturduğu yerden kalkarak silaha uzanan ölenin, göğüs bölgesinden yaralandığı ve tedavi gördüğü hastanede öldüğü, sanığın eyleminde bilinçli taksir koşullarının oluştuğu olayda; Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın bilinçli taksir koşulları oluşmadığına, katılanlar vekilinin sanığın eyleminin olası kastla öldürme olduğuna, takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine, tanık Osman’ın beyanlarının dikkate alınmadığına ve sair nedenlere ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 30.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kırmızı Işıkta Geçerek Ölüme Neden Olma Eyleminde Olası Kast ve Bilinçli Taksir Sınırı

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Esas: 2015/5029 – Karar: 2016/1161, Tarih: 10.03.2016

Kararın Özeti

İlk derece mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi), kullandığı araçla kırmızı ışıkta geçerek bir kişinin ölümüne neden olan suça sürüklenen çocuk (SSÇ) hakkında “olası kastla öldürme” suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu, yerel mahkemenin eylemi olası kast olarak nitelendirmesini yerinde bularak hükmü onamıştır. Ancak daire üyeleri, kırmızı ışık ihlaliyle ölüme sebebiyet verme eyleminin “olası kast” değil, “bilinçli taksir” sınırlarında kalması gerektiğini savunarak karara muhalif kalmışlardır. Karar, ceza hukuku doktrininde çok tartışılan bu iki kavramın sınırını çizmesi açısından geniş bir karşı oy yazısı içermektedir.

Hukuki İhtilaf: Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Karardaki temel uyuşmazlık, kırmızı ışıkta geçerek ölüme yol açan sürücünün manevi unsurunun (kastının derecesinin) belirlenmesidir. Hem olası kastta hem de bilinçli taksirde ortak olan nokta, failin gerçekleştirdiği tehlikeli davranışın (kırmızı ışıkta geçmenin) ölümcül bir neticeye yol açabileceğini öngörmesidir (bilme unsuru). Ayrım ise tamamen isteme/kabullenme alanında ortaya çıkar:

  • Olası Kast (TCK m. 21/2): Fail, neticenin (ölümün) gerçekleşebileceğini öngörür ancak bu ihtimali tamamen göze alır, kabullenir ve içsel olarak “varsın olsun, ne olursa olsun” yaklaşımı sergiler.
  • Bilinçli Taksir (TCK m. 22/3): Fail, tehlikeli neticeyi öngörmekle birlikte, kişisel yeteneğine, şansına veya dış etkenlere güvenerek bu neticenin gerçekleşmeyeceğini ümit eder. Zihnindeki temel yaklaşım “hiçbir şey olmaz, ben kurtarırım” şeklindedir. Neticeyi kesinlikle istememektedir.
“Olası kast ve bilinçli taksir arasında yapılacak ayrımda, kastın sadece isteme unsuruna dayanılmalıdır. Bilinçli taksirde fail neticenin gerçekleşmesini istememekte ve bu neticenin ortaya çıkmayacağını umut etmektedir. Olası kastta ise fail neticeyi göze almakta, kabullenmekte ve ‘varsın olsun’ yaklaşımı sergilemektedir.”

Karşı Oy Gerekçesi ve Doktrinel Eleştiriler

Muhalif üyelerin ayrıntılı karşı oy yazısında, Türk ceza yargılamasındaki pratik hatalar ve kanun gerekçesinden kaynaklanan yanılgılar şu şekilde eleştirilmiştir:

  • Gerekçedeki Kırmızı Işık Örneği Yanılgısı: TCK’nın tasarımı ve madde gerekçesinde “kırmızı ışıkta geçmek suretiyle ölüme neden olma” eyleminin doğrudan olası kast örneği olarak verilmesi eleştirilmiştir. Muhalif üyeler, kanun gerekçesindeki bu kısıtlayıcı örneklerin uygulayıcıları yanılttığını, her somut olayın kendi şartlarında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Örneğin, frene basmak isterken yanlışlıkla gaza basıp kırmızıda geçen bir kişinin olası kasttan sorumlu tutulması hukuken adaletsiz olacaktır.
  • “Müstehaklık” (Sonucun Vahameti) Yaklaşımı: Uygulamada yargıçların, meydana gelen kazanın veya ölümün ağırlığına bakarak (kamusal tepkiyi de gözeterek) ceza miktarını artırmak adına bilinçli taksir yerine olası kast maddesini seçtikleri vurgulanmıştır. Cezanın az veya çok olması yasa koyucunun takdirindedir; yargıçlar sadece eylemin kanuni tanıma uyup uymadığına bakmalıdır.
  • Kastın Niteliği: Havaya ateş açılması, düğünlerde/maçlarda silah sıkılması veya kırmızı ışık ihlali gibi olaylarda faillerin doğrudan bir kişiyi öldürme kastı (istem alanı) yoktur. Güven unsuru ağır bastığı için bu eylemler bilinçli taksir kapsamında kalmalıdır. Buna karşın sahte rakı satılması veya çürük ve aşırı dolu göçmen teknelerinin denize açılması gibi eylemlerde failin öngörülen ölüm neticesini tamamen umursamadığı açık olduğundan olası kast buralarda uygulanmalıdır.

Değerlendirme

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin çoğunluk kararı, kırmızı ışık ihlali gibi yüksek riskli trafik ihlallerini “olası kast” potasında değerlendirerek caydırıcılığı ön planda tutan sert bir yargısal yaklaşımı yansıtmaktadır. Karşı oy ise ceza hukukunun dogmatik yapısına ve Alman Federal Mahkemesi’nin “onaylama teorisine” sadık kalınmasını savunmaktadır. Trafikte kırmızı ışık ihlali yapan bir sürücü genellikle kendi can güvenliğini de tehlikeye atmaktadır. Kendi hayatını da riske atan bir sürücünün ölüm neticesini “kabullendiğini” ve “varsın olsun” dediğini varsaymak hayatın olağan akışıyla çelişebilir. Bu açıdan karşı oy yazısı, sırf cezayı artırmak adına suç vasfının zorlanmaması gerektiğine dikkat çeken, adil yargılanma ve kusur ilkesini koruyan oldukça isabetli ve teorik altyapısı güçlü bir muhalefet şerhidir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Esas: 2015/5029 – Karar: 2016/1161, Tarih: 10.03.2016 Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :. Ağır ceza Mahkemesi

SUÇ : Olası kastla öldürme

TÜRK MİLLETİ ADINA

1) Sosyal inceleme raporunun aldırılmaması ve Çocuk Koruma Kanunundaki tedbirlerin uygulanmamasına dair hükmün 8 nolu bendinde adli sicil kaydına göre bir mahkumiyet hükmü bulunmadığı anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında, sabıkalı olduğu ibaresine yer verilmesi, sonuca etkili görülmemiştir.

2) Katılanlar vekilinin hak ve yetkisi bulunmadığından duruşmalı inceleme isteminin CMUK’nun 318. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

3) Toplanan deliller karar yerinde incelenip, suça sürüklenen çocuk. maktul . olası kastla öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonucuna uygun şekilde suç vasfı tayin, kusurluluğu azaltan nedenlerden yaş küçüklüğü ile takdiri indirim sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, suç tarihinde 15 yaşını bitirmiş olan

suça sürüklenen çocuk hakkında sosyal inceleme raporu aldırılmasının zorunlu olmadığı, mahkemece takdir hakkının bu yönde kullanıldığı, olay yerinde keşif yapılmasını zorunlu olarak gerektiren bir durum bulunmadığı saptanmış, sanıklar.,., hakkında olası kastla öldürme suçlarından, elde edilen delillerin hükümlülüklerine yeter nitelik ve derecede olmadığı kabul ve takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmediğinden, suça sürüklenen çocuk.. müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede, eksik incelemeye, sübuta, vasfa, katılanlar vekilinin suça sürüklenen çocuk yönünden takdire, beraat eden sanıklar yönünden sübuta yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, ceza miktarına, temyiz incelemesi dışında tutuklulukta geçen süreye göre suça sürüklenen çocuk müdafiinin tahliye isteminin REDDİNE, üyeler.,.,., eyleminin bilinçli taksir ile öldürme suçunu oluşturduğu ve TCK’nun 85/1, 22/3, 63. maddeleri ile cezalandırılması gerektiği yönündeki karşıoyları ve oyçokluğu ile 10/03/2016 gününde karar verildi.

KARŞI OY:

Suça sürüklenen çocuk hakkında, TCK’nun 81, 21/2, 31/3, 62. maddeleri uygulanmak suretiyle 10 yıl hapis cezası tayin edilmiştir. Yerel Mahkemece verilen hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin çoğunluğu tarafından hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Dairemizde, suça sürüklenen çocuğun kullandığı araçla kırmızı ışıkta geçmek suretiyle ölüme neden olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sayın çoğunlukla aramızda suç vasfının belirlenmesi konusunda ayrılık vardır. Sayın Dairemizin çoğunluğu tarafından olası kast olarak kabul edilen eylem bizim tarafımızdan bilinçli taksirle ölüme neden olma kabul edilmektedir.

Bilindiği gibi olası kast düzenlemesi ilk defa hukukumuza 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile girmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde taksir, bilinçli taksir ve kast ayrımı vardı. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi ile birlikte taksir, bilinçli taksir, olası kast ve kast olmak üzere dörtlü bir düzenlemeye gidildi. Olası kastla birlikte bilinçli taksirin var olduğu bir düzenleme bir çok kavram kargaşasını da beraberinde getirmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Alman hukukundan esinlenmiştir. O halde Almanya’daki uygulamanın ne şekilde olduğunun irdelenmesi gereklidir.. Federal Yüksek Mahkemesi olası kast bilinçli taksir ayrımını yaparken ”onaylama teorisi” (Billigungs theorie) olarak adlandırılan teoriyi esas almaktadır. Buna göre fail muhtemel olarak addedilen neticeyi ”onaylar” (gebllight) veya ”kabullenir” (billigend in kauf nehmen), buna rağmen fiili işlemekten vazgeçmezse olası kast söz konusu olur. Buna karşın fail, ciddi olarak ve şüpheye yer vermeyecek şekilde muhtemel addedilen neticenin meydana gelmeyeceğine güvenirse bilinçli taksir söz konusu olur denilmektedir.

. uygulamaya göre, suç failinin, kastın bilme alanında, hareketiyle ilgili suçu gerçekleştireceğini kesin bir ihtimal veya olasılık olarak hesaba kattığı; buna karşın kastın isteme alanında suçun gerçekleşmesini önemsemediği hallerde, ortada hem olası kast ve hemde bilinçli taksir söz konusu olabilir. Bilinçsiz taksirde, fail davranışıyla kanunda düzenlenmiş suçu gerçekleştirebilme ihtimalinden hareket etmezken, bilinçli taksirde böyle bir ihtimali hesaba katmakla birlikte (bilme unsuru) tipik neticenin gerçekleşmesini istememekte ve bu neticenin ortaya çıkmayacağını umut etmektedir. Olası kastta, fail ilgili suçu gerçekleştirebilme olasılığını öngörmekte (bilme unsuru) ve ortaya çıkacak neticeyi de göze almakta, kabullenmekte veya davranışı sonucu ortaya çıkacak süreci önemsememektedir (isteme unsuru). Bir başka ifadeyle olası kastta fail ”varsın olsun” şeklinde bir yaklaşımda bulunmak zorundadır. Buna karşın bilinçli taksir hali, failin suçun gerçekleşme olasılığını hesaba kattığı (bilme unsuru), ancak ilgili neticenin ortaya çıkmayacağına güvendiği (isteme unsuru) durumlarda, mevcut kabul edilir. Yani burada failin ”hiç bir şey olmaz” şeklinde bir yaklaşımda bulunması zorunludur. Hem bilinçli taksirde hem olası kastta, bir neticenin ortaya çıkması ihtimal ve olasılık dahilindedir. Bu nedenle olası kast ve bilinçli taksir arasında yapılacak ayrımda, kastın sadece isteme unsuruna dayanılmalıdır.

Ülkemizde olası kastla ilgili açıklamalar yapılırken, bazı akademisyenlerin mehaz kanundaki uygulamaların aksine tanımlamalara yer verdikleri görülmektedir. Bu akademisyenler olası kastı tarif ederken, suçun gerçekleşmemesi için bütün çabanın sarf edilmesi gerektiğini söylemektedirler. Kuşkusuz olası kastta böyle bir kavramın kabul edilmesi durumunda taksirli eylemleri dahi olası kast içinde saymak mümkün olacaktır. Şayet fail suçun gerçekleşmemesi için elinden gelen tüm gayreti sarf etmiş ise, faili taksirli eylemden dahi sorumlu tutmak nasıl mümkün olacaktır. Kaldı ki hem olası kastta hem de bilinçli taksirde suçun öngörülebilme unsuru ortaktır. Suçun gerçekleşmemesi için tüm gayretin sarf edilmesi gerektiği olası kast için söylenemez.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu düzenlemesi sırasında gerekçede, olası kast ve

bilinçli taksirle ilgili örnekler verilmesi uygulamada bir takım hataları da beraberinde getirmiştir. Kanunun gerekçesinde kırmızı ışıkta geçmek suretiyle ölüme neden olunması olası kast olarak tarif edilmiştir. Oysa olası kast ve bilinçli taksir ayrımının uygulamacılara bırakılması gerekirdi. Kırmızı ışıkta geçmekle birlikte frene basmak isterken gaza basan bir kişi olası kasttan nasıl sorumlu tutulacaktır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suç türünün ”olası kast” olarak tanımlanmış olması uygulamada bir kısım hataların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu kavram yerine 2. dereceden kast veya tali kast kavramına yer verilmesi daha doğru uygulamaların ortaya çıkmasına neden olurdu. ”Olası kast” olarak belirlenen tanımlama nedeniyle, sırf kelime anlamı üzerinden değerlendirme yapılmakta bu da bazı hatalı uygulamalara neden olmaktadır. Olası kast kavramının kelime anlamı üzerinden tahlil edilmemesi ve içinin uygulamacılar tarafından doldurulması gerekmektedir. Kanunda, ”Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.” şeklinde yapılan düzenleme olası kast uygulaması yönünden yeterli unsurları içermemektedir. Ancak kanundaki fiili işlemesi tanımından dahi bir kastın varlığından söz edildiği anlaşılmaktadır.

Bilinçli taksir, bir taksir türü olmakla birlikte, olası kastta, kastın bir türüdür. Oysa ülkemizdeki uygulamada sırf ”olursa olsun” tanımlaması üzerinden hareket edilmekte, bu da olası kastın uygulama alanının genişlemesine neden olmaktadır. Olası kastı, bağımsız bir suç türü olarak alma eğilimi, bilinçli taksir sayılması gereken hallerinde, olası kast kavramı içerisinde yer almasını sağlamaktadır.

Olası kast, kastın bir türü olmakla, temel hareketin bir kasta dayalı olması beklenmelidir. Bu kast bir kişiye yönelmiş ise de, genellikle olası kastla aleyhine suç işlenen mağdura yönelik değildir. Bazı durumlarda ise herhangi bir kişiye yönelik kast olmadan da olası kastın varlığını kabul etmek gerekmektedir. Dairemizin isabetli bir şekilde uyguladığı gibi, sahte rakı üreterek satışa sunulduğu ve sahte rakılardan ölüm meydana geldiği durumlarda, olası kastın varlığı söz konusudur. Bu duruma benzer bir kısım örnekler vermek mümkün ise de, bu örnekler sınırlı sayıdadır ve her olayın özelliğine göre değişmektedir. Çürük tekneleri boyamak suretiyle, kamufle edip içerisine kapasitesinin üzerinde göçmeni doldurup, teknenin denize açılması ve kişilerin ölümüne neden olunması halleri de olası kast kavramı içerisinde değerlendirilmelidir.

Genellikle uygulamacılarda, eylemin sonucunda meydana gelen neticenin vahametine göre ceza verme eğilimi vardır. Bilinçli taksir sayılması gereken olaylar, bilinçli taksirin cezası az olduğu için, bilinçli taksir sayılmamakta, olayın vahametine göre hareket edilerek, olası kast kavramı içerisinde değerlendirilmektedir. Adeta ”müstehaklık” kavramı üzerinden hareket edilmektedir. Bilinçli taksirin cezasının az olması uygulamaya şekil vermemeli, eylemin kanuni tipe uygun olup olmadığına

bakılmalıdır. Cezanın az olup olmadığı kanun koyucunun takdirine bırakılmalıdır. Bu cümleden hareketle, maçların sonunda yapılan kutlamalarda havaya ateş edilmesi sonucu ölüme ve yaralanmaya neden olunması ya da düğünlerde havaya ateş edilmesi sırasında ölüme ve yaralanmaya neden olunması, kırmızı ışıkta geçmek suretiyle ölüme ve yaralanmaya neden olunması bilinçli taksir olarak değerlendirilmelidir. Aslında örneklenen bu tür olaylarda herhangi bir kişiye yönelmiş bir kast olmadığı için, isteme unsuru da gözetildiğinde, meydana gelen neticenin çıkmayacağına güvenilmesi nedeniyle bilinçli taksir hali söz konusudur.

Yukarıda anlatılan açıklamalar çerçevesinde somut olayda, suça sürüklenen çocuğun öngördüğü neticeyi istediği söylenemeyeceğinden, eyleminin bilinçli taksir olduğunu düşündüğümüzden, çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

10/03/2016 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı . huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık.. müdafii Avukatlar .,., yokluklarında 17/03/2016 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı. 

Sıkça Sorulan Sorular

Kast ile taksir arasındaki temel fark nedir?

Kastta fail sonucu bilerek ve isteyerek gerçekleştirir; taksirde ise sonucu istemez, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle sorumlu olur. Kast kural, taksir ise yalnızca kanunun açıkça öngördüğü hâllerde cezalandırılan istisnadır.

Her suç taksirle işlenebilir mi?

Hayır. Suçlar kural olarak yalnızca kasten işlenebilir. Taksirle işlenen bir fiil, ancak kanunda o suç için taksirli hâl açıkça düzenlenmişse cezalandırılır; örneğin taksirle öldürme ve taksirle yaralama gibi.

Olası kast mı bilinçli taksir mi olduğu nasıl belirlenir?

Belirleyici ölçüt, failin sonucu kabullenip kabullenmediğidir. Olası kastta fail sonucu göze alır ve önlem almaz; bilinçli taksirde ise sonucu istemez ve gerçekleşmeyeceğine güvenerek önlem almaya çalışır. Failin tutumu, aldığı önlemler ve olayın koşulları birlikte değerlendirilir.

Bilinçli taksirde ceza artar mı?

Evet. TCK 22/3’e göre bilinçli taksir hâlinde, taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Bu nedenle basit taksir ile bilinçli taksir ayrımı cezayı doğrudan etkiler.

Kast ve taksir ayrımının somut olayda doğru kurulması, çoğu zaman ağır bir mahkûmiyet ile hafif bir ceza arasındaki farkı belirler. İstanbul’da yürüttüğümüz ceza davalarına ilişkin daha fazla bilgi için ceza davalarında İstanbul vekilliği sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

  1. https://dergipark.org.tr/tr/pub/mdergi/article/175771?issue_id=16882 ↩︎
  2. https://dergipark.org.tr/tr/pub/mdergi/article/175771?issue_id=16882 ↩︎
  3. Bekir Boğa, Olası Kast-Bilinçli Taksir Ayrımının Teorik Temelleri (Doktora Tezi), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi 2024 ↩︎

Benzer Yazılar

6 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir