İçindekiler
Giriş
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 231. maddesi uyarınca, sanık hakkında kurulan 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası içeren mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının ertelenmesini ve sanık 5 yıllık (çocuklarda 3 yıllık) denetim süresini yükümlülüklere uygun geçirdiği takdirde davanın hiçbir hukuki sonuç doğurmadan düşmesini sağlayan bir ceza muhakemesi kurumudur. HAGB kararı verilen kişi hakkında ceza infaz edilmez ve karar genel adli sicil kaydında (sabıkada) görünmez.
Bu makalede HAGB’nin objektif ve sübjektif şartları, denetim süresi ve yükümlülükler, cezanın ertelenmesinden farkı, hangi suçlarda uygulanamayacağı ve 2026 yılı itibarıyla kurumun güncel hukuki durumu (Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ve 7589 sayılı Kanun’la yapılan yeni düzenleme) ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Somut dosyanıza ilişkin kesin sonuç için bir ceza avukatına danışmanız önerilir; HAGB süreciyle yakından ilişkili uzlaştırma kurumu hakkında da bilgi alabilirsiniz.
1. Kısa Yanıt: HAGB Nedir?
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkemenin sanık hakkında bir mahkûmiyet hükmü kurmasına rağmen bu hükmü açıklamayıp, sanığı belirli bir denetim süresi boyunca izlemesi ve süre sonunda şartlar sağlanmışsa davayı düşürmesidir. CMK m.231/5 bu kurumu düzenler; amacı, ilk kez ve nispeten hafif bir suç işleyen kişinin hayatının mahkûmiyet damgasıyla olumsuz etkilenmesini önlemektir.
2. HAGB’nin Sanığa Sağladığı Avantajlar Nelerdir?
HAGB kararı sanığa dört somut avantaj sağlar:
- Cezanın infaz edilmemesi — hapis cezası çekilmez, adli para cezası tahsil edilmez.
- Sabıka kaydına yansımaması — genel amaçlarla düzenlenen adli sicil belgesinde görünmez.
- Hükümlü statüsünün doğmaması — kişi hukuken “hükümlü” sayılmaz, mahkûmiyete bağlı hak yoksunlukları (bazı meslek yasakları, seçme/seçilme kısıtları vb.) uygulanmaz.
- Denetim süresi sonunda davanın düşmesi — CMK m.231/10 uyarınca dava düşürülür, hüküm hiç açıklanmamış sayılır.
3. HAGB Şartları Nelerdir?
CMK m.231/6’nın güncel (7589 sayılı Kanun sonrası yürürlükteki) metni uyarınca, HAGB kararı verilebilmesi için üç objektif/sübjektif şartın bir arada gerçekleşmesi yeterlidir:
- Sanık hakkında hükmedilen cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması (doğrudan hükmedilen adli para cezalarında da uygulanır).
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması.
- Mahkemenin, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varması.
- Suç nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, eski hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmiş olması (2026’da eklenen taksit imkânı için aşağıdaki 6. bölüme bakınız).
Eskiden 5+2 maddelik daha kalabalık bir test uygulanıyordu — kabul şartı dahil. Kanunun 2010-2024 arasında yürürlükte kalan hâline dayanan yerleşik Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihadı, HAGB şartlarını “suça ilişkin 2, sanığa ilişkin 5” madde hâlinde formüle ediyordu; bu klasik test Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.03.2020 tarihli, 2019/153 E., 2020/165 K. sayılı kararında şöyle sayılmıştır:
(a) sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
(b) yargılamaya konu suçun, sanığa ait önceki bir HAGB kararının denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
(c) zararın tamamen giderilmesi,
(d) mahkemenin yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varması,
(e) sanığın HAGB’yi kabul etmediğine dair bir beyanının bulunmaması.
Aynı beşli test, suç eşyasının satın alınması suçuna ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.05.2022 tarihli, 2018/607 E., 2022/349 K. sayılı kararında da aynen tekrarlanmıştır. Bu (e) bendindeki “kabul” şartı, güncel kanun metninde artık yoktur — 2024 ve 2026 değişiklikleriyle madde metninden tamamen çıkarılmıştır; dolayısıyla bu iki karardaki beşli test, bugün için yalnızca tarihi/karşılaştırmalı değer taşır, yeni açılan dosyalarda güncel üç şartlı test uygulanır.
“Kabul etmeme” beyanının eski dönemdeki ağırlığı: Kabul şartı yürürlükteyken bu beyanın hukuki niteliği de ayrıca tartışma konusu olmuştu.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.10.2019 tarihli, 2015/225 E., 2019/616 K. sayılı kararı, sanığın HAGB’yi kabul etmediğine dair beyanının “şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak” olduğunu, bu nedenle sanık müdafisinin ancak vekâletnamesinde bu konuda özel bir yetki bulunması hâlinde sanık adına ret beyanında bulunabileceğini; özel yetkisi olmayan bir müdafinin “kabul etmiyoruz” demesinin sanığı bağlamayacağını, aksi hâlde diğer şartlar oluşmuşsa HAGB kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. 2024 sonrası kabul şartının tamamen kaldırılması, bu tartışmayı da pratikte konusuz bırakmıştır; ancak karar, mahkemenin sanığın iradesini gerekçesiz biçimde yok sayamayacağı ilkesi bakımından hâlâ öğreticidir. Aynı doğrultuda, kasten yaralama suçundan adli para cezasına mahkûm edilen ve HAGB’yi açıkça talep eden bir sanık hakkında yerel mahkemenin “muvafakat etmediği” gerekçesiyle HAGB’ye yer olmadığına karar vermesi üzerine verilen Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 10.04.2023 tarihli, 2023/2846 E., 2023/1827 K. sayılı kararı da, sanığın iradesinin dosyadan net biçimde belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
3a. Mahkeme HAGB’yi mi, Yoksa Cezanın Ertelenmesini mi Önce Değerlendirmelidir?
Sanık hakkında hem HAGB hem de cezanın ertelenmesi şartları birlikte tartışılabilecek bir durumda, mahkemenin hangi kurumu önce inceleyeceği ve gerekçelerin birbiriyle tutarlı olması gerektiği önemli bir usul sorunudur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.03.2020 tarihli, 2019/153 E., 2020/165 K. sayılı kararı, koşullu bir düşme nedeni oluşturan HAGB kurumunun, objektif koşulların varlığı hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümlerinden (erteleme, seçenek yaptırım) önce değerlendirilmesi gerektiğine, HAGB uygulanmaması yönünde kanaate varılırsa ancak bundan sonra erteleme ve diğer kişiselleştirme kurumlarının tartışılabileceğine hükmetmiştir. Aynı kararda, somut olayda mahkemenin cezayı ertelerken gösterdiği “pişmanlık nedeniyle bir daha suç işlemeyeceği” gerekçesiyle, HAGB’yi reddederken gösterdiği “hükmün ertelenmesi hâlinde cezanın caydırıcı olmayacağı” gerekçesinin birbiriyle çeliştiği, bu çelişkinin tek başına bozma nedeni oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu ilke güncel hukukta da geçerliliğini korur: mahkeme, HAGB’yi reddederken kullandığı gerekçe ile cezayı ertelerken kullandığı gerekçe arasında çelişkiye düşemez.
4. HAGB ile Cezanın Ertelenmesi Arasındaki Fark
HAGB ile cezanın ertelenmesi sıkça karıştırılan iki farklı kurumdur. Aradaki temel farklar şu şekildedir:
| Ölçüt | HAGB (CMK m.231) | Cezanın Ertelenmesi (TCK m.51) |
|---|---|---|
| Hüküm | Açıklanmaz | Açıklanır, hukuken kesinleşir |
| Sabıka Kaydı | Genel sicilde görünmez | Adli sicile işlenir (özel sicilde görünür) |
| Denetim Süresi Sonunda | Şartlar sağlanmışsa dava düşer | Ceza infaz edilmiş sayılır, mahkûmiyet devam eder |
| Hükümlü Statüsü | Doğmaz | Doğar |
| Uygulanan Cezalar | 2 yıl veya altı hapis/adli para cezası | Sadece hapis cezası (adli para cezası ertelenemez) |
Pratikte HAGB, sanık için cezanın ertelenmesine göre daha lehe bir sonuç doğurur; çünkü başarılı geçirilen denetim süresi sonunda mahkûmiyet hiç var olmamış gibi işlem görür, cezanın ertelenmesinde ise mahkûmiyet kaydı kalıcı olarak sicile işlenmiş olur.
5. HAGB Denetim Süresi ve Yükümlülükler
HAGB kararı verilen sanık, CMK m.231/8 uyarınca yetişkinler için 5 yıl, suç tarihinde 18 yaşından küçük olanlar için 3 yıl süreyle denetime tabi tutulur. Mahkeme bu süre içinde sanığa; bir eğitim kurumuna devam etme, belirlenen yer veya bölgelere gitmeme, meslek/sanat edindirme programına katılma gibi yükümlülükler koyabilir; 7589 sayılı Kanun’la denetimli serbestlik tedbirinin süresi en fazla 1 yıl olarak sınırlandırılmıştır. Uygulamada mahkemelerin çoğu, sanığa özel bir yükümlülük yüklemeksizin yalnızca “denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlememe” şartını koymaktadır.
6. Zararın Giderilmesi Şartı ve Taksitle Ödeme İmkânı (2026 Yeniliği)
HAGB’nin objektif şartlarından biri, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmiş olmasıdır. Bu şartın kapsamı hakkında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.05.2022 tarihli, 2018/607 E., 2022/349 K. sayılı kararı önemli açıklamalar içerir: karara göre giderilmesi gereken zarar yalnızca maddi zarardır, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmez; zarar sanık tarafından bizzat giderilebileceği gibi onun bilgisi ve rızası dâhilinde üçüncü kişilerce de giderilebilir; zararın miktarı kolayca belirlenebiliyorsa hâkim kanaat verici basit bir araştırmayla, teknik bir konuysa bilirkişi incelemesiyle bu miktarı tespit etmelidir. Kararın somut olayında, suç eşyasını satın alan sanık katılanın 12.000 TL’lik zararını gidermediği ve gidermeye yönelik hiçbir çaba göstermediği için HAGB talebi reddedilmiş ve bu ret Yargıtay tarafından da onanmıştır — yani eski kuralda, zarar tek seferde ve tam olarak giderilmedikçe HAGB kararı verilmesi mümkün değildi; taksitle veya kısmi ödeme taahhüdüyle HAGB alma imkânı yoktu.
31 Temmuz 2026 tarihli, 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanunla CMK m.231/9’a eklenen düzenleme bu kuralı esnetmiştir: zararın derhâl ve tek seferde giderilemediği hâllerde, sanığın denetim süresi içinde aylık taksitlerle zararı tamamen gidereceğine dair taahhütte bulunması artık HAGB kararı verilebilmesi için yeterli sayılmaktadır. Dolayısıyla 2018/607-2022/349 sayılı kararın verildiği tarihte reddedilecek bir dosya, bugün sanığın taksit taahhüdü sunması hâlinde HAGB’ye konu olabilir; kararın “manevi zarar HAGB kapsamında değildir” ve “zarar üçüncü kişi eliyle de giderilebilir” ilkeleri ise kanun değişikliğinden etkilenmemiş, güncelliğini korumaktadır.
7. Denetim Süresi İhlal Edilirse Ne Olur?
Denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik yükümlülüklerine aykırı davranılması hâlinde, mahkeme geri bırakılan hükmü açıklar. Ancak CMK m.231/11’in güncel metni mahkemeye burada tam bir takdir yetkisi tanır: mahkeme, yükümlülüklerini yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar bir kısmının infaz edilmemesine, hatta koşulları varsa hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir; yani ihlal, otomatik olarak cezanın tamamının infazı anlamına gelmez. Bu şekilde açıklanan veya yeniden kurulan hükme karşı — ana HAGB kararından farklı olarak — itiraz yoluna gidilir; itiraz mercii de yalnızca bu fıkradaki koşullarla (ihlalin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği, mahkemenin takdirini usulüne uygun kullanıp kullanmadığı) sınırlı bir inceleme yapabilir.
Ayrıca CMK m.231/8’de yer alan hükme göre bu kişi hakkında ikinci kez HAGB kararı verilemez. Bu yasağın hangi tarihten itibaren işlediği konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu iki farklı tarihte önemli iki karar vermiştir. İlkinde, silahla tehdit suçundan yargılanan ve adli sicilinde 2011 yılında kesinleşmiş bir HAGB kararı bulunan sanık hakkında yerel mahkeme “daha önce HAGB kararı bulunduğu” gerekçesiyle yeni HAGB talebini reddetmiş; ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.11.2023 tarihli, 2022/283 E., 2023/592 K. sayılı kararıyla, ikinci kez HAGB yasağının 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten önce işlenen suçlara geriye yürütülemeyeceği, dolayısıyla 2014 öncesi suçlarda önceki bir HAGB kararının yeni HAGB’ye engel oluşturmayacağı sonucuna varılmıştır.
Buna karşılık, suç tarihi 28.06.2014’ten sonraya (25.01.2015) denk gelen ve önceki HAGB’nin denetim süresi içinde işlenen bir başka silahla tehdit olayında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.05.2023 tarihli, 2021/162 E., 2023/255 K. sayılı kararı, yeni suç tarihinin 28.06.2014 sonrasına ve önceki HAGB’nin denetim döneminin içine denk gelmesi nedeniyle ikinci kez HAGB yasağının bu olayda uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Bu iki karar birlikte okunduğunda, belirleyici ölçütün yeni suçun işlendiği tarih olduğu, 28.06.2014 öncesi suçlarda önceki HAGB’nin engel oluşturmadığı, sonrasında ve önceki denetim süresi içinde işlenen suçlarda ise engel oluşturduğu anlaşılmaktadır.
8. HAGB ve Adli Sicil (Sabıka) Kaydı
HAGB kararları, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu uyarınca genel amaçlarla düzenlenen adli sicil (sabıka) belgesinde görünmez; bu kararlar yalnızca ayrı bir sistemde (adli sicil arşiv kaydı) tutulur ve yalnızca kanunda sayılan sınırlı hâllerde (bazı güvenlik soruşturmaları, mahkemelerin talebi gibi) sorgulanabilir. Bu nedenle HAGB kararı verilen kişi, genel bir işe başvuru sırasında talep edilen adli sicil belgesinde temiz görünür.
9. HAGB Hangi Suçlarda Uygulanmaz?
HAGB kurumu kanunla veya niteliği gereği bazı hâllerde uygulanamaz:
- Disiplin hapsini gerektiren fiillerde.
- Karşılıksız çek keşide etme gibi bazı özel kanunlarda açıkça HAGB’nin uygulanamayacağı öngörülen suçlarda.
- Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar başta olmak üzere, kanunun HAGB’yi açıkça yasakladığı suç tiplerinde.
- Uzlaştırma kapsamındaki suçlarda, önce uzlaştırma usulü uygulanmadan doğrudan HAGB kararı verilemez; uzlaşma sağlanamazsa yargılamaya devam edilir.
- 2 yıl üzeri cezalarda,
- (2026 yeniliği) 7589 sayılı Kanun’la CMK m.231’e eklenen fıkra uyarınca, işkence (TCK m.94), eziyet (TCK m.96) suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa m.17 kapsamında kötü muamele sayılan suçlarda artık HAGB kararı verilemez. Bu suçlardan mahkûm olan kamu görevlileri hakkında ceza 2 yıl veya altında olsa dahi hüküm doğrudan hukuki sonuç doğurur.
10. HAGB’nin Memuriyete ve Mesleklere Etkisi
HAGB kararı, kural olarak kamu görevine girişte veya mevcut memuriyetin devamında tek başına engel oluşturmaz; çünkü hükümlü statüsü doğmaz. Bununla birlikte polislik, hâkimlik/savcılık, askerlik gibi güvenlik soruşturması gerektiren bazı görevlerde, HAGB kararına konu olayın niteliği idari makamlarca ayrıca değerlendirilebilmekte ve giriş koşulları bakımından fiilî bir engel teşkil edebilmektedir; bu ayrım idari yargı kararlarında da güvenlik soruşturmasının kapsamına göre nüanslı biçimde ele alınmaktadır.
11. HAGB Kararına Karşı Kanun Yolu: İtirazdan İstinafa Geçiş
HAGB kararına karşı başvurulacak kanun yolu, 1 Haziran 2024 tarihi esas alınarak iki döneme ayrılır. Bu tarihten önce verilen HAGB kararlarına karşı CMK m.231/12 uyarınca yalnızca itiraz yoluna gidilebiliyordu ve itiraz incelemesi sınırlı kapsamdaydı; nitekim görevi kötüye kullanma suçundan HAGB kararı alıp denetim süresini tamamlayan bir sanık hakkındaki düşme kararının mağdur (katılan) tarafından “zarar giderilmedi” gerekçesiyle temyize taşındığı bir olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.09.2019 tarihli, 2016/555 E., 2019/558 K. sayılı kararı, düşme kararına karşı yapılan itiraz/temyiz incelemesinin yalnızca CMK m.231/10’daki şartlarla (denetim süresi boyunca kasıtlı suç işlenmemesi ve yükümlülüklere uyum) sınırlı olduğunu, mağdurun zarar iddiası gibi geniş kapsamlı itirazların ise ancak HAGB kararının kendisine karşı m.231/12 çerçevesinde ayrıca ileri sürülebileceğini belirtmiştir. 7499 sayılı Kanunla (8. Yargı Paketi) yapılan değişiklik sonucu, 1 Haziran 2024’ten itibaren verilen HAGB kararlarına karşı itiraz yolu kaldırılmış, yerine istinaf yolu getirilmiştir; gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde bölge adliye mahkemesine istinaf başvurusu yapılabilmektedir. Dolayısıyla yukarıdaki 2019 tarihli karardaki “itiraz” ifadesi, o dönemde yürürlükte olan eski usule ilişkindir; güncel dosyalarda aynı ilke istinaf başvurusu bakımından geçerliliğini korumaktadır.
HAGB’ye “yer olmadığına” ilişkin ret kararlarının denetimi de kanun yolu bakımından ayrıca önem taşır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.07.2023 tarihli, 2021/68 E., 2023/403 K. sayılı kararı, istinaf/temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen bir HAGB ret kararının dahi, objektif şartların hiç değerlendirilmemiş veya hatalı değerlendirilmiş olması hâlinde olağanüstü kanun yolu olan “kanun yararına bozma”ya konu edilebileceğini kabul etmiştir; çünkü objektif koşulların (ceza miktarı, sabıka durumu gibi) varlığı hâkimin serbest takdirine bırakılmış bir husus değildir. Karara göre HAGB, objektif koşullar oluştuğunda mahkemece diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve hiçbir isteme bağlı olmaksızın resen değerlendirilmek zorundadır; bu değerlendirme hiç yapılmadan veya objektif koşullar yanlış yorumlanarak verilen ret kararı, kesinleşmiş olsa bile düzeltilebilir.
12. 2026’da HAGB’nin Güncel Hukuki Durumu: AYM İptali ve 7589 Sayılı Kanunla Çözüm
HAGB kurumunun geleceği 2025-2026 döneminde önemli bir belirsizlik yaşamış, ancak bu belirsizlik 2026 yazında kanuni bir düzenlemeyle giderilmiştir. Süreç kronolojik olarak şöyledir:
- 10 Temmuz 2025: Anayasa Mahkemesi, E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararıyla CMK m.231’in HAGB’yi düzenleyen 5 ila 14. fıkralarını iptal etmiştir. İptalin gerekçesi, kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işlediği ve Anayasa m.17 kapsamında işkence, eziyet veya kötü muamele sayılan suçlarda dahi HAGB uygulanabilmesinin, bu suçlara karşı yeterli caydırıcı/adil yargılama güvencesi sağlamaması olarak açıklanmıştır.
- 31 Aralık 2025: Karar Resmî Gazete’de yayımlanmış, iptal hükmünün 30 Eylül 2026‘da yürürlüğe girmesi öngörülmüştür — yani kanun koyucu bu tarihe kadar yeni bir düzenleme yapmazsa, HAGB kurumu 30 Eylül 2026’dan itibaren tamamen uygulanamaz hâle gelecekti.
- 16 Temmuz 2026: TBMM Genel Kurulu, HAGB’yi Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesine uygun şekilde yeniden düzenleyen 7589 sayılı Kanunu (12. Yargı Paketi) kabul etmiştir.
- 31 Temmuz 2026: Kanun, 33326 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Sonuç: 30 Eylül 2026’da HAGB’nin tamamen ortadan kalkması riski, 7589 sayılı Kanun’la fiilen ortadan kalkmıştır. Yeni düzenlemeyle HAGB kurumu; 2 yıl/adli para cezası sınırı ve 5 yıllık (çocuklarda 3 yıllık) denetim süresi korunarak, yukarıda 6. ve 9. bölümlerde açıklanan iki önemli farkla (taksitle zarar giderme imkânı ve işkence/eziyet/kötü muamele suçlarının kapsam dışına çıkarılması) yürürlükte kalmaya devam etmektedir. 30 Eylül 2026 tarihinden önce kesinleşmiş HAGB kararları, bu tarihten sonra da geçerliliğini korumaktadır; değişiklik yalnızca ileriye dönük olarak, yeni verilecek kararların tabi olacağı çerçeveyi belirlemektedir.
13. HAGB Kararı Nasıl Verilir? Yargılama Sürecindeki Yeri
HAGB, ayrı ve bağımsız bir dava türü değildir; yargılamanın sonunda mahkemenin, kurduğu mahkûmiyet hükmünü açıklayıp açıklamayacağına ilişkin resen verdiği bir karardır. Mahkeme, yukarıda sayılan objektif ve sübjektif şartların oluştuğu kanaatine varırsa, 1 Haziran 2024’ten itibaren sanığın ayrıca rızasını aramaksızın HAGB kararı verebilir; bu, kurumun sanığın iradesine bağlı olduğu eski dönemden en belirgin farkıdır. Savunmanın rolü; müvekkilin sabıka durumunu, zararın giderilmesini ve mahkemenin olumlu kanaate varmasını sağlayacak somut delil ve savunmaları zamanında sunmakta kritik önem taşır.
Sonuç
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 2 yıl veya altı hapis ya da adli para cezasıyla sonuçlanan ve ilk kez işlenen suçlarda sanığın hayatının mahkûmiyet kaydıyla olumsuz etkilenmesini önleyen güçlü bir hukuki imkândır. Eski (2010-2024) dönemde kurum, “suça ilişkin 2, sanığa ilişkin 5” maddelik daha katı bir teste ve sanığın açık kabulüne bağlıyken; 2024’ten itibaren kabul şartının kalkması kurumun uygulama alanını genişletmiş, 2026’daki 7589 sayılı Kanun ise hem taksitle zarar giderme imkânı getirerek kurumu daha da esnetmiş hem de işkence-eziyet-kötü muamele suçlarını kapsam dışına çıkararak sınırlamıştır. Denetim süresi boyunca işlenecek kasıtlı bir suç artık cezanın otomatik ve tam infazı anlamına gelmese de (m.231/11), ikinci kez HAGB imkânının kaybına yol açabileceğinden, somut dosyalarda güncel mevzuata hâkim bir ceza avukatından destek alınması önerilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) nedir?
HAGB, CMK m.231 uyarınca mahkemenin sanık hakkında kurduğu mahkûmiyet hükmünü açıklamayıp, sanığı 5 yıllık (çocuklarda 3 yıllık) bir denetim süresine tabi tuttuğu; sanık bu süreyi kasıtlı suç işlemeden geçirirse davanın düştüğü bir ceza muhakemesi kurumudur.
HAGB kararı sabıka kaydına (adli sicile) işler mi?
Hayır. HAGB kararı, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu uyarınca genel amaçlı adli sicil belgesinde görünmez; yalnızca ayrı bir arşiv kaydında tutulur ve sınırlı hâllerde (bazı güvenlik soruşturmaları gibi) sorgulanabilir.
HAGB kararı verilebilmesi için sanığın kabul etmesi (rızası) gerekir mi?
Hayır, artık gerekmez. 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren, 7499 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonucu sanığın kabulü/rızası şartı tamamen kaldırılmıştır; mahkeme diğer şartlar oluştuğunda sanığın iradesini aramaksızın resen HAGB kararı verebilir. Bu tarihten önceki kararlarda kabul şartı aranıyordu.
HAGB kararı hangi cezalarda verilebilir?
HAGB, sanık hakkında hükmedilen cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası olması hâlinde uygulanabilir. Bu sınırın üzerindeki hapis cezalarında HAGB kararı verilemez.
HAGB denetim süresi kaç yıldır?
Denetim süresi, suç tarihinde 18 yaşını doldurmuş sanıklar için 5 yıl, suç tarihinde 18 yaşından küçük olanlar için 3 yıldır. 7589 sayılı Kanun’la bu süreye bağlı denetimli serbestlik tedbiri en fazla 1 yıl ile sınırlandırılmıştır.
Denetim süresi içinde yeniden suç işlersem ne olur?
Denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde, geri bırakılan hüküm mahkeme tarafından açıklanır ve ceza infaz edilir. Ayrıca CMK m.231/8 uyarınca bu kişi hakkında ikinci kez HAGB kararı verilemez.
Daha önce HAGB kararı alan biri hakkında tekrar HAGB verilebilir mi?
Kural olarak hayır; ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.11.2023 tarihli, 2022/283 E., 2023/592 K. sayılı kararına göre, ikinci kez HAGB yasağı 28.06.2014’te yürürlüğe girdiğinden, bu tarihten önce işlenen suçlarda önceki bir HAGB kararı yeni HAGB’ye engel oluşturmaz. 28.06.2014 sonrası suçlarda ve önceki HAGB’nin denetim süresi içinde işlenen suçlarda ise (YCGK, 04.05.2023, 2021/162 E., 2023/255 K.) ikinci kez HAGB yasağı uygulanır.
HAGB kararına karşı hangi kanun yoluna başvurulur?
1 Haziran 2024’ten itibaren verilen HAGB kararlarına karşı istinaf yoluna gidilir; gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde bölge adliye mahkemesine başvurulur. Bu tarihten önceki kararlarda itiraz yolu uygulanıyordu.
HAGB, memuriyete veya kamu görevine girişe engel midir?
Kural olarak değildir, çünkü HAGB kararında hükümlü statüsü doğmaz. Ancak polislik, hâkimlik/savcılık gibi güvenlik soruşturması gerektiren bazı görevlerde, HAGB’ye konu olayın niteliği idari makamlarca ayrıca değerlendirilerek fiilî bir engel oluşturabilir.
HAGB hangi suçlarda uygulanamaz?
Disiplin hapsi gerektiren fiillerde, bazı özel kanunların açıkça yasakladığı suçlarda (örneğin karşılıksız çek keşide etme), uzlaştırma kapsamındaki suçlarda uzlaşma denenmeden ve 7589 sayılı Kanun’la 2026’da eklenen düzenleme uyarınca işkence (TCK m.94), eziyet (TCK m.96) ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele suçlarında HAGB kararı verilemez.
Zararı tek seferde ödeyemiyorsam HAGB alabilir miyim?
Evet, alabilirsiniz. 7589 sayılı Kanun’la getirilen düzenleme uyarınca, zararın derhâl giderilemediği hâllerde sanığın denetim süresi içinde aylık taksitlerle zararı tamamen gidereceğine dair taahhütte bulunması, HAGB kararı verilebilmesi için yeterli sayılmaktadır.
HAGB, Anayasa Mahkemesi kararıyla kaldırıldı mı?
Hayır, kaldırılmadı. Anayasa Mahkemesi 10 Temmuz 2025 tarihli, E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararıyla CMK m.231’in ilgili fıkralarını iptal etmiş ve iptalin 30 Eylül 2026’da yürürlüğe girmesini öngörmüştü; ancak TBMM bu tarihten önce, 31 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanun’la kurumu Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesine uygun şekilde yeniden düzenleyerek yürürlükte tutmuştur.
Eskiden HAGB şartları kaç maddeydi, neden bugün 3-4 şart deniyor?
2010-2024 arasında yürürlükte kalan kanun metnine dayanan yerleşik Yargıtay içtihadı (örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.03.2020 tarihli, 2019/153 E., 2020/165 K. sayılı kararı), HAGB şartlarını “suça ilişkin 2, sanığa ilişkin 5” olmak üzere toplam 7 alt başlıkta sayıyordu; bunlardan biri de “sanığın HAGB’yi kabul etmediğine dair beyanının bulunmaması” idi. 2024 ve 2026 kanun değişiklikleriyle kabul şartı ve inkılap kanunları istisnası madde metninden çıkarıldığı için, güncel kanunda yalnızca 3 şart (kasıtlı suçtan mahkûm olmama, mahkemenin olumlu kanaati, zararın giderilmesi) kalmıştır; bu nedenle eski kararlardaki 5-7 maddelik test artık tarihi/karşılaştırmalı değer taşır.
Denetim süresinde suç işlersem cezamın tamamı mı infaz edilir?
Otomatik olarak tamamı infaz edilmez. CMK m.231/11 uyarınca mahkeme, yükümlülüklerini yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar bir kısmının infaz edilmemesine, hatta koşulları varsa hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Bu şekilde açıklanan veya yeniden kurulan hükme karşı itiraz yoluna gidilebilir.
Genel Olarak Değerlendirme ve Sonuç
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, ilk kez yargılanan ve cezası belirli sınırların altında kalan kişiler için geleceklerini koruyan güçlü bir hukuki imkândır. Buna karşılık beş yıllık denetim süresi, en küçük bir kasıtlı suçun dahi askıya alınmış cezayı hapse dönüştürebileceği hassas bir dönemdir. Üstelik kurumun geleceği, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ve 30 Eylül 2026 tarihli yürürlük takvimi nedeniyle belirsizlik taşımaktadır. Bu nedenle HAGB’nin somut bir dosyaya etkisi, mutlaka güncel mevzuat çerçevesinde ve uzman bir hukukçu desteğiyle değerlendirilmelidir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kurumu (Hagb) Hakkındaki Yargıtay Kararları ve Yorumları
HAGB Sonrası Verilen Düşme Hükmünün Temyiz İncelemesi CMK m.231/10 ile Sınırlıdır
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/555 E. – 2019/558 K., 24.09.2019 T.
Kararın Özeti
Görevi kötüye kullanma suçundan hakkında HAGB kararı verilen ve herhangi bir yükümlülük yüklenmeksizin beş yıl denetime tabi tutulan sanık, denetim süresini kasıtlı suç işlemeden geçirmiştir. Denetim süresi dolunca verilen düşme kararını katılan, “zararı giderilmediği hâlde HAGB verildiği” gerekçesiyle temyiz etmiştir. Ceza Genel Kurulu, düşme hükmüne yönelik temyiz incelemesinin yalnızca CMK m.231/10’daki şartlarla (denetim süresinde kasıtlı suç işlenmemesi ve yükümlülüklere uyulması) sınırlı olduğunu belirterek düşme hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
CMK m.231/10 uyarınca verilen düşme kararı, m.223/8’deki genel düşme nedenlerinden farklı, kendine özgü bir düşme kararıdır. Bu hükmün temyizinde, ceza muhakemesinin başına dönülerek sübut veya eksik araştırma denetimi yapılamaz; inceleme yalnızca m.231/10’daki şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlıdır. Mağdur/katılanın hakları ve vasıf hataları, HAGB kararına karşı m.231/12 uyarınca yapılacak itiraz aşamasında (hem maddi hem hukuki denetimle) giderilebilir.
“…temyiz incelemesinin CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrası ile sınırlı olarak yapılması…”
Değerlendirme
Bu karar, HAGB sürecindeki kanun yollarının işleyişini netleştirir: HAGB kararına karşı yol itiraz, denetim sonu düşme kararına karşı yol ise (dar kapsamlı) temyiz/istinaftır. Pratik sonuç şudur: Bir tarafın sübuta, suç vasfına veya zarara ilişkin itirazları, denetim sonu düşme hükmünün temyizinde değil, HAGB kararının itirazında ileri sürülmelidir. Mağdur/katılan, HAGB kararını öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde itiraz ederek bu haklarını kullanabilir. Kararın, sanığın aklanma hakkı ve mağdur hakları yönünden güçlü karşı oylar içerdiği de belirtilmelidir; bu görüşler, sınırlı temyizin masumiyet karinesi ve adalete erişim bakımından sakıncalı olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle konunun tartışmalı bir yönü bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/555 E. – 2019/558 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Sanık … hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasının CMK’nın 231. maddesinin onuncu ve 223. maddesinin sekizinci fıkraları uyarınca düşmesine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen 21.01.2016 tarihli ve 37-1 sayılı hükmün katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Onama” istemli 11.04.2016 tarihli ve 8 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Sanık hakkındaki hükmün bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilmiş olması nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca temyiz incelemesi, 1412 sayılı CMUK’nın, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan hükümlerine göre yapılmıştır.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 27.05.2010 tarih ve 37 sayı ile; sanığın TCK’nın 257/1, 62/1 ve 53/5. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve CMK’nın 231. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve herhangi bir yükümlülük yüklenmeksizin beş yıl süreyle denetime tabi tutulmasına karar verildiği, bu kararın itiraz edilmeksizin 08.07.2010 tarihinde kesinleştiği,
Denetim süresi sonunda dosyayı yeniden ele alan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 21.01.2016 tarih ve 37-1 sayı ile; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 08.07.2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayan beş yıllık denetim süresinin dolduğu ve sanığın bu süre içerisinde kasıtlı suç işlemediği gerekçesiyle CMK’nın 231. maddesinin onuncu ve 223. maddesinin sekizinci fıkraları uyarınca kamu davasının düşmesine karar verildiği,
Katılanın 01.03.2016 tarihli dilekçesinde; sanık tarafından gerçekleştirilen haksız işlemler nedeniyle zarara uğradığını, zararı giderilmediği hâlde sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hatalı olduğunu, bu karar nedeniyle verilen düşme hükmünün de hukuka aykırılık teşkil ettiğini belirterek hükmü temyiz ettiği,
Anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu yönüyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, CMK’nın 231. maddesine, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, CMK’nın 231. maddesinin beş ve on dördüncü fıkralarında 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin altıncı fıkrasının sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” cümlesi, 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin sekizinci fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde CMK’nın 231. maddesinin yedinci fıkrası göz önünde bulundurularak mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, 6008 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinde; bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihe kadar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olanların, bu Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren on beş gün içinde mahkemeye başvurmaları hâlinde, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının geri alınacağı ve CMK’nın 231. maddesinin yedinci fıkrasındaki kayıtla bağlı olmaksızın, başvuruda bulunan sanık hakkında yeniden hüküm kurulacağı öngörülmüştür.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade ya da suçtan önceki hâle getirme yollarıyla veya tamamen giderilmesidir. Burada kast edilen, maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Objektif şartlardan diğeri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır. Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmakla birlikte adli sicilden silinme şartları oluşmuş mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kanuni engel oluşturmayacak, ancak bu durum, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir.
Öte yandan, suça ve sanığa ilişkin koşulların varlığı hâlinde mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmekte ve bu karar doğrultusunda sanık, kararın kesinleşmesinden itibaren CMK’nın 231. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca beş yıl, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na tabi sanıklar ise aynı Kanun’un 23. maddesi uyarınca üç yıl denetim süresine tabi tutulmaktadır. Ancak, sanığın denetim süresi boyunca uyması gereken yükümlülüklerini yerine getirip getirmemesine göre farklı sonuçlar doğacaktır.
CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrası; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.”,
On birinci fıkrası ise; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.”
Şeklinde düzenlenmiş olup, bu fıkralarla; denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine karar verileceği, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise mahkemece hükmün açıklanacağı öngörülmüştür.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve şayet yükümlülük yüklenmesine karar verilmişse yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde verilen düşme kararı “Hüküm” niteliğinde olmasına karşın, CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasında gösterilen düşme sebeplerine göre değil, aynı Kanun’un 231. maddesinin onuncu fıkrasında gösterilen kendi özgü düşme sebebine dayanılarak verilen bir düşme karardır. Bununla, CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasında gösterilen düşme nedenlerine yeni bir düşme nedeni eklendiği söylenebilir (Süheyl Donay, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, Beta Yayınları, İstanbul 2009, s. 374). Mahkeme denetim süresi dolduğunda, duruşma açıp tarafları duruşmaya çağırarak (gelmeseler bile) sanığa ait güncellenmiş adli sicil kaydını istemeli, kasıtlı bir suç işlemediğini gördüğünde düşme kararı vermelidir. Kamu davasının düşmesi kararı, CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasına göre verilmiş bir karar olduğundan temyiz (veya istinaf) kanun yoluna tabidir (Mustafa Artuç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Adalet Yayınevi, 3. Baskı, Ankara, 2010, s. 416).
Öte yandan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun; CMK’nın 231. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında kalan suçlar ve bu maddedeki koşulları taşıyan failler açısından doğurduğu sonuçlar itibarıyla yargısal sürecin kısaltılmasını, istinaf veya temyiz kanun yolu başvurularında inceleme konusunun ve buna bağlı olarak bir anlamda da yargı yükünün azaltılmasını hedeflediği söylenebilir. Bu amaç doğrultusunda CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrasının da uygulanma şartları yönünden CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasında sayılan diğer düşme nedenlerinden farklı olarak gündeme gelen ve incelenme sınırları açısından da hükmün esasından daha dar kapsamda ele alınması gereken bir düzenleme olduğu kabul edilmelidir.
CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrasında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verileceği belirtilmek suretiyle düşme kararının temyiz edilmesi hâlinde yapılacak incelemenin CMK’nın 231. maddesinde öngörülen şartlarla sınırlı olarak yapılması gerektiğine işaret edilmiştir. Dolayısıyla CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrası uyarınca kurulan düşme hükmüne yönelik kanun yolu başvurusunun her durumda genel hükümlere göre incelenmesi, diğer bir ifadeyle, ceza muhakemesi sürecinin başına dönülerek eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığına ya da sübuta dair inceleme yapılmasının kanunun amacına aykırılık oluşturacağı anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde Ula Cumhuriyet savcısı olan sanık hakkında, görevi kötüye kullanma suçundan yapılan yargılama sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve herhangi bir yükümlülük belirlenmeksizin beş yıl süreyle denetim altına tutulmasına karar verildiği, bu kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, denetim süresi sonunda dosyayı yeniden ele alan İlk Derece Mahkemesince, CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrasında yazılı koşulların gerçekleştiğinden bahisle sanık hakkındaki kamu davasının düşmesine karar verildiği ve hükmün katılan tarafından temyiz edildiği dosyada;
CMK’nın 231. maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmasına karşın katılanın sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazda bulunmaması ve sanığa herhangi bir yükümlülük yüklenmeksizin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bu şekilde kesinleşmesi, kararın kesinleştiği 08.07.2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayan beş yıllık denetim süresi içinde sanığın kasıtlı bir suç işlemediğinin anlaşılması, CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrasında yer alan düşme nedenlerinin, aynı Kanun’un 223. maddesinin sekizinci fıkrasında düzenlenen düşme nedenlerine göre özel düzenleme niteliğinde olup temyiz incelemesinin sınırlarının genel hükümlere nazaran kural olarak dar yorumlanmasının gerekmesi, CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrasında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verileceğinin belirtilmesi nedeniyle temyiz mercisince düşme hükmü haricinde incelenecek bir hüküm bulunmaması,
Karşı oy gerekçesi olarak ileri sürülen hususlardan, düşme kararına yönelik temyiz incelemesinin CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrası ile sınırlı yapılmasının sanığın aklanma talebinin görmezden gelinmesi anlamını taşıyacağı iddiasının; 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin sanığın kabulüne bağlı hâle getirilmesi, aynı Kanun’un geçici 2. maddesi ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olanların, anılan Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren on beş gün içinde mahkemeye başvurmaları hâlinde, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının geri alınacağının ve sanık hakkında yeniden hüküm kurulacağının öngörülmesi ve temyiz incelemesine konu dosyada sanığın, hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itiraz yoluna başvurmaması nedenleriyle yasal bir geçerliliğinin bulunmaması ve dosya kapsamına uygun düşmemesi, karşı oyda değinilen, düşme hükmünün temyizinin esastan incelenmemesi hâlinde mağdur haklarının görmezden gelineceği ve suçun vasıflandırılmasındaki hataların giderilemeyeceği yönündeki sakıncaların ise Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa mağdur veya suçtan zarar görenin CMK’nın 231. maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca itiraz yoluna başvurması üzerine itiraz mercisi tarafından hem maddi hem de hukuki denetimi kapsayacak şekilde yapılan inceleme aşamasında giderilebilecek nitelikte olması, mağdur veya suçtan zarar görenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını sonradan öğrenmesi durumunda dahi, öğrenme tarihinden itibaren yedi günlük süre içerisinde itiraz yoluna başvurma hakkının bulunması nedeniyle herhangi bir hak kaybının doğacağından söz edilememesi ve tüm bu hususların ötesinde CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrasındaki, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verileceğine ilişkin yasal düzenleme karşısında, karşı oyda ileri sürülen hususların, anayasaya uygunluk denetimi sırasında dahi başvurulamayacak olan yasama organının takdir yetkisindeki, bir kanunun çıkarılmasındaki sebep ve âmillerin yerindeliğinin tartışılması anlamına gelmesi ve bu durumun hukuk devletinde kabulü mümkün olmayan sonuçlar doğuracak olması,
Hususları birlikte değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince verilen düşme hükmü isabetli olup katılanın temyiz itirazlarının reddi ile sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan düşme hükmünün, temyiz incelemesinin CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrası ile sınırlı olarak yapılması suretiyle, onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri … ve …; “CMK’nın 231. maddesinin onuncu fıkrasında; denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve varsa gözetim süresinde yükümlülüklerine uygun davranması durumunda, ertelenen hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi kararı verilecektir (CMK md. 231/10). Bilindiği üzere, düşme kararı, CMK’nın 223/1. maddesinde yer verilen ‘Hüküm’ niteliğinde bir karardır. Mahkemece düşme kararı verilmesiyle o ana kadar hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararıyla birlikte henüz hükme bağlanmamış durumda bulunan yani derdest olan uyuşmazlık hüküm verilerek çözümlenmiş olacaktır. Bu itibarla, bu son kararın hükümlere karşı başvurulabilecek kanun yollarına tabi olduğu da tartışmasızdır. HAGB kararı verilmesi üzerine denetim süresinin iyi hâlli geçirilmesinden sonra CMK’nın 231/10. maddesi anlamında bir düşme kararı verildiğinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilecektir (Baştürk, İhsan, Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi, Birinci Baskı, Adalet Yayınevi, 2014).
CMK’nın 231. maddesinde ‘Düşme’ kararının temyiz denetiminin şeklen ya da esasına yönelik yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Belirtelim ki, kanun koyucunun amacı HAGB ‘Düşme’ kararının şeklen incelenmesi yönünde olsaydı kanun yollarını düzenleyen CMK’nın 260-323. maddelerinde bir düzenleme yapardı. Ancak böyle bir düzenleme yapma ihtiyacı duymamıştır.
Kanun yolları, yargılama makamları tarafından verilen ve hukuka aykırı veya yanlış olduğu ileri sürülen kararların, kural olarak başka bir makam tarafından tekrar incelenmesini sağlayan yasal yollardır (Centel, Nur – Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Onikinci Baskı, Beta Yayınevi, 2015, s. 775). İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu düşünen taraf, kanun yoluna başvuracak ve kanun yolu mahkemesince kontrol edilmesini sağlayacaktır. Yani kanun yoluna gidilmesinin amacı fertlerin menfaatlerine, hukuka aykırı mahkeme kararıyla zarar verilmesinin önlenmesidir (Öztürk, Bahri – Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Onbirinci Baskı, Seçkin Yayınevi. 2007, s. 824).
HAGB ‘Düşme’ kararının temyiz merciince sadece şeklen sınırlı olarak incelenmesi demek kanun yolu merciinin fail hakkında HAGB kararı verildikten sonra sadece denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işleyip işlemediği ile yükümlülüklerine uygun davranıp davranmadığına bakması demektir.
Bu bağlamda, CMK’nın 231/10. maddesi uyarınca verilen davanın düşmesine ilişkin kararın temyiz kanun yolunda denetlenirken, sadece sınırlı inceleme yapılabileceği yönündeki kararının ilk sakıncası ‘Sanığın aklanma talebinin’ görmezden gelinmesidir. Sanığın suçsuzluk/masumiyet karinesini korumak gerekir. Beraat etmek isteyen sanık CMK’nın 231/6. maddesine göre HAGB kararı verilmesini kabul etmeyebilir. Dolayısıyla sanığın devletle anlaşma sağlayarak hakkında HAGB kararı verilmesini kabul ediyorsa sonuçlarına katlansın yönündeki iddia gerçekçi değildir. Çünkü sanığın HAGB kararını kabul edip etmediği henüz mahkûmiyet veya beraat kararı verileceğinin bilinmediği bir anda sorulmaktadır. Sanığın ise HAGB kararını daha güvenceli bulup kabul etme ihtimali her zaman vardır ve genelde de böyle olmaktadır. Belirtelim ki itiraz mercilerinin sübut ve vasıflandırma yönünden hata yapma ihtimalleri her zaman vardır. Bu nedenle düşme kararının temyiz edilmesinde beraat edip aklanmak isteyen sanığın her zaman hukuki yararı bulunmaktadır. Kaldı ki CMK’nın 223/9. madde ve fıkrasında, derhal beraat kararı verilebilecek hâllerde düşme kararı verilemeyeceği belirtilmektedir. Kanun yolu denetiminin sınırlı olması hâlinde CMK’nın bu emredici hükmünün de uygulanması mümkün olmayacaktır.
CMK’nın 231/10. maddesi uyarınca verilen ‘Düşme’ kararına yönelik temyiz kanun yolunda incelemenin sınırlı olarak yapılabileceğinin ikinci sakıncası davaya katılması aynı Kanun’un 233-243. maddelerinde düzenlenen mağdurun hakları görmezden gelinmektedir. İstisna da olsa mağdur davadan haberdar edilmemiş olabilir. Duruşmadan haberdar edilme mağdur ve şikâyetçi için kovuşturma aşamasında kullanılabilecek bir hak olarak düzenlendiği düşünüldüğünde, kanun yolu merciince düşme kararı sınırlı inceleneceği için bu husustaki hak kaybını gideremeyecektir.
Diğer bir sakınca ise suçun vasıflandırılmasında yapılan hatalar vasfa ilişkin inceleme yapılamaması nedeniyle giderilemeyeceğinden, mağdurun iddiaları göz ardı edilmek suretiyle haklarına zarar verilmekte adalete erişimi yok sayılmaktadır. Örneğin adam öldürmeye teşebbüs suçunun kasten yaralama, yağma suçunun hırsızlık suçu olarak yanlış vasıflandırılmasında temyiz kanun yolunda bu hatalar düzeltilemeyecektir.
Bu nedenlerle CMK’nın 231/10. maddesi uyarınca verilen davanın düşmesine ilişkin karara yönelik temyiz kanun yolunda sadece sınırlı inceleme yapılabileceği yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.” şeklinde,
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; “Temyiz incelemesinin dosyanın esasına ilişkin olarak yapılması gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanarak İlk Derece Mahkemesince verilen düşme hükmünün, esastan incelenmek suretiyle onanmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin usul ve kanuna uygun olan 21.01.2016 tarihli ve 37-1 sayılı düşme hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın, Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.09.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
28.06.2014 Öncesi İşlenen Suçta, Adli Sicildeki Önceki HAGB Kararı Yeni HAGB’ye Engel Değildir; Ayrıca Sanığa Kabul Edip Etmediği Sorulmalıdır
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2022/283 E. – 2023/592 K., 08.11.2023 T.
Kararın Özeti
Silahla tehdit suçundan yargılanan sanık hakkında yerel mahkeme, “daha önce verilmiş HAGB kararı bulunduğu” gerekçesiyle HAGB’ye yer olmadığına karar vermiştir. Ceza Genel Kurulu, bu gerekçeyi iki yönden hatalı bularak hükmü bozmuştur: önceki HAGB kararının ilgili kanun değişikliğinden önce kesinleşmesi nedeniyle engel oluşturmaması ve sanığa HAGB’yi kabul edip etmediğinin sorulmamış olması.
Yargıtayın Gerekçesi
CMK m.231/8’e 6545 sayılı Kanun’la (yürürlük 28.06.2014) eklenen “denetim süresi içinde kasıtlı suçtan bir daha HAGB verilemez” hükmü, sanık aleyhine sonuç doğurduğundan, bu tarihten önceki dönem bakımından geriye yürütülemez. Bu nedenle önceki HAGB kararı, yeni karar için yasal engel oluşturmaz; yalnızca sanığın suç işleme eğiliminin değerlendirilmesinde dikkate alınabilir. Ayrıca CMK m.231/6 uyarınca, sanığa HAGB’nin anlam ve sonuçları açıklanıp kabul edip etmediği sorulmadan karar verilemez.
“…hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmaması isabetsizliklerinden BOZULMASINA…”
Değerlendirme
Bu karar iki önemli ilkeyi bir arada sunar. Birincisi, HAGB’nin karma (maddi ceza hukuku) niteliği nedeniyle, sanık aleyhine getirilen “ikinci kez HAGB yasağı” geçmişe yürümez; ilgili değişikliğin yürürlüğünden önceki dönemde, önceki HAGB kararı yeni karara engel sayılmaz. İkincisi, sanığın kabulü bir usul şartıdır: Sanık HAGB’yi açıkça reddetmedikçe karar verilebilir; ancak sanığa hiç sorulmaması, başlı başına bozma sebebidir. Bu beyanın yalnızca sanık (veya açıkça yetkilendirilmiş müdafi) tarafından verilebileceği de vurgulanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/283 E. – 2023/592 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
I. HUKUKİ SÜREÇ
Silahla tehdit suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a, 62, 53/1, 51/1-3-6. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye, iki yıl süreyle denetim süresi belirlenmesine ve hak yoksunluğuna ilişkin Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.02.2013 tarihli ve 621-53 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 21.11.2018 tarih ve 34908-20145 sayı ile; “Sanığın sabıkasında görülen ilamın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olması, CMK’nın 231/8. maddesine 28.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Yasa’nın 72. maddesiyle ‘Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ cümlesi eklenmiş ise de, daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin verilen kararların kesinleşme tarihleri itibariyle engel oluşturmaması ve duruşmada olumsuz gözlem bulunmaması karşısında; sanık hakkında diğer koşullar değerlendirilmeden, ‘daha önceden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının karar verildiği’ şeklindeki kanuni olmayan gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesince 30.05.2019 tarih ve 19-914 sayı ile bozmaya direnilerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Direnme kararına konu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.07.2020 tarihli ve 85226 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 21.04.2022 tarih ve 3158-10853 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE KAPSAMI
Katılan sanık … hakkında tehdit ve hakaret suçlarından verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık … hakkında silahla tehdit suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğinin belirlenmesine ilişkin olup ayrıca söz konusu hükmün uygulanmasını kabul edip etmediğinin sanığa sorulmaması suretiyle eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık … hakkında katılan …’a yönelik silahla tehdit suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece 5237 sayılı Kanun’un 106/2-a, 62, 53/1, 51/1-3-6. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye, iki yıl süreyle denetim süresi belirlenmesine ve hak yoksunluğuna, “Sanık hakkında daha önce verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunduğu,” gerekçesi ile de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği,
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece, sanığın adli sicil kaydında yer alan ilamın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin sekizinci fıkrasına karar tarihinden sonra eklenen ‘Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ düzenlemesinin daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin verilen kararların kesinleşme tarihleri itibarıyla yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel oluşturmadığı, sanığın duruşmada olumsuz bir davranışının bulunmadığı dikkate alınmadan ve sanık hakkında diğer koşullar değerlendirilmeden, ‘daha önceden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının karar verildiği’ şeklindeki kanuni olmayan gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Yerel Mahkemece, “Dosyamız suç tarihinin, sanık hakkında daha önceden verilen HAGB kararından sonra olduğu ve sanığın tabi tutulduğu denetim süresi içinde dosyamıza konu kasıtlı suçu işlediği anlaşılmakla, hakkında daha önce verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olan sanığın yeniden aynı kurumdan yararlandırılmasına yer olmadığına,” gerekçesiyle bozma kararına direnilerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verildiği,
Yargılama aşamalarında Yerel Mahkemece sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmadığı,
Anlaşılmaktadır.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının aynı Kanun’un 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Bahse konu kurumun yargılama yasasında düzenlenmiş olması da onun bu karma niteliğini değiştirmeyecektir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27652 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1- Suça ilişkin olarak;
a) Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b) Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2- Sanığa ilişkin olarak;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
b) Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
d) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
e) Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır. Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmakla birlikte adli sicilden silinme şartları oluşmuş mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kanuni engel oluşturmayacak, ancak bu durum, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir.
5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 8. fıkrasına, objektif şartlardan biri olarak getirilen “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” hükmü uyarınca sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması gerekmektedir.
Bu aşamada denetim süresi içinde işlenen kasıtlı suçun bahse konu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce veya sonra işlenmiş olmasının önemi üzerinde durmalıdır. Yargıtayın istikrar kazanan içtihatlarında da açıklandığı gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu maddi ceza hukukuna ilişkin sonuçlar doğurduğundan karma yapıya sahip olan bir kurumdur. Bu anlamda sanık aleyhine sonuçlar doğuran bu düzenlemenin yürürlük tarihi olan 28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlar hakkında uygulanmaması gerekmektedir. Ancak ikinci kez uygulama yasağının yürürlük tarihinden önce işlenen suçlar bakımından, kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar failin suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.02.2017 tarihli ve 896-111 sayılı, 23.01.2018 tarihli ve 962-16 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi için aranan objektif şartlardan bir diğeri ise suçun işlenmesiyle mağdurun ya da kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesidir. Burada kastedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Maddi zararın bizzat sanık tarafından giderilmesi gerekmeyip sanık adına ancak onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hâle getirme suretiyle karşılanması da mümkündür. Suçun işlenmesiyle herhangi bir zararın doğmadığı ya da zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden ise bu şart aranmayacaktır.
Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun’un 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.
Öte yandan, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinin sonuna eklenen “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” cümlesine ilişkin olarak kanun koyucu bu değişikliğin gerekçesini “…Uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesiyle yargı yoluna müracaat hâlinde beraat edeceğini düşünen sanığın bu hakkı elinden alınmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itiraza tabi olup; uygulamada itiraz mercii kararları şeklen incelemektedir. Her iki durumda da sanığın suçsuzluğunu ispat amacıyla kararı temyiz incelemesine götürmesi mümkün değildir. Bu sebeple sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı olduğunu beyan etme ve dolayısıyla temyiz mahkemesinde beraat etme hakkının elinden alınmaması düşüncesiyle anılan hükmü ihdas eden madde eklenmiştir.” şeklinde açıklamıştır. Bu bağlamda, suça ve sanığa ilişkin diğer şartlar gerçekleşmiş olsa dahi sanığın kabul etmediğine dair beyanının olması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecektir.
5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendinin son cümlesinde “sanığın kabul etmemesi” ibaresine yer verildiğinden, madde metnindeki cümlenin lafzından kanun koyucunun olumsuz bir şart getirdiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasını değil uygulanmamasını şarta bağladığı, açıkça reddetmediği durumlarda sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul edip etmediği hususunda susması veya açıkça reddettiğine dair bir cevap vermemesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 tarihli ve 234-252 sayılı kararında sanığın, açıkça kabul etmeme yönünde irade beyan etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği ifade edilmiştir.
Bu kapsamda; öncelikle hazır bulunan sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun anlam ve sonuçları hakkında bilgilendirilmesi, bu husustaki iradesinin belirlenmesi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini isteyip istemediğinin sanıktan sorulması ve kabul edip etmediğine ilişkin yapılan açıklamanın duruşma tutanağına geçirilmesi, açıkça hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul etmediğine dair beyanda bulunmayan sanık hakkında, diğer şartların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi mümkündür.
Sanığın savunmasının alınması sırasında bu hususun sorulmadığı ve sonraki oturumlara sanığın katılmadığı durumlarda ise; kanunda uyarılı davetiye ile tebligat yapılmasına ilişkin açık bir hüküm ve zorunluluk bulunmadığı da gözetildiğinde, adil yargılanma hakkı kapsamında sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için, duruşmanın temel ilkelerinden olan yüz yüzelik ve doğrudanlık ilkeleri ile sözlülük kuralı gereğince, sanığın duruşmada hazır edilip hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki anlam ve sonuçları hakkında bilgilendirilerek bu husustaki beyanı alındıktan sonra karar verilmesi gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Yerel Mahkemece, sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmadığı ve “Sanık hakkında daha önce verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunduğu,” gerekçesiyle de sanık hakkında 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin uygulanmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden, maddi ceza hukukuna ilişkin doğurduğu sonuçlar itibarıyla da karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmü ortadan kaldırarak, kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca düşmesi sonucunu doğurması, bu niteliğiyle sanık ve Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturması ve 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 8. fıkrasına, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesi ile eklenen “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” şeklindeki düzenlemenin de sanık aleyhine sonuçlar doğurması hususları bir bütün olarak dikkate alındığında; sanığın adli sicil kaydında yer alan kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yasal engel oluşturmayacağı, bu kararın sadece sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden değerlendirmeye tabi tutulabileceği gözetilmeden daha önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın denetim süresi içinde sanığın bahse konu suçu işlediği gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar veren Yerel Mahkeme gerekçesinin yasal ve yeterli olmadığının kabulü gerekmektedir.
Diğer taraftan, 25.07.2010 tarihli ve 27652 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 6. fıkrasının sonuna eklenen “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” hükmü uyarınca, Yerel Mahkemece sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki anlam ve sonuçları hakkında bilgilendirilmesinden sonra sanıktan bu kurumun uygulanmasını isteyip istemediği hususu açıkça sorularak beyanlarının duruşma tutanağına geçirilmesi gerekirken, bu konudaki beyanları tespit edilmeden sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair karar verilmesi de Kanun’a aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun 22.10.2019 tarihli ve 225-616 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendinde müdafinin değil sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin düzenlenmesi ve aynı Kanun’da, duruşmalarda sanığı temsil eden sanık müdafiinin sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğine dair beyanda bulunabileceğine ilişkin bir usul kuralının yer almaması karşısında, müdafinin, sanık adına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanda bulunamayacağı ve söz konusu beyanın bizzat sanık ya da bu konuda açıkça yetkilendirilen müdafi tarafından verilebileceği hususlarının da dikkate alınması gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi ve aynı Kanun’un 231. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesine aykırı olarak sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmaması isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.05.2019 tarihli ve 19-914 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi ve aynı Kanun’un 231. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesine aykırı olarak sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmaması isabetsizliklerinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
28.06.2014 Sonrası İşlenen Suçta, Denetim Süresi İçinde Verilmiş Önceki HAGB Kararı Yeni HAGB’ye Engeldir
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/162 E. – 2023/255 K., 04.05.2023 T.
Kararın Özeti
Sanık, 25.01.2015 tarihinde silahla tehdit suçunu işlemiştir. Adli sicilinde, 28.03.2011’de kesinleşen önceki bir HAGB kararı bulunmaktadır. Yerel mahkeme, “daha önce HAGB kararı verildiği” gerekçesiyle yeni HAGB’ye yer olmadığına karar vermiştir. Ceza Genel Kurulu, yeni suç tarihinin ilgili düzenlemenin yürürlüğünden sonra olması nedeniyle önceki HAGB kararının engel oluşturduğunu kabul ederek Başsavcılık itirazını reddetmiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
CMK m.231/8’e eklenen “denetim süresi içinde kasıtlı suçtan bir daha HAGB verilemez” hükmü 28.06.2014’te yürürlüğe girmiştir. Yargılamaya konu suç (25.01.2015) bu tarihten sonra ve önceki HAGB’nin denetim süresi içinde işlendiğinden, düzenleme uygulanır. Bu nedenle adli sicildeki HAGB kararı, yeni HAGB için yasal engel oluşturur.
“…sanığın adli sicil kaydında bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının … yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yasal engel oluşturacağı kabul edilmelidir.”
Değerlendirme
Bu karar, bir önceki blokta ele alınan ilkenin karşı kutbunu oluşturur ve birlikte okunduğunda zaman bakımından uygulama ölçütünü netleştirir. Belirleyici unsur, yargılamaya konu yeni suçun işlenme tarihidir: Yeni suç 28.06.2014’ten önce işlenmişse önceki HAGB engel değildir; sonra işlenmiş ve önceki HAGB’nin denetim süresi içindeyse engeldir. Pratik sonuç tablosu şöyledir:
| Yeni Suçun Tarihi | Önceki HAGB’nin Etkisi |
|---|---|
| 28.06.2014 öncesi | Yeni HAGB’ye engel değil (yalnızca eğilim değerlendirmesi) |
| 28.06.2014 sonrası + denetim süresi içinde | Yeni HAGB’ye yasal engel |
Bu nedenle adli sicilde HAGB kararı bulunan bir sanıkta, yeni HAGB’nin mümkün olup olmadığı değerlendirilirken ilk bakılacak husus, yargılamaya konu suçun tarihidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/162 E. – 2023/255 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanık … hakkında silahla tehdit suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a, 62, 51, 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Zonguldak 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.03.2015 tarihli ve 51-119 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 13.10.2020 tarih, 16296-11519 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.
“Sanığın adli sicil kaydında yer alıp suç tarihi 27.12.2009, karar tarihi 01.03.2011 olan ve itiraz edilmeksizin 28.03.2011 tarihinde kesinleşen 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesinde 10 ay hapis, 500 TL adli para cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Zonguldak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/437 Esas, 2011/77 sayılı kararının CMK’nın 231. maddesinin 8. fıkrasına 1. cümlesinden sonra gelmek üzere 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesi ile yapılan değişiklikten önce kesinleşmesi nedeniyle tekrar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına başka bir engel de bulunmaması karşısında, yargılama sürecinde gösterdiği olumlu davranışlar nedeniyle tekrar suç işlemeyeceği konusunda Mahkemesinde olumlu kanaat oluştuğu belirtilmesine rağmen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekirken hükmün onanmasına karşıyız.” gerekçeleriyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23.01.2021 tarih ve 152322 sayı ile;
“İtiraza konu uyuşmazlık, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle CMK’nın 231/8. maddesine eklenen ‘Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ şeklindeki düzenlemenin yürürlük tarihinden önce kesinleşen hükümler için uygulama olanağının bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Sanığın adli sicil kaydında yer alıp suç tarihi 27.12.2009, karar tarihi 01.03.2011 olan ve itiraz edilmeksizin 28.03.2011 tarihinde kesinleşen 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesinde 10 ay hapis, 500 TL adli para cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Zonguldak 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/437 Esas, 2011/77 sayılı kararının,
CMK’nın 231. maddesinin 8. fıkrasına 1. cümlesinden sonra gelmek üzere 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesi ile yapılan değişiklikten önce kesinleşmesi nedeniyle tekrar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmediği gözönüne alınarak,
Sanık … hakkında, Zonguldak 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.03.2015 tarih ve 2015/51 Esas ve 2015/119 Karar sayılı ilamında yer alan ve yasal olmayan yetersiz gerekçeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin verilen kararın hukuka aykırı olduğu…” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 06.04.2021 tarih, 3366-12070 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, sanığın adli sicil kaydında bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında 25.01.2015 tarihinde işlemiş olduğu silahla tehdit suçundan TCK’nın 106/2-a maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Yerel Mahkemece, sanığın katıldığı 12.03.2015 tarihli oturumda sanığa CMK’nın 231. maddesine 22.07.2010 kabul tarihli 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile eklenen “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” düzenlemesi uyarınca; sanığın yargılandığı suçtan dolayı mahkûmiyet hükmü kurulduğu takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmünün uygulanmasını talep edip etmediğinin sorulduğu, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının uygulanmasını kabul ettiğini beyan ettiği, yargılamanın sonunda “Sanık hakkında daha önce HAGB kararı verildiğinden sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına” biçimindeki açıklamayla CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği,
Dosya içerisinde bulunan adli sicil ve arşiv kaydına göre; sanık hakkında Zonguldak 2. Asliye Ceza Mahkemesince 01.03.2011 tarih ve 437-74 sayı ile 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan verilen 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın 28.03.2011 tarihinde kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuyla ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi ile kurumun uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle CMK’nın 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralarıyla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile CMK’nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27650 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle 6. fıkranın sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de 8. fıkraya “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanun’larla CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1- Suça ilişkin olarak;
a) Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b) Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2- Sanığa ilişkin olarak;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
b) Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
d) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
e) Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıklandığı gibi; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Görüldüğü gibi, maddi ceza hukukuna ilişkin doğurduğu sonuçlar sebebiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun bu boyutu yönüyle kıyas yoluna gidilmesi mümkün değildir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.
Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK’nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir.
Diğer taraftan TCK’nın “Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde; “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.”
“Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde ise; “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.”
Şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.
B. Somut Olayda Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirme
Adli sicil kaydında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasını isteyen, dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı bulunmayan ve Mahkemece bizzat sorgusu yapılan sanık hakkında Yerel Mahkemece “Daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği” gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yargılamaya konu suç tarihinin 25.01.2015 olduğu ve CMK’nın 231. maddesinin 8. fıkrasına eklenip 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin suç tarihinde yürürlükte bulunduğu dikkate alındığında, sanığın adli sicil kaydında bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yasal engel oluşturacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.05.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
HAGB’yi Talep Eden Sanık Hakkında “Kabul Etmedi” Gerekçesiyle HAGB’ye Yer Olmadığına Karar Verilemez
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2023/2846 E. – 2023/1827 K., 10.04.2023 T. (Kanun Yararına Bozma)
Kararın Özeti
Kasten yaralama suçundan adli para cezasıyla cezalandırılan sanık hakkında mahkeme, “HAGB’ye muvafakat etmediği” gerekçesiyle CMK m.231’in uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Oysa dosyadan, sanığın 07.12.2021 tarihli oturumda “hakkında HAGB’ye karar verilmesini talep ediyorum” dediği anlaşılmaktadır. Yargıtay, kanun yararına bozma istemini kabul ederek kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Sanık HAGB’nin uygulanmasını açıkça talep ettiğine göre, mahkemenin “kabul etmedi” gerekçesi dosya içeriğiyle çelişmektedir. HAGB’yi kabul eden sanık hakkında, m.231’deki diğer objektif ve subjektif şartlar (ceza miktarı, sicil durumu, zararın giderilmesi, yeniden suç işlemeyeceği kanaati) değerlendirilerek HAGB’nin uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmalıdır; bu yapılmadan “kabul etmedi” denilerek karar verilmesi hukuka aykırıdır.
“…hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul eden sanık hakkında … diğer objektif ve subjektif şartların değerlendirilerek … bir karar verilmesi gerektiği…”
Değerlendirme
Bu karar, sanığın iradesinin tutanağa doğru geçirilmesinin önemini gösterir. HAGB’nin uygulanmaması, ancak sanığın açık ret beyanına dayanabilir; sanık aksine HAGB’yi talep etmişse, mahkeme bu iradeyi göz ardı edip “muvafakat yok” diyemez. Önemli bir uyarı: oturumlar arasında çelişkili beyanlar bulunabildiğinden, sanığın HAGB konusundaki son ve açık iradesi dosyadan net biçimde belirlenmelidir. Sanık/müdafi açısından çıkarım, HAGB talebinin duruşma tutanağına açıkça geçirilmesini sağlamak; aksi yöndeki bir kararı ise bu çelişkiye dayanarak kanun yoluna taşımaktır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/2846 E. – 2023/1827 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2022 tarihli ve 2022/92 Esas, 2022/203 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası ve aynı maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 3.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin netice cezanın türü ve miktarı itibarıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle 05.04.2022 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 10.02.2023 tarihli ve 2022/22362 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının, 14.03.2023 tarihli ve KYB-2023/21343 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 14.03.2023 tarihli ve KYB-2023/21343 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“Dosya kapsamına göre, her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına muvafakat etmediği gerekçesiyle sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de sanığın 07.12.2021 tarihli karar duruşmasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiği anlaşılmakla, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul eden sanık hakkında, 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesindeki diğer objektif ve subjektif şartların değerlendirilerek, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılamayacağı hususunun tartışılarak bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinde düzenlenen Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanabilmesi için,
a) Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezasından ibaret olması,
b) Suçun 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin ondördüncü fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,
c) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
d) Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itirazının bulunmaması,
e) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
2. Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu dava dosyasının değerlendirilmesinde; Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.12.2021 tarihli ve 2020/658 Esas, 2021/678 Karar sayılı kararı ile sanığın kasten yaralama suçundan adlî para cezası ile cezalandırılmasına ve hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, bu karara yönelik itirazın merci Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.02.2022 tarihli ve 2022/442 Değişik İş sayılı kararı ile “sanığın 2. celsede hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğini beyan etmesine rağmen hakkındaki mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakıldığı, bu nedenle sınırlı olmak üzere HAGB kararına itirazın kabulü”ne karar verilmesi üzerine Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2022 tarihli inceleme konusu kararı ile hükümlünün kabul etmediğinden bahisle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair karar verildiği belirlenmiştir.
Oysa merci kararından önce 07.12.2021 tarihli oturumda hükümlünün “hakkında HAGB’ye karar verilmesini talep ediyorum” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.
3. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini kabul eden hükümlü hakkında, diğer koşullar değerlendirilmeden, kabul etmediği gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2022 tarihli ve 2022/92 Esas, 2022/203 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
10.04.2023 tarihinde karar verildi.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.


65 Yorumlar